Bitirirken Başlamak

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Rahmân ve Râhim olan Allâh’ın adıyla.

     Yayın hayatına bugün başlayan Zer News sitesine uzun, bereketli ve hayırlı bir yayıncılık diliyorum. Allâh Tebareke we Teâlâ yâr ve yardımcıları olsun, editörlerini ve kıymetli yazarlarını mahcup etmesin.

     Bahsettiğim bu yazarların arasında, bu fâkir kardeşiniz de olacak. Dolayısıyla bu okuduğunuz, bir “selamlama yazısı” ve bu yüzden “Bismillâh” diyerek söze başladık.

     “Söz” demişken, küçümsemeyin bu kelimeyi. Sadece 3 harflidir ancak, içine tarih, sosyoloji, siyaset, edebiyat, sanat, spor ve bir de aşk, herşeyi sığdırabilirsiniz. Bütün bunlar, “söz”leriniz, söyledikleriniz, size “kimlik” olarak geri döner ve üzerinize yapışır.

     Her ne kadar günümüzde “güç” denen olguyu ancak iki yolla, “sandık veya silâh” ile – Malcolm X’in ifadesiyle “oy veya kurşun” – kazanabiliyorsanız da, “sözün gücü”ne inanan insanlar hâlâ var.

     Ben inanıyorum örneğin. Topraklarımızda her gün ölümler, katliâmlar yaşanırken, şehirlerimizin sokaklarında silâh ve bomba sesleri eksik olmazken, “cennet” vatanımız “cinnet” ortamında seçimlere hazırlanırken, silâhların gölgesinde oy sandıkları kurulacakken, ben hâlâ hâlâ, evet, ben hâlâ “söz”ün, “silâh” ve “sandık”tan daha büyük bir güce sahip olduğuna inanıyorum. Kelimelerin, kurşunlardan ve oydan daha güçlü olduğuna inanıyorum. “Sözün gücü”ne inanıyorum, inanmaya da devam edeceğim.

     “Sözün gücü”ne inananlardan biri de, bizden 2100 yıl önce yaşamış olan Romalı filozof Marcus Tillius Cicero (M. Ö. 106 – M. Ö. 46) idi. Şöyle muhteşem bir “söz” etmişti, tâ o zamanlardan:

     “Numquam desinere incipe, incipere desine numquam.”

     Bundan yıllar önce Almanya’da yazdığım Almanca bir yazıda Cicero’nun bu muhteşemötesi sözünü kullandığımda, Alman okurlarımın çok hoşuna gitmişti. Almanca’sı şu şekilde:

     “Fange nie an aufzuhören, höre nie auf anzufangen.”

     “Sözün gücü”nü “Türk’ün gücü”ne tercüme edersek, anlamı şöyle oluyor:

     “Başlamayı hiçbir zaman bırakmayın, bırakmaya hiçbir zaman başlamayın.”

     “Söz”ü neden bu kadar dolaştırıp Cicero’ya getirdiğime gelince; onun da bir sebebi var elbet.

      Benim son zamanlarda, yani şöyle birkaç aydır, kendi kendime aldığım bir karar vardı: Makale ve köşe yazarlığını bırakmak, artık yazı yazmamak. Bunun yerine bütün zamanımı, enerjimi, kitap yazmaya harcamak, kalıcı eserler ortaya koymaya çalışmak.

     Gündemin ve – bolca da polemik, dolayısıyla “günâh” barındıran – güncel konulara ilişkin yazılar yazarak Allâh’ın bize bağışladığı en büyük nimetlerden biri olan “zaman”ı beyhude harcamak yerine, “ömrümüzü” daha faydalı ve bereketli geçirmek için, insanlara ve halkımıza faydalı, kalıcı, “biz öldükten sonra da yaşayacak” eserler kaleme almaya çalışmak. Yani; “köşe yazarlığı” işini bırakıp sadece “kitap yazarlığı” işini devam ettirmek.

     İlgi alanlarım “İslamî ilimler” ve “Kürdistan tarihi” olduğu için, meselâ 2 ciltlik ve 748 sayfalık “Bütün Yönleriyle Şeyh Said Kıyamı” adlı kitabım gibi, Şeyh Ubeydullah Nehrî Kıyamı’nı da, Mella Mustafa Barzanî ve Pêşava Qazî Muhammed’i de, hatta Hz. Muhammed (saw)’in yakın arkadaşları olan Kürt sahabeleri ve daha da geriye giderek, Kürdistanlı peygamberleri araştırarak kitap olarak kaleme almak. “İslamî ilimler” alanında da, bu kavramdan yalnızca “kadının saçı ve erkeğin sakalı”nı anlayan yobaz ulemânın ne yazık ki ihmal ettiği ekoloji konusunda, yazmaya niyetlendiğim “Kur’ân ve Sünnet Işığında İslam’da Ekoloji ve Çevre Bilinci” adlı kitabımı yazıp bitirmek.

     Gündemin peşinden koşup habire yazılar kaleme almak, önümde duran bu kadar önemli işi bana ya hiç yaptırtmıyor, ya da ağırdan aldırtıyordu.

     Yazı yazmayı artık bırakmaya karar vermişken, okurlarım Twitter ve Facebook’ta bana çok güzel bir akıl verdiler. Yazılarımın, makalelerimin, kitaplarımın, şiirlerimin, gezi yazılarımın, velhâsıl bana ait tüm çalışmaların dağınık bir şekilde, her biri başka bir yerde ve başka yayın organlarında olduğunu hatırlatan okurlarım, bunca çalışmaya “yazık” olacağını, hepsini bir “havuz”da toplamam gerektiğini söyleyerek, “Neden kişisel web sitenizi kurmuyorsunuz? Birçok yazar böyle yapıyor” diye akıl verdiler. Ben de aslında bunu herkesten daha çok arzuladığımı, ancak teknik işlerden anlamadığımı söyledim.

     Allâh’ın sevgili kuluymuşum demek ki: Onlarca okurla ve kardeşlerimle yaptığım bütün bu sohbetlerden, içimde taşıdığım niyetten, arzumdan, bütün bunlardan hiç haberi olmayan ve esasında kim olduğunu da bilmediğim, Facebook’taki 5000 “arkadaş”ımdan biri ve daha önce “özel”den hiç sohbet etmişliğimiz yok (ama çok sıkı bir okurum olduğu açık, yazılarımı ve çalışmalarımı nerdeyse benden daha iyi biliyor), “Ege’nin incisi” İzmir’de yaşayan Kürdistanlı (ve tabi tıpkı benim gibi “ilkel Kürt millîyetçisi”; Kürdistan deyince ve Mesud Barzanî deyince kalbi küt küt atıyor) bir “bilgisayar mühendisi”, bana şöyle bir mesaj çekmez mi: “Hocam selamun aleykum. Ben… bilgisayar mühendisiyim. Sizin çalışmalarınıza, yaptıklarınıza bakınca üzülüyorum sizin için. Bütün bunların bir gün kaybolmasından korkuyorum. Eğer arzu ederseniz, size bir web sitesi açalım hocam. Tüm çalışmalarınız orada toplansın. Bunu ben sizin için seve seve yaparım. Siz sadece Almanya’da bir domain alın, sonra şifrelerini bana gönderin. Bilgisayar mühendisiyim, siteyi ben hazırlayacağım.”

     Hayatımda yaşadığım en ilginç hadiselerden biri oldu bu. Hani kalbinizde bir dilek taşırsınız ve bunun gerçekleşmesi için Allâh’a dûâ edersiniz, Allâh da dûânızı hemen kabul eder ve size bir melek gönderir. İnanın, aynen oldu bu. Kendi web sitemin olmasını kalbimde tasavvur edip Allâh’tan böyle bir şeyi dilerken, hiç tanımadığım, kim olduğunu bilmediğim, daha önce sanalda dahi olsa aramızda herhangi bir konuşma yaşanmamış bir insandan aldığım böyle bir mesaj… Üstelik, yapımı çok pahalı olan böyle bir çalışmayı, ısrarıma rağmen, tek kuruş ücret almadan yapıyor. Allâh-û Teâlâ kendisinden gani gani razı olsun. Allâh’ın (inşallâh) sevgili kuluymuşum demek ki.

     Sitemiz www.sediyani.com yayına başladı çok şükür; içini doldurmakla meşgulüz. Her gün yeni şeyler yüklüyoruz; “Haberler”, “Makaleler”, “Seyahatname”, “İktibas Yazılar”, “Şiirler”, “Videolar”, “Kitaplar”, “Konferanslar” vs… Bunlar sadece bu fâkir kardeşinize ait şeyler ve bundan sonra bizi araştırmak isteyen, “arama motorları”nda boşuna vakit harcamıyacak. Bize ait herşey, www.sediyani.com sitesinde olacak çünkü.

     Niyetimi uygulayacaktım: Kendi web sitemi kurup bugüne kadarki (yazarlığa ve gazeteciliğe başladığım 1992 yılından bugüne kadarki) tüm çalışmalarımı bu “havuz”da topladıktan sonra, artık “yazı – çizi” işlerinden elimi çekecek, kendimi sadece “kitap yazmaya” verecektim.

     Dolayısıyla, “Başlamayı hiçbir zaman bırakmayın ve bırakmaya hiçbir zaman başlamayın” diyen Cicero abimize “Kusura bakma Cicero abê, bırakmak istiyorum yazı yazmayı” dedim, demeye niyetlendim, diyecek gibi oldum, tam diyecektim ki, Zer News doğdu.

     Bana yazarlık teklif ettiklerinde, hemen kabul ettim.

     Yazmayı tamamen bırakmaya karar verdiğim bir demde, bana yazmayı teklif eden Zer News’in teklifini niçin hemen kabul ettim, merak etmişsinizdir. Doğrusu; teklif ederken, siteyi anlattıkça anlatıyorlardı. Belli ki, kabul etmem için yapıyorlardı bunu ama, ben neler anlattıklarını hiç dinlemiyordum bile. Siteyi kuran kardeşlerimizin o uzun anlatımları içinde, iki tane isim zikredilmişti, iki tane kelime çıkmıştı ağızlarından. O iki kelimeyi işitince, neler anlattıklarını hiç dinlemeden hemen kabul ettim. Hem de seve seve, isteyerek.

     O iki kelimeden biri “Barzanî”, biri de “Beşikçi” idi.

     İster “duygusal” deyin ister başka türlü dalga geçin ama, anlattıklarının içinde Mesud Barzanî ve İsmail Beşikçi isimleri geçince, neler anlattıklarını hiç dinlemeden hemen kabul ettim.

     Böylece Cicero abimizin de nasihatini dinlemiş olduk:

     “Başlamayı hiçbir zaman bırakmayın, bırakmaya hiçbir zaman başlamayın.”

sediyani@gmail.com

     ZERNEWS

     12 EYLÜL 2015

 

849 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir