64 Yıl Sonra Aynı Noktadayız: Dünya Kupası’nda Yokuz Ama “Stratejik Derinlik” Devam Ediyor

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Osmanlı’daki ilk “havacılık” girişimleri, 1911 sonu ile 1912 başına kadar uzanıyor. Şimdiki havaalanı arazisinin yakınında bulunan küçük bir meydanda, sadece iki hangar ile başlamıştır. İlk kullanım amacı “askerî” idi; Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa, orduda kullanılacak uçaklar için bir tesis oluşturmak istemişti.

     1911 – 12 Trablusğarb Savaşı ile başlayıp 1912 – 13 Balkan Savaşları ile devam eden ve 1914 – 18 Dünya Savaşı’nın sonuna kadar aralıksız 7 yıl süren kanlı ve sıcak yılların başlangıcıdır, o yıllar.

     Böylece Türkiye, daha doğrusu Osmanlı’da ilk “havacılık” faaliyetleri, Balkanlar’daki ve Mağrîb’deki devâsâ toprak kayıplarının yaşandığı aynı zaman diliminde, 1912 tarihinde Makrihori (= Bakırköy) semti içindeki Ayios Stéfanos (= Yeşilköy) mahallesinde başlıyor.

     Koyu puntoyla yazdığım ve Rumca, yani Yunanca olan isimler, o yerleşim birimlerinin 1912 yılındaki resmî isimleridir. Yani gerçek isimleridir; uydurma olanlar, onların şu anki Türkçe isimleri. Tarihî bilgilerinizden âşina olduğunuz, 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos Antlaşması, işte şimdiki havaalanının bulunduğu Yeşilköy’de imzalandığı için bu isimle anılmıştır.

     Osmanlı döneminde bu yerleşim birimlerinin isimleri aynen bu şekilde Rumca idiler ve kesinlikle devlet tarafından değiştirmeye de teşebbüs edilmemiştir. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduktan sonra, önce 1925’te Makrihori’nin adı değiştirilerek masa başında uyduruk “Bakırköy” ismi verildi, bir yıl sonra da, 1926’da Ayios Stéfanos’un adı değiştirilerek masa başında uyduruk “Yeşilköy” ismi verildi.

     Ne kadar tuhaf, değil mi? Hilâfet ve Şeriât Devleti zamanında bu Rumca isimler kimseyi rahatsız etmezken, Laiklik Devleti geldikten sonra bunlar “Müslüman isimleri olmadığı gerekçesiyle” ortadan kaldırıldı ve haritadan silindi. (Biz filozoflar bu duruma “diyalektik çelişseme” diyoruz)

     Laiklik Devleti’nin aziz milletimize ve Müslüman halkımıza yaptığı hizmetler, sadece köy, mahalle, semt ve şehirlerimizi “Müslüman isimlere” kavuşturmak ile sınırlı değil, kuşkusuz. 1925 yılında Şeyh Said Kıyamı bastırıldıktan ve Laiklik Devleti tarafından Müslüman halkımızın can, mal, namus emniyetini sağlamak amacıyla Kürdistan’da gerekli katliâmlar yapıldıktan sonra, “sivil havacılığın” ilk adımlarını atmak üzere Türk Teyyare Cemiyeti kuruluyor.

     Kurulduğu 1912 tarihinden 1933 tarihine kadar yalnızca askerî amaçlı uçuşlar için kullanılan Ayios Stéfanos’taki (ya da yeni uyduruk adıyla Yeşilköy’deki) havaalanı, 1933 yılından itibaren “sivil amaçlı uçuşlar” için de kullanılmaya başlıyor. Bu tarihte Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nden alınan 2 adet “King Bird” modeli uçakla Türkiye ilk kez “sivil uçuşlara” başlıyor.

     Şubat 1933’te ilk “protokol yolcuları”, İstanbul – Ankara uçuşunu gerçekleştiriyor. Velâkin o tarihte “yakıt ikmâli” gerektiğinde uçaklar İstanbul’dan havalandıktan sonra mecburen önce Eskişehir’e iniyor, orada mazotçîde mazot doldırdıxtan sonra Ankara’ya devam ediyordu. O zamanlar, aaaah ah o zamanlar, ne günlerdi bee, Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nün yanındaki bir tarla “pist” olarak kullanılıyordu.

     1944 yılı, çoook çok önemli bir tarihtir. Çünkü bu tarihte, “Anadolu’nun makus talihini değiştiren” iki büyük hadise yaşanmıştır. Biri, Türkiye’nin Chicago Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi (Convention on International Civil Aviation)’ni imzalayarak “uluslararası uçuşlar için” ilk adımını atması, diğeri de Diyarbakır’da Abdülkadir Aksu’nun dünyaya gelmesidir.

     7 Aralık 1944 tarihinde Türkiye, ABD’nin Chicago şehrinde Chicago Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi’ni imzalayınca, İstanbul Yeşilköy Havaalanı’nın da “uluslararası hale getirilmesi” kararlaştırılıyor. Bu amaçla bir proje hazırlanıyor ve üç yıl sonra, 1947 yılında, merkezi ABD’nin – keramet aramayın sadece tevafuk – Pennsylvania eyaletinde bulunan Westinghouse Electric Company LLC şirketi ile bir sözleşme imzalanıyor. Bayındırlık Bakanlığı’nın verdiği yetkiyle, Amerikan şirketi, 1949 yılında inşaata başlıyor.

     Bir yıl sonra, Türkiye A Millî Futbol Takımı, tarihinde ilk kez bir Dünya Kupası’na katılmaya hak kazanıyor. Bu turnuva, içinde bulunduğumuz 2014 yılında da düzenlenecek ve sadece sayılı günler kalan Brezilya’da.

     Ancak devleti yönetenler, “Brezilya çok uzak bir ülke. Sırf top oynasınlar diye bu kadar adamı oraya gönderecek uçak paramız yok. Ulan biz devleti yönetenler bile Brezilya’ya gidecek uçak parası bulamazken, top oynasınlar diye 22 tane adamı oraya hangi parayla gönderelim? Hadi parayı bulduk ve gönderdik diyelim. Millî takımımız orada ne yapacak? Arjantin, Brezilya, Uruguay gibi takımlar bizi rezil ederler” diyerek, katılmaya hak kazandığı halde millî takımı Brezilya’da düzenlenen 1950 Dünya Kupası’na fıkralara konu olacak bir gerekçeyle göndermiyorlar.

     İşin daha da tuhaf tarafı ise, 1950’nin Haziran ayında “mesafe uzak, uçak biletleri pahalı, o kadar paramız yok” diyerek millî takımı Brezilya’ya göndermeyen devlet, sadece üç ay sonra, Eylül ayında işgalci ABD ordusunun emrine vermek için hiç düşünmeden bir tabur dolusu askeri Brezilya ile aynı uzaklıktaki ve fakat ters taraftaki Kore’ye savaşmak için gönderecek, yol masraflarını da devlet hazinesinden ödeyecekti.

     “Stratejik Derinlik” sahibi bu dış politikasının mükâfâtı olarak da iki yıl sonra “NATO üyeliğine” kabul edilecekti.

     1950 – 2014.

     Aradan 64 yıl geçti ve hâlâ aynı noktadayız: Brezilya’da Dünya Kupası düzenleniyor ve biz gidemiyoruz, ama ABD ile “Stratejik Derinlik”li dış politika devam ediyor.

sediyani@gmail.com

     TARAF GAZETESİ

     5 HAZİRAN 2014

fifa 2014

873 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir