Kürt Siyasetine Nasihatler

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

 

“İyi Kürtler’i düşmanlarımız öldürdü. Kötü Kürtler’i de biz öldürürsek, Kürt kalmaz.”

Molla Mustafa Barzanî (rh. a.)

“Rûhunda millî birlik anlayışı olmayan her Kürt, sonunda halkına ihanet edecektir.”

Molla Mustafa Barzanî (rh. a.)

“Her milletin başarı sembolü, millî birliktir, işbirliği ve dayanışmadır. Millî birliğini sağlamayan, uyumu olmayan her halk, her zaman düşmanın baskısına maruz kalır, ezilir. Düşmanlarının baskısından kurtulan milletler de sizin gibiydiler, ama onlar kurtuluş için millî birliklerini sağlamışlardı. Yeryüzündeki tüm halklar gibi artık siz de ezilmeyin. Birlik olursanız, birbirinizi kıskanmazsanız, kendinizi düşmana satmazsanız, siz de kurtulursunuz.”

Pêşava Qazî Muhammed (rh. a.)

“Ey Kürtler! Allâh’a, Resûlü’ne (Allâh’ın selamı üstüne olsun) ve Allâh’ın yanında olan herşeye inanın, imân edin. Dînî vecibelerinizi yerine getirmede güçlü olun, ibadetlerinizi aksatmayın. Diğer halklar gibi sizin de hürriyet ve istiklâl için mücadele etmeye hakkınız vardır. Eğer vatanınız ve devletiniz varsa, hür ve serbestseniz, o zaman herşeyiniz var demektir, saygınlığınız da olacaktır. Eğer vatanınız ve devletiniz yoksa, hiçbir şeyiniz yok demektir.”

Pêşava Qazî Muhammed (rh. a.)

     Allâh-û Teâlâ gerçekleri ve yalanları Kürtler’e gösterdiği gibi başka hiçbir topluluğa bu kadar açık göstermedi. Ancak Kürtler yine de anlamıyor. İçimizden bazı ahmaklar, hâlâ Dîn’i suçlayabiliyor. Halbuki Allâh Tebarake we Teâlâ gerçekleri Kürtler’e o kadar açık gösteriyor ki. Fakat anlamayan biziz.

     Kobanê’de yaşananlar, “ilkel Kürt millîyetçileri” diye hakaret ettiğiniz kesimin bütün tezlerini haklı çıkarmıştır. Nerden bakarsanız bakın.

     Ellerinden öpüyorum, Kobanê. Ellerinden ve ayaklarından öpüyorum. Sizler bu Muaviye sürüsüne karşı, Ali’nin Fatımâ’nın öz evlâtlarısınız.

     Kobanê’nin öğrettiği: Onbinlerce Kürd’ün canı ve namusu, TC için Süleyman Şâh’taki türbe kadar, Solcular için Taksim’deki ağaç kadar, İslamcılar için İsviçre’deki minare kadar değeri yok.

     İsviçre’deki bir minare için dünyayı ayağa kaldıran İslamcı kardeşleriniz, Taksim’deki iki ağaç için dünyayı yıkan Solcu yoldaşlarınız nerde?

     “Nerdeler” mi? Şu anda Asya ve Afrika’da, Kürtler’in gönderdiği yardımları “Bunları size Türk halkı gönderdi” diyerek dağıtmakla meşguller.

     Çocuk kitapları yazan edebiyâtçılardan, her gün bebek resimleri paylaşan “sevgi insanları”ndan da tık yok! Çünkü öldürülenler Kürt çocukları.

     Dîndar Kürtler “Kürdistanîleştikçe”, İslamcı Türkler’in maskesi düşüyor. Solcu Kürtler “Kürdistanîleştikçe”, Solcu Türkler’in maskesi düşüyor.

     Türkmenler umurlarında değildi; çünkü evet Türk, fakat Sünnî değildiler. Kürtler de umurlarında değil; çünkü evet Sünnî, fakat Türk değil.

     30 gündür çıplak ayakla barbarlara karşı direniyorlar. Ve Türkiye seyrediyor. “Kardeşlik” masalına devam.

     İnanın bana kardeşlerim, bunların Filistin’i tanıdığı falan da yalandır. Türkiye ve AK Parti’nin tanıdığı “Filistin” neresi? Sadece Gazze ve Batı Şeriâ özerk bölgeleri değil mi? Onu zaten İsrail’in kendisi de tanıyor.

     Faşistin Baasçı olanıyla Kemalist olanı arasında fark yok. Kemalistin kızıl olanıyla yeşil olanı arasında fark yok.

     “1000 yıllık kardeşlik”ten bahsederken, dikkat edin verdikleri örneklere, hep biz onların yardımına koşmuşuz. Onlar bize koştu mu hiç? Yok.

     “1000 yıllık kardeşlik” içinde, “Bakın biz Kürtler’e şurda omuz verdik” dedikleri bir tane örnek var mı? Yok. Hep biz onlara omuz, hep biz…

     Yunan işgaline uğrayan en batıdaki İzmir’in bile yardımına ilk koşan Diyarbekir’dir. Kitabımda ayrıntılı anlatmışım. Yazıklar olsun size!

     Malazgirt’te size kardeş olan biz, I. Dünya Savaşı’nda biz, Kurtuluş Savaşı’nda biz! Bir kerecik de siz kardeş olun be, bir kere de siz!!!

     Sakarya’ya, Çanakkale’ye ilk yardıma koşan biz. Onlar 5 sene sonra Diyarbekir’e Şeyh Said’e yardıma geldiler mi? Yok. Neymiş? Haberleri olmamış…

     Taptıkları bayrak, Osmanlı’ya karşı ilk başkaldırı (1916) bayrağı olan Filistin bayrağı. Yasak olan da hep Osmanlı’nın yanında olmuş olan Kürdistan bayrağı.

     Sen gel, sana ilk başkaldıran Pan – Arabizm bayrağı olan Filistin bayrağına tap, tarih boyunca hep senin yanında dalgalanan Kürdistan bayrağını yasakla! Bunlar kendilerine de düşman azizim, kendilerine de. Kendi tarihine saygısı olmayanın, bize mi saygısı olacak?

     Zamanında, “O toz kondurmadığınız devletiniz niçin Gazze’ye silâh yardımı yapmıyor?” diye sorduğumuzda, İslamcılar şöyle cevap verirdi: “İsrail ablukası var, Mısır tüneli cart curt”… Peki ya hemen bitişiğindeki Kobanê? Orda da mı İsrail ablukası var, Mısır tüneli var?

     Sen ey Gazze için, Bosna için yeri göğü inleten Kürt kardeşim! Kobanê yanıyor. Gazze’de gösteri oldu mu? Bosna’da gösteri oldu mu? Oldu mu?

     Filistin şehîdimiz var, Bosna şehîdimiz var, Çeçenistan şehîdimiz var, Afganistan şehîdimiz var. Onların bir tane Kürdistan şehîdi var mı? Vazgeçtim “şehîd”den; kalbî bizimle birlikte olan, Kürt halkının huzur ve emniyeti için dûâ eden “kardeşlerimiz” var mı?

     Bosna’da soykırım oldu, ilk Ağrılı ve Bingöllü Müslümanlar koştu, Selami Yurdan şehîd oldu. Çeçenistan işgal edildi, savaşa ilk Kürtler koştu. Afganistan hakezâ. Gazze için Mavi Marmara yola çıktı, geminin yarısı Kürt. Nerde şimdi o kardeşler?

     Bizim Gazze, Bosna, Mısır için yaptığımız onlarca gösteriye karşılık, onlar sadece bir tane gösteri yapsın, bir tane! Razıyız. Ama yok…

     Bizim Gazze, Bosna, Mısır için yazdığımız onlarca kitap, binlerce makaleye karşılık, onlar Kürdistan için iki makale yazsın. Razıyız. Ama yok…

     Kobanê’ye saldıranların içinde Arap var, Türk var, Çeçen var, İngiliz var. Peki, Kobanê’yi savunanların içinde Kürt’ten başka var mı? Düşün!

     Kobanê’de yaşanan gerçek: “Halkların kardeşliği” saldırıyor, Kürtler direniyor.

     İyi ki kardeşiz vallâh. Elhamdülillâh. Ya bir de olmasaydık ne olacaktı?

     İdeolojik Kürtler, Kobanê’yi savunurken bile saçmalıyorlar: “Kobanê Gazze’dir, Bosna’dır, Vietnam’dır”… Hayır, Kobanê sadece Kürdistan’dır.

     Solcu ve İslamcı Türk’ün mazlum Kobanê’nin yanında olması için, “Kobanê aynı zamanda Gazze’dir, Vietnam’dır” demen gerekiyor. Anladın mı?

     Kürdistan’da 300’den fazla Kürt köyü IŞİD’in elinde. Katliâm kapıda. İslamcı Kürd’ün gündemi: “Siyonist İsrail bir Filistin köyüne baskın düzenledi.”

     Filistin için, Bosna için binlerce makale yazan Kürt aydınları, 40 yıldır Fehmi Şinnawî’nin bir kitabı ve Ali Şeriâtî’nin iki sözüyle avunuyorsunuz!

     İyi ki Fehmi Şinnawî bir kitap yazmış, Ali Şeriâtî iki çift laf etmiş. 40 yıl avun! Senin yazdığın onlarca kitap ve binlerce makaleye bedel!

     Kürtler belki Kobanê’yi kurtaramayacak ama Kobanê Kürtler’i kurtaracak. Bu bir milâd olacak.

     Şu çok açık artık: Ya Kürtler Kürdistan’ın başına geçecek, ya da Kürdistan Kürtler’in başına yıkılacak.

     Kürtler Kobanê’yi kurtarmak için intihar saldırısı düzenliyor (YANLIŞ). Kobanê Kürtler’i kurtarmak için intihar ediyor (DOĞRU).

     “Kobanê” adının hiçbir resmî meşrûiyeti yok, halk arasındaki adı. Ama tüm dünya “Kobanê” diyor, devlet başkanları da. Kobanê’nin asıl zaferi bu.

     Kimsenin görmediği zafer: Resmî adı “Ayn’el- Arap” ama gerçek adı “Kobanê” olan ilçeye, tüm dünya medyası, devlet başkanları, “Kobanê” diyor.

     Nüfûsun tamamı Kürt olan Kobanê’nin resmî adının “Ayn’el- Arap” olması size nasıl da faşizan geliyor, dimi? İşte TC de bunu yaptı. Binlerce şehir ve köyün ismini zorla değiştirdi. (KAYNAK: Bkz. Rize’nin Güneysu ilçesinde benim Gürcü kökenli kardeşim Erdoğan’ı karşılayan AK Partililerin attığı “Potamya seninle gurur duyuyor” sloganı)

     Biliyor musun, Ümmetçi İslamcı arkadaşlara göre “Kobanê” demek millîyetçilik, ama “Ayn’el- ARAP” demek millîyetçilik değil.

     Onlar “Türk millîyetçiliğine de Kürt millîyetçiliğine de karşıyız, ırkımız inancımızdır vatanımız dünya” oldukları için, “Kobanê” değil “Ayn’el- ARAP” diyorlar.

     Ey kendilerine “Türkiyeli Müslümanlar” adını yakıştıranlar… IŞİD’in kestiği binlerce insan, cariye yaptığı kadınlar, açlıktan ölen çocuklar sizi sokağa dökmedi ama Amerika’nın iki bombası hemen döktü: “Katil ABD Ortadoğu’dan defol!”… Tabiî, “Defol ki Kürtler’i rahat bir şekilde öldürelim”; değil mi?

     Amerika Erbil’in Kobanê’nin yardımına gitti, hemen “Amerikan uşağı”! Ey münafıklar; 3 senedir Amerika’dan silâh isteyen siz değil misiniz?

     Beyazıt Meydanı’nda gösteri yapıp ÖSO için NATO’dan silâh isteyen Erbil ve Kobanê miydi, yoksa Türk İslamcılar mı?

     Amerika ÖSO’ya, Nusra’ya silâh versin, “Allâh-û Ekber”; Kürtler’e silâh versin, “Amerikan uşakları”, öyle mi? Münafıklar!

     3 yıldır Suriye’de savaşan binlerce sakallıya askerî eğitim veren, onlara İstanbul’un en lüks otellerinde toplantılar yaptıran, Mesud Barzanî ve Salih Müslüm mü, yoksa Amerika mı? Ama aynı Amerika gariban Kürtler’in yardımına koşunca, “Katil ABD Ortadoğu’dan defol”, öyle mi?

     Dünyanın her yerinde mazlumdan yana, Kürdistan’da zalimden yana! Dünyanın her yerinde ümmetçi, Kürdistan’da faşist!

     IŞİD aynı şeyi Türkmenler’e yaptığında da yanan bağıran bizken siz sustunuz, şimdi Kürtler için yanıp bağırınca “ırkçı” olduk. 

     “Irkçı” kime denir? Orda farklı burda farklı davranana değil mi? Ben mi Filistin, Arakan ve Kürdistan’da farklı farklı davranıyorum siz mi?

     Türkmenler için kendimi parçalayan bendim; İslamcı bana “ırkçı” diyor. Ézidîler için kendimi parçalayan bendim; Solcu bana “dînci” diyor.

     Kürdistan bölünmemiş olsaydı, Roboskê katliâmı olmayacaktı, IŞİD Kobanê’ye saldıramayacaktı. Kürd’ün tek sorunu, “bölünmüşlük”tür.

     Kobanê düşerse Suriye değil Kürdistan kaybedecek. O halde Kobanê kazanırsa “demokratik ekolojik Suriye” değil Kürdistan kazansın. Yanlış mı?

     Solcu Kürtler’e ve İslamcı Kürtler’e çok basit bir soru sormak istiyorum:

     Tanıdığım bütün Filistinliler, Filistin’in yanında olanları – Hristiyan ve Yahudî de olsalar – “dost, kardeş” görür. Filistin’e karşı olanları da – Müslüman dahi olsalar – “düşman” görür. Peki, Filistinli’nin Filistin için sergilediği bu tavrı, Kürtler Kürdistan için yapsa, niçin yanlış?

     Kurtuluş Savaşı’nda Kürtler olmasaydı, Türkiye haritadan silinmişti. İran – Irak Savaşı’nda Kürtler olmasaydı, İran haritadan silinmişti. Şimdi? İkisi bir olmuş, bizi yok etmek istiyorlar…

     Bizi ya İdris-i Bitlisî ya Şeref Xan, bu ikisinden biri olmaya zorluyorlar. Hayır, ikisi de olmayacağız. Biz, Cibranlı Halid Bey olacağız…

     Türkiye ve İran’a: Boşuna zorlamayın kendinizi, ne İdris-i Bitlisî olacağız ne Şeref Xan! Bizler kararımızı verdik, Cibranlı Halid olacağız.

     * * *

     Kobanê’deki şanlı Kürt direnişi nasıl ki Kürt milletinin göğsünü kabarttı ve alnını dik ettiyse, Türkiye’de adına “Kürt siyaseti” denen ve yıllardır kemalist Türk Solu’nun kuyrukçuluğunu yapmaktan başka mârifeti olmayan basiretsiz siyasetin sebep olduğu şiddet sarmalı ve “kardeş kavgası” da, aynı derece üzdü.

     Üzmekle kalsaydı iyiydi: Azîz Kürt milletinin ve Kürdistan vatanının Kobanê’de kazandığı tüm moral ve manevî üstünlüğü de bir çırpıda yok etti. Kimbilir; arzulanan belki de tam olarak buydu!…

     Bu nasıl bir “Kürt siyaseti”dir ki, herkesin işine geliyor ama bir tek Kürtler’in işine gelmiyor? Bu nasıl bir “Kürt siyaseti”dir ki, attığı her adımda düşündüğü en son şey, “Kürtler’in maslahatı”dır? Bu nasıl bir “Kürt siyaseti”dir ki, legal siyasete atıldığı günden beri en büyük partneri, bu kemalist rejimin bizzat kurucu partisi olan, binlerce köyün Kürtçe ismini zorla değiştirip Türkçeleştiren, Kürtçe’yi yasaklayan, Dersim ve Zilan katliâmlarını yapan CHP’dir? Bu nasıl bir “Kürt siyaseti”dir ki, kullandığı dil, terminoloji, Türkiye’de sadece ve sadece kemalist Cumhuriyet gazetesinin kullandığı dildir?

     Bir yapı adına ortaya koyduğunuz eylemler, o yapı altında yıllardır nasıl zehirlendiğinizi, nasıl beyninizin yıkandığını ifşâ eder.

     Bir aydır herkes “Kürtler’in şanlı direnişi”ni konuşurken, şimdi herkes “Kürtler’in şiddet ve yağmacılığı”nı konuşuyor. İstediğin buydu senin.

     Şunu artık Kürt, Türk, Sünnî, Alevî, herkes anlamalı: Kemalist Türk Solu’nun zehirini akıttığı her yerde felâket vardır, anarşi vardır.

     Kemalist Türk Solu, bu ülkenin başına gelmiş en büyük musibettir. Sadece Kürtler’in değil, herkesin başına musallat olmuş bir felâkettir.

     Şeyh Said, Bediuzzaman, Mustafa Barzanî, bütün Kürt millî liderlere düşman ama Deniz Gezmiş, Mahir Çayan’a hayran bu Kürt tipi, kimin eseri?

     Hiçbir gösteride Kürdistan bayrağı dalgalandırmayan, dahası hem Kürt bayrağına hem Kürt devletine karşı olan bu Kürt siyaseti, kimin eseri?

     Türk Dil Kurumu (TDK) uydurması Öz Türkçe kelimelerle konuşmayı “Kürtçülüğün Esasları” arasında sayan, her iki cümlede bir “gerçeklik” diyen bu sünepe Kürt aydın tipi, kimin eseri?

     Arî olduğu halde “vatansever” değil, Turanî olan “yurtsever” diyen, Arî olduğu halde “rehber” değil, Turanî olan “önder” diyen bu Kürtçülük, kimin eseri?

     TDK uydurması Öz Türkçe kelimelerle konuşmayı “Kürtçülüğün Esasları” arasında sanan Kürt aydın tipi: “Yurt”, “önder”, “ulusal”, “gerçeklik”…

     “Vatansever” değil “yurtsever” diyen, “millî” değil “ulusal” diyen, “rehber” değil “önder” diyen bu Kemalist Kürtçülük, kimin eseri?

     İstisnasız bütün Kürt medyasının kullandığı ortak dil, Türk medyasında sadece Cumhuriyet gazetesinin kullandığı dildir.

     Bir ülke düşünün ki, ordaki rejimin kökeni Turanî, Moğol. Egemenlik kurduğu topraklarda Kürtçe, Arapça, Ermenîce, Lazca, Gürcüce, Rumca, bütün dilleri yasaklamış, tamamen yok etmeye çalışmış. Yetmemiş, aynı şeyi bizzat Türkçe’ye de yapmaya kalkmış. Türk Dil Kurumu (TDK) diye birşey kurup, masa başında uyduruk Türkçe kelimeler üretmiş ve halka zorla bu ucube kelimeleri belletmeye çalışmış.

     Şimdi, böyle bir ülkede, “Kürt hareketi” olarak ortaya çıkan bir hareketin, normalde bu topraklarda yüzyıllardır kullanılan aslî kelimelere sarılmasını, Moğol rejiminin kurduğu TDK’nin uydurduğu Turanî – Moğolca kelimelerden titizlikle kaçınmasını beklersiniz, değil mi? Mantıken olması gereken budur, öyle değil mi?

     Oysa şu garabete bakın ki, yaşanan, tam tersi! Adına “Kürt hareketi” denen hareket, bilâkis özellikle ve özellikle bu Turanî – Moğolca kelimelerle konuşmayı / yazmayı tercih ediyor, özellikle bu Turanî – Moğolca terminolojiyi yaşatmaya çalışıyor. “Vatansever” demiyor “yurtsever” diyor, “millî” demiyor “ulusal” diyor, “rehber” demiyor “önder” diyor, “önderlik” diyor, “gerçeklik” diyor, “gerçekliklik” diyor, TDK’nın piyasaya sürdüğü ne kadar “kaldıraçlı götürgeç” varsa hepsini sahiplenmeye, yaşatmaya çalışıyor.

     “Kürt siyaseti”nin de, “Kürt medyası”nın da, “Kürt aydınları”nın da yaptığı tek şey bu: TDK’nın uydurduğu Turanî – Moğolca kelimeleri yaşatmak!

     Türk Dil Kurumu (TDK), eğer kapısına kilit vurmadıysa, bunu Kürt siyasetine, Kürt medyasına ve Kürt aydınlarına borçludur.

     Türkiye’de yaşayan Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes, Ermenî, Süryanî herkesin ve bütün Türk gazetelerinin “Millî Takım” dediği futbol takımına ısrarla ve inatla, kendisini komik duruma düşürme pahasına her seferinde “Ulusal Takım” diyen kemalist Cumhuriyet gazetesiyle aynı dili konuşmaya utanmıyor musunuz?

     Oynanan her millî maçtan sonra istisnasız bütün Türk gazeteleri “Millîlerimiz güzel bir futbol sergiledi” diye yazarken, kendisini komik hatta maymun durumuna düşürme pahasına “Ulusallarımız güzel bir futbol sergiledi” diye yazan kemalist Cumhuriyet gazetesiyle aynı Moğol terminolojiye sahip olmaktan hâyâ etmiyor musunuz? Size oy vermeyen Kürtler’e saygınızın olmadığını biliyoruz, ama güzel kardeşlerim, kendi kendinize de mi saygınız yok?

     “Düşman” değilim, “hain” değilim, “devşirme” değilim, “Hizbullahçı” veya “IŞİD’ci” hiç değilim, “AKP’li” zaten olamam çünkü “âkil” değil “deli”yim. “İlkel bir Kürd”üm sadece. Gerçekten merak ettiğim için soruyorum: Neden “vatansever” değil de “yurtsever”?

     Hem Kürt bayrağına hem Kürt devletine karşı olduğunuz halde (kendiniz söylüyorsunuz), yine de kendinize “yurtsever” diyorsunuz.

     Moğolca “yurt” dediğiniz yer neresi? Moğolistan mı?

     Kürt hareketine “akıl hocalığı” yapan Türk Solu, bu hareketin yalnızca dilini, terminolojisini ve düşünce dimağını ifsâd etmekle kalmıyor, aynı zamanda, yüzde yüz haklı ve meşrû bir hareket olan Kürt özgürlük hareketini bilerek ve bilinçli bir biçimde “terörize” ediyor, hür dünya nezdindeki meşrûiyetini ortadan kaldırıyor, meşrûiyet kazanmasını engelliyor.

     Bunu en çıplak bir biçimde, bir haftadır devam eden Kobanê gösterilerinde müşahade ettik.

     Çevreci ve haklı bir tepki olan Gezi direnişini 2 gün içinde nasıl Kemalistleştirip kirlettilerse, millî ve haklı olan bu direnişi de öyle.

     Tüm dünyanın saygı duyacağı millî bir başkaldırıyı, herkesin nefret ettiği kriminal bir hadiseye dönüştüren Kürt Kemalizmi, masken düştü!

     Tamamen millî duygularla ayağa kalkan Kürt halkının isyanını “PKK – Hizbullah çatışması”na ve yağmacılığa çeviren Kürt Kemalizmi, masken düştü!

     IŞİD’in Şengal ve Kobanê saldırıları, Kürtler’i birleştirmişti, millî birlik yeşermişti. Bundan rahatsız oldun, Kürd’ü Kürd’e kırdırttın.

     Halkın isyanını haklı ve meşrû gördüğümü, sadece suçsuz ve savunmasız insanlara saldırılmasına, Kürd’ün Kürd’ü öldürmesine ve okul, ambulans gibi kamu mallarının yakılıp yıkılmasına karşı çıktığımı, ancak Türk Solu’nun zehirlediği Kürt anlayamaz.

     Katliâma ve duyarsızlığa isyan etmek, erdemli bir tavırdır. Fakat hiçbir suçu olmayanların canına ve malına kastetmek, nasıl kabullenebilir?

     40 canımızı toprağa gömdük. Bu mâsum insanların IŞİD’le ne alakaları vardı? Bunun vebalini düşünmez misiniz?

     Bir ideolojin varsa, insan hayatının hiçbir değeri yok. Bunu her kesimde görmek mümkün.

     HDP açıklama yapıyor, KCK açıklama yapıyor. 40 insanımız katledilmiş, hiçbir kınama yok! Ama Atatürk büstlerini parçalayanlar kınanıyor.

     HDP ve KCK’nin gözünde 40 Kürd’ün canının, bir Atatürk büstü kadar değeri yok mu?

     Üstelik, büstleri yıkanları kınamakla yetinmiyor, ayrıca bu büstleri “ortak değer” ilan ediyor?

     Hadi bayrağı anladım ama, o büstler, putlar, Türkler’in “ortak değeri” mi? Hangi Türkler’in?

       Cehaletimi bağışlayın, gerçekten bağışlayın çok cahilim ama, sormadan edemiyorum: Atatürk büstleri Türk halkının “ortak değeri” mi? Qay elinden gelse, bizzat Türkler parçalar o büstleri.

     Benim pekçok Türk arkadaşım var, hatta ömrüm Türkler’in arasında geçti. Sizin yoldaşlarınız olan Solcu Türkler dışında, o büstleri “ortak değer” kabul eden bir tane bile Türk tanımıyorum ben. AK Parti, hatta BBP ve MHP seçmenleri bile o büstleri “ortak değer” kabul etmiyorlar. Siz eğer o büstlerin Türkler’in “ortak değeri” olduğunu sanıyorsanız, demek ki CHP’liler dışında hiçbir Türk’le oturup kalkmamışsınız. Zirâ benim oturup kalktığım Türkler böyle bir “ortak değere” sahip değiller.

     İsterseniz en basitinden, sizi övdükleri vakit sevinçten havalara uçtuğunuz, iki tane övgü cümlesiyle ekseninizin kaydığı Türk medyasındaki, Taraf, Yeni Şafak, Star, Yeni Asya, Yeni Akit, Zaman, Bugün, Radikal, Sabah, Öğle, İkindi, Akşam, Yatsı, bütün Türk gazetelerindeki bütün Türk köşe yazarlarına tek tek sorun: “Atatürk büstlerini ortak değer olarak kabul ediyor musunuz?”… Bakalım ne cevap verecekler? Eğer sorduğunuz Türk gazetelerindeki Türk yazarlar, “Evet, ortak değer olarak kabul ediyorum” derlerse, ben de çıkıp sizden özür dileyeceğim, sevgili Kürt siyaseti!

     Türkler’in bile “ortak değer” kabul etmediği büstleri Türk – Kürt herkesin “ortak değeri” olarak kabul ettirmeye mi çalışıyorsun, sevgili Kürt siyaseti? Bunu mu yapmaya çalışıyorsun?

     Ne kadar da değerli büstleriniz, putlarınız varmış! 40 tane insanın hayatından daha mı değerli be?..

     Öldürülen her insan, dul kalan bir eş ve yetim kalan çocuklar demek. Sönen ocaklar demek. Buna üzülmüyorsunuz da büstlere mi üzülüyorsunuz?

     Yapılmaması gerekenler için (mâsum insanların öldürülmesi, yağma) hiçbir şey söylemiyorsunuz, çıkıp YAPILMASI GEREKENİ (putları yıkma) telin ediyorsunuz.

     Önce Kürd’ü Kürd’e saldırt, sonra da saldıran Kürd’e “provokatör” de. Adın da “Kürt siyasetçisi” olsun.

     O çok sevdiğiniz büstlerin ve putların tamamı kırılacak bir gün.

     Olaylarla ilgili yaptığınız resmî açıklama, Kürtler nezdinde onur kırıcıydı. Konuyla ilgili “ilkel bir Kürt” olarak benim “resmî açıklamam” ise şöyle, bakın ne kadar güzel: “Kürt siyasetinin kınamadığı cinayet ve yağmaları şiddetle kınıyorum. Kürt siyasetinin hemen kınadığı putkıran Kürtler’i ise tebrik ediyorum. O putkıran Kürtler ki, hem Şeyh Said (rh. a.)’in hem Seyyîd Rıza (rh. a.)’nın rûhunu şâd ettikleri için, tebrik etmekle yetinmiyor, ayrıca büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öpüyorum. İyi olmalarını Cenab-ı Allâh’tan dilerim. Beni de soracak olursanız hamdolsun durumum iyidir.”

     Sayın Kürt siyaseti!

     Sayın Halkların Kardeşliği Partisi, sayın Demokratik Bölgeler Partisi, sayın Demokratik Mahalleler Partisi, sayın Ulusal Yurtsever Yurttaşlar Partisi, sayın Allah’ın Partisi, sayın Allah Akıl Fikir Versin Partisi, sayın Cebrail Aleyhisselam’ın Partisi, sayın Azrail’in Partisi, sayın Hz. Adem ile Hz. Havva’nın Partisi, sayın Hz. İbrahim’in Partisi, sayın Hz. Zerdüşt’ün Partisi, sayın Hz. Demirci Kawa’nın Partisi, sayın Hz. Nietzsche’nin Partisi, sayın Hz. Roza Luxemburg’un Partisi, sayın “Jın Jiyan Suböreği” Partisi, sayın “İlkel millîyetçi isem sevmeye hakkım yok mu?” Partisi, sayın “12 Eylül’ün hesabını faşist Akepe’den soracağız” Partisi, sayın “Dersim ve Zilan’ın hesabını faşist Akepe’den soracağız” Partisi, sayın “ODTÜ’deki Kemalist direnişi Kürdistanî duygularımızla selamlıyoruz” Partisi, sayın Demokratik Suriye ve Ekolojik Irak Partisi, sayın Feminist İran ve Hümanist Türkiye Partisi, sayın “Biz devlet istemiyoruz, bize verseniz de almayız, ma ne yapax devleti?” Partisi, ve şu anda isimleri aklıma gelmeyen bütün “Ulusallarımız güzel bir futbol sergiledi” Kürt partileri!

     Bu satırları kaleme almaktaki amacım, yaşanan hadisenin analizini yapmak değil. Hele hele “haklı – haksız” arayışına girmek hiç değil.

     Ben aranızda hiçbir ayrım yapmadan, bütün Kürt partilerindeki bütün Kürt siyasetçi kardeşlerimi sevgiyle ve şefkatle kucaklayarak, – eğer beni de bir kardeşiniz olarak kabul ederseniz – birkaç “kardeş nasihati”nde bulunmak istiyorum.

     Ancak “Kürt geleneği”nde “kardeşlerin nasihat etmesi”, biraz “azarlayıcı bir tonda” olur ki, bu gelenekten yetişmiş siz sevgili kardeşlerimin o açıdan bana kızmadan nasihatlerimi dinleyeceğinize inanıyorum.

     Şimdi kendi aranızda kavga etmeyi bırakın da, beni iyi dinleyin. Birkaç nasihatim var size, eğer kabul ederseniz…

     * * *

     Sevgili Kürtler, Kürt siyasetçileri;

     Zencîler fikirleri / ideolojileri farklı diye biribiriyle kavga eder; ama beyaz adamın gözünde hepsi de zencîdir.

     Beyaz adam asla siyâhları “dîndar, solcu, sağcı” diye ayırmaz. Onun gözünde sadece iki siyâh adam vardır: Beyazın efendiliğini kabul eden ve etmeyen.

     Beyaz adam dîndar zencîye solcu zencîyi kötüler, solcu zencîye de dîndar zenciyi.Böylece onun yerine biribirinizden nefret edersiniz.

     Sen istediğin kadar İslamcılık yap, Sosyalizm yap; asla beyaz olamayacaksın, beyazlarla bir ve eşit olamayacaksın. Sen siyâhsın ve iki seçeneğin var: Ya özgür siyâh, ya köle siyâh.

     Sevgili Kürtler, Kürt siyasetçileri;

     Kürtler’in sokağa çıkarken ilk hedefi kendi Kürt kardeşi olmamalı. Gene yanlış yapıyorsunuz, gene yanlış. Ne olursa olsun o senin kardeşin.

     10 tane daha IŞİD saldırsa, Kürtler kaybetmez. Fakat Kürt Kürd’e saldırsa, Kürtler kaybeder.

     Oyuna gelme! İdeolojik değil millî düşün!

     Dünyanın tüm lanetlileri Kürtler’e saldırırken, Kürd’e saldıran Kürt, ihânet içerisindedir.

     Siz Solcu olduğunuz için zûlüm görmediniz, İslamcı olduğunuz için zûlüm görmediniz. Siz sadece KÜRT olduğunuz için zûlüm gördünüz.

     Aşağılandıysanız, KÜRT olduğunuz için. Ezildiyseniz, sürüldüyseniz, KÜRT olduğunuz için. Solcu ve İslamcı olduğunuz için değil.

     Anadiliniz, Solcu ve İslamcı olduğunuz için değil, KÜRT olduğunuz için yasaklandı. Köylerinizin isimleri, KÜRT olduğunuz için değiştirildi.

     Anadilde eğitim hakkınız yoksa, Solcu ve İslamcı olduğunuz için değil, KÜRT olduğunuz içindir. Katliâma uğruyorsanız, KÜRT olduğunuz için.

     Sadece Solcu olsaydınız, sadece İslamcı olsaydınız, el üstünde tutulurdunuz. Siz bunlar için değil, KÜRT olduğunuz için zûlüm gördünüz.

     Solcu Türk’ün anadili yasaklandı mı? İslamcı Türk’ün köyünün ismi değişti mi? Hayır. Siz bunları sadece KÜRT olduğunuz için yaşadınız.

     Solcu olsaydınız Dersim katliâmını, İslamcı olsaydınız Roboskî katliâmını yaşamazdınız. Siz sadece KÜRT olduğunuz için bunları yaşadınız.

     Solcu iktidarda Dersim katliâmı olurken, Solcu gazeteler size “vahşî” dedi. İslamcı iktidarda Roboskî katliâmı olurken, İslamcı gazeteler size “kaçakçı” dedi. 

     Biriniz Solcu biriniz Dînci olduğunuz için, 30 yıldır biribirinizi öldürüyorsunuz. Oysa KÜRT olmayı seçseydiniz, biribirinizi yaşatmaya çalışırdınız.

     Önce KÜRT ol. Diğer kimlikler kaçmıyor, özgürleştikten sonra da olursun, dâvâsını güdersin. Fakat KÜRT olmazsan, asla özgürleşemezsin. Asla.

     İslamcı, Sosyalist, Demokrat, Liberal, her ne zıkkım olursan ol, ama önce KÜRT ol. Önce Kürdistan vatanseveri ol.

     Sana vatansever olmayı haram kılan bir İslam yok, sana vatansever olmayı yasaklayan bir Sosyalizm yok. Aksine her ikisi de, sana köle olmayı yasaklar.

     Dünya üzerinde hangi milletin evlâtları, vatansever olmayı dînine / ideolojisine aykırı görür? Var mı senden başka?

     İslamcılık, Sosyalizm, Komünizm, Demokrasi, Liberalizm, Sağcılık – Solculuk – Dîncilik; defolun Kürdistan’dan…

     Benim Kürd’ümün aşiret, ağalık, şeyhlik sistemleri bile sizin ithal İslamcılık, Sosyalizm, Demokrasi sistemlerinizden bin kat iyidir.

     Filistin’e selam çakıp Kürdistan’a “haram” diyen İslamcılık, Vietnam’a selam çakıp Kürdistan’a “ilkel” diyen Solculuk, düşmanın zehiridir.

     Güney’de Kobanêliler Kürtler için ölümüne savaşsın, Kuzey’de Kürtler biribirini öldürsün. Beğendiniz mi? Siz en çok Kobanê halkını üzdünüz.

     Kürt gençleri, Kobanê gibi millî bir hadisede bile sokağa çıktığında ilk kendi kardeşine saldırıyorsa, bunların bulundukları parti / örgüt içinde nasıl eğitildikleri, nasıl zehirlendikleri, kime karşı bilendikleri ciddî olarak sorgulanmalı.

     Solcu Kürd’e Kemalistler, Dînci Kürd’e de Selefîler yön veriyorsa, onlar yönetiyorsa, sorun KÜRT olmanızda değil, ideolojilerinizdedir.

     Kobanê’deki direniş, bütün Kürtler’i – çizgisi ne olursa olsun – tek yürek yapmıştı. Kürtlerarası bu gönül birliği, birilerini rahatsız etti.

     Kürtler’in arasına bu fitne ve düşmanlığı ekenler, 90’larda Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek’ti. Başka isimlerle hâlâ varlar ve gene baştalar.

     90’lardaki gibi, 2014’lerde Doğu Perinçek “başkan”lar ve Yalçın Küçük “başyazar”lar emellerine ulaşamayacak. Kim olduklarını herkes biliyor.

     Bir lafım da HüdaPar’a: Onların size “IŞİD” demesine bu kadar kızıyorsanız, “Hizbullah” ismini de kullanmayın. Bunu da Doğu Perinçek taktı size.

     Kobanê büyük bir millî şuura vesile oldu. Onlarca mesaj okumuştum: “Artık Solcu / İslamcı değilim, Kürt millîyetçisiyim” diye. Bu rahatsız etti.

     Kobanê direnişi olurken kuzeyde IŞİD’i destekleyen bir tane bile Kürt yoktu. Millî birlik vardı. Bundan rahatsız oldular, düğmeye bastılar.

     Kürtler’de ne zaman millî bilinç hasıl olsa, kalpler beraber atsa, Yalçın Küçük – Doğu Perinçek rûhu hortluyor. Bakınız: 1978, 1991, 2014.

     Almanya’daki Hristiyan ve Yahudî dostlarımız “IŞİD’in İslam’la ilgisi yok” derken, Türk Solu ısrarla “IŞİD gerçek İslam’dır” diyor. Düşün!

     “Kürd’ün Kürd’e saldırması haram” dediğimde Türk Solcu bana “faşist”, Türk İslamcı bana “ırkçı” diyor. Demek ki “saldırmalı” demeliyim. Anla!

     Sevgili Kürtler, Kürt siyasetçileri;

     Türkler’in arasında da Solcular ve İslamcılar var. Onlar biribirini öldürüyor mu?

     Bugün Kürtler’e saldıran IŞİD barbarları, daha iki ay önce Türkmenler’e saldırıp kadın – çocuk demeden katliâm yaptı. Türkiye’nin batısında Solcu ve İslamcı Türkler biribirlerine girdiler mi? Okulları, ambulansları ateşe verdiler mi? Solcu Türkler sokağa çıkıp önüne gelen sakallı Türk’e bıçaklarla saldırdılar mı?

     Evet doğrudur, IŞİD’e karşı mazlum ve savunmasız Türkmenler’i de biz Kürtler koruduk. Pêşmerge canını ortaya koyarak Türkmen kardeşlerimizi o barbarlardan korumaya çalışırken, güyâ “soydaş” olan TC devleti ve AK Parti hükûmeti Türkmenler için kılını dahi kıpırdatmadı. Biz Kürt yazarlar ve Kürt siyasetçiler Şiî Türkmen kardeşlerimizin feryâdını en yüksek sesle, çığlıklar atarak duyurmaya çalışırken, güyâ “soydaş” olan Türk yazarların ve Türk siyasetçilerin sesi oldukça cılız çıkıyordu.

     Hatta Pêşmerge’nin canını ortaya koyarak Türkmen çocukların hayatını ve Türkmen kadınların namusunu korumaya çalıştığı saatlerde, Türkmen liderler Türk televizyonlarına çıkmış, Pêşmerge’ye hakaretler ediyorlardı. Pêşmerge’nin canını ortaya koyarak onların ırzını ve namusunu koruduğu saatlerde, Türkmen liderler Türk televizyonlarına çıkmış, “IŞİD kötü ama Pêşmerge’yi tercih etmeyiz. Çünkü onlar Kürt” diyorlardı. Evet kardeşlerim, evet, aynen böyle diyorlardı: “Çünkü onlar Kürt.”

     Fakat ne yapabiliriz ki, kardeşlerim? Bunlar böyle bir taife. Açlık ve yoksulluktan kaçıp Kenya’daki Dadaab Mülteci Kampı’nda bir tabak yemeğe muhtaç bir şekilde “yaşayan”, ayağında ayakkabı kıçında don olmayan küçücük Somalili mülteci çocukların ellerine Türk bayrağı verip “Türkiye! Türkiye!” diye bağırtan (yapanlar İslamcı ve sadece “Kürdistan” bile desen sana “ırkçı” diyorlar) ve bu barbarlığı “iştahlı iştahlı” kameraya çeken bir taifeden insanlık mı bekliyorsunuz, Allâh aşkına? (Kimseye iftira atmıyorum; gözlerimle şahîd olduğum şeyi anlatıyorum)

     Yardım toplarken Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes, ayrım yapmadan herkesten toplayan, fakat topladıkları yardımları gidip Asya ve Afrika’nın farklı köşelerinde dağıtırken “Bu yardımları size Türk halkı gönderdi” diyerek veren bir taifeden “vebal” denen bir duygu, “kul hakkı” denen bir sorumluluk mu bekliyorsunuz? (Kimseye iftira atmıyorum; gözlerimle şahîd olduğum şeyi anlatıyorum)

     Ne yapalım kardeşlerim, böyledirler diye sokağa çıkıp ortalığı yakıp yıkalım mı yani? Yakışır mı bu bize? Yüksek Kürt ahlâkına yakışır mı?

     Böyle yaparsak, onlardan ne farkımız kalır?

     Biz bu ikiyüzlülükleri zaten yüksek sesle onların suratlarına çarpıyoruz. Bir kıpırtı, “utanırlar belki” diye ümid ederek. Fakat bize düşen, sadece bu kadarıdır! Gerisi Allâh’a kalmıştır, bizim işimiz değil…

     Unutmayın ki, sevgili Kürt kardeşlerim, unutmayın ki, her ne şart altında olursa olsun, yaşadığımız sevinçler de yaşadığımız acılar da ne kadar büyük olursa olsun, güçlü de olsak güçsüz de, her zaman için “Ahlakî ilkeler”e riâyet etmek zorundayız.

     Biz bu erdem ve terbiyeyi, Kürdistan vatanının millî liderleri Şeyh Ubeydullâh Nehrî’nin, Şeyh Said’in, Seyyîd Abdulkadir’in, Seyyîd Rıza’nın, Molla Mustafa Barzanî’nin, Qazî Muhammed’in bize emanet bıraktığı tarihsel mirastan alıyoruz.

     “Ahlâklı olmak”, Solcu, İslamcı, Liberal, Demokrat olmaktan çok daha önemli bir haslettir. Herkes İslamcı olmak zorunda değildir, herkes Sosyalist olmak zorunda değildir, herkes Sağcı – Solcu olmak zorunda değildir, fakat herkes ahlâklı olmak zorundadır.

     Sokakları savaş alanına çevirmek, okulları ve Qûr’ân kurslarını yakmak, ambulansları, Kızılay araçlarını ateşe vermek, bunlar “Kürt ahlâkı” değildir. Bunlar kemalist Türk Solu’nun size bulaştırdığı ahlâktır.  

     Kürdistan Devlet Başkanı sevgili Mesud Barzanî, şöyle der: “Dünyanın tüm gücü bizim olsa, kimseye saldırmayız. Dünyanın tüm gücü bize saldırsa, teslim olmayız.”

     İşte bahsettiğim “Yüksek Kürt ahlâkı” budur, kardeşlerim, budur.

     Ey Kürt siyasetçileri;

     Seçmenlerinizi şiddet ve anarşi eylemlerinden uzak tutun. Partiniz içindeki gençleri yakıp yıkmaya değil, okumaya ve bilinçlenmeye teşvik edin. Kültür ve sanata, edebiyâta, spora, müziğe teşvik edin.

     Ey Kürt medyası;

     Barındırdığınız ve “gazetecilik” dışında herşeyi yapan, işleri güçleri insanların ve sivil toplum derneklerinin isim ve adreslerini yayınlayıp cahil ve kontrolsüz kitlelere hedef gösteren “gazeteci” kılıklı provokatörleri ve ajanları gazete ve televizyonlarınızdan uzaklaştırın! Kovun! Böyle hastalıklı tipleri hiçbir şekilde bünyenizde istihdam etmeyin.

     Ey Kürt aydınları;

     Sabahtan akşama kadar kocakarılar gibi biribirinizin dedikodusunu yapmaktan, bütün gün biribirinizin arkasından konuşup gıybet yapmaktan vazgeçin. Üretin, üretin, üretin! Fitne değil, fikir üretin. Sorun değil, çözüm üretin. Düşmanlık değil, bilinç üretin.

     Üstâd Bediuzzaman Said-i Kurdî’nin nasihat ettiği gibi: “Birlik olun, birlik olun, birlik olun.”

     Sevgili Kürtler, Kürt siyasetçileri;

     Kürt ahlâkından yoksun bir Kürt siyaseti, sadece Kürtler’e zarar.

     Yüzünü bezle kapatıp sağa sola saldırmayı kimden öğrendin? Şeyh Said’den mi, Seyyîd Rıza’dan mı, Qazî Muhammed’den mi? Kimden öğrendiğin belli.

     Ahmed-i Xanî’nin, Said-i Kurdî’nin değil, Mahir Çayan’ın, Che Guevara’nın öğretildiği Kürt, tabiî ki okul yapmayı değil okul yakmayı seçecek.

     Abdesti bozulsun diye mahsus nenemizi dedemizin üstüne iten güzel insanlar iken, sokakları yakan, kardeşini öldüren çirkin insanlara döndük.

     Saldırdığın kişiler, “Kobanê’ye silâh yardımı yapmayın” diye kampanya yürüttüler mi? Ama sen, IŞİD Hewlêr’e saldırırken Avrupa’da bunu yaptın.

     Şuna inanmamızı istiyorsunuz:

     – IŞİD’e ait binlerce dükkân yakılıp yağmalandı.

     – IŞİD’e ait onlarca araç yakıldı.

     – IŞİD üyesi 40 kişi öldürüldü.

     İnanalım mı hakikaten?

     Uyuşturucu tacirlerinin zehirlediği gençlerimizi tedavi etmek – zor da olsa – mümkün, ama Türk Solu’nun zehirlediği gençlerimizi, imkânsız..

     Kürd’ün asıl işgalcisi karşısındaki asker / polis değil, kendi beynindeki – onun “Kürtlük bilinci”ni sıfırlayan – fikir ve ideolojisidir.

     Kürtler’i devletler değil, ideolojiler köleleştirdi.

     O çok sevdiğin Turanî – Moğolca “yurtsever, önder, ulusal, gerçeklik” kelimelerini al, git Beyoğlu’nda ortalığı yık. Rahat bırak Kürdistan’ı.

     Sivil insanlara, kamu malına yapılan bu saldırılar CHP ve MHP’ye yönelik bile yapılsa, terör ve vandalizm olarak görürüm. Bu kadar net!

     Gerçek devrimci, karşısındakini yanına çekmek için eylem yapar, yok etmek için değil.

     Düşmanına benzemeye çalışarak, ülkeni de dünyayı da kurtaramazsın. Düşmanına benzemeye çalışarak, ancak kendi kendini bozarsın.

     Dünyadaki tüm hareketlere bakın: Asıl derdi halk ve ülke olanlar şiddetten uzak dururlar. Asıl derdi örgüt / parti olanların da yolu şiddet.

     Söylemlerinizde yüzde yüz haklı da olsanız, şiddet ve teröre başvurduğunuz anda tüm meşrûiyetinizi kaybedersiniz. Nokta.

     Rabiâ’tul- Adevîyye eyleminde cunta rejimi binlerce kişiyi katletmesine rağmen Mısırlı göstericiler en ufak bir şiddet ve terör hareketine bulaşmadı.

     1925’te TC’nin eline esir düşen Kürt direnişçi idam edilirken, Şeyh Said’e esir düşen Türk askeri de direnişçi oluyordu. Halkı koruyorlardı. Neden? Çünkü Kürt mücahîdlerin tertemiz Müslüman ahlâkından etkileniyorlardı. Parayla kandırmıyor, güçle korkutmuyorlardı. Kürt direnişçilerin insanlığından, yüksek İslamî ahlâkından etkileniyorlardı.

     “Allâh-û Ekber” diye bağırıp İslam coğrafyasını yakıp yıkmak!? “Biji Kurdistan” diye bağırıp Kürdistan şehirlerini yakıp yıkmak!? Bu nasıl bir ahlâktır böyle, nasıl bir vandalizmdir? Bu “Allâh-û Ekber”in Müslümanlık’la, bu “Biji Kurdistan”ın Kürtlük’le uzaktan yakından bir ilgisi yok!

     Solcu gençlerimize şırınga edilen Kemalizm ve dîndar gençlerimize şırınga edilen Selefîlik zehirlerini temizlediğimizde, Kürdistan kurtulacak.

     60 yıl boyunca hiç farketmedin mi? Solculaştıkça Kemalistleştin, Dîncileştikçe Selefîleştin. Oysa sadece KÜRT olmayı seçseydin, özgürleşecektin.

     Solcu gençlerimiz samimîydi; Kemalistleştirdiler. İslamcı gençlerimiz samimîydi; Selefîleştirdiler. Böylece Kürd’ü Kürdistan’a düşman yaptılar.

     Kürt “İslamcı” oluyor, “Sosyalist” oluyor, “Demokrat” oluyor, “Liberal” oluyor. Kürt herşey oluyor ama bir tek “Kürt” olamıyor.

     Malcolm X derdi ki: “En temel insanî haklarımız bile yokken, kadınlarımız ve çocuklarımız öldürülürken, Solcu Zencî, ‘Ben millîyetçi değilim’ diyor.” Senin durumun işte tam olarak bu!

     İdeolojik Kürtler, Türkler’le biraraya gelebiliyorlar, çünkü “ortak nokta” çok. Fakat Kürtler’le biraraya gelmezler; çünkü “farklı nokta” çok.

     Bir sorsana Türk arkadaşına, niye Solcu olmuş, niye İslamcı olmuş? Bir de kendine sor. O niye olmuş, sen niye olmuşsun? Görürsün aradaki farkı.

     Ne zaman “Kürt” desek hemen “Önce insanlık” diyen Solcular ve İslamcılar, Kürtler’e bu zûlümleri bitkiler ve hayvanlar mı yapıyor?

     “Biz bütün sınırlara karşıyız” diyen İslamcı kardeşlerin ve Solcu yoldaşların, Kürdistan’ı 5 parçaya bölen sınırlara niye karşı çıkmıyorlar?

     Kitapları bırak, toprağa ve ağaçlara dokun. Ancak böyle özgürleşebilirsin. Doğaya dön; özüne.

     Bengaller’in bir öğrenci derneğiyle başardığını, Katalonlar’ın bir futbol takımıyla başardığını, sen o kadar parti, örgüt, STK, belediye, kurum ve kuruluşlarınla başaramıyorsan, sorunu başkalarında değil kendinde ara bence.

     Bana ikide bir Barzanî’yi, Demirtaş’ı, şunu bunu kötülemekten vazgeçin. Benim dâvâm örgüt / parti dâvâsı değildir. Millî dâvâdır.

    Hem Müslüman hem Kürt olmam, Kürdistan’a karşı bana tüm sorumluluğu yüklüyor zaten. Ayrıca İslamcı, Solcu veya Demokrat olmama gerek yok!

     Öyle bir durum ki, herkesin hem haklı olduğu yönleri var, hem haksız olduğu yönleri. İşte “ortak akıl” dediğimiz, tam da bu hallerde lazım.

     Sana, “Müslüman öncüler Malcolm X, Qazî Muhammed ve Aliya İzzetbegoviç’in yolundan git” diyorum, sen bana “ırkçı” diyorsun. Kölesin çünkü!..

     IŞİD barbarlarının Kobanê saldırısı boyunca kendini parçalayan, uyku uyuyamayan beni de “hain” ilan edin. Partiniz de kurtulsun Kemalizm de.

     Bir olan Allâh, senden yana. 3 büyük dîn, senden yana. 4 kutsal kitap, senden yana. Fakat yine de kölesin. Çünkü sen senden yana değilsin.

     Kürtler’i bölme yolu 3’tür:

     1) Kurmanc – Zaza – Soran

     2) Sünnî – Şiî – Alevî

     3) İslamcı – Solcu – Liberal

     Birleşme yolu ise tektir: KÜRT.

     Şimdi git temiz suyla abdest al, ve sonra de ki: “Kürtler’e ve Kürdistan’a faydası olmayan her tür fikir ve ideolojinin canı cehenneme.”

sediyani@gmail.com

     UFKUMUZ

     13 EKiM 2014 

musluman-kurt-onculer.jpg

 

1529 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir