Anadil Herkese Ana Sütü Gibi Haktır

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Yeni anayasanın “eğitim ve öğretim hakkı” ile ilgili maddesini görüşen TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda “anadilde eğitim” konusunda uzlaşma sağlanamamasını, “büyük bir utanç” olarak görmek gerekir. Dünyanın savaşlara ve darbelere kilitlendiği, Suriye – Mısır fay hattının tamamen kırıldığı bir süreçte Türkiye Meclisi’nde yaşanan bu utancı anlamak da bir hayli güç.

     “Anadilde eğitim” gibi hayatın ve insanlığın en tabiî ve fıtrî bir hakkına engel olmayı, kabul etmemeyi, dünya üzerindeki hangi dîn, hangî ideoloji, hengi felsefe, hangi ahlâk kabul edebilir? 11 yıllık iktidarı boyunca “Kürt sorunu” ve “hak ve özgürlükler” noktasında geçmişteki 90 yıllık iktidarların toplamından daha cesur adımlar atmış (en azından söylemler geliştirmiş) AK Parti’nin “anadilde eğitim” konusunda CHP ve MHP ile aynı cephede yer almasını anlayan varsa beri gelsin…

     Yasak, inkâr, imhâ ve asimilasyon ile geçen yüz yıla yakın kirli geçmişin bugün geldiği nokta, insan onur ve haysiyeti açısından utanç vericidir. 

     ÇOK DİLLİLİK “BÖLÜCÜLÜK” DEĞİL “ZENGİNLİK”TİR

     Bugün dünya ülkelerine baktığımızda, pekçok ülkenin birden fazla resmî dili olduğunu, sadece bir resmî dili olanların bile Türkiye’de olduğu gibi diğer dillere karşı inkârcı ve asimilasyoncu bir politika takip etmediğini görürüz.

     Dünya üzerindeki pekçok ülkenin 2 resmî dili vardır. Bu ülkeler şunlardır: Büyük Britanya (İngilizce ve Galce), İrlanda (İrce ve İngilizce), Finlandiya (Fince ve İsveççe), Beyaz Rusya (Biyelo Rusça ve Rusça), Malta (Maltaca ve İngilizce), Vatikan (İtalyanca ve Latince), Makedonya (Makedonca ve Arnavutça), Gürcistan (Gürcüce ve Abhazca), Irak (Arapça ve Kürtçe), Afganistan (Peştuca ve Dehrî Farsçası), Pakistan (Urduca ve İngilizce), Hindistan (Hintçe ve İngilizce), Sri Lanka (Singhalezce ve Tamilce), Kırgızistan (Kırgızca ve Rusça), Filipinler (Pilipino ve İngilizce), Doğu Timor (Tetumca ve Portekizce), Fiji (Fiji dili ve İngilizce), Marshall Adaları (Marshall yerli dili ve İngilizce), Palau (Palauca ve İngilizce), Samoa (Samoaca ve İngilizce), Tonga (Tongaca ve İngilizce), Yeni Zelanda (Maori dili ve İngilizce), Somali (Somali dili ve Arapça), Cibuti (Arapça ve Fransızca), Burundi (Kirundi ve Fransızca), Kenya (Kisuaheli ve İngilizce), Lesotho (Sesotho ve İngilizce), Madagaskar (Malagassi ve Fransızca), Moritanya (Arapça ve Fransızca), Swasiland (Siswati ve İngilizce), Tanzanya (Kisuaheli ve İngilizce), Çad (Arapça ve Fransızca), Kamerun (Fransızca ve İngilizce), Ekvator Ginesi (İspanyolca ve Fransızca), Haiti (Fransızca ve Fransız Kreolcası), Kanada (İngilizce ve Fransızca).

     Hatta dünya üzerinde pekçok ülkenin de 3 resmî dili vardır. Bu ülkeler şunlardır: Belçika (Flamanca, Fransızca ve Almanca), Lüksemburg (Lëtzeburgca, Fransızca ve Almanca), Bosna – Hersek (Boşnakça, Sırpça ve Hırvatça), Vanuatu (Bislama, İngilizce ve Fransızca), Eritre (Tigrince, Arapça ve İngilizce), Ruanda (Kinyarwanda, Fransızca ve İngilizce), Komor Adaları (Komorca, Arapça ve Fransızca), Seyşel Adaları (Fransız Kreolcası, Fransızca ve İngilizce), Bolivya (İspanyolca, Aimará Kızılderili dili ve Keçua Kızılderili dili), Peru (İspanyolca, Aimará Kızılderili dili ve Keçua Kızılderili dili).

     Hatta hatta, dünya üzerinde, tam 4 tane resmî dili olan ülkeler bile vardır. Bu ülkeler şunlardır: İsviçre (Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Retoromanşça), İspanya (İspanyolca, Katalonca, Galiççe ve Baskça), Singapur (Malayca, Tamilce, Mandarin Çincesi ve İngilizce).

     Görüldüğü üzere, tek resmî dili olan ülkeler olduğu gibi, 2, 3 ve hatta 4 resmî dili olan ülkeler de vardır.

     Ancak dünya üzerinde, bütün ülkeler arasından iki ülke vardır ki, bunlar “mükemmellik” üst sınırını bile aşan, tüm dünyaya ve insanlık ailesine örneklik teşkil edecek, tüm insanlığa eşitlik ve kardeşlik dersi verecek nitelikte muazzam bir uygulamaya evsahipliği yapmaktadırlar. Bunlar, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’dir.

     Afrika kıt’âsının en güneyinde bulunan Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, sıkı durun, tam 11 tane resmî dili vardır. Evet, yanlış okumadınız; 11 tane resmî dil. Bu diller şunlardır: Afrikaans, İngilizce, Güney Ndebele, Güney Sotho, Kuzey Sotho, Swati (Swazi), Tsonga, Tswana, Venda, Xhosa ve Zuluca.

     Gelelim Venezuela’ya… Venezuela bundan bile daha mükemmel bir sistem kurarak, adetâ “mükemmelikte sınır yoktur” özdeyişini haykırmaktadır. Venezuela’nın kaç resmî dili vardır, biliyor musunuz? 3 değil, 5 değil, 15 de değil, 25 de değil, 35 de değil. Venezuela’nın “sayısız ve sınırsız resmî dilleri” vardır.

     Şimdi diyeceksiniz ki, bu nasıl olmaktadır? Şöyle olmaktadır: Venezuela’nın birinci resmî dili, İspanyolca’dır. İspanyolca haricinde ise, sadece Venezuela topraklarında değil, bakın dikkat edin, sadece Venezuela’da değil, en kuzeyden en güneye bütün Amerika kıt’âsında konuşulan ne kadar Kızılderili dili varsa, onlarca, yüzlerce, ne kadar Kızılderili dili varsa, bunların hepsi Venezuela’nın resmî dilidir. Venezuela anayasasında da açıkça yazıldığı üzere, tüm Amerika kıt’âsında konuşulan bütün Kızılderili dilleri Venezuela devletinin resmî dilleridirler.

     Kaderin cilvesine bakın ki, bugün tam 11 tane resmî dili olan ve bu yönüyle dünyanın en özgürlükçü ülkeleri arasında başı çeken Güney Afrika Cumhuriyeti’nin bundan daha 20 sene öncelerde ırkçı – faşist Apartheid rejimiyle yönetilmesi, küçük bir mutlu beyaz azınlığın milyonlarca siyâhî çoğunluğa hükmetmesi, siyâhların insan yerine bile konulmaması, okula gitme haklarının bile olmamasıydı.

     KİME BENZEMELİYİZ? TEK TİPÇİ, BASKICI ÜLKELERE Mİ YOKSA ÇOK DİLLİ, ÖZGÜRLÜKÇÜ ÜLKELERE Mİ?

     Bugün dünya üzerinde 200’ün üzerinde ülke / devlet vardır. Bunların 193 tanesi uluslararası hukuk tarafından tanınan ülkeler / devletlerdir ve sadece biri (Vatikan) hariç, 192 tanesi Birleşmiş Milletler (BM) üyesidir. Ancak dünya üzerinde, İzlanda hariç hiçbir ülke “tek dil ve etnik köken”den, Vatikan hariç hiçbir ülke “tek mezhep ve sosyal sınıf”tan, Kuzey Kore hariç hiçbir ülke de “tek ideoloji ve dünya görüşü”nden meydana gelmemiştir. Bilakis dünya üzerinde, devletleşmiş olsun veya olmasın, tanınsın veya tanınmasın, yukarıda verdiğimiz üç örnek (İzlanda, Vatikan, Kuzey Kore) hariç, bütün ülkeler ve coğrafyalar, farklı etnik kökenlerden gelip farklı diller konuşan, farklı mezhebî inanca mensup ve farklı sosyal sınıflara ait, farklı düşüncelere ve dünya görüşlerine sahip insanlardan oluşmaktadır.

     Ancak yaşadığımız ülkede 100 yıla yakındır asimilasyoncu ve tek tipçi bir rejimi benimsemiş olan devlet, sahip olduğu resmî ideoloji ve halka karşı baskıyla, zor ve cebir ile dayattığı devlet politikasıyla ülkeyi bu üç ülkeye (İzlanda, Vatikan, Kuzey Kore) benzetmeye çalışmıştır ve halen dahi çalışmaktadır ki, bunu yapmaya çalışan devlet, ne garip ve çelişkili bir durumdur ki, farklı dîn, dil, mezhep, kültür, coğrafya, etnik kökenden insanları yüzyıllar boyunca – şöyle veya böyle – birarada tutabilmiş olan Osmanlı İmparatorluğu bakiyesi topraklarda kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti devletidir. 100 yıla yakındır uygulamaya çalıştığı ve sonuç alamadığı halde vazgeçmediği “tek tipçi” resmî politikalarını terk edemeyen devlet, “tek dil, tek ırk”çı Türkçülük politikasıyla ülkeyi “tek dil ve ırk”tan meydana gelen İzlanda’ya, “tek mezhep”çi Hanefîcilik politikasıyla ülkeyi “tek mezhep”ten meydana gelen Vatikan’a, “tek ideoloji”ci Atatürkçülük ve Kemalizm politikasıyla da ülkeyi “tek ideoloji”den meydana gelen Kuzey Kore’ye benzetmeye çalışmıştır.  

     Ve başta “Kürt sorunu” olmak üzere, ülkedeki bütün “sorun”lar da (Kürt, Alevî, Şafiî, başörtülü, işçi), halkımız bu dayatmaları kabul etmediği için var olagelmiştir.

     Bu ülkenin tüm aydın ve onurlu insanlarına, erdem ve fazilet sahibi bireylerine düşen görev, ister Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Ermenî, Arap veya Gürcü olsun, ister Müslüman, Hristiyan, Musevî veya ateist olsun, ister İslamcı, liberal veya sosyalist olsun, bu ülkenin tüm yurttaşlarına, özgürlük, ilerleme ve aydınlık yarınlardan yana olan tüm yurttaşlarına düşen görev, üzerinde yaşadığımız coğrafyanın yüz yıla yakın bir zamandır bizlere yaşattığı bu utanca son vermek, İsviçre, Güney Afrika, Finlandiya gibi medenî ülkeleri örnek alarak daha adaletli ve daha paylaşımcı bir siyasal modeli bu topraklara hâkim kılmaktır.

     AK Parti, CHP, MHP, en başta da iktidardaki AK Parti Hükûmeti şunu iyi bilmelidir ki, âhirette yalnızca namaz ve oruçtan değil, adalet ve kardeşlikten de hesaba çekileceğiz.

sediyani@gmail.com

     YENİ ŞAFAK GAZETESİ

     27 EKİM 2013

anadilde eğitim

917 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir