Kürt Milliyetçiliğini Türk, Fars ve Arap Milliyetçilikleriyle Bir Tutmak Adil midir?

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Milliyetçilik akımı ve insanda yol açtığı fikrî hastalık ve vicdanî bozukluk ile ilgili bugüne dek pekçok değerli yorum ve analiz yapılmıştır ancak öyle sanıyorum ki bunu en güzel ve çarpıcı biçimde Bosna’nın millî lideri Aliya İzzetbegoviç (1925 – 2003) ortaya koymuştur.

     Erdemli insan Aliya İzzetbegoviç, Bosna – Hersek’te yayın yapan “Dnevni Avaz” (= Günlük Sedâ) gazetesine 8 Nisan 1999 günü verdiği mülâkatta, “millîlik” ile “millîyetçilik” arasındaki kesin ayrımı şöyle çiziyordu:

     “Bilgisiz kimselerin zihinlerinde kargaşa yaratmak için başvurulacak ilk ve en etkili yol, millî olanla millîyetçi olan arasındaki farkı gözden kaçırmaktır. Aslında bu fark, bazen sevgi ve nefret arasındaki fark kadar büyük olabilir. Millî duyguları olan bir insan, kendi halkını sever, onların kusurlarını da erdemlerini de kendi üstünde taşır, o halka aittir. Bir millîyetçi ise kendi halkını sevmekten çok başkalarından nefret eder, daha da önemlisi, uygulamada, başkalarının mülkü olan şeyi ister. Başkalarına ait farklılıkları boğar, hoşgörüsüzdür; fiziksel baskı uygular. Kendisine ait olanı savunmaz, kendisine ait olmayanı da ister. Millîyetçiliğin özünde Allâh’a imân yoktur. Dünyanın bütün büyük dînleri şu basit hakikati öğretmeye çalışır (ve bütün hakikatler basittir): Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma. Ya da öyle hareket et ki, davranışların herkes için geçerli olsun; ne sana göre değişsin ne de başkalarına göre.”

     İzzetbegoviç’in bu analizi ders niteliğindedir. Zirâ bir kavmin diğer kavimlerden nefret etmesi, başka bir kavme karşı üstünlük taslaması, ona ve topraklarına karşı tahakküme girişmesi, maddî ve manevî varlığını gaspetmesi, zûlmetmesi, işgal, asimilasyon, bütün bunlar “bâtıl” iken, zikredilen bu zûlüm ve haksızlıklıklara uğramış olan bir kavmin bunlara direnmesi, gaspedilen haklarına kavuşması için mücadele etmesi, diğer kavimlerle eşit duruma gelme çabası gütmesi, bir insanın kendi kavmini sevmesi, bütün bunlar da “hak”tır.

     Birincisi hem ilahî öğretilere hem de insanî değerlere terstir. Çünkü ister istemez “ırkçılık” ve “faşizm”e götüren yol olduğu için, tüm büyük dînlerde ve kutsal kitaplarda lânetlenmiş, yasaklanmıştır. Ancak ikincisi tam aksine, tüm büyük dînlerde ve kutsal kitaplarda emredilmiş, bunun öncülüğünü de bizzat peygamberler (asm) yapmıştır. Ayrıca evrensel insanî değerlerin ve insanlık ailesinin ortak vicdanının da kabul ettiği bir durumdur.

     Türkiye’de özellikle iki kesim (İslamcılar ve Solcular), “Biz Türk millîyetçiliğine de Kürt millîyetçiliğine de karşıyız” sözünü tekrarlamayı pek severler. Bu sözü bir mârifetmiş gibi söylerler. “Ümmetçilik / enternasyonalizm” gibi maskeler takınan İslamcılar ve Solcular, Kürt millîyetçiliğini de tıpkı Türk, Fars ve Arap millîyetçilikleri gibi “ırkçılık” kategorisine alırlar.

     Peki hakikat böyle mi? Bu bakış açısı adil mi? Dahası, samimî mi?

     Kesinlikle değil. Türk millîyetçiliği, Fars millîyetçiliği ve Arap millîyetçiliği, açıktır ki, ırkçılık ve faşizmdir. Çünkü Aliya’nın da işaret ettiği gibi, “kendi halkını sevmekten çok başkalarından nefret eder, başkalarının mülkü olan şeyi ister. Kendisine ait olanı savunmaz, kendisine ait olmayanı da ister.”

     Örneğin Türk millîyetçisi iseniz, TC’nin Kuzey Kürdistan ve Batı Lazistan’daki tahakkümünü, Türkçe resmî dil iken Kürtçe ve Lazca anadilde eğitim hakkının dahi olmayışını, bu coğrafyada sırf Türkçe değil diye 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin yer isminin zorla, masabaşında değiştirilip onlara uyduruk Türkçe isimler verilmiş olmasını, milyonlarca Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Ermenî, Gürcü çocuklarına yıllarca okullarda “Ne mutlu Türküm diyene”, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” dedirtilmesini savunmak zorundasınız. Bütün bu zûlümleri savunmazsanız ve bir de karşı çıkarsanız, zaten Türk millîyetçisi olamazsınız. Türk milîyetçisi olmak demek, otomatikmen faşist olmak demektir.

     Aynı şekilde, Fars millîyetçisi iseniz, İran’ın Doğu Kürdistan, Güney Azerbaycan ve Batı Belucistan’daki, Arap millîyetçisi iseniz gerici Arap devletlerinin işgal ve katliamlarını, Baas ideolojisini, bütün bunları desteklemek zorundasınız. Bunları savunmaz ve bir de karşı çıkarsanız, zaten ne Fars millîyetçisi olabilirsiniz ne de Arap millîyetçisi. İkisi de faşizmdir, tıpkı Türk millîyetçiliği gibi.

     İmdi, bir elinizi vicdanınıza, bir elinizi de imân ettiğinizi söylediğiniz kutsal kitabın üzerine koyarak cevap veriniz: Aynı şey, Kürt millîyetçiliği için de söylenebilir mi?

     Kürt millîyetçiliğinin, başkalarına ait bir toprak parçasını işgal etme amacı var mıdır?

     Utanmadan “ırkçılık” olarak nitelediğiniz Kürt millîyetçiliğinin, Türkler’in, Farslar’ın ve Araplar’ın anadillerini yasaklama, onlara zorla Kürtçe öğretme gibi bir hedefi var mıdır?

     Hiçbir edep ve hâyâ duygusu taşımadan Türk, Fars ve Arap millîyetçilikleri ile aynı kefeye koyduğunuz Kürt millîyetçiliğinin, Türk, Fars ve Arap köylerinin ve şehirlerinin isimlerini zorla değiştirip onlara Kürtçe isimler verme gibi bir gayesi var mıdır?

     Tamamen başkalarına ait toprak parçasını elinde tutma, başkalarına ait dilleri yasaklayıp halkını asimile etme ve böylece boyunduruğu altına alma gibi ırkçı ve faşist temeller üzerine kurulu Türk, Fars ve Arap millîyetçiliğini, bu şovenist ülkülerden bir tanesine bile sahip olmayan, sadece ve sadece kendi gaspedilmiş olan haklarını geri almak ve etrafındaki diğer halklarla “eşit kardeşler olmak” mücadelesi veren, bu insanî, fıtrî ve hatta ilahî gayeden başka hiçbir gayesi olmayan Kürt millîyetçiliği ile aynı kefeye koymak, nasıl bir akıl, nasıl bir vicdan ve nasıl bir adalet anlayışıdır?

     Kürtler’in verdiği haklı mücadele ve utanmadan “ırkçılık” olarak nitelediğiniz Kürt millîyetçiliği, tamamen Kürt halkının kendi topraklarında kendi kendini yönetmesi, Kürdistan’ın hür ve müstakil bir vatan olarak dünya haritasında hak ettiği yerini alması ülküsü üzerine yeşeren bir hareket değil midir?

     Kürt millîyetçiliği, Türk’e, Fars’a ve Arap’a ait bir hakkı onlardan almak istemiyor, onların dilini, kültürünü asimile etmek istemiyor. Başkaları üzerinde hiçbir tahakkümcü gayesi yok! Kürt millîyetçiliğinin (en ılımlısından en radikaline) bütün söylemleri, gayesi, kendi toprağına, kendi halkına ve kendi diline aittir. Sadece gaspedilmiş olan kendi hukukunu ve haklarını geri kazanmak istiyor.

     Türk, Fars ve Arap millîyetçiliklerinin ülküsü, diğer halklara “efendi” olmak. Kürt millîyetçiliğinin ülküsü ise, diğer halklarla “eşit” olmak.

     Kürt millîyetçiliğinin bu ülküsü, hangi dîne, hangi kutsal kitaba, hangi insanî değerlere ve hangi demokratik anlayışa aykırıdır?

     Böyle olduğu halde, hiç utanmadan ve sanki çok büyük bir mârifetmiş gibi “Biz Türk millîyetçiliğine de Kürt millîyetçiliğine de karşıyız” diyen İslamcılar’da ve Solcular’da hiç mi biraz edep ve hâyâ duygusu yoktur?

     Bu nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir ideolojik körlüktür?

sediyani@gmail.com

     TARAF GAZETESİ

     12 TEMMUZ 2015

somurge-001.jpg

 

2656 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir