Üç Tarafı Kürdistan’la Çevrili Barış Süreci

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Türkiye’deki okullarda okutulan “Coğrafya” ders kitaplarında şöyle yazar: “Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkedir.”

     Ders kitabındaki o cümle, sanırım bundan böyle şu şekilde değiştirilmesi gerekiyor: “Türkiye, üç tarafı denizlerle, üç tarafı da Kürdistan’larla çevrili bir ülkedir.”

     Farkında mısınız bilmem ama, dört parçaya bölünmüş olan Kürdistan coğrafyasının en büyük parçası olan Türkiye Kürdistanı’nda (Kuzey Kürdistan; Bakur), bırakın “Kürdistan” ismini, resmîyette daha odur “Kürt” ismi bile tanınmazken, anayasada “Kürt” kimliği dahi tanınmamışken ve devlet bunu tanımaya da yanaşmazken, coğrafyanın diğer üç parçasının da şu anda RESMÎ İSMİ “Kürdistan”.

     Öyle halk arasındaki isimleri değil, bizzat resmî isimleri “Kürdistan”. Her üç parçanın da.

     Suriye Kürdistanı’nın (Batı Kürdistan; Rojava) resmî adı “Kürdistan Özerk Yönetimi”.

     Irak Kürdistanı’nın (Güney Kürdistan; Başur) resmî adı “Kürdistan Federe Devleti”.

     İran Kürdistanı’nın (Doğu Kürdistan; Rojhılat) resmî adı “Kürdistan Vilayeti” (Ostanê Kurdistan).

     Bu, şu demek:

     Bırakın “Kürdistan” ismini, daha odur “Kürt” isminin bile resmîyette yasak olduğu Kuzey Kürdistan’dan çıkıp, Kürdistan’ın diğer herhangi bir parçasına giden bir Kürd’ün, sınırdan geçer geçmez karşısına şu tabela çıkar: “Kürdistan’a Hoşgeldiniz”.

     Türkiye’de adına “Barış Süreci” denen “cicim ayları”, işte tam da böyle bir ortamda yaşanıyor.

     “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü seven” AK Parti Hükûmeti’nin başlattığı “Barış Süreci” ile birlikte, Kürtler’i çok seven batıdaki liberal, demokrat, İslamcı ve sosyalist dostlarımız, Kürtler için “Türkiyeli” diye yeni bir kimlik keşfederken, ırkçı ve faşist zihniyetli kimi zevatlar da, Kürtler’in “Kürt” olamaması için kendi “Türk” kimliklerinden istifa ettiler. Yani “Biz Türklük’ten vazgeçmeye hazırız, yeter ki Kürtler Kürt olmasın” diyerek Türk kimliğini terkettiler. (Bunlar eskiden “Beyaz Türk” idiler; fakat “Türk” kimliğini attıkları için onlar şimdi artık sadece birer “beyaz yumurta”)

     Gelgelelim, üç tarafı “Kürdistan”la çevrili, hangi yönden olursa olsun sınırı geçip karşı tarafa adımını atar atmaz “Kürdistan’a Hoşgeldiniz” tabelasıyla karşılaşan, Kürdistan bayraklarının dalgalandığını gören, Kürt askerleri tarafından kimlik kontrolüne tabi tutulan, bütün tabelaların ve trafik levhalarının Kürtçe olduğunu gören iş bu “Türkiyeli Kürtler”, bizleri çok seven batıdaki liberal, demokrat, İslamcı ve sosyalist dostlarımızın ve kardeşlerimizin iştahlı iştahlı telaffuz ettikleri “Türkiyelilik” kimliğini kabul ederler mi? Doğrusu biraz zor.

     “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü seven” hükûmetimizin başlattığı “Barış Süreci”, aslında en çok da bunu kabul ettirebilmek için!

     Cengiz Çandar’ın yediği küfürleri ben de yemek istemem ama, gerçeği de konuşmak lazım: “Türk” olmayı kabul etmeyen ve kabul etmedikleri için onlarca ayaklanma gerçekleştirip yüzbinlerce evlâdını bu uğurda kurban vermiş olan Kürtler’in, “Türk” yerine “Türkiyeli” kimliğini kabul edeceklerini hiç mi hiç sanmıyorum; zirâ Kürtler’in gözünde ikisi de aynı şeydir. Çünkü Kürtler’de “çaydan” ile “çaydanlık”, aynı şeydir. Tıpkı “pantol” ile “pantolon”un aynı şey olduğu gibi. Ya da “çigit” ile “çekirdek”in aynı şey olduğu gibi, “bakkal” ile “bakkalcı”nın aynı şey olduğu gibi.

     Niyetim kimseyi karamsarlığa sevketmek değil elbette; hele hele “Barış Süreci”ni baltalamak hiç değil. Süreci ben de destekliyorum. Zaten Hasan Karakaya, Abdurrahman Dilipak, Ahmet Taşgetiren gibi isimlerin “akil adam” seçilmesi, hükûmetin süreci ne kadar ciddîye aldığını ve bu hususta ne kadar samimî olduğunu gösteriyor. Süreci “dört dörtlük” destekliyorum; şüpheniz olmasın. Nitekim Başbakan Erdoğan’ı Twitter’de takip etmem ve yazdığım yazıları O’nunla da paylaşmam, süreci desteklediğimin en büyük kanıtı. (O da beni takip edeydi iyiydi)

     Anlatmaya çalıştığım, “Barış Süreci”nin hangi ortamda ve “yeniden şekillenen” nasıl bir Ortadoğu’da hayata geçirildiğine dikkat çekmek. Zira bu fotoğrafı gözden kaçırırsak, nedenlerini tam olarak kavrayamayız.

     “Üç tarafı Kürdistan’la çevrili Barış Süreci”dir, Türkiye’de yaşanan. Ve Türkiye’de yaşanan bu sürecin öznesi ne Diyarbekir’dir, ne de Hewlêr. Özne, Qamîşlo’dur, Serê Kanî’dir. Rojava’dır.

     2009’da başlatılan ama – ne yazık ki – baltalanan ve başarıya ulaşamayan “Demokratik Açılım” süreci, tamamen “iç dinamiklerden” doğan, Hükûmet’in gerçekten samimîyetle ve kendi isteyerek başlattığı bir süreçti. O zamanlar “Türkiyeli Müslümanlar” henüz TC devletini “Tağut” olarak gördükleri için Hükûmet’e destek vermemişlerdi ve “açılım” da başarıya ulaşamamıştı.

     Velâkin 2013’te başlatılan “Barış Süreci”, öyle değil; öncelikli olarak “dış dinamiklerden” kaynaklanan, Ortadoğu’nun içinden geçtiği retorik, Suriye’de yaşanan hadiseler ve düne kadar kimlikleri bile olmayan Suriye Kürtleri’nin “kendi kimliklerine” kavuşma yolunda attıkları adımlardan dolayı hayata aktarıl(mak zorunda kal)an, Hükûmet’in mecbur kaldığı için başlattığı bir süreçtir. Fakat bu durum, sürecin hayırlı olduğu ve Kürtler’in lehine olduğu gerçeğini değiştirmez. Hükûmet (veya Devlet), hangi maksatla bu adımı atmış olursa olsun, süreç en başta Kürtler için hayırlıdır ve bundan kazançlı çıkacak olan da Kürt halkıdır.

     Sünnetullâh işliyor. Elbet herkesin bir planı vardır ama sonuçta Cenâb-ı Allâh neyi takdir etmişse o oluyor. Ortadoğu yeniden şekilleniyor ve bu yeni haritada yükselen yıldız, Kürdistan.

     “21. asır Kürtler’in asrı olacaktır” diyenler yalnızca bir temenniyi dile getirmiyorlar, aynı zamanda yaşanan (ve yaşanacak) hakikate işaret eden bir tespitte bulunuyorlar.

     Bugünün tarihi, 19 Temmuz 2013.

     Yüzyılın en mübârek günü.

     Çünkü bugün hem Cuma, hem Ramazan, hem de Rojava.

sediyani@gmail.com

     UFKUMUZ

     20 TEMMUZ 2013

kürt çocukları 8

1014 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir