Elmas Ana’ya Kimlik Vermek İçin de mi Rüşvet İstiyorsunuz?

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Sevgili Taraf okuyucuları için kaleme aldığımız “Çaldıran’ın 500. yıldönümünde Kürdistan’ın bölünmesini ve Şiî – Sünnî ihtilafını konuşmak” başlıklı bir önceki makalemizde, yaşadığımız coğrafyanın son 500 yıllık kaderini şekillendiren 1514 Çaldıran Savaşı ile 1639 Kasr-ı Antlaşması’nı ele almış, bu iki tarihî hadisenin günümüze kadar olan siyasî, mezhebî, etnik ve sosyal olumsuz yansımalarını konuşmuştuk.

     Kadim bir milletin ülkesini, topraklarını bölüp parçaladığı, aileler arasına sınırlar ve dikenliteller ördüğü için ve kadim bir dînin iki ayrı mezhebi arasına kin ve düşmanlık tohumları ektiği için yüzyıllardan beridir sorun olmaya devam edegelen bu tarihî hadiselerin, günümüzde yaşanan bireysel ve somut bir örneğini konuşacağız sizlerle.

     Anlatacağımız hadise, evet, yaşlı bir kadının sorunu ve nihayetinde bir “aile meselesi” ancak, içinde bölünmüş, parçalanmış, aynı dili konuşan aileler arasına dikenliteller örülmüş coğrafyaların bütün öyküsü saklı.

     37 yıl önce İran Kürdistanı’ndan Türkiye Kürdistanı’na gelin olarak gelen ve şu anda 57 yaşında olan bir kadın, Van’ın Başkale (Elbax) ilçesinde 37 yıldır “kimliksiz” yaşıyor. Eşi, sağır ve dilsiz. Kendisi “İran Kürdü”, beyi “Türkiye Kürdü” olan çiftin 7 çocuğu var ve üstelik, çocuklarına da kimlik verilmiyor. Aile, sırf bir “kimlik” sahibi olabilmek için 37 yıldır mücadele ediyor, ancak ne Türk devleti ne de İran devleti tarafından bir “nüfûs cüzdanı” elde edebildiler.

     1976 yılında Urmiye’den Van’a gelin olarak gelen ve 37 yıldır kendisine ve çocuklarına “vatandaşlık hakkı” verilmeyen 57 yaşındaki ve 7 çocuk annesi Elmas Abdullâhzâdeî’nin yürek burkan ve “olmaz böyle şey” dedirten gerçek hikâyesi bu.

     Ailenin dramını, Elmas Ana’nın Kıbrıs’ta üniversite okuyan 31 yaşındaki oğlu Veli Güner’in “son umut” diye düşünerek Eylül sonunda Lefkoşa’dan bana yazdığı mektup vesilesiyle öğrendim. Ve o günden beridir, Elmas Ana’nın sesini ve dramını ulaşabileceğim, sesimin yetişebileceği her vicdana duyurmaya çalışıyorum.

     1956 İran – Urmiye – Hereke köyü doğumlu olup 1976 yılında Van – Başkale – Aşağıdikmen köyü nüfûsuna kayıtlı sağır ve dilsiz olan Ömer Güner ile evlenerek 7 çocuk sahibi olan Elmas Abdullâhzadeî, 37 yıldır Türkiye‘de yaşamasına rağmen halen “Vatansız” olarak görülmektedir. Üstelik doğurduğu 7 çocuğunun hiçbirinin yasal olarak annesi görülmemektedir.

     Hatta ailenin 1992’de doğan son çocuğu babanın üzerine dahi kaydedilmediği için bir süre öz ağabeyinin çocuğu olarak nüfusa kaydediliyor.

     57 yaşındaki Elmas Ana ayrıca ağır hasta ve “kimliksiz” olduğu için tedavi edilemiyor, doktora gidemiyor, hiçbir hastaneye başvuramıyor. Ne İran’da ne Türkiye’de.

     Elmas Ana, 1976 yılında (20 yaşındayken) İran’dan Türkiye’ye gelin geldikten 3 yıl sonra İran’da devrim olduğu için (1979), orada bütün kimlikler ve nüfûs kayıtları yenileniyor. Ancak devrim esnasında, 3 yıldır Van’da sağır ve dilsiz bir insanla evli olup yaşayan Elmas Ana’nın “devrimden dolayı İran’daki tüm kimliklerin yenilenmesi gerektiği”nden haberi bile yok ve kimliğini değiştirip yenilemek için İran’a gidip başvurmadığı için, vatandaşlığı otomatikmen siliniyor.

     Van’da yaşayan Elmas Ana, yeni kurulan İran İslam Cumhuriyeti devletinde vatandaşlığı silindikten sonra, Türkiye Cumhuriyeti devleti nezdinde vatandaşlığa kabul edilmek için bir değil, beş değil, onbeş değil, tam otuzyedi yıldır mücadele ediyor. Ve 37 yıldır çalmadık kapı, başvurmadık resmî makam bırakmadıkları halde, TC Cumhurbaşkanlığı’ndan ve İçişleri Bakanlığı’ndan tutun Van Valiliği’ne ve Başkale Kaymakamlığı’na varıncaya dek her yere başvurdukları, mektuplar yazdıkları halde, daha kendisine bir kimlik verilmiş değil.

     Bu devlet böyle bir utancı daha ne kadar taşıyacak?

     57 yaşındaki ve 7 çocuk annesi yaşlı bir kadına bir “nüfûs cüzdanı”nı bile çok gören bir devlet, nasıl bir devlettir acaba? Gerçekten merak ediyorum.

     Üstelik, ciddî sağlık sorunları yaşayan Elmas Ana, maddî olarak da tedavi olmada zorlanırken ve vatandaşlık edinerek tedavisinde kolaylık sağlamayı beklerken, 37 yıldır yaşadığı Türkiye’ye “kaçak yollardan giriş yaptığı” iddiası ile kendisine 1000 TL para cezası kesiliyor, iyi mi?

     Utanç verici bir olaydır bu. Ortada böylesine utanılacak, yüz kızartıcı bir durum var ama karşımızda yüzü kızaracak, hâyâ duygularına sahip bir muhatap yok.

     Yaşlı ve hasta olan Elmas Ana’ya  bir kimlik çıkarabilmek için verdiğimiz mücadelede bir arpa boyu yol alamayışımızın sebeplerini doğrusu çok düşündük, lakin vicdanî bir sebep bulamadığımız gibi, mantıklı bir sebep de bulamadık.

     Yoksa 57 yaşındaki hasta ve yaşlı bir kadının sizden bir “nüfûs cüzdanı” talep etmesini de mi “Yükselen Türkiye’ye karşı komplo” olarak değerlendiriyorsunuz?

     Bu “Yükselen Türkiye” nasıl bir Türkiye’dir ki, 37 yıldır kendi topraklarında yaşayan 57 yaşındaki bir kadına bir “nüfûs cüzdanı” bile veremiyor?

     Hasta olan Elmas Ana’yı “ABD ve İsrail’in başını çektiği küresel güçler”in mi kasten tedaviye zorladığını düşünüyorsunuz yoksa?

     Ya da Elmas Ana’nın sağır ve dilsiz kocasının size karşı bir “askerî darbe planladığından” mı şüpheleniyorsunuz?

     Eğer “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü seven” hükûmetimiz, “İran asıllı” Elmas Ana’ya kimlik vermek için illa da “rüşvet” istiyorsa, bilsin ki her “İranlı”, Reza gibi “rüşvetçi” değil.

     İran asıllı rüşvetçi Reza’ya 5 günde 5 pasaport verebilen “Yükselen Türkiye”niz, İran asıllı Elmas Ana’ya 37 yıldır bir nüfûs cüzdanı veremiyor mu?

     Elmas Ana’nın ayakkabı kutusuna sakladığı milyonları da yok!

      “Ayağının altında Cennet’i saklayan” Elmas Ana’nın sadece “dûâları” var.

     Onu kazanmak da herkese nasip olmaz.

sediyani@gmail.com

     TARAF GAZETESİ

     27 OCAK 2014

elmas abdullahzadei 1

 

921 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir