Mavi Dizeler

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

Bir kuş gibi uçup gitti konduğu yüreğimden
yaşama sevincim
kurudu köyümün topraklarına akan ırmak
yapayalnız kaldı beyaz sayfalar
üşüdü şiirin mısraları
savruldu göğsümde yükselen dağlar
karlar düştü eteklerine düşlerin
hayâllerimi düşürdüğüm denizler
dert ortağım nehirler
ve dûâyla ellerimi kaldırdığım gökyüzü
girmiş yetim bir çocuğun gözlerine
bakıyor mavi.

Sessizlik sinmiş caddelerine şehirlerin
kalabalıklaşmış her geçen gün cenaze namazları
acı bir kurşun sesi duyulmuş sokaklarında Silvan’ın
genç bir kız ağlamış Siverek’te gelinlik içinde
bir hediye paketi asılı kalmış dikenlitellerde
son durağı olmuş Nusaybin
solmuş güller henüz koklamadan sevgili
hüzün girmiş gözlerine Ceylanpınar’ın
üzülmüş İdil ağlamış Adilcevaz
sevdâlarını gömmüş toprağa çilekeş anneler
her biri bir ırmak olmuş yasak şarkıları yitik ülkemin
Dicle olmuş Fırat olmuş
akıyor mavi.

Ateş düşmüş eteklerine dağların
yakmış bağrını Kafkasya topraklarının
karanfil açmış buğday renkli saçlarında
gülümsemiş çocukları Cevherkale’nin
dize gelmiş düşman her kuşatmada, boyun eğmiş
feryâdlar yükselmiş Maykop’ta Nalçik’te
tanık olmuş destana karlı dağlar
misafir etmiş direniş erlerini
kucak açmış sevdâsına ülkenin
titremiş soğuktan bedenleri yiğitlerin
kirpikleri buz tutmuş bir Çeçen savaşçının
karla kaplı mavzerinde
üşüyor mavi.

Tadı bal, kaderi kan
ikisini de hep yaşamış Balkan
utanç coğrafyası olmuş insanlığın
yok olan vicdanlar
kirletilen iffetleri hamile kadınların
kıyameti yaşamış vaktinden evvel Saraybosna
zaman durmuş karşısında jenosidin
kelebekler iz sürmüş ceset kokularının
toplu mezarlar aramış Srebrenitza’da
minik bir kelebeğin kanatlarına girmiş
kır çiçekleri görmüş mezarın üzerinde, artemis
konuyor mavi.

Allâh’a adanmış hayatlar
susamışlar ölümsüzlüğe inancın gölgesinde
içmişler kana kana şehâdet şerbetini Kana’da
ölüm karanlığında uyumuş Beyrut’un geceleri
cezalandırılmış ülkem teslim olmadığı için lanetlilere
Mücâdele sûresinden âyetler inmiş yeniden
Kenan topraklarına
parçalanmış minik bedenleri beşikteki bebelerin
ölümle tanışmış daha altı günlük hayatlar
güneyinde Lübnan’ın
ve henüz on aylık bir bebek
adı Abbas Muhaqqid Haşim
hareketsiz dudaklarında emzik
emiyor mavi.

Haydutlar sarmış dört bir yanını Bağdad’ın
ölüm kusuyor her bir sokağında Felluce
boyunlarına köpek tasması takılan çocuklar
ırzlarına geçilen kadınlar
dehşeti yaşayan bir halkın acısı
kardeş ellerin kalleş hançerinin verdiği acıyla
yarış halinde sanki vahşet görüntüleri
kirletildi Basra yıkıldı Samarra
fitne tohumları ekilmiş bereketli topraklara
kesilmiş dalları kardeşlik ağacının
yüzü tanıdık bir bombanın fitiline girmiş
Necef’te bir şiî mescidinde
patlıyor mavi.

Uzak diyarlara sıçramış ateşi hüznün
kaybolmuş simalar yaşlanmış yüzler
kimsesiz kalmış umut kurak topraklarda
ağıt yakmış genç kızlar Urumçi sokaklarında
unutulmuş türküler Altay steplerinde
kölesi olmuşlar ektikleri toprakların
sahipleriyken ırgatlar
yalnızlığa terkedilmiş mescidler
yasaklanmış secdeler genç alınlara
kayıp bir coğrafyaya bayrak olmuş
dalgalanıyor mavi.

Yaşamak için çıkmışlar yollara
kaçmışlar doğdukları topraklardan
“her yer buradan iyidir” diyerek
nereye gittiklerini kendileri de bilmeden
mülteci olmuşlar yersiz yurtsuz
düşmüşler insan tacirlerinin ellerine
bindirilmişler otuz kişi birden
küçücük bir sandala
ve öylesine salıverilmişler açık denizlere
yaşlı, genç, çocuk, kadın, erkek
sarılmışlar biribirlerine devrilmemek için
bir fırtına kopmuş yağmurlar yağmış
ters dönmüş sandal, düşmüşler suya
anne, baba, amca, teyze, evlat, torun
çırpınmışlar denizin ortasında çaresizce
boğuyor mavi.

Alınmış yaşama sevinci elinden
dalından koparılan bir çiçek gibi
bitirmişler hayâllerini, öldürmüşler düşlerini
gelinlik giydirmişler daha oyun çağındayken
zevcesi yapmışlar hiç tanımadığı bir adamın
sormamışlar hiç gönlün var mı diye
merak bile etmemişler kalbini
içine gömmüş acısını
yüreğine kazımış kimselerle paylaşamadığı sırlarını
beşik sallamış akranları okula giderken
anne olmuş daha on yedisine bile girmeden
nazar boncuğu takmış bebeğinin tulumuna
seviyor mavi.

Bilinçten yoksun ama sorumluluk yüklenmiş
geçim derdine düşmüş garibim
silâhını takmış beline
ölüm korkusuyla yaşamış günün her saati
tek derdi ekmeğini kazanmakmış
rızkını temin etmekmiş
her an yetim kalabilecek olan yavrusunun
ailesini bile alamamış yanına bu hayat pahalılığında
bahçesinde bayraklar asılı bir binanın önünde
sebebini kendisi de bilmeden nöbet tutarken
kandırılmış bir gencin silâhından çıkan kurşunla
serilmiş yere bedeni nöbet tuttuğu yerde
bir polis memurunun üniformasında
kanıyor mavi.

Bin bir umut yüklenerek sırtına
gönderilmiş büyük şehre okumaya
evin okuyan çocuğuymuş o
bu yüzden en önemli kişisiymiş
“kızım, tek umudumsun” demiş fakir babası
gururla uğurlarken üniversiteye
kovulmuş kapısından eşiğine vardığı üniversitenin
hain denmiş kendisine, tehlike denmiş
düğümlenmiş hıçkırıklar boğazında
düğümlenmiş örtüsüyle birlikte
fakir babasını düşünmüş
gün yüzü görmeyen annesini
zarif parmakları havalanmış titreye titreye
başlamış çıkarmaya tek tek
örtüsüne iliştirdiği topluiğneleri
yağmur taneleri düşmüş açılan saçlarına
ıslanmış ipek saçları
hüzne boğulmuş tanıklık eden gökyüzü
ağlıyor mavi.

Zûlüm kaplamış her bir yanını yeryüzünün
çiğnenmiş ayak altında insanlık onuru
hançerlenmiş adalet, kirlenmiş haysiyetler
ordular işgale çıkmış
yasaklanmış diller, zincirlenmiş bilekler
düşman etmiş biribirlerine Adem’in çocuklarını
kavmiyetçilik belası ve egemenlik hırsı
sinmiş özgürlük sevdâsı dizelerine şiirlerin
yüreğine işlemiş bu kavga şâirin
doğunun ve batının mahzun coğrafyalarını
yitik ülkelerin topraklarını besleyen ırmaklar
sevgiliye kavuşurcasına akan nehirler
mürekkep olmuş kaleminde Sediyani’nin
yazıyor mavi.

18 Temmuz 2008

GÜLİSTAN

mavi gül

1206 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir