Nûh Tufanı ve İnsanlık Tarihinin Başladığı Kürdistan

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Yaşadığımız gezegende insanlık tarihi, iki defa yeniden başladı. Biri ilk insanlar olan Hz. Adem ve Hz. Havva ile, biri de tüm yeryüzü küresel bir tufan yaşayıp sular altında kaldığında, sadece gemisine binip kurtulanlarla birlikte Hz. Nûh ile.

     İlginç olan şu ki, hayat her iki defasında da Kürdistan topraklarında başlamıştır. İlk insanların vatanı Kürdistan’dır ve insanlık, Kürdistan vatanından başlayarak tüm yeryüzüne yayılmıştır. İlk insan olan Hz. Adem dünya hayatına Kürdistan’da başlamış, O’ndan yaklaşık 1000 yıl sonra gerçekleşen tufan hadisesi Kürdistan’ın Şehr-i Nûh (Şırnak) ilinde yaşanmış, tüm semavî dinlerin atası olan Hz. İbrahim (as) ise Nûh Tufanı’ndan tam 293 yıl sonra Kürdistan’ın Riha (Şanlıurfa) ilinde bir mağarada doğmuştur.

     Tevrât’ta, “Yaratılış” bölümünde anlatıldığına göre, ilk insan olan Hz. Adem, Allâh-û Teâlâ tarafından Aden Cenneti’ne yerleştirilmiş, sonra da bu cenneti sulamak için büyük bir ırmak yaratılmıştır. Dört kola ayrılan bu nehirlerden ikisi Dicle ve Fırat’tır; diğer ikisi de Pişon ve Gigon’dur. (Tevrât, Yaratılış, 2. bölüm, 10. – 14. âyetler)

     Kutsal metinlerin tasvirinden anlaşıldığına göre, Hz. Adem’in yaşadığı coğrafya ile Hz. Nûh’un aynıdır. Şırnak vilayetimizin gerçek (eski) adı “Şehr-i Nûh” olup, “Nûh’un şehri” demektir. Bugün kullandığımız “Şırnak” ismi, bu “Şehr-i Nûh” isminin evrilmiş şeklidir. “Şehr-i Nûh” (Şırnak), ismini Hz. Nûh (as) Peygamber’den alır. Şırnak’ın Süryanîce ismi ise “Şera Nûh” olup, “Nûh’un istirahatgâhı” anlamına gelir.

     Yüce kitabımız Kûr’ân-ı Kerîm’de Nûh Tufanı anlatılırken, Nûh’un gemisinin Cudi Dağı’na oturduğu belirtilmektedir ki, Cudi Dağı, Şırnak’tadır.

     Asıl hayret verici olan husus ise, bu dağın adıdır. Zira Cudi adı bile, öyle açık ve net bir şekilde Nûh Tufanı’nı hatırlatmaktadır ki, gerçekten heyecan vericidir.

     “Cûdi” adı, Kürtçe bir ad olup, “kendine sığınacak bir yer buldu” demektir. Cûdi Dağı’nın adı bile tek başına Nûh Tufanı’nı ve Nûh’un gemisini anlatıyor. Cudi Dağı’nın adı, Aramî ve Süryanî dillerinde “Turê Kardu”, yani “Kürtler’in Dağı” şeklindedir.

     Cudi Dağı’nda yüksekliği 2 bin m’nin üzerinde olan dört zirve vardır. 2 bin 17 m yüksekliğindeki bir zirvenin üzerinde “Nûh Peygamber Ziyaret Tepesi” yer alır. Tepenin ortasında, etrafı taşlarla çevrili bir alan ise “Sefine” (Gemi) ismiyle bilinir. İslam’dan önce Nasturîler (Doğu Süryanîler), dağın tepesindeki Sefine bölgesinde “Geminin Manastırı” adında bir mabed yapmışlardı. Kürdistan vatanının 637 yılında âzîz İslam dîni ile şereflenmesinden sonra Müslümanlar buraya “Sefinet Nebi Nûh” adında bir mescîd yaptırdılar. Bölge halkı halen burayı ziyaret etmekte, dûâlar okumakta ve çeşitli dileklerde bulunmaktadır.

     Kûr’ân-ı Azimuşşan’da, Hz. Nûh’la birlikte tufandan sağ kurtulanların kaç kişi oldukları belirtilmeksizin, sadece onların “pek az olduğu” (Hûd sûresi, 44. âyet)) belirtilirken, Hz. Muhammed (saw)’in amcasıoğlu Abdullâh bin Abbas’tan gelen rivayete göre, gemiden 80 kişi inmiştir ve bunlar tufandan sonra Cudi Dağı eteklerinde “Heyştêyan” (Semanin, Seksenler) adında bir köy kurmuşlardır. Şu ibret verici hadiseye bakın ki, “Heyştêyan” (Karyat Semanin) adlı bu köy halen durur ve Şırnak (Şehr-i Nûh)’ın bir köyüdür.

     Hz. Nûh (as) Peygamber’in kabri, Şırnak’ın Cizre (Cezira Botan) ilçesindedir. Kabri Cizre’de olduğundan, kuvvetle muhtemeldir ki, Hz. Nûh (as) Cizre’de vefât etmiştir. Yine çok ilginçtir ki, Cizre’nin bir mahallesinin adı, Yafes mahallesidir. Yafes, tufandan sonra insanlığın soyundan geldiği Hz. Nûh’un üç oğlundan biridir (Ham, Sam ve Yafes). Yine Cizre’de Hz. Nûh’un mirasının kanıtı olan en önemli eser, yapılışı binlerce yıl öncesine giden Cizre surlarıdır. Cizre surları, Hz. Nûh’un gemisinin hatırâsı olarak gemi şeklinde yapılmıştır.

     “Cizre”, Arapça’da “yarımada” anlamındadır. Özel Cizre İsmail Ebu’l- İz el- Cezerî Müzesi’nin kurucusu olan ve “Nûh Peygamber, Tufan ve Cizre” kitabı ile “Hazret-i Nûh, Tufan ve Cizre” belgeselinin yazarı olan Cizreli araştırmacı sevgili Abdullah Yaşın, “Dicle Nehri bu ilçenin etrafında hilâl gibi bir kavis çizerek aktığı ve ilçeye ‘yarımada’ görüntüsü verdiği için ilçe ‘Cizre’ adını almıştır” demektedir. (Bkz. Abdullah Yaşın, Bütün Yönleriyle Cizre, Yücel Matbaası, 1983)

     Yine hayret vericidir ki, Kûr’ân-ı Kerîm’de Nûh Tufanı anlatılırken, bir yerde “nehir” olgusuna vurgu yapılır: “Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.” (Qamer sûresi, 11. âyet)

     Tüm kutsal kitaplar ve kutsal metinler, ayrıca tüm tarihî kaynaklar, Nûh Tufanı’nın Kürdistan vatanında gerçekleştiği konusunda hemfikirdirler. İnsanlık tarihi, Kürdistan’da başlamıştır.

     Gelelim hadisenin en can alıcı konusuna…

     Hz. Nûh ve kavmi, hangi dili konuşuyorlardı? Tüm insanlık ailesinin ataları olan bu 80 kişi, hangi kavimdendiler? Etnik kökenleri neydi?

     Bunu da gelecek yazımda anlatacağım, b’iznillâh.

sediyani@gmail.com

     TARAF GAZETESİ

     4 MART 2014

Cudi Dağı ve Hz. Nûh'un gemisinin buldunduğu Sefine Tepesi; 100 yıl önce ve bugün...

Cudi Dağı ve Hz. Nûh’un gemisinin buldunduğu Sefine Tepesi; 100 yıl önce ve bugün…

4933 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir