Siz Hiç Acılar İçinde Siyaset Yapar mısınız?

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan ve yüzlerce maden işçisinin şehâdetiyle sonuçlanan korkunç katliâmda hayatlarını kaybeden emekçilerimize Allâh’tan rahmet, ailelerine sabr diliyorum. Katliâmın sorumlularının bir an önce belirlenip hak ettikleri cezaya çarptırılmalarını milletçe temenni etmekteyiz.

     Zaten toprağın altında yaşayan yüzlerce insanı gözyaşları içinde yeniden toprağın altına gömmek nasıl bir duygudur, anlatması hakikaten çok zor. Yaşarken gün ışığı görmeyen, karanlıkların içinde rızkını kazanmaya çalışan yüzlerce insanı “Nûr içinde yatsın” diyerek uğurlamak, insan irade ve havsalasının kaldıramayacağı denli büyük bir acı.

     Ancak ne hazindir ki, “yüz karası”, herkeste o işçilerdeki gibi temiz durmuyor, maalesef. O işçilerin üzerindeki “yüz karası” emeğin, alınterinin, şeref ve haysiyetin emaresi olurken, pekçok insanda “yüzkarası”, onursuzluk ve haysiyetsizliğin belirtisi.

     Önlenebilir ama önlenmemiş her faciâda, insanlar haklı olarak sorumluların bulunmasını, yetkililerden hesap sorulmasını talep eder. Otoriteye karşı bu refleks, AK Parti iktidarıyla birlikte başlayan bir gelenek değil, tâ ilk yerleşmenin, ilk devletlerin kurulduğu insanlık tarihinin başlangıcından itibaren var olan bir gelenek. Ancak AK Parti iktidarıyla başlayan bir gelenek de var ki, o da, kalpleri katılaşmış, iktidar nimetiyle mideleri dolmuş ama insanlıklarını kaybetmiş bazı kimselerin, bu haklı talebi ve vicdanî isyanı bastırma telaşında, “Yedirmeyiz” çabasında olması.

     Bilmiyorum; yaşanan ve tüm ülkeyi yasa boğan, içinde de onlarca soru işareti barındıran bir felâket karşısında, yetkililerden hesap soran, ihmal varsa sorumluları hesap vermeye çağıran vicdanları “Bu acı zamanda siyaset yapmayın” diye susturmaya çalışmaktan daha aşağılık bir siyaset yapma biçimi olabilir mi? Üstelik bir yandan bunu söylerken, beri yandan da canla başla hükûmeti savunmaya çalışması.

     Hükûmete yüklenenlerin bir kısmı gerçekten “fırsatçı” olsalar dahi, yüzlerce insanın ölümüne yol açan bir felâketi fırsat bilip hükûmeti devirmeye çalışmak mı daha büyük bir şerefsizliktir, yoksa yüzlerce insanın cesedi daha gömülmeden “Aman hükûmete birşey olmasın” telaşına düşmek mi? Bu iki “artniyet”ten hangisi, daha onursuz ve şerefsiz bir artniyettir? Cevabını halkımızın vicdanına bırakıyorum…

     Gerçi sizleri çok yakından tanıyan biri olarak, ne kadar vicdanlı ve erdemli (!) insanlar olduklarınıza yakînen şahidim. Sizler asla böyle felâket durumlarında siyaset yapmaz, başkalarının acıları üzerinden siyasî menfaat ve fırsatçılık kollamazsınız.

     Deprem, sel, açlık gibi her âfet bölgesine bayrak ve logolarınızla giderken siyaset yapmıyordunuz, değil mi? Sadece acılarını paylaşıyordunuz. Yardım malzemelerinden iki katı fazla bayrak ve logolarınızı, sırf acıya dayanamayıp ağladığınızda gözyaşlarınızı silmek için kendinizle birlikte götürüyordunuz.

     Sizler Kenya’daki “dünyanın en büyük mülteci kampı” olan Dadaab Mülteci Kampı’nda açlık ve kuraklıktan dolayı hicret etmiş ve ayağında ayakkabı, üstünde don olmayan Somalili mülteci çocukların o minik ellerine Türk bayraklı balonlar verip “Türkiye, Türkiye” diye bağırtırken ve o Somalili aç ve çıplak çocukların “Türkiye, Türkiye” diye bağırmasını büyük bir “iştah”la kameraya çekerken de siyaset yapmıyordunuz. Sadece acılarını paylaşıyordunuz. (Üç yıl önce Dadaab’da bizzat şahid olduğum bu olayı her hatırlayışımda, sizin yerinize ben utanıyorum!)

     Endonezya’da korkunç tsunami felâketi olduğunda, dünyadaki 200 devlet anında yardım elini uzatırken, dünyada ne kadar ülke varsa hepsinin yardım kuruluşları ve sağlık ekipleri Endonezya’ya yardıma koşarken, gazetelerinizde “Endonezya’nın acısını Türkler dindirdi” manşetleri attığınızda da siyaset yapmıyordunuz. Sadece acılarını paylaşıyordunuz.

     2008 sonunda İsrail Gazze’ya saldırıp çoğu çocuk 1000’e yakın insanı katlettiğinde, Cezayir’den Malezya’ya tüm İslam dünyası ayağa kalkıp İsrail’i protesto ettiğinde, gazeteleriniz “Gazze’deki katliama sadece Türkiye tepki gösterdi” manşetleri attığında da hiç mi hiç siyaset yapmıyordunuz. Siz sadece Gazze halkının acılarını paylaşıyordunuz.

    Van’da yaşanan korkunç depremde, küfürbaz dinci gazeteniz “74 milyon TÜRK, Van’a yardım elini uzattı” manşetini attığında da amacınız asla ve asla siyaset değildi sizin. Manşetteki o, sanki bir ecnebî memlekete yardım edilmiş gibi “74 milyon TÜRK” ifadesi, kesinlikle enkaz altındaki depremzedelere haince ve alçakça laf sokmak niyeti taşımıyordu. Siz sadece Van halkının acılarını paylaşıyordunuz.

     Size birşey söylüyeyim mi? Aslında 28 Şubat sürecinde yaşanan büyük Sakarya depreminde, yardıma ilk koşan ve en çok yardım eden iki ülke, batı komşumuz Yunanistan ve doğu komşumuz İran iken, 28 Şubat dönemi televizyonlarının her gün sabahtan akşama kadar İsrail’in yardımlarını anlatması ve habire İsrail’e övgüler dizmesi, o da asla siyaset yapmak amacıyla değildi. Sadece depremzedelerin acılarını paylaşıyorlardı.

     “Bu acı zamanda siyaset yapmayın”, öyle mi? Ne kadar da vicdanlı ve erdemli insanlarmışsınız siz böyle…

     Yüzlerce kardeşimiz ölmüş. Faciânın bir sorumlusu varsa, hesap versin; bunu istiyoruz. Hükûmetse hükûmet, şirketse şirket, sen bensek sen ben! Buna mı “siyaset” diyorsunuz?

     Maden ocağının patronu, milletle dalga geçer gibi yaptığı basın toplantısından  sonra elini kolunu sallaya sallaya evine gitti, değil mi? Buna isyan etsem “provokatör” mü oluyorum?

     Lafa bakın! “Bu acı zamanda siyaset yapmayın”

     Kusura bakmayın ama, “Kürdistan’da yakılan ormanlar için neden eylem yapmıyorsunuz?” şeklindeki sorumuza “Biz siyasetle ilgilenmiyoruz” cevabını veren Greenpeace üyeleri gibisiniz.

sediyani@gmail.com

     TARAF GAZETESİ

     18 MAYIS 2014

soma faciası

 

909 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir