Raid Salah ile Gazze ve İslamî Direniş Üzerine

 

isediyani

İbrahim Sediyani’nin Mavi Marmara gemisinde Şeyh Raid Salah ile yaptığı röportaj…

 

 

 

     Antalya limanından “Vira Bismillah” diyerek Gazze’ye doğru sefere çıkan “Mavi Marmara” gemisinde bulunan toplam 778 yolcu arasındaki en önemli isim olan Filistin İslamî Hareketi liderlerinden Raid Salah, Haksöz’e konuştu. Gemide bulunan ve gelişmeleri an be an Türkiye kamuoyuyla paylaşan gazeteci İbrahim Sediyani, 1948’de işgal edilen Filistin topraklarındaki İslamî hareketin öncü ismi Raid Salah ile gemide bir röportaj gerçekleştirdi. İslamî hareketin bu önemli ve değerli öncüsüyle yapılan söyleşiyi ilginize sunuyoruz.

     * * *

     – Siz Siyonist rejimin politikalarını yakînen bilen bir kişisiniz. Gazze ambargosunu kırmaya yönelik bu kampanyaya İsrail’in muhtemel tepkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

     Bismillahirrahmanirrahim.

     Bu filoda dünyanın bütün halklarından ve bütün dînlerinden, Müslüman’ıyla, Hristiyan’ıyla, Yahudî’siyle insanlar bulunmaktadır. Yani bu organizasyon, yeryüzünün tüm kesimlerini kapsayan uluslararası bir organizasyondur. Uluslararası bu inisiyatifin söylemi ise şudur:  Kuşatma ve ambargo tamamen kalkma zamanı ve Siyonist işgale son verme vakti gelmiştir. İşgalci İsrail de bunun farkındadır.

     Eğer İsrail bu kafileye saldıracak olursa, bütün dünyaya savaş açmış olacağını ve bütün dünyayı karşısına alacağını biliyor. Fakat biz aynı zamanda İsrail’in haddini aşmış kibirli bir işgal rejimi olduğunu biliyoruz. Bu nedenle eğer saldırı ve çılgınlık veya tutuklama yaparsa, bunu garipsemeyiz. Fakat öyle bir saldırı olması durumunda, bu İsrail’in zararına olur ve bu özgürlük kafilesinin yeryüzünde yaratacağı etki ve mesaj daha da işgalci gücün saldırılarında daha büyük olacaktır.

     Ben bu özgürlük kafilesinin ve bu organizasyonun daha şimdiden işgalci yönetime karşı zafer kazandığına inanıyorum.

     – Filistin’le dayanışma konusunda dünyanın farklı coğrafyalarından yoğun bir ilgi var fakat genel hatlarıyla Ortadoğu’dan ve Arap dünyasından yeterli bir destek ve dayanışma çabası görülmüyor. İşbirlikçi yönetimlerin baskıcı politikaları bunda etkili, bunu biliyoruz ama bu durumun farklı nedenleri de var mı?

     Ben özgürlük hareketinin, genelde Müslüman halkların özelde de sözünü ettiğimiz coğrafyalardaki halkların suskunluğunu kırdığını düşünüyorum. Bu özgürlük kafilesine Yemen, Ürdün, Kuveyt, Bahreyn, Mısır, Cezayir ve Moritanya’dan katılan kardeşlerimiz de var. Bu da hayra alamet. İşte bu, sözünü ettiğimiz suskunluğun kırılmasına yönelik gelişen pratik bir uygulama ve olumlu bir adımdır. Artık halklar Filistin dâvâsının başarısı için verilen mücadelede yavaş yavaş fiilî olarak inisiyatifi ele almaya başladığını gösteriyor. Bunda bu kesimin elindeki medyanın da etkisi vardır. Benim nazarımda bu halklar, yöneticilerinin kendilerine uyguladığı kuşatmayı aşmaya başladılar.

     Burada Ürdünlü bir arkadaş konuşmasında şunu ifade etmişti: “Eğer mümkün olsaydı, kafilenin imkânları el verseydi, binlerce Ürdünlü bu özgürlük kafilesine katılacaklardı.” Bir diğer örnek, Cezayirli kardeşlerimiz hem fiilî olarak katıldılar, hem de filodaki gemilerden bir tanesini onlar temin ettiler. Bundan kısa bir süre önce, Lübnan halkı da Gazze’ye girmek için girişimde bulundu, fakat İsrail tarafından engellendiler. Bir kısmı tutuklandı. Bu Lübnanlı kardeşlerimiz gemi seferine de katılmış durumdadırlar. Onlar da bir gemiyle bu seyahate katıldılar ve bu Cezayirli kardeşlerimiz, gemiyi içindeki yükleriyle beraber Gazze halkına bağışlayacaklar. Kısacası İslam ve Arap alemindeki bu suskunluk yavaş yavaş direnişe dönüşmektedir.

     Burada şunu zikretmekte yarar görüyorum: Bu uyanışta Türkiye halkının ve mevcut hükûmetin tavrının etkisi büyüktür. Zira diğer Müslüman ve Arap halklar, şöyle düşünmektedir: Türkiye, halkıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve mevcût hükûmetiyle bu kadar etkili olurken, bizler neden harekete geçmeyelim?

     Bu örnekliği, Resûlullah (sav)’ın şu hâdis-i şerîfiyle irtibatlandırmak mümkündür: “Kim güzel bir sünnet (gelenek) başlatırsa, ona onun ecri vardır ve ona, onunla kıyâmete kadar âmel edenlerin de ecri vardır.”

     – 48 topraklarındaki Filistinliler arasında mücadele yoğunluğu, Gazze ve Batı Şeriâ’ya nisbeten az görülüyor. Bunun ardındaki nedenler neler olabilir?

     – Tabiî ki, içinde bulunduğumuz şartlar ve durum, bizi daha farklı bir yöntem izlemeye itiyor; elimizdeki imkânlar açısından, bizi kuşatan durum açısından böyle bir durum oluşmuş durumda. 1948 işgali döneminde Filistin’in dışına sürülerek mülteci durumuna düşürülen çok sayıda Filistinli kardeşimiz var. Biz İsrail’in bizi de buradan sürüp mülteci durumuna düşürmek istediğini çok iyi biliyoruz.

     1948 topraklarındaki Filistinliler’e yönelik politikası bu yöndedir ve bunu artık beyan etmeye de başladı. Resmî dairelerdeki ve kiliselerdeki yöneticileri mülteci konumuna düşürmek için çeşitli yöntemler izliyor. İsrail medyasında da buna yönelik kamuoyu oluşturuluyor. İşte bu nedenle biz, esas sorumluluğumuzun bu planı nasıl boşa çevirebileceğimiz yolunda olduğunu düşünüyoruz. Vatanımızda nasıl kalabiliriz, evlerimizde nasıl kalabiliriz ve mukaddes mekânlarımızda nasıl kalabiliriz yönünde strateji uyguluyoruz.

     Eğer bu noktadaki stratejimizi koruyup, topraklarımızda kalmayı sağlayabilirsek, buradaki konumumuzu koruyabilirsek, bu şu demektir: 48 döneminde topraklarından sürülen Filistinli mültecilerin buradaki topraklarına ve yuvalarına dönme imkânları hâlâ mevcuttur. Buradaki konumumuzu koruma yönündeki stratejimiz, kesinlikle kendi nefsimizi veya kendimizi korumaya yönelik değildir; bilâkis, aradan yıllar ve onyıllar geçse de, mültecilerin geri dönüş imkân v e hakkını korumaya yöneliktir. Stratejimiz bu yöndedir ve Rabbimiz’den muvaffakiyet diliyoruz, inşaallah.

     – Son olarak Türkiye halkına yönelik mesajlarınız nelerdir?

     – Biz Türkiye halkının, Resûlullah (saw)’ın şu hâdîs-i şerîfini canlandırdığını düşünüyoruz: “Mû’mînler biribirlerine karşı sevgi ve merhametlerinde bir bedenin âzâları gibidir. Bedenin bir uzvu rahatsızlanırsa, diğer bütün uzuvlar bu acıyı hisseder.”

     Bunu niye söylüyorum? Ortaya konan bu uluslararası özgürlük kafilesi ve önümüzdeki günlerde tarihe not düşülecek bu hareket, Türkiye’deki Müslümanlar olmasaydı başarıya ulaşamazdı. Eğer Türkiyeli Müslümanlar bu ağır sorumluluğun altına girmeseydiler ve bu fedâkârlığı göstermeseydiler – ki biz bunun ne kadar ağır bir yük olduğunun farkındayız – bu hareket başarıya ulaşamazdı.

     Biz Türkiye’deki bütün Müslüman kardeşlerimize şunu vurgulamak istiyoruz: Ortaya konan bu aksiyon, büyük ve temel bir hadise olup, Filistin mes’elesi sadece Filistinliler’in mes’elesi değil, tüm Müslümanlar’ın mes’elesidir. Aynı şekilde Qudüs, Mescîd-i Aqsa ve İsrâ’nın gerçekleştiği hadisenin toprakları, bütün Müslümanlar’ın mes’elesidir. Ve abbimiz’den şunu diliyoruz: Türkiyeli Müslümanlar’ın öncülüğünde atılan bu adım, Gazze’deki ambargonun kırılmasına, ardından da Filistin topraklarındaki işgal yönetiminin ortadan kaldırılmasına bir vesile olsun.

sediyani@gmail.com

     HAKSÖZ

     29 MAYIS 2010

raid salah 1

Mavi Marmara yolculuğu… Akdeniz’in ortasında Raid Salah ile söyleşi

raid salah 2

Doğan Özlük, İbrahim Sediyani ve Şeyh Raid Salah

(Mütercim: Doğan ÖZLÜK

Fotoğraflar: Mustafa AFŞAR)

641 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir