Örtünmek ile Soyunmak Arasında Kadının Utanç Duvarı

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

 

kadın 1

     Bu fotoğraftaki kadınlar, milletvekili.

     Soldan sağa: Denizli Milletvekili Nurcan Dalbudak, Konya Milletvekili Gülay Samancı, Kahramanmaraş Milletvekili Sevde Beyazıt Kaçar ve Mardin Milletvekili Gönül Bekin Şahkulubey.

     Hacc’dayken, başörtülerini bir daha çıkarmama ve dönüşte Meclis’e başörtüyle girme kararı alan bu milletvekilleri, 31 Ekim günü saat 14:00’te gerçekleşen Meclis Genel Kurulu’na başörtülü girerek, başta “başörtü yasağı” ve “Kürtçe yasağı” olmak üzere pekçok şoven ve faşizan uygulamaya imza atan Cumhuriyet tarihinde bir “ilk”in yaşanmasına vesile oldular.

     Başörtüsü, kadın nüfûsunun % 70’inin başörtülü olduğu bir ülkede, ismi “Millet (!) Meclisi” olan bir kuruma 90 yıl sonra ilk kez girmiş oluyordu.

     Gönül isterdi ki, “Allâh’ın emri olduğu için” örtündüklerini söyleyen ve böyle inanan bu milletvekili hanım kardeşlerimiz, Allâh’ın emrini yerine getirmek için “hükûmetin iznini” beklemeselerdi ve “normalleşme” gerçekleştikten sonra bu tavrı sergilemeyip, yıllardır kapısının önünde başörtülerini çıkarıp öylece içeri girdikleri Meclis’e başörtüleriyle girip kendileri bu “normalleşme” sürecine öncülük etselerdi, fakat yine de, 28 Şubat sürecinin yaşandığı 1999 yılında Meclis’e başörtülü girdi diye sevgili Merve Safa Kavakçı’ya karşı gerçekleştirilen linç girişimi henüz belleklerden silinmediği için, şovenizmin ve faşizmin kanıksandığı bir ülkede bu kadarı bile sevinmemiz için yeterliydi.

     Bu dört kadın, geride bıraktığımız haftada, tüm hafta boyunca ülkenin gündemindeydiler. Bir hafta boyunca bütün Türkiye onları konuştu.

     Tüm hafta boyunca ülkenin gündeminde olmalarının ve bir hafta boyunca bütün Türkiye’nin onları konuşmasının sebebi şuydu: Örtündüler.

kadın 2

     Bu fotoğraftaki kadınlar, birer zavallı.

     “Femen” isimli Ukraynalı bir grubun geçtiğimiz hafta açılan “Femen Türkiye” şubesinin üyeleri.

     Kendilerine “aktivist” diyorlar. Tek aktiviteleri ise, bedenlerini teşhir etmek. Kadının, kadınlığın düşebileceği en aşağılık durumu temsil ediyorlar, ama yaptıklarıyla gurur duyuyorlar. Çünkü gündem oluyorlar ve onlar için önemli olan da bu.

     Kadına ve kadınlığa duyduğum saygıdan dolayı, çıplak fotoğraflarının üzerini kararttım.

     Bu kadınlar da, geride bıraktığımız haftada, tüm hafta boyunca ülkenin gündemindeydiler. Bir hafta boyunca bütün Türkiye onları konuştu.

     Tüm hafta boyunca ülkenin gündeminde olmalarının ve bir hafta boyunca bütün Türkiye’nin onları konuşmasının sebebi şuydu: Soyundular.

kadın 3

     Bu fotoğraftaki kadın, bir belediye başkanı.

     Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan.

     Orada ne mi yapıyor?

     Türk devleti tarafından Nusaybin – Qamîşlo sınırına örülen duvarı protesto etmek için geçtiğimiz hafta oturma eylemi ve “ölüm orucu” başlattı.

     “Utanç Duvarı”na karşı başlattığı bu onurlu ve haysiyetli eylem, bu yazının kaleme alındığı saatlerde 5. gününe girdi ve Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’ın sağlık durumu gittikçe kötüye gidiyor. Fakat Ayşe Hanım, “Utanç Duvarı” inşâsı durdurulmadığı sürece ölüm orucunu bozmayacağını söylüyor.

     Bu kadın, hiç gündem olmadı. Türkiye’nin gündemine bile girmedi.

     * * *

     Yukarıda paylaştığımız, “kadına ve kadınlığa dair” her üç fotoğraf da aynı ülkeden.

     Her üç hadise de, aynı ülkede yaşandı…

     Her üç hadise de, aynı hafta içinde yaşandı…

     Her üç fotoğraftaki kadınlar da, aynı ülkenin kadınları…

     Fakat böyle olduğu halde, 1. ve 2. fotoğraftaki kadınlar, tüm hafta boyunca ülkenin gündemine girdikleri ve bir hafta süresince bütün Türkiye onları konuştuğu halde,  3. fotoğraftaki kadın gündem bile olmadı. Kimse konuşmadı O’nu.

     Ölüm orucuna yatan ve çok şerefli ve erdemli bir gaye uğruna bunu gerçekleştiren 3. fotoğraftaki kadın, kimsenin umurunda olmadı.

     Kadının salt “cinsel bir obje” olarak görüldüğü geri kalmış toplumlarda, kadına ve kadınlığa salt “cinsiyeti” üzerinden bakan Türkiye toplumu gibi toplumlarda, “örtünen” ve “soyunan” kadınlar bu kadar gündem olup konuşulurken, “Utanç Duvarı”na karşı eylem yapan ve ölüm orucuna yatan Ayşe Gökkan’ın hiç gündem bile olmamasının sebebini anlamak gayet basittir:

     Çünkü bu kadın ne “örtündü” ne de “soyundu”…

     Bu kadın ne “başörtülü” ne de “çıplak”…

     Bu kadın cinsiyet ve kadınlık üzerinden değil, insanlık üzerinden bir eylem ortaya koyuyor.

     Bize kadınlığını hatırlatmıyor, bize insanlığımızı hatırlatıyor. Bize “kadın nasıl olmalı”yı değil, “insan nasıl olmalı”yı gösteriyor.

     Kadınlığını teşhir etmediği için, cinsiyeti üzerinden bir tavır ortaya koymadığı için, sergilediği davranışın geri kalmış toplumlarda, özellikle Türkiye toplumunda hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.

     Çünkü kadının salt “cinsel bir obje” olarak görüldüğü, kadına ve kadınlığa salt “cinsiyeti / dişiliği” üzerinden bakan geri kalmış toplumlarda, özellikle Türkiye toplumunda, kadınların gündem olması ve toplum tarafından konuşulması için, şu iki şeyden birini yapması gerekiyor:

     Ya örtünecek, ya da soyunacak…

     1. fotoğraftaki kadınlar, aslında hiçbir şey yapmadılar. Ve hiçbir iş yapmadıkları halde, bir hafta boyunca tüm Türkiye onları konuştu. Halbuki onların tek yaptığı şey şuydu:

     Sadece ve sadece “örtündüler”.

     2. fotoğraftaki kadınlar da, aslında hiçbir şey yapmadılar. Ve hiçbir iş yapmadıkları halde, bir hafta boyunca tüm Türkiye onları konuştu. Halbuki onların tek yaptığı şey şuydu:

     Sadece ve sadece “soyundular”.

     3. fotoğraftaki kadın ise, sadece Türkiye’ye ve Kürdistan’a değil, tüm insanlık “aile”sine örnek olacak bir iş yaptı. Herkese, hepimize “insanlık” dersi verdi.

     Ve diğer kadınların “örtünmesi” ve “soyunması” ile aynı zaman diliminde yaptı bunu.

     Fakat buna rağmen, gündem bile olmadı. Konuşulmadı. Kimsenin umurunda bile olmadı.

     Çünkü bu kadın ne “örtündü” ne de “soyundu”…

     Bu kadın ne “başörtülü” ne de “çıplak”…

     * * *

     Geri kalmış toplumlarda, özellikle Türkiye toplumunda, kadın salt “cinsel bir obje” olarak görüldüğü için, kadına ve kadınlığa salt “cinsiyeti / dişiliği” üzerinden bakılır.

     Böyle olduğundan, kadınların gündem olması ve toplum tarafından konuşulması için, şu iki şeyden birini yapması gerekiyor:

     Ya örtünecek…

     Ya da soyunacak…

     Sevgiyi de nefreti de buna göre kazanır.

     Böyle toplumlarda; “örtünen” kadınlara saygı duyanlar “soyunan” kadınları recmederler, “soyunan” kadınlara saygı duyanlar da “örtünen” kadınları recmederler.

     Fakat her iki kutbun da dünyasında ortak olan nokta, kadının salt “cinsel bir obje” olarak görülmesi, kadına ve kadınlığa salt “cinsiyeti / dişiliği” üzerinden bakılmasıdır.

     Ve her iki dünyada da recmedilen kişi, aynı kişidir: Kadın.

sediyani@gmail.com

     UFKUMUZ

     4 KASIM 2013

kadın 4

 

1308 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir