Gezi’nin Kemalist Çevrecileri, Dut Ağaçlarını da Severler mi?

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Son üç yıl içinde Türkiye’de, toplumun tüm farklı kesimlerinin aynı hassasiyetle sokağa döküldüğü, hangi dünya görüşüne ve siyasî çizgiye mensup olursa olsun herkesin aynı kaygılarla meydanlara akın ettiği iki toplumsal hadise yaşandı.

     Ve şu ilginç tecelliye bakın ki, ikisi de takvimler 31 Mayıs gününü gösterirken cereyan etti: 31 Mayıs 2010 ve 31 Mayıs 2013.

     Biri 31 Mayıs 2010 günü, Gazze’ye insanî yardım götüren Mavi Marmara gemisinin siyonist korsan saldırıya uğraması ve 9 insanımızın şehîd edilmesi üzerine Türkiye’deki insanların meydanlara dökülmesi.

     Diğeri de 31 Mayıs 2013 günü Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilip AVM yapılması düşüncesi (veya girişimi) üzerine insanların meydanlara dökülmesi.

     Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki, hiçbir siyasî parti veya iç politik hesaplara dayanmadan, tamamen insanî bir refleksle başlayan her iki “31 Mayıs toplumsal hadisesi” de, siyasî partiler tarafından süreç içinde iç politik hesaplara kurban edildi.

     Birincisi iktidardaki AK Parti tarafından, ikincisi de muhalefetteki CHP tarafından.

     Ancak toplumsal hadisenin iç politik hesaplara kurban edilmesi, birincisinde daha uzun bir süreye yayılan ve peyderpeyh gelişen bir şekilde, hatta belki de tabiî seyri içinde kendiliğinden oluşurken – ki bu haklı dâvâda bile iktidar partisi daha sonra diğer partiler tarafından yalnız bırakıldı -, ikincisinde ise ivedi bir şekilde ve hemen iki gün içinde oldu.

     31 Mayıs’ta başlayan Gezi Parkı olaylarının ilk iki gününü, hadisenin bütününden ayırmak gerekiyor, kanaatindeyim. Çünkü 31 Mayıs’ta çevreci bir refleksle başlayan hadiseler, 2 Haziran’a kadar da bu mâsumiyetini korumuştu. Olayların ilk iki gününde bir “çevreci” olarak ben de gösterilere destek vermiştim. Ülkedeki hiç kuşkusuz her “çevreci”nin verdiği gibi.

     Ancak 2 Haziran’dan sonra olayların rengi değişti. Bu renk, başta orman ve çevre katliâmları olmak üzere onlarca katliâm, sürgün ve asimilasyonun mimarı olarak halkımız indinde oldukça sabıkalı bir geçmişi olan “Kemalist” bir renkti. İstiklâl Mâhkemeleri kurularak binlerce ağacın kesilip darağacı yapıldığı, bu darağaçlarında Şeyh Said (rh. a.), İskilip Âtıf (rh. a.) başta olmak üzere binlerce İslam âliminin sallandırılıp idam edildiği, hususen Kürdistan coğrafyasında olmak üzere onlarca ormanın yakıldığı, dökülen kanlardan dolayı nehirlerin mavi yerine kızıl aktığı bir kirli geçmişin temsilcisi olarak Kemalizm’in iş bu Taksim’deki “ağaç sevgisi” ve “doğa sevgisi”, halkımız nezdinde pek de inandırıcı bulunmadı, “doğal” olarak.

     “Gezi rûhu” dedikleri olay, belki bazılarının indinde “çok şeyler” ifade ediyor olabilir, ancak – içinde şiddet, saldırganlık ve terör de barındıran – bu eylemlerin bilhassa Kürt insanından hiçbir destek bulamaması, bizler indinde “daha fazla şey” ifade ediyor.

     Gösteriler hem mevcut meşrû Hükûmet’e karşı ğayr-ı meşrû bir kalkışmaya, seçim sandığıyla devrilemeyen AK Parti iktidarını antidemokratik yollarla, darbeye davetiye çıkartarak devirmeye yönelik bir harekete dönüştü, hem de bu gösteriler esnasında – dünyanın en demokratik ülkeleri kabul edilen İsviçre, Norveç, Finlandiya dahil olmak üzere dünyadaki hiçbir devletin müsamaha gösteremeyeceği – şiddet, saldırganlık ve teröre başvuruldu. Kamu düzeni hedef alındı. Tek suçları “oradan geçmek” olan başörtülü hânımlara yönelik saldırılar olduğu iddiâ edildi. Sokağa çıkanlar, saldırıya uğramamak için Kürtçe konuşmamaya dikkat ettiler.

     Bunların çoğu ne yazık ki yaşandı. Aylardır konuşulan / bilinen hadiseler olduğundan, hepsini tek tek hatırlatmak durumunda değiliz.

     Gezi olaylarının en sıcak günlerinde Diyarbakır ve Elazığ’a yaptığım üç haftalık gezi, “Batı”daki bu hadiselere “Doğu”da nasıl bakıldığını anlamak açısından da iyi bir fırsat sunmuştu bana.

     Haziran ayında üç hafta boyunca Diyarbakır ve Elazığ’daydım; oradaki halkın nerdeyse tamamı, Gezi olaylarına iktidarın baktığı pencereden bakıyordu. Buna, AK Parti seçmeni olmayan Kürtler dahil.

     Elinde Atatürk’ün posteriyle, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganlarıyla yapılan bir eylemin Kürt insanının nezdinde elbette bir itibarı olamazdı. Hele ki, tam da “Barış Süreci” yaşanırken. Kürt halkı, “Barış Süreci”nin geçmiş kemalist rejim tarafından değil, bilakis onun tüm vesayetçi kurumlarına karşı sivil bir duruş sergilemiş olan AK Parti Hükûmeti tarafından başlatıldığının bilincinde. Ve geçmiş kemalist rejim artıklarının bu süreci sabote etmek, baltalamak için her türlü fırsatı kolladıklarının da bilincinde.

     Ve bugün Rojava’da yaşanan hadiseleri dahi, bu odaklar Türkiye’deki “Barış Süreci”ni bitireceği umuduyla izlemektedir. Bereket ki, son İmralı görüşmelerin bu beklentileri boşa çıkardı.

     Dersim ve Zilan katliamlarının faili, Şeyh Said Kıyamı’nda binlerce dut ağacını kesip darağacı yapan, bu darağaçlarında onbinlerce insanı idam eden diktatörlüğün resimlerini taşıyarak, “askerleriyiz” diyerek ağaç sevgisi (!) için gösteri yapmak, bırakın insanları, o ağaçların üzerine tünemiş kargaların bile güleceği bir olay!

     Sadece 1925 Şeyh Said Kıyamı esnasında kemalist diktatörlük tarafından; 

     – Binlerce dut ağacı kesilip darağacı yapıldı.

     – Tam 14 şehir zarar görüp hasara uğradı.

     – 700 köy yakılıp haritadan silindi, insanları sürgün edildi.

     – 9 bin ev harabeye döndü.

     – 50 bin Kürt göç ettirildi.

     – 7 bin 500 Kürt zindanlara atıldı.

     – 660 Kürt idam edildi.

     – 80 bin Kürt öldürüldü.

     – Birçok yerde insanlar ahırlarda toplu bir şekilde yakıldılar.

     Zalimler için çocuk, ihtiyar, kadın veya hayvan hiç fark etmiyor. Hepsi birlikte yakılıyorlardı.

     Böyle bir kirli geçmiş ortadayken, “ağaç sevginize” (!) kim inanır?

     Taksim’deki iki tane meşe ağacını bu kadar seviyorsunuz da, peki ya Diyarbekir’deki, Piran’daki, Dara Hênê’deki, Palu’daki, Elazîz’deki onbinlerce dut ağacı?

     O ağaçlardan niçin nefret ettiniz? Neden katlettiniz?

     Yoksa siz insanlar gibi ağaçları da mı “Türk – Kürt”, “Laik – İslamcı”, “Kemalist – Muhafazakâr” diye ayırıyorsunuz?

     Ağaçların, çiçeklerin, böceklerin ve kuşların da mı “ideolojileri” var, sizin gözünüzde?

     “Mustafa Kemal’in askerleri”, ağaçları korumak için eylem yapıyormuş!

     Doğrudur; Kemalistler’in ağaçları ne kadar sevdiğini en çok da biz Kürtler biliyoruz.

     Kemalistler ağaçları çok severler. Özellikle de darağaçlarını.

sediyani@gmail.com

     UFKUMUZ

     1 AĞUSTOS 2013

gezi'nin kemalist çevrecileri, dut ağaçlarını da severler mi

 

831 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir