Barışın Nişanesi İsimlerin İadesidir

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     İçinde bulunduğumuz “barış süreci”, 30 yıldır süregelen ve binlerce evladımızı toprağa gömdüğümüz, ülkenin tüm maddî ve manevî kaynaklarının bu uğurda hebâ edildiği “kirli savaş”ın bitmesi umudunu çok güçlü bir şekilde yeşertti.

     Umudu beslemek ve büyütmek lazım.

     Bununla birlikte, “silahların susması” ve “kirli savaşın bitmesi” için her iki taraf nezdinde de cesur ve iyiniyetli adımlar atılırken, kangren halini almış ve gittikçe derinleşen “Kürt Sorunu”nun çözümü noktasında da paralel adımların atılması gerekiyor.

     Bu noktada iktidardaki AK Parti Hükûmeti’nin ivedi bir biçimde atması gereken ilk adım, üzerinde bulunduğumuz coğrafyada bize yaşatılan en büyük utancı ortadan kaldırmaktır.

     Yaşadığımız ülkede yüz yıla yakın zamandır egemen olan şoven siyasa, bu topraklara ve üzerinde yaşayan insanlara öyle bir utanç bıraktı ki, bu, yalnız kendi yüzlerimizi kızartan değil, çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız, nesilden nesile sürecek olan bir utançtır: Yer isimlerinin değiştirilmesi.

     Yerleşim birimlerinin isimlerinin “Türkçeleştirilmesi” ilk olarak 10 Aralık 1920 tarihinde gündeme geldi ve 1922 yılında ilk adım olarak birçok ilçe, köy, kasaba, dağ, köy isimleri Türkçeleştirildi. 1925 Şeyh Said Kıyamı’ndan sonra Kürt illerinde yapılan isim değişikliklerinin ardından, 1934 – 36 yılları arasında 834 köye Türkçe isim verildi. 1938 Dersim Katliamı’yla birlikte isim değiştirme genelgelerle, valilik kararlarıyla devam etti. Kürtçe, Arapça, Ermenice, Lazca, Gürcüce, Çerkesçe isimler genelgelerle ya da yerel yönetimlerle valilik tasarrufuyla değiştirildi. 1940 yılında İçişleri Bakanlığı’nın 8589 sayılı genelgesiyle ad değiştirme işlemi resmîleşti ve tek elden yapılmaya başlandı.

     1957 yılı ise adeta bir dönüm noktası oldu. Bu tarihte, “Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu” oluşturularak sistematik bir asimilasyon politikası hayata geçirildi. Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi ile Türk Dil Kurumu’nun temsilcilerinin bulunduğu bu komisyonda, coğrafyamızda yer alan tüm yerleşim birimlerinin adları ve coğrafî isimler değiştirilerek, onlara Türkçe uyduruk isimler verildi. Yıllar içinde iktidarlar değişti ama bu kurulun faaliyetleri hiçbir aksamaya uğramadan 1978 yılına kadar devam etti.

     Sözkonusu komisyonun 1978’e kadar yürüttüğü bu faaliyet, 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nden sonra, askerî rejim tarafından daha bir hızlandırılarak devam ettirildi. 1981 – 83 yılları arasında özellikle Kürt nüfûsun yaşadığı Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yönelik olarak, o coğrafyanın tarihini ve köklerini adeta ortadan kaldıracak kapsamda bir “isim operasyonu” gerçekleştirildi. Bunun sonucunda bölgede ismi değiştirilmeyen nerdeyse bir dönümlük toprak parçası bile kalmadı.

     Cumhuriyet tarihi boyunca 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin yerleşim biriminin adı zorla değiştirilmiştir. Başka bir ifadeyle ülkemizdeki köylerin takriben yüzde 35’inin adları değiştirilmiştir. Bunlar yerleşik halkın rızası olmadan, tamamen asimilasyon amaçlı yürürlüğe konan bir politikanın sonucudur. Bütün Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Rumca, Ermenîce, Arapça, Çerkesçe isimler silinmiş, hepsinin yerine uydurma Türkçe isimler verilmiştir. Bu politika yoğun olarak Kürt nüfûsun yaşadığı Doğu ve Güneydoğu ile Laz ve Gürcü nüfûsun yaşadığı Karadeniz bölgelerinde uygulanmıştır.

     Bu bir insanlık ayıbıdır, ülkemiz için bir utançtır. Hepimiz için bir utançtır bu. Bu insan onur ve haysiyetinin ayaklar altına alınmasıdır! Bir insanlık suçudur. Bunun insanlık tarihinde, dünya tarihinde ikinci bir örneği yoktur, olmamıştır.

     Bu utanç, aynı zamanda, hiç abartmasız, hak ve adalet mefkumundan uzaklaşmamış, vicdanı körelip kararmamış, erdem ve fazilet melekelerini yitirmemiş herkesin rahatlıkla kabul edeceği üzere, Kızılderili soykırımı ve Afrika’daki “insan ticareti”nden sonra, insanlık tarihinin en yüzkızartıcı 3. büyük suçudur. Tarihin en büyük 3. soykırımıdır.

     Bu bir kültür soykırımıdır; tarih soykırımıdır, toprak soykırımıdır, dil soykırımıdır. Kimlik soykırımıdır.

     Bir ülke düşünün ki, oradaki şehir ve köy isimlerinin yarısı uydurmadır. Bir paşa tarafından veya ellerinde güç olan üç beş kişi tarafından masa başında uydurulmuştur.

     Bir ülke düşünün ki, oradaki binlerce yerleşim biriminin gerçek ismi başka, resmîyetteki ismi başkadır.

     Bir ülke düşünün ki, o ülkenin milyonlarca vatandaşı kendi köyünün resmî ismini bilmemektedir.

     Bir ülke düşünün ki, o ülkenin yollarında aracınızla seyrederken karşınıza çıkan tüm trafik levhaları size yalan söylemektedirler.

     Bu utanca son vermek, köylerin ve şehirlerin gerçek isimlerinin iade edilmesini sağlamak için, illa da belli bir kavme veya dünya görüşüne mensup olmak gerekmiyor.

     İnsan olmak yeterlidir.

     Ülkemizde, gerçek ismi yok edilmiş ve uydurma bir isim taşıyan binlerce yerleşim birimi, bu da demektir ki, üzerinde sahte bir isim yazılı olan yüzbinlerce trafik levhası ve yol işareti varken, konuşacağımız başka hiçbir konunun ehemmmiyeti yoktur; meşgul olacağımız her türlü gündem, sunî bir gündem olacaktır.

     Üzerinde uyduruk isimler yazılı yüzbinlerce trafik levhasının dikili olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Nüfûs cüzdanındaki “Doğum Yeri” ibaresinde uydurma bir isim olan milyonlarca vatandaşı olan bir ülkede yaşıyoruz.

     Böyle bir gerçeğimiz varken, üzerinde konuştuğumuz ve hakkında tartıştığımız her türlü gündem yapaydır, sunîdir, anlamsızdır.

     Sahte bir isimle yaşanan hayat da ancak sahte bir hayat olur.

     Gelin bu utanca son verelim.

sediyani@gmail.com

     UFKUMUZ

     16 TEMMUZ 2013

adını arayan coğrafya tema 1

907 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir