İslam Putu

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Başlıktaki ifade bana ait değil. 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük fikir ve mücadele adamlarından biri olup, aynı zamanda Mısır’daki İhvan-ı Müslîmin (Müslüman Kardeşler) hareketinin de teorisyenlerinden olan dünyaca ünlü Müslüman düşünür Seyyîd Qutb (1906 – 66)’a ait.

     İlk kez Mısırlı Üstâd Seyyîd Qutb’un kullandığı “İslam Putu” nitelemesi, daha sonra, yine 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan İranlı dünyaca ünlü aydın Dr. Ali Şeriatî (1933 – 77) tarafından da kullanılan bir ifade oldu.

     Qutb ve Şeriatî’nin kullandığı bu niteleme, ne anlama gelmektedir, tam olarak neye tekabül etmektedir? “İslam Putu” nedir? Öncelikle, “Put” nedir?

     İslam âlimlerinin ve müfessirlerinin geneli, kişiyi Allâh’ın yolundan alıkoyan, İslam’ın emrettiği şekilde bir şahsiyet ortaya koymasına mani olan, İslamî bir davranış sergilemesine engel olan her şeyi “Put” olarak nitelemişlerdir. Bu durumda; örneğin eğer kişinin İslamî bir davranış içinde bulunmasını engelleyen şey, o kişinin sahip olduğu para ve zenginlik ise, onun putu paradır. Eğer inandığı gayr-ı İslamî itikat veya ideoloji ise, onun putu savunduğu ideolojidir. Bunun gibi, eğer hak ve hakikat dairesi içinde, adalete ve hakkaniyete uygun bir tavır ortaya koymasını, İslamî bir davranış sergilemesini engelleyen şey, devlet, bayrak, önder vb. “kutsallar” ise, onun putu o “kutsallar”dır.

     Peki ama, kişinin hak ve hakikat dairesi içinde, adalete ve hakkaniyete uygun bir tavır ortaya koymasını, İslamî bir davranış sergilemesini engelleyen şey, bizzat İslam’ın kendisi ise, bu çarpık durumu “davranış bilimi” açısından nasıl okumalıyız? İşte Seyyîd Qutb ve Ali Şeriatî’nin “İslam Putu” derken kastettikleri şey, tam olarak budur.

     İslam’a uygun hareket etmeyi, İslamî bir davranış sergilemeyi engelleyen şey, nasıl olur da İslam’ın bizzat kendisi olur? İslam, İslam’ı nasıl engeller?

     Konu çetrefillidir ancak anlamak gayet basittir:

     Örneğin; yüce kitabımız Kûr’ân-ı Kerîm’de ve Sevgili Peygamberimiz (saw)’in hadislerinde rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk, haram yoldan kazanılan gelir, haksız kazanç ve kul hakkı yemek, kesin bir dille yasaklanmış, hatta lânetlenmiş, üstelik bunları yapanlar cehennem azabıyla ihtar edilmiştir. Onlarca âyet-i kerîme ve yüzlerce hadis-i şerîf, bizlere, eğer başımızdaki yöneticiler, devletin başındaki idareciler, Allâh’ın men ettiği ve lânetlediği bu yollara tenezzül etmişse, onlardan hesap sormamızı emretmektedir. Rüşvet yemiş, hırsızlık yapmış ve yolsuzluğa bulaşmış idarecilerden hesap sormayı, Allâh ve Resûlü biz Müslümanlar’a emretmektedir.

     Bu durumda, şu anda Türkiye’de yaşanan rüşvet ve yolsuzluk skandalına ilk başta ve en çok itiraz etmesi, hükûmetin başındaki isimlerden şiddetle hesap sorması gerekenlerin, kendilerini “İslamî” olarak tanımlayan kesimler olması beklenir. İslamî olan davranış da budur.

     Gel gör ki, “hakikat” (olması gereken) böyle olduğu halde, “gerçek” (olan) bunun tam tersidir. Sözüm ona “İslamî” kesimler, bu rezaletten hesap sormak bir yana, Allâh ve Resûlü’nün emrettiğinin tam tersini yaparak, rüşvet ve yolsuzluğa bulaşmış kişileri, hatta “çalıyor ama çalışıyor”, “daha öncekiler de sanki çalmadı mı?” gibi akıllara ziyan refleksler geliştirerek rüşvet ve yolsuzluğun bizzat kendisini ve hem de açık açık savunuyorlar, savunabiliyorlar.

     Oysa bu idareciler, eğer CHP, MHP, BDP gibi “İslamî” olarak görmedikleri partilerden olsaydılar, bugün rüşvet ve hırsızlığın savunuculuğunu yapan İslamcılar, aksi yönde, yani doğru yönde bir tavır sergileyerek bu rezaletten hesap soracak, İslamî bir davranış sergileyeceklerdi. Ama onların böyle yapmamaları, iktidardaki partinin “İslamî” olarak gördükleri bir parti olmasından dolayıdır. Yani muhafazakâr kesimin İslamî davranış sergilemesini engelleyen şey de, güyâ kendilerince “İslamî” olan kaygılardır.

     Burada İslam’ı engelleyen şey de, bizzat İslam’ın kendisidir. İşte “İslam Putu” dediğimiz, tam olarak budur. Bu aslında İslam değil putperestliktir. Velâkin ilginç ve utanç verici olan şudur ki, bu putperestlikte, putun ismi de İslam’dır. Zirâ eğer aynı suçu kemalist, milliyetçi veya sosyalist bir partinin hükûmeti yapmış olsaydı, tavırları yüzseksen derece farklı olacaktı.

     “İslam Putu” o kadar lânetli bir puttur ki, “İslam” olarak belledikleri hükûmetin bir bakanı çıkıp açık açık Kûr’ân-ı Azimuşşan’a hakaret eder, Allâh’ın âyetleriyle alay eder, ama hiçbirinin buna karşı gıkı bile çıkmaz! Sizden olan ve “İslamî” olarak gördüğünüz bir hükûmetin bakanı çıkıp Allâh’ın âyetleriyle alay ettiğinde bile siz buna itiraz etmiyor, üstelik – komik ama konumuz da bu ya zaten – “İslamî hükûmetimize zarar gelmesin” kaygısıyla böyle davranıyorsanız, bu durumda siz İslam’ı “Allâh’ın dîni” olarak değil, “babanızın malı” olarak görüyorsunuz demektir.

     Bir televizyon kanalının haber bülteninde, Filistin’deki bir örgüt için “terörist” denildi diye İslamcılar o TV binasının önünde kitlesel gösteri yapmış, binaya Tevhîd bayrağı asmış ve “Allâh-û Ekber” diye slogan atmışlardı. Aradan sadece bir hafta geçmişken, hükûmetin bir bakanı Kûr’ân’a hakaret etmiş, Allah’ın âyetleriyle alay etmişti. Ancak aynı İslamcılar, bir hafta önceki aynı gösteriyi yapmak bir yana, bu rezalete karşı en ufak bir itiraz geliştirmemiş, seslerini çıkarmamışlardı.

     Şimdi, Allâh-û Teâlâ nezdinde, Filistin’deki bir örgüte “terörist” demek mi daha büyük suçtur, yoksa Allâh’ın âyetleriyle alay etmek mi?

     İslam’a göre ikincisi, ama İslam Putu’na göre birincisi.

sediyani@gmail.com

     TARAF GAZETESİ

     25 MART 2014

 

1929 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir