Azadî Liderleri Cibranlı Halid Bey ve Yusuf Ziya Bey

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

cibranli-halit-yusuf-ziya-001.jpg

     KÜRDİSTAN İSTİKLÂL CEMİYETİ (AZADÎ)

     “Kürdistan İstiklâl Cemiyeti”nin adı Arapça’da “Kürdistan Bağımsızlık Cemiyeti” anlamına gelmektedir. Bir adı da “Rêxıstına Azadî” (Kürtçe’de “Özgürlük Cemiyeti”) olan bu cemiyet, kısaca “Azadî” ismiyle tanınıp benimsenmiş, kendisi de bu ismi kullanmıştır.

     Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kapatılması üzerine, 1921 yılında Erzurum’da kurulmuştur. [1]

     Bu tarihte Erzurum’da kurulan Azadî cemiyetine kadar Kürdistan merkezli bir cemiyet kurulmamıştır. Daha çok İstanbul merkezli cemiyetlerin Kürdistan şubeleri söz konusudur. Kürt aydın tabakasının genelde başkent İstanbul’da toplanmasının bunda payı belirleyicidir. “Kürdistan İstiklâl Cemiyeti” ya da diğer adıyla “Rêxıstına Azadî” veya kısaca “Azadî”, Kürdistan merkezli kurulan ilk Kürt cemiyetidir. [2]

     Cemiyetin kurulduğu yer, Erzurum’da 8. Kolordu’nun meskun bulunduğu mıntıkaydı. Cemiyetin çekirdeğini II. Abdulhamîd dönemindeki Hamidiye Alayları subayları ile Osmanlı ordusundaki Kürt subaylar oluşturuyordu. [3]

     Azadî’nin liderleri, kısaca “Cibranlı Halîd” olarak anılan Cibran aşireti ağalarından Halîd Bey ile Bitlis beylerinden Yusuf Ziya Bey idi. Cemiyetin sekreteri ise Tayyib Ali idi. Cibranlı Halîd Bey, II. Abdulhamîd’in Hamidiye Ordusu için kurduğu aşiret mekteplerine devam etmişti. Bu yüzden aşiret liderlerinin çoğunda büyük saygı görüyordu. Düzenli orduda albaydı. Gördüğü eğitimden dolayı diğer Kürt liderlerinden daha aydın ve yurtseverdi. Ayrıca Cibranlı Halîd Bey, Şeyh Said Efendi’nin kayınbiraderiydi. Yusuf Ziya Bey ise Bitlis’te büyük nüfûzu olan biriydi. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte TBMM’ye “Bitlis milletvekili” seçilmişti. Böylece bolca seyahât edebiliyor ve şüphe uyandırmadan pek çok kişiyle temas kurabiliyordu. Cibranlı Halîd Bey, Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanı Seyyîd Abdulkadîr ve Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey’le birlikte, Kürt mes’elesini Milletler Cemiyeti (= Birleşmiş Milletler)’ne götürmek istiyordu. [4]

     Cemiyetin 23 şubesi vardır: Diyarbekir, Siirt (9 şube), İstanbul, Dersim, Bitlis (2 şube), Kars, Hınıs, Muş, Erzincan, Malazgirt ve Van (Beytüşşebap dahil 7 şube). [5]

     Azadî şubeleri ve şubedeki isimler şöyle:

     Kalikala (Erzurum): Miralay Cibranlı Halîd Bey (cemiyetin kurucularından; cemiyet başkanı; müstahkem mevkiî garnizon komutanı), Arif Bey (Hınıs kaymakamı), Küçük Kâzım Bey (kaymakam), Miralay Küçük Rauf Bey, Hacı Dursun Bey, Abdullâh Bey ve Aslan Bey (son ikisi kardeş).

     İstanbul: Seyyîd Abdulkadîr (Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin oğlu; dönemin en büyük İslam âlimlerinden), Abdurrahîm Bey (avukat).

     Qerıs (Kars): Yüzbaşı Tevfik Bey.

     Bazîd (Doğubeyazıt):  Şeyh İbrahim.

     Mıj – Mılazgîr (Muş – Malazgirt): Hayderanlı Kör Hüseyin Paşa (şube başkanı).

     Gûmgûm (Varto):  Miralay Hasenanlı Halîd Bey (şube başkanı).

     Xînûs (Hınıs): Rüşdî Efendi (şube başkanı), Yüzbaşı Reşit Bey.

     Zûlqarneyn (Bitlis): Yusuf Ziya Bey (cemiyetin kurucularından; milletvekili), Binbaşı Hacı Hasan Bey, Şırnaklı Abdurrahman Ağa.

     Tuşba (Van): Molla Abdulmecîd Efendi (Bediuzzeman Said-i Nursî’nin kardeşi), Sadun Bey (Karahisar Hasaran aşireti reisi), Binbaşı Arif Bey ve Ali Bey (Şemski aşireti; son ikisi kardeş).

     Sêhrd (Siirt): Yüzbaşı İhsan Nurî (Bitlisli; Cibran aşiretinden), Hacı Abdullâh Efendi, Derviş Bey (gümrük müfettişi), Rezzak Bey (kaymakam), Veis Bey (emekli miralay).

     Şehr-i Nûh (Şırnak): Süleyman Ağa (Hacı Bayram aşireti; şube başkanı).

     Cezire Botan (Cizre): Hacı Dursun Efendi, Abdulvahhab Efendi, Abdulmuttalib Efendi (Silopi nahiye müdürü).

     Diyarbekir (Diyarbakır): Ekrem Cemilpaşa (Diyarbekirli Cemil Paşa’nın oğlu; şube başkanı), Dr. Fuat Bey, Abdulğani Bey, Dersimli Dr. Nazım Bey, Binbaşı Mustafa Bey, Adnan Bey (kaymakam).

     Mêrdîn (Mardin): Hacı Kadir Efendi, Kadir Bey (Dersim kaymakamı; 6. Alay subayı).

     Erzîngan – Mezire – Dersim (Erzincan – Elâzığ – Tunceli):  Kangozâde Ali Haydar (şube başkanı).

     Zûlqarneyn (Bitlis) çevresi: Hacı Musa Bey (Erzurum Kongresi üyesi; Haytî aşireti reisi), Cemilê Çeto, Şeyh Selahaddîn, Mustafa Ağa ve oğulları (Ğarzan aşireti).

     Tuşba (Van) çevresi: Karavilli Lezgin Ağa (Ertuşî aşireti) ve kardeşi Ebûbekir Ağa, İsmail Ağa (Gevdan aşireti) Umer Ağa (Merusî aşireti), İsmail Ağa (Simko Şikak aşireti), Şeyh Abdurrahmân Efendi (Bervasî aşireti), Şahin Ağa, Yahyâ Ağa (Jirkî aşireti), Yakub Ağa (Eruh aşireti).

     Şehr-i Nûh (Şırnak) çevresi: Alikan Ağa, Abdurrahmân Ağa (Hacı Bayram aşireti), Süleyman Ağa, Umer Timur Ağa (Batman aşireti), Arif Ağa, Şeyh Tahir (Batman aşireti).

     Mêrdîn (Mardin) çevresi:  Remo Ağa (Zengerdli), İbrahim Paşa (Milan aşiret reisi), Eyüp Bey (Milan aşireti), İsa Ağa, İbrahim Ağa (lakabı Dekuşî Ağa)[6]

     Bazı kaynaklarda Azadî cemiyetinin, yaptığı toplantı sonrası Şeyh Said’i cemiyetin başına getirdiği söyleniyorsa da, bu konuda derli toplu bir toplantı ve karar tesbit edilememiştir. Cibranlı Halîd Bey ve Yusuf Ziya Bey’in henüz Şeyh Said Efendi’nin kıyâmı başlamadan birkaç ay evvel tutuklanmaları, kıyâm ile organik bağları olduğu iddiâsını zayıflatmaktadır. Tüm kaynaklar, bölgede karların eridiği Nisan – Mayıs aylarında bir başkaldırı hareketi düşünüldüğünü, ancak derli toplu bir planlama olmadığını belirtmektedir. [7]

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allâh’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     PASİNLER DEPREMİ VE “ARTÇI DEPREM” GİBİ TUTUKLAMALAR (13 EYLÜL 1924)

     13 Eylül 1924 tarihinde, Şeyh Said’in yaşadığı bölgede, Kalikala (Erzurum) ili Pasinan (Pasinler) ilçesinde 6, 8 büyüklüğünde bir deprem olur. Akşama doğru saat 16:34’te meydana gelen bu depremde 60 kişi enkaz altında kalarak hayatını kaybeder. [8]

     Henüz 11 aylık olan yeni Cumhuriyet’in reis-i cumhuru M. Kamal Atatürk, deprem vesilesiyle Pasinler’e gelir. Ankara’ya dönerken de, Erzurum valisi ve emniyet birimine, Şeyh Said’in kayınbiraderi Cibranlı Halîd Bey ile Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey’in tutuklanmasını emreder. [9]

     Çok ilginç bir hadisedir bu: TC’nin cumhurbaşkanı, deprem felâketi için geldiği Pasinler’de, TBMM milletvekillerinin tutuklanmasını emrediyor.

     Her ikisi de “Azadî” cemiyetinin kurucuları olan Cibranli Halîd Bey ile Yusuf Ziya Bey hakkında Atatürk’ün tutuklama emri vermesinin sebebi, “Bölücülük; bağımsız Kürdistan devleti kurmaya çalışmak”.

     Atatürk’ün tutuklama emrinden haberdar olunca, ikisi de firar eder. Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, bir ay kadar sonra, 10 Ekim 1924’te yakalanır. Ondan bir buçuk ay sonra da, 20 Aralık 1924 gecesi Şeyh Said’in kayınbiraderi Cibranlı Halîd Bey gözaltına alınır. Cibranlı Halîd aynı gece Erzurum’dan Bitlis Cezaevi’ne götürülür. [10]

     Cibranlı Halid Bey’in başına bu felâketlerin geleceğini, eniştesi Şeyh Said Efendi aslında önceden sezmiş, kendisini uyarmıştı. Fakat Halid Bey, Şeyh Said’in bu uyarılarını pek ciddîye almamış, Şeyh’in mevzûyu fazla büyüttüğünü düşünüyordu. Devletin gelip kendisini yakalayıp hapse atacağına ihtimal vermiyordu.

     Halid Bey o kadar rahat hareket ediyordu ki, – sanki devletin gelip kendisini tutuklamasını bekler gibi – Erzurum’daki evinde oturuyor, sıradan bir vatandaşmış gibi günlük yaşamına devam ediyordu. Erzurum’dan ve evinden ayrılmadığı gibi, ayrıca Azadî Cemiyeti’nin ve düşünülen kıyâmın örgütlenme ve organizasyonunda da çok ağır hareket ediyordu. Azadî’de kendisinden sonra gelen ikinci bir askerî sorumluyu bile tespit edip görevlendirmiyordu. Kısacası kimseye bir görev ve sorumluluk vermediği gibi, kendisi de görev ve sorumluluklarını yapmada ağır davranıyordu. Halk ne yapacağını bilemez duruma düşmüştü. Şeyh Said Efendi ise kaynı Cibranlı Halid Bey’in bu hantal davranışlarını seyredip hüzünleniyor, daha bir canlı olması ve canla başla çalışması için kendisine nasihat ediyordu. [11]

     Şeyh Said tâ 1924 yazından beri Cibranlı Halid’in evinin yakınlarında dolaşan, kendisini uzaktan takip eden ajanların varlığını farkediyor, Cibranlı Halid Bey’i uyarıyor, Erzurum’dan çıkmasını öğütlüyordu. Halid Bey ise, “Efendi, birşey olmaz, fazla büyütüyorsun” diyor, bu uyarıları ciddiye almıyordu. [12]

     Ancak Atatürk’ün tutuklama emrinden haberdar olunca, o zaman işin ciddiyetini kavrıyor ve firar ediyor. İki buçuk ay sonra da yakalanıyor ve 20 Aralık’ı 21 Aralık’a bağlayan gece Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey ile birlikte cezaevine götürülüyor. [13]

     Azadî’nin lideri Cibranlı Halid Bey’in daha kıyam başlamadan tutuklanması, kıyamın askerî kanat liderinden yoksun bir şekilde başlamasına neden olacaktı.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allâh’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     CİBRANLI HALÎD BEY VE YUSUF ZİYA BEY İDAM EDİLİYORLAR (14 NİSAN 1925)

     “Azadî” cemiyetinin kurucularından olan, Aralık 1924’te M. Kamal Atatürk’ün emriyle tutuklanan ve beş aydır hapishanede tutuklu bulunan, Şeyh Said’in kayınbiraderi Cibranlı Halîd Bey ile Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, 14 Nisan 1925 günü Zûlqarneyn (Bitlis)’de kurşuna dizilerek şehîd edilirler. [14]

     Cibranlı Halid Bey ile Yusuf Ziya Bey hakkında daha önce de detaylı bir şekilde bahsetmiştik ancak yaşam öyküleri ve uğradıkları zûlüm ve haksızlık gerçek anlamda bir “ibret vesikası” olduğu için, yeniden hatırlamakta fayda var:

     Cibranlı Halid Bey, Şeyh Said’in kayınbiraderiydi. Şeyh Said, eşi Emine Hânım vefât ettikten sonra, Cibranlı Halid Bey’nin kızkardeşi Fatma Hanım ile evlenmiş, bu evliliğinden Ahmed isminde bir oğlu olmuştu. [15] (NOT: Burada bahsettiğimiz Ahmed ismindeki bebek, 15 Ocak 2015 günü 93 yaşında vefât eden Şeyh Ahmed Fırat’tır. Üç ay önce kaybettiğimiz Şeyh Ahmed Fırat, Şeyh Said’in yaşayan tek çocuğuydu.)

     1882 yılında Muş’un Gûmgûm (Varto) ilçesinde, Cibran aşireti reisi Mahmud Bey’in oğlu olarak dünyaya gelen Cibranlı Halîd Bey, Osmanlı Harbiyesi’nce, Ruslar tarafından desteklenen Ermenî isyancıları defetmek ve bu maksatla orduya Kürt aşiretlerinin desteğini örgütlemek üzere eğitilmiş bir subaydı, aslında. [16]

     İstanbul Kabataş’taki Aşiret Mektebi’ni bitirdikten sonra Yıldız Harb Okulu’na alınan tek Kürt öğrenciydi. Harbiye’den mezun olduktan sonra “yüzbaşı” rütbesiyle ve “yâver” ünvânıyla orduya katılır. Filistin’de göreve başlar ama 1. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine Varto’ya gelir. “Cibran Alayı” olarak adlandırılan aşiret mensuplarından oluşan üç hafif süvarî alayından biri O’nun emrinde işgalci Rus ordusuna karşı savaşa girer. Osmanlı İslam topraklarının yabancı işgalinden kurtulması için Rus işgalcilere karşı bütün aşiretiyle birlikte kahramanca cihad eder. Savaşta gösterdiği kahramanlık dolayısıyla “miralaylık” rütbesine terfi eder. [17]

     1882 Bitlis doğumlu ve Koçzâde Hacı Ömer Suat Ağa’nın oğlu olan Yusuf Ziya Bey ise, Bitlis Sultaniye Mektebi’nden mezun olduktan sonra ticarete başlamış, bir süre Maarif Müdürlüğü’nde “başkâtiplik” yaptıktan sonra siyasete girmişti. [18]

     Büyük Millet Meclisi için yapılan seçimi kazanıp 16 Ağustos 1920 tarihinde “Bitlis milletvekili” olarak meclise girer. Aynı yıl 25 Kasım’da Kastamonu İstiklâl Mahkemesi üyeliğine seçilir. Müdafaa-i Hukuk Grupları’nın kurulmasından sonra 2. Grup’ta yer alır. Saltanatın kaldırılmasına karşı çıkan fikirlerini meclis kürsüsünde savunur. Lozan Antlaşması ile ilgili olarak Musul eyaletinin terk edilmesine şiddetli bir şekilde karşı çıkan konuşmalar yapar. [19]

     Kitabın daha önceki bölümlerinde de belirttiğimiz üzere, Cibranlı Halîd Bey ve Yusuf Ziya Bey’i tabloya farklı bakmaya sevk eden etmen, savaşın kaybedilmesinin ardından devletin “Ümmet” (Anasır-ı İslam) çizgisinden “Ulus” (Türk Ulusu) çizgisine kayıp ırkçı – şovenist bir karaktere bürünmesi ve böylece Kürtler’e bakışının değişip düşmanca bir hale gelmesidir. [20]

     Cibranlı Halîd Bey’in yaşadığı serüvenin aynısını Yusuf Ziya Bey de yaşar. Aslında her iki isim de ırkçı – nasyonalist bir devlet kurulana kadar tamamen “vatanın birlik ve bütünlüğü” için mücadele etmiş, hem de kanları ve canları pahasına mücadele etmiş insanlardır. Daha önce de belirttiğimiz üzere, eğer bu iki isim olmasaydı, daha Cumhuriyet kurulmadan Kürdistan kurulurdu. Fakat onlar, başta M. Kamal Atatürk olmak üzere Kuvva-yı Millîye öncülerinin bol “Allâh, Qûr’ân, Peygamber” geçen konuşmalarına, sürekli Türk – Kürt kardeşliğinden bahseden ifadelerine kanmış (diğer tüm Kürt önderleri gibi), ancak gerçekler ortaya çıktıktan ve yeni kurulan yapı ırkçı – faşist yüzünü göstermeye başladıktan sonra tamamen farklı bir yola girmeye başlamış, hayatları boyunca Kürtler’le Türkler’in biribirlerinden ayrılmaması ve Osmanlı vatanının parçalanmaması için mücadele eden bu iki insan, “İslam kardeşliği”nin yerini “Türk ırkçılığı” aldıktan sonra artık “Bağımsız Kürdistan” için mücadele eden insanlar haline gelmiştir, haklı olarak.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allâh’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Nitekim daha önce de detaylı bir şekilde bahsettiğimiz üzere, Lozan görüşmeleri sırasında Ankara’da Meclis kürsüsüne çıkan Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey, “Bendeniz Kürdoğlu Kürd’üm” dedikten sonra şöyle konuşur:

     “Binaenaleyh bir Kürt mensubu olmak sıfatiyle sizi temin ederim ki Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Biz Kürtler vaktiyle Avrupa’nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün mânâsıyle bize hak vermek isteyenlere iade ettik. Nasıl ki El- Cezire Cephesi’nde çarpıştık, nasıl ki Türkler’le beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz.” [21]

     Ki aynı Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922 tarihinde Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada, Sevr’i de bir “paçavra” olarak nitelemiş ve Türk – Kürt kardeşliğini vurgulamıştı. [22]

     Yeni kurulan rejimin henüz ırkçı – şovenist yüzünü göstermediği bu dönemde, en başta kendi Kürt kavmine olmak üzere herkese birlik çağrısı yapan, Kürtler’in ayrı bir devlet kurmasına veya kurulan devlette “azınlık” statüsü almasına en çok karşı çıkan kişilerin başında gelen Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey ve Cibranlı Halîd Bey, ırkçılar ve faşistler gerçek yüzlerini ortaya koyduktan sonra, onlar da mecburen bağımsızlık için mücadele vermeye başlarlar.

     Kürdistan İstiklâl Cemiyeti (Azadî) liderleri Yusuf Ziya Bey ve Cibranlı Halîd Bey, genelde günümüz tarihçileri ve “kalem erbabları” tarafından “eksik”, daha doğrusu “tek yanlı” olarak değerlendirilmektedirler. Yusuf Ziya Bey ve Cibranlı Haliîd Bey, Müslüman şahsiyetler idiler; İslamî kimliğe sahip Kürt önderleri idiler. Onların yalnızca “dîndar” yönlerini ön plana çıkarmak “eksik bir okuma” olduğu gibi, yalnız “vatansever” yönlerini ön plana çıkarmak da aynı şekilde olur. Zirâ onlar, hem İslamî hassasiyetleri hem de Kürdistanî hassasiyetleri son derece yüksek ve gelişkin aydın, münevver ve ruşenfikr insanlar idiler.

     Nitekim Nisan 1924 tarihinde, yani idam edilmeden tam bir yıl önce, henüz kıyam için ilk hazırlıklar yeni yeni yapılmaya başlanırken, Yusuf Ziya Bey ve Cibranlı Halîd Bey bölgede Kürt halkına yaptıkları konuşmada şunları söylemişlerdi:

     “Bu zamana kadar Türkler’le birarada yaşamamızın sebebi Dîn idi. Fakat o da şimdi elden gitti. Türk devleti Dîn’i kaldırdı ve artık bizi biribirimize bağlayan hiçbir bağ kalmadı. Madem ki aramızda artık bir bağ kalmadı, öyleyse daha niye onlara bağlı yaşayalım? Biz de kendi yolumuza gideriz. Hele hele Türk ırkçılığını resmî politika olarak benimseyen bir devleti biz Kürtler’in kabullenmesi asla mümkün değildir.” [23]

     Bu konuşmayı yaptıktan tam bir yıl sonra idam edilip, şehâdet şerbetini içtiler.

     14 Nisan 1925 tarihinde Zûlqarneyn (Bitlis) şehrinde, Şeyh Said’in kayınbiraderi Cibranlı Halîd Bey, Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, Yusuf Ziya Bey’in kardeşi Teğmen Ali Rıza Bey, Yusuf Ziya Bey’in damadı Faik Bey ve Molla Abdurrahmân, saat sabah 05:30’da laik Türk devleti tarafından kurşuna dizilerek şehîd edilirler. [24]

     Mekânları cennet olsun. Allâh-û Teâlâ onları Cennet-i Âlâ’da peygamberlere, Resûl-i Ekrem’e, mübarek ashabına ve pâk ehl-i beytine komşu eylesin. Âmin.

sediyani@gmail.com

     (*): İbrahim Sediyani’nin Şura Yayınları arasında yeni çıkan 2 ciltlik ve 748 sayfalık “Bütün Yönleriyle Şeyh Said Kıyamı” adlı kitabından parça parça alınıp birleştirilerek iktibas edilmiştir. (SEDİYANİ HABER)

haber-foto-1-001.jpg


     [1] İsmail Hakkı Şaweys, Komiteya İstiklâla Kûrdistanê, Bîr Dergisi, Sayı 2

     [2] Meşrûtiyet Dönemi ve Sonrasında Kürtler, Komünar Dergisi, Aralık 2011

     [3] Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s.48, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

     [4] Dr. Yaşar Kalafat, Bir Ayaklanmanın Anatomisi: Şeyh Said, s. 107, ASAM Yayınları, Ankara 2003

     [5] Robert Olson, Kürt Millîyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı (1880 – 1925), Öz – Ge Yayınları, Kasım 1992

     [6] age

     [7] Altan Tan, Kürt Sorunu, s. 207, Timaş Yayınları, İstanbul 2009

     [8] Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi

     [9] İlhami Aras, Adım Şeyh Said, s. 49, İlke Yayınları, İstanbul 1994

     [10] M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1983

     [11] Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları / Tedip ve Tenkil, s. 105, Evrensel Basım Yayın, İstanbul 2003

     [12] age

     [13] M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1983

     [14] Dr. M. Nuri Dersimî, Dersim Tarihi, s. 153, Eylem Yayınevi, İstanbul  1979 / Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s. 102 ve 204, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

     [15] Vatan Gazetesi, 24 Şubat 1925 

     [16] Avni Özgürel, Kürt Teali Cemiyeti’nden PKK’ya, Radikal Gazetesi, 2 Aralık 2007  

     [17] agm

     [18] Türk Parlamento Tarihi Araştırma Grubu, Türk Parlamento Tarihi Millî Mücadele ve Türkiye Büyük Millet Meclisi I. Dönem (1919 – 1923), Cilt 3, s. 180, I. Dönem Milletvekillerinin Özgeçmişleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfı Yayınları, TBMM Basımevi Müdürlüğü

     [19] age

     [20] Avni Özgürel, Kürt Teali Cemiyeti’nden PKK’ya, Radikal Gazetesi, 2 Aralık 2007  

     [21] Türk Parlamento Tarihi, Cilt 2, s. 343, TBMM Vakfı Yayınları, TBMM Basımevi Müdürlüğü, Ankara

     [22] Mustafa Akyol, Türkler, Kürtler ve Osmanlılar. 23 Kasım 2005

     [23] Mustafa İslamoğlu, Şeyh Said Ayaklanması, s. 81, Denge Yayınları, İstanbul 1998

     [24] Dr. M. Nuri Dersimî, Dersim Tarihi, s. 153, Eylem Yayınevi, İstanbul  1979 / Uğur Mumcu, Kürt – İslam Ayaklanması, s. 102 ve 204, Tekin Yayınları, İstanbul 1991

 

1535 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir