Makedonya’da “Üstad” İdik, Kürdistan’da “Hain” Olduk

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nde yaptığı konuşmada, beni açıkça hedef gösterip tehdit etti.

     24 Haziran günü Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan Yeniçeri, yazı ve konuşmalarımı cümle cümle okuyor ve ismimi zikrederek beni herkesin önünde hedef gösteriyor. TBMM kürsüsünden bana seslenen MHP Ankara Milletvekili, “Türkçe’de ‘Ölmeyi bayılmak sanmak’ diye bir tabir var. Sediyani gibiler de kölelik yapmadıkları için, köleliğin ne olduğunun çok farkında değiller” diyor.

     Hızını alamayan MHP’li vekil, sitemiz Ufkumuz’un bir diğer yazarı Fikri Amedî kardeşimi de hedef tahtasına oturtuyor.

     Meclisteki konuşmasının nerdeyse tamamını bana ve Fikri kardeşime ayıran MHP’li vekil, bunu yaparken, yürütme kurulu üyesi olduğum Hak, Adalet ve Hürriyet için Kürdistan İslamî İnisiyatifi (AZADÎ) ve Fikrî kardeşimin yürütme kurulu üyesi olduğu Özedönüş Platformu’nun da isimlerini zikrederek yapıyor.

     Konu, ondan bir hafta önce, 15 – 16 Haziran 2013 günlerinde Diyarbakır’da düzenlenen “Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı” (Kurmanc Kürtçesi ile “Konferansa Yêkitî û Çareserî ya Bakurê Kurdistanê”; Zaza Kürtçesi ile “Konferansa Yêwitî û Çareserî ya Vakurê Kurdistanê”) adlı geniş katılımlı konferansta yaptığımız konuşmalar.

     MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin TBMM’de yaptığı konuşmadaki ilgili bölümleri olduğu gibi aktarıyorum:

     “Değerli basın mensupları;

     Güneydoğu’yu ‘Kuzey Kürdistan’ olarak ilân eden konferansta yapılan konuşmalar ve ilân edilen Sonuç Bildirisi, tüyleri diken diken edecek türdendir. Bu bildiri, aslında ‘Çözüm ve Barış Süreci’ adı altında yapılmak istenenlerin ne olduğunu ortaya koyan bir bildiri olmuştur.

     Katılımcılardan Kürdistan İslamî İnisiyatifi (AZADÎ) adına İbrahim Sediyani, Kürdistan Konferansı’nın düzenlendiği mekânda ilk önce ‘Neden Kürdistan bayrağı yok?’ diye isyan ediyor. Çünkü Kürdistan ilân edilmiş, Kürdistan Meclisi, Kürdistan Toplantısı, Kuzey Kürdistan, ‘Kürdistan bayrağı neden yok?’ diye soruyor doğal olarak. Her taraf Kürdistan da bayrağı olmayan bir Kürdistan! Onu da Tayyip Erdoğan koyacak herhalde. O’na işi bırakmışlar!

     Hiçbir yoruma gerek duymayacak şekilde bu zât şunları söylüyor; hem de konuşmasına ‘Euzubillâhimineşşeytanirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm’ diyerek başlayan bu zât, aynen şunları söylüyor: Ben Frankfurt’tan Ankara’ya “Türk” olarak geldim. Ankara’dan Elâzığ’a “Türk” olarak geldim. Elâzığ’dan Diyarbakır’a “Türk” olarak geldim. Hiç boşuna “Kürt”, “Kürdistan” diye bağırmayın kürsüden! Siz hepiniz “Türk”sünüz! Çıkarın kimliklerinizi bakın! Taşıdığınız kimliklerde sizin “Türk” olduğunuz yazılı. Dolayısıyla, dünyanın neresine giderseniz gidin, “Türk” olarak gidersiniz.’

     Ardından da şunu soruyor: ‘Neden Türk olmadığımız halde attığımız her adımı, aldığımız her nefesi bir “Türk” olarak ifâ ediyoruz?’

     Sonra da cevabı kendisi veriyor: ‘Çünkü bizler köleyiz. Köle olduğumuz için, bir kimliğimiz yok. Köleler kimlik sahibi olamazlar. Köleler, sahiplerinin adıyla çağrılırlar. İşte bizler de köle olduğumuz için, sahiplerimizin adıyla çağrılıyoruz.’

     Şu değerlendirme biçimine bir bakar mısınız? Şu anlayışa bir bakar mısınız? Şu yaklaşım biçimini bir irdeler misiniz, bir düşünür müsünüz? Nereye, neyi, ne şekilde ifade ediyor?

     Fransa’daki Cezayirli, simsiyâh Afrikalı da ‘Fransız yurttaşı’ olarak eldeki kimlikle dolaşıyor. Amerika’daki Tao Tao gerillası da, Hindu’su da, Japon’u da, Alman’ı da, Hispanik’i de ‘Amerikan yurttaşı’ olarak geziyor. Yunanistan’daki Türk de, Arnavut da ‘Grek, Elen vatandaşı’ olarak nitelendiriliyor ve geziyor. İtalya’daki de öyle, dünyanın her tarafındaki de öyle. Bizimki efkâlanıyor, ‘Niye bizim kimliğimiz yok?’ diyor. Yani ‘Bizim kimliğimizde niye Kürdistan yazmıyor, bize niye Kürt yurttaşı denmiyor?’. Olay bu.

     Gelinen noktaya bir bakın! Nereden nereye geldiler ve biz bunları söyledik zamanında.

     Sediyani hızını alamayıp ABD’li Malcolm X’e ve oradaki Siyâh Hareket’e kadar işi getiriyor. Bugünkü şartlarda bu Sediyani Malcolm X’in vatanında doğmuş olsaydı ‘Kürt vatandaşı’ olarak değil ‘ABD vatandaşı’ olarak nitelendirilecekti.

     Adam ‘Türk vatandaşı’ olmayı ‘kölelik’ olarak değerlendiriyor. Türkçe’de ‘Ölmeyi bayılmak sanmak’ diye bir tabir var. Sediyani gibiler de kölelik yapmadıkları için, köleliğin ne olduğunun çok farkında değiller.

     Değerli basın mensupları;

     AKP ve Yeni Anayasa Liberalleri’nin de ifade ettiği gibi ‘Türkiyeli’ ya da ‘Türkiye yurttaşlığı’ ve benzeri söylemlerin de Sediyani’yi kesmeyeceği, Sediyani gibileri durdurmayacağı ve tatmin etmeyeceği anlaşılıyor. Çünkü bu defa da Sediyani çıkacak, ‘Neden Türkiye yurttaşlığı da Kürdistan yurttaşlığı değil?’ diye soracaktır. Ardından da Türk bayrağına itiraz edecektir, ‘Niçin Kürdistan bayrağı yok?’ diye bunu ortaya koyacaktır. Zaten koyuyorlar.

     Devam eden konuşmasında Sediyani amacını şöyle açıklıyor: ‘“Kuzey Kürdistan”, Türkiye’nin mi yoksa Kürdistan’ın mı parçasıdır?’

     ‘Sınırları tartışmaya açmadan sorunu konuşmanın da anlamı yoktur’ diyor.

     ‘Kürtler’in mücadelesi, Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam’daki rejimleri değiştirme mücadelesi olmamalıdır. Kürtler’in mücadelesi, Diyarbekir, Mehâbâd, Hewlêr ve Qamîşlo’nun hürriyet ve istiklâl mücadelesi olmalıdır.’

     Adam diyor ki ‘İstiklâl’, “Hürriyet ve istiklâl mücadelesine başlamalıyız ve bunları gerektirmeliyiz’ ve bu toplantı şu ana kadar bize gelen bilgilere göre hiçbir soruşturmaya uğramamış, ‘Demokrasinin ve insan haklarının ve insan hak ve özgürlüklerinin ifade özgürlüğü’ bağlamında değerlendirilmiş ve devam ediyor, ama Mehmet Ali Alabora’nın twit’i ‘Demokrasiye ve insan haklarına da aykırı’ görülerek hakkında işlem yapılmış, nerdeyse kellesi istenmektedir. Dikkat edin!

     Değerli basın mensupları;

     Özedönüş Platformu’ndan Fikri Amedî diye birisi, bütün meselelerin kaynağı olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin üzerinde inşâ edildiği kuruluş felsefesini, ilkelerini, kurumlarını ve militarist zihniyetin hazırlayıp halka dipçik zoruyla dayattığı anayasayı göstermştir. Kürdistan halklarının hakları anayasal güvence altına alınması ve yeni anayasa konusunda uzlaşma gerektiğini söylüyor.

     Amedî tebliğinde şunları söylüyor: ‘Kürtler’e hiçbir şey vermeden, veriyormuş gibi yaparak, sadece Abdullah Öcalan’ı muhatap kabul edip Kürdistan halklarını bu sürecin dışında tutarak bir barış gerçekleştiremezsiniz. Kürtler’in kendi tercihleriyle özerklik, federasyon, bağımsızlık hakkının olduğunu bunun tartışma konusu yapılmaması gerektiğini, Kürt halkının kendi geleceğine ilişkin söz sahibi olması ve kendi kaderini tayin hakkının sadece Kürtler’in kararına ve onayına bırakılması gerektiğini söylüyoruz.”

     MHP Ankara Milletvekili’nin TBMM’de yaptığı konuşmanın videosuna şu linkten ulaşabilirsiniz (ilgili bölüm 20. dakikadan itibaren

     http://ozcanyeniceri.web.tv/video/xnwgkaaxpzc/ 

     Meclis’teki konuşmasıyla yetinmeyen Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, aynı sözleri kaleme de alıyor ve 25 Haziran günkü Türkiye’de Yeniçağ Gazetesi’ndeki köşesinde yazdığı “‘Kuzey Kürdistan’ ve Bölücülük!” başlıklı yazısında, Meclis’teki öfkesini gazetesindeki köşesine de taşıyor:

     http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=27245

     * * *

     MHP’li parlamenterin Meclis’teki tehditvarî sözlerini ve bana yönelik ithamlarını cevaplamaya bile değer bulmadığım için, söylediklerine yanıt vermeyeceğim.

     “Prof. Dr.” gibi bir sıfatı taşıyan Özcan Yeniçeri’nin bu konuşması, esasında sadece bu değil, genel olarak her yerde ve ortamda yaptığı konuşmalar, dinleyenlere âriflerin şu veciz sözünü hatırlatır: “Cehaletin bu derecede büyüğü, ancak tahsil ile mümkündür.”

     Türkiye’de onlarca prof.’un adı sanı dahi bilinmezken bu şahsın bu kadar tanınmasının tek sebebi, O’nun sahip olduğu bu ayırtedici özelliğidir: Cehalet.

     Sahip olduğu bütün ün ve şöhretini, “prof.” sıfatı taşıdığı halde bu derece cahil bir insan oluşuna borçludur, Özcan Yeniçeri. Bunu bir hakaret amacıyla söylemiyorum. İnternette “özcan yeniçeri” adıyla arama yapıp O’nun hakkında çeşitli platformlarda yazılanları, sanal sözlük ve forumlarda söylenenleri araştıran herkes, ne demek istediğimi rahatlıkla anlayacaktır.

     Öyleyse bu cevap yazısını niçin yazdm? Şunun için: Yeniçeri’nin Kürdistan Konferansı’na konuşmacı olarak dâvet edilip konuşan onlarca camiâ ve parti ile 250 konuşmacı arasından neden özellikle beni hedef seçtiğini ifşâ etmek. Akabinde kendisine birkaç soru sormak.

     Öncelikle, Yeniçeri ve şürekasının bana olan “hayranlığı” (?), Kürdistan Konferansı’yla başlayan bir muhabbet değil. Yani o konferansta  – Ulubatlı Hasan’ın bile pabucunu dama atarcasına – “Neden burada Kürdistan bayrağı yok?” diye kükrediğim için bana âşık olmuş değiller.

     Onların bu “aşkı”, “Ortadoğu’daki Kürdistan”da değil “Balkanlar’daki Kürdistan”da başlamıştı.

     Şimdi biraz gerilere gidelim. 5 yıl kadar geriye…

     Yeniçeri ve şürekasının yayınladığı akademik bir dergi var; adı “2023”.

     Derginin isminden de anlaşılacağı üzere Atatürkçü / Kemalist ve Millîyetçi / Ulusalcı bir dergi.

     2023 dergisinin Aralık 2008 tarihli 92. sayısına bakalım şimdi. Linkini veriyorum:

     http://www.2023.gen.tr/aralik2008/index.htm

     Nasıl; hayret ettiniz değil mi?…

     Gördüğünüz gibi Prof. Dr. Özcan Yeniçeri ile ben, aynı derginin yazarlarıyız.

     İş bu “akademik” dergide dikkat çeken bir diğer husus, dergideki hemen bütün yazarların isimlerinin başında “Prof. Dr.” sıfatı var. Ben hariç!

     Yeniçeri’nin yazısı “Anayasayı Değiştirerek Devleti Dönüştürmek Sorunu!” başlığını taşıyor ve linki şöyle:

     http://www.2023.gen.tr/aralik2008/2.htm

     Benim yazım da “Yunanistan Ciddîye Alınırsa 7 Ülkenin Daha İsminin Değişmesi Gerekecek” başlığını taşıyor ve linki şöyle:

     http://www.2023.gen.tr/aralik2008/10.htm

     İlginç, değil mi?

     Sevgili okuyucularımızın burada şu ayrımı bilmesi gerekiyor: Dergideki yazarlar bu derginin kadrolu yazarlarıdırlar ve yazılarını bu dergi için kaleme alıyorlar. Ancak benim durumum böyle değil. Ben yazılarımı Haksöz sitesi için kaleme alıyor ve bu siteye gönderiyorum. Onlar beni Haksöz’den takip ediyorlar ve yazılarımı – çok beğendikleri için – oradan iktibas edip kendi dergilerinde yayınlıyorlar.

     Nasıl ki şu anda Ufkumuz sitesinde yazıyorum ve insanlar beni buradan takip ediyor, Ufkumuz’da yayınlanan yazılarım başka sitelerde / yayın organlarında iktibas edilip yayınlanıyor, o zaman da Haksöz sitesinde yazıyordum ve insanlar beni ordan takip ediyorlar, orda çıkan yazılarım başkaları tarafından da kendi yayın organlarında iktibas edilip yayınlanıyordu. Hadise budur! Yani 2023 isimli bu derginin yönetim kadrosunu, dergiyi çıkaranları ve sahiplerini ne tanırım ne bilirim!…

     2023 dergisinin Aralık 2008 sayısında yayınlanan bu makalem de ilk olarak ondan tam dokuz ay önce, 23 Mart 2008 tarihinde Haksöz sitesinde yayınlandıve linki şöyledir (2023’ün linkinde yazının tamamı yok ama Haksöz’ün linkinde yazının tamamını okuyabilirsiniz):

     http://www.haksozhaber.net/yunanistan-ciddiye-alinirsa-7-ulkenin-daha-isminin-degismesi-gerekecek-5055yy.htm#.UdbjuPnIYkg

     İmdi…

     Sizler linkleri tıkladınız ama o yazımı (henüz) okumadığınız için, bunu niçin burada üstüne basa basa gündeme getirdiğimi anlamadınız. Mesele sadece “benim yazımı sahiplenmişler” meselesi değildir.

     O yazımın konusu şudur: Irkçı – şovenist Yunan devleti, “Makedonya” ismini kabul etmiyor, “Makedonya” isminin kullanılmasını “tehdit” olarak nitelendiriliyor ve şiddetle karşı çıkıyor. Ben ise yazımda Yunan devletini yerden yere vuruyorum ve “Makedonya” ismini savunuyorum. Tıpkı ırkçı – şovenist Türk devletinin “Kürdistan” ismini kabul etmemesi, “Kürdistan” isminin kullanılmasını “tehdit” olarak nitelendirmesi ve şiddetle karşı çıkması, benim ise geçen ay Diyarbakır’daki Kürdistan Konferansı’nda “Kürdistan” ismini savunmam örneğinde olduğu gibi. (Ve bu yüzden, 2023 Dergisi Yazarı Prof. Dr. Özcan Yeniçeri tarafından – hem de TBMM’de – “Hain” ilân edilip hedef gösteriliyorum!)

     İkiyüzlülüğü görüyorsunuz, değil mi?

     Konu aynı konu. Olay aynı olay. Sadece coğrafyalar değişik.

     “Makedonya” ismini “tehdit” kabul eden ırkçı – şoven Yunan devletine karşı çıkıp tüm içtenliğimle “MAKEDONYA” ismini haykırdığımda kahraman oluyorum, sahipleniliyorum, “ÜSTAD” olarak nitelendiriliyorum; ve fakat öte yandan, herşey aynı sadece coğrafyalar değişik, “Kürdistan” ismini “tehdit” kabul eden ırkçı – şoven Türk devletine karşı çıkıp tüm içtenliğimle “KÜRDİSTAN” ismini haykırdığımda ise aşağılanıyorum, hedef gösteriliyorum, bizzat TBMM kürsüsünden ölümle tehdit ediliyorum, “HAİN” olarak nitelendiriliyorum.

     Allâh aşkına; böyle bir ikiyüzlülük nerede görülmüştür?

     Konu tamamen aynı konu. Olay baştan sona aynı olay. Sadece ve sadece coğrafyalar değişik.

     İşin asıl ilginç tarafı nedir, biliyor musunuz? Yeniçeri ve şürekasının çok çok beğenip dergilerinde yayınlattıkları o yazımda da “Kürdistan” ibaresi bol bol geçiyor. Hatta sadece “Kürdistan” değil, “Lazistan” da geçiyor. Ben o yazımda Kürtler’in yaşadığı topraklara “Kürdistan”, Lazlar’ın yaşadığı topraklara da “Lazistan” diyorum ve o ifadelerim hiçbir sansüre uğramadan olduğu gibi 2023 dergisinde yayınlanıyor. Irkçı – şoven Yunan devletine karşı çıkıp “Makedonya” ismini savunduğumda, demek ki yazımı ve beni o derece sahiplenmişler ki, o aşk ve şevkle “Kürdistan” ve “Lazistan” ibarelerine sansür uygulamaya bile gerek görmüyorlar.

     Birinde yazdıklarımı / söylediklerimi sahipleniyorlar, İstanbul – Fatih’teki ve Diyarbakır – Bağlar’daki arkadaşlarımın bana verdiği “fahri doktora” ünvânı dışında hiçbir sıfatı olmayan bu cahil cühela kardeşinizin yazılarını bütün yazarlarının “Prof. Dr.” sıfatına sahip olduğu dergilerinde yayınlıyorlar, birinde de beni “Hain” ilan edip Meclis kürsüsünden hedef gösteriyorlar.

     Dedim ya; ikiyüzlüdürler. Dünyadaki her ırkçı ve millîyetçi gibi, Türk ırkçısı ve millîyetçisi de ikiyüzlüdür.

     Oysa ırkçı – şovenist Yunan devletinin “Makedonya düşmanlığı” ile ırkçı – şovenist Türk devletinin “Kürdistan düşmanlığı”, aynı razist temellere dayanan bir husumettir. Makedonlar’ın “Makedonya” kimliğiyle var olma mücadelesi ile Kürtler’in “Kürdistan” kimliğiyle var olma mücadelesi de benzerdir.  Sadece coğrafyalar değişiktir. Biri Balkanlar’da biri de Ortadoğu’dadır. Bunun dışında herşeyleri aynıdır.

     Peki, bu durumda MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’ye sormak gerekmez mi:

     “Makedonya” konusunda haklının (mazlumun) yanında yer alırken “Kürdistan” konusunda haksızın (zalimin) yanında yer almak, nasıl bir çelişik tutumdur?

     Bu davranışı neyle izah edersiniz?

     Bu açıkça ikiyüzlülük değil midir?

     Takipçilerimiz hatırlarlar (bunlardan biri de bizzat Sayın Yeniçeri olduğu için O da gayet iyi hatırlar!), daha önce kaleme alıp tamamladığım Balkan Seyahâtnamesi’nde, yani Arnavutluk ve Makedonya gezisinde, başlığı “Balkanlar’ın Kürtler’i: Makedonlar” olan bir makale yazmıştım.

     O yazımda Makedonlar ve Kürtler ile Makedonya ve Kürdistan arasındaki tıpatıp benzerlikleri ortaya koymuştum. Kaçırmış olanlar için, yeniden hatırlatmak istiyorum. İşte Makedonya ve Kürdistan / Makedonlar ve Kürtler arasındaki “ikiz kardeş” gibi olan benzerlikler:

     Tarihî ve kadim Makedonya ülkesi, 6 parçaya bölünmüş bir coğrafyadır ve bu parçalardan sadece biri bugün “devletleşmiş” bir statüdedir. Tarihî ve kadim Kürdistan ülkesi de 5 parçaya bölünmüş bir coğrafyadır ve bu parçalardan sadece biri bugün “devletleşmiş” bir statüdedir.

     Benzerlik sadece yukarıda anlattığım ile sınırlı kalsaydı, iyiydi. Hayret vericidir ki, ayrıca her bir parçası da ayrı ayrı biribirine benzemektedir. İnsana “Pes” dedirten, “Ancak bu kadar olur” dedirten, inanılması hakiket güç olan bir benzerlik durumu var ortada. Hem parçalanmış ve bu parçalardan sadece birinin devletleşmiş olmasıyla benziyorlar, hem de, her parça ayrı ayrı biribirine benziyor. Makedonya, bağımsız Makedonya Cumhuriyeti ile Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Kosova ve Sırbistan arasında 6 parçaya bölünmüş bir coğrafya. Kürdistan ise, federal Kürdistan Devleti ile İran, Suriye, Türkiye ve Ermenistan (Laçin) arasında 5 parçaya bölünmüş bir coğrafya. Şimdi her parçayı ayrı ayrı kıyaslarsak, ortaya şöyle bir “ikiz kombinasyon” çıkıyor: Makedonya Cumhuriyeti = Kürdistan Federal Devleti, Yunanistan Makedonyası = İran Kürdistanı, Bulgaristan Makedonyası = Türkiye Kürdistanı, Sırbistan Makedonyası = Suriye Kürdistanı, Arnavutluk Makedonyası = Laçin Kürdistanı… Şimdi bu kombinasyonu neye göre yaptığımızı ve niçin “ikiz” olarak nitelediğimizi açıklayalım: MAKEDONYA CUMHURİYETİ = KÜRDİSTAN FEDERAL DEVLETİ: Makedonya Cumhuriyeti, 6 parçaya bölünmüş kadim Makedonya coğrafyasının “devletleşmiş” tek parçasıdır. Kürdistan Federal Devleti de 5 parçaya bölünmüş kadim Kürdistan coğrafyasının “devletleşmiş” tek parçasıdır… YUNANİSTAN MAKEDONYASI = İRAN KÜRDİSTANI: Yunanistan devleti “Makedonya” ismini bırakın yasaklamayı, Makedonlar’ın yaşadığı bölgeyi bizzat “Makedonya” olarak nitelemiştir. Yani Yunanistan’da Makedonlar’ın yaşadığı vilayetin resmî ismi bile “Makedonya”dır ve hatta başkenti bile vardır; Selanik. Bu bölgeden Yunanistan Parlamentosu’na giren milletvekilleri de “Makedonya milletvekili” olarak girerler. Yunanistan Makedonyası’na aracınızla gittiğinizde, karşınıza kocaman bir “Makedonya’ya Hoşgeldiniz” tabelası çıkar. İran devleti de “Kürdistan” ismini bırakın yasaklamayı, Kürtler’in yaşadığı bölgeyi bizzat “Kürdistan” olarak nitelemiştir. Yani İran’da Kürtler’in yaşadığı vilayetin resmî ismi bile “Kürdistan”dır ve hatta başkenti bile vardır; Senendec. Bu bölgeden İran Parlamentosu’na giren milletvekilleri de “Kürdistan milletvekili” olarak girerler. İran Kürdistanı’na aracınızla gittiğinizde, karşınıza kocaman bir “Kürdistan’a Hoşgeldiniz” tabelası çıkar… BULGARİSTAN MAKEDONYASI = TÜRKİYE KÜRDİSTANI: Bulgaristan’da “Makedonya” ismini telaffuz etmeniz bile “bölücülük”le suçlanmanız, hapse atılıp hayatınızın kararması için yeterlidir. Bulgar devletinin resmî tezine göre “Makedon” diye bir kavim yoktur, bunlar aslında Bulgar’dır (belki de kışın dağda gezerken “Makt Mukt” diye ses çıkardıkları için böyle denilmiştir). Bulgaristan’da bırakın “Makedonca eğitim hakkı” talep etmeyi, sokakta bile Makedonca konuşursanız ceza alırsınız. Bulgaristan Makedonyası’ndaki bütün köylerin gerçek Makedonca isimleri zorla haritadan silinmiş, onlara uydurma Bulgarca isimler verilmiştir. Bulgar devleti bu inkâr ve asimilasyon politikasını sadece Makedonlar’a değil, ülkede yaşayan tüm etnik topluluklara (Türkler, Pomaklar vs.) karşı uygulamıştır. Bulgar devletine göre Bulgaristan’da yaşayan herkes Bulgar’dır. Türkiye’de de “Kürdistan” ismini telaffuz etmeniz bile “bölücülük”le suçlanmanız, hapse atılıp hayatınızın kararması için yeterlidir. Türk devletinin resmî tezine göre “Kürt” diye bir kavim yoktur, bunlar aslında Türk’tür (kışın dağda gezerken “Kart Kurt” diye ses çıkardıkları için böyle denilmiştir). Türkiye’de bırakın “Kürtçe eğitim hakkı” talep etmeyi, sokakta bile Kürtçe konuştukları için insanlar para cezası almış, konuştukları her Kürtçe kelime başına 1 TL ceza ödemişlerdir. Türkiye Kürdistanı’ndaki bütün köylerin gerçek Kürtçe isimleri zorla haritadan silinmiş, onlara uydurma Türkçe isimler verilmiştir. Türk devleti bu inkâr ve asimilasyon politikasını sadece Kürtler’e değil, ülkede yaşayan tüm etnik topluluklara (Lazlar, Gürcüler, Ermenîler, Araplar, Rumlar, Çerkesler vs.) karşı uygulamıştır. Türk devletine göre Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür… SIRBİSTAN MAKEDONYASI = SURİYE KÜRDİSTANI: Sırbistan devleti Makedonlar’a “insan” gözüyle bile bakmaz. Sırbistan’da Makedonlar’ın pasaport alma hakkı bile yoktur. “Vatandaşlık” dahi yarım yamalak verilmiştir. Sırbistan’da Makedonlar bir nevi “çingene” olarak görülürler. Sınırın öte yakasındaki akrabalarını bayramlarda ziyaret etme hakları bile yoktur. Sırbistan’da devlete hâkim olan rejim de ayrıca “Sosyalist Nasyonalizm” temelleri üzerine oturan bir ideolojiye sahiptir. İçeride kendi Hristiyan halkına kan kusturur ama dünya arenasında kendini “Yabancı güçlere karşı Hristiyan halkların direniş kalesi” olarak lanse etmekte pek mahirdir. İnsanları tek tek öldürmeyi pek sevmez; daha çok toplu katliâmlar yapmaktan hoşlanır. Suriye devleti de Kürtler’e “insan” gözüyle bile bakmaz. Suriye’de Kürler’in nüfûs cüzdanı alma hakkı bile yoktur. “Vatandaşlık” dahi verilmemiştir. Suriye’de Kürtler bir nevi “çingene” olarak görülürler. Sınırın öte yakasındaki akrabalarını bayramlarda ziyaret etme hakları bile yoktur. Suriye’de devlete hâkim olan rejim de ayrıca “Sosyalist Nasyonalizm” temelleri üzerine oturan bir ideolojiye sahiptir. İçeride kendi Müslüman halkına kan kusturur ama dünya arenasında kendini “Yabancı güçlere karşı Müslüman halkların direniş kalesi” olarak lanse etmekte pek mahirdir. İnsanları tek tek öldürmeyi pek sevmez; daha çok toplu katliâmlar yapmaktan hoşlanır… ARNAVUTLUK MAKEDONYASI = LAÇİN KÜRDİSTANI: Her ikisi de çok küçük toprak parçaları olduklarından varlıkları ile yoklukları arasında pek bir fark yoktur.

     Bağımsız Makedonya Cumhuriyeti’nin ilân ediliş tarihi Eylül 1991, Federal Kürdistan Devleti’nin ilân ediliş tarihi ise Ekim 1991’dir. İki devletin kuruluşu arasında sadece bir ay zaman vardır.

     Her iki devlet de daha önce ait oldukları ülkenin parçalanması neticesinde kurulmuşlardır ve her iki parçalanma da başını ABD ve NATO’nun çektiği uluslararası yabancı işgalci gücün bu topraklara yerleşmesi akabinde vuk’u bulmuştur.

     Her iki devletin bayrağında da GÜNEŞ sembolü vardır ve ayrıca hem Makedon devletinin hem de Kürt devletinin bayrağındaki güneş tam ortada olup, rengi sarıdır.

     Balkanlar bölgesinin tarih boyunca en büyük komutanı Makedonlar arasından çıkmıştır: Büyük İskender… Ortadoğu bölgesinin de tarih boyunca en büyük komutanı Kürtler arasından çıkmıştır: Selâhaddîn Eyyubî.

     Her iki coğrafya da yüz yıl öncesine kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun “eyaleti” durumundaydılar.

     Türkler’in Makedonlar’la ilk tanışma tarihi 1371 Çirmen Meydan Muharebesi, Kürtler’le ilk tanışma tarihleri ise 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’dir. Arada tam 300 yıl vardır. Ne bir yıl eksik, ne bir yıl fazla; tamı tamamına 300 yıl.

     “Makedon” isminin kaynağı Eski Yunan dilindeki “makednós” (μακεδνός) sözcüğü olup “uzun boylu insan” demektir. “Kürt” isminin kaynağı ise – bir görüşe göre – Eski Guti dilindeki “kort / kurtie” sözcüğü olup “güçlü kuvvetli insan” demektir. Yani her iki kavim ismi de aslında insan vücûdunu tarif eden bir özellik belirten sıfat kökenlidir ve ayrıca başkaları tarafından kendilerine bu isimler verilmiştir.

     Makedonya denize kıyısı olmayan bir ülkedir ama çok güzel gölleri vardır. Deniz görmemiş bir millet oldukları için Makedonlar Ohri Gölü’ne “göl” değil “deniz” derler: Ohri Denizi… Kürdistan da denize kıyısı olmayan bir ülkedir ama çok güzel gölleri vardır. Deniz görmemiş bir millet oldukları için Kürtler de Van Gölü’ne “göl” değil “deniz” derler: Van Denizi…

     Ohri Gölü’ne ismini veren Ohri şehrinde bulunan Ohri çobanköpeği dünyaca meşhur bir hayvandır ve bu şehrin önemli sembollerinden biridir. Van Gölü’ne ismini veren Van şehrinde bulunan Van kedisi de dünyaca meşhur bir hayvandır ve bu şehrin önemli sembollerinden biridir.

     Ohri Gölü’ne ismini veren Ohri şehrinin lakabı “Balkanlar’ın incisi” olup, bunun sebebi, pullarından inci üretilen ve Latince bilimsel ismi “Salmo letnica” olan Ohri alabalığının sadece bu gölde bulunan bir balık türü olmasıdır. Ohri alabalığı, dünyaca meşhurdur. Ohri alabalığı da aynı şekilde Ohri şehrinin sembolüdür bu yüzden. Van Gölü’ne ismini veren Van şehrinin lakabı da “Ortadoğu’nun incisi” olup, bunun sebebi, gümüş pullara sahip ve Latince bilimsel ismi “Chalcalburnus tarichi” olan inci kefalinin sadece bu gölde bulunan bir balık türü olmasıdır. “Van balığı” olarak da anılan inci kefali, dünyaca meşhurdur. İnci kefali de aynı şekilde Van şehrinin sembolüdür bu yüzden.

     Her iki halk da “şâir rûhlu”dur. Makedonlar da Kürtler de anne karnından “şâir” olarak doğarlar. Dünyanın en güzel şiirleri de bu topraklarda yazılır. Folklor ve halk türküleri yönünden de dünyada emsalleri yoktur ikisinin.

     Her iki halk da misafirperverdir ve yabancıları çok severler. Oralarda hiçbir tanıdığınız olmasa bile uçağa atlayıp gidebilir, istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Ne aç kalırsınız ne de açıkta.

     Makedonlar tarihte Balkanlar bölgesinin ilk medeniyetlerini ve ilk güçlü devletlerini kuran topluluk oldukları halde özellikle son iki yüzyılda talihleri tam ters dönmüş, komşu kavimlerin veya devletlerin imhâ ve inkâr politikalarına maruz kalmış, geçmişin bu güçlü kavmi bırakın egemen olmayı, artık var olma kavgası vermeye başlamıştır. Kimlikleri dahi saldırıya uğrayan bu halk, “Nie ne sme Grçki. Ne sme Bugarski ili Srpski. Nie sme Makedonski.” (Biz Yunan değiliz. Bulgar ve Sırp da değiliz. Biz Makedon’uz.) demek zorunda kalmıştır. Kürtler de tarihte Ortadoğu bölgesinin ilk medeniyetlerini ve ilk güçlü devletlerini kuran topluluk oldukları halde özellikle son iki yüzyılda talihleri tam ters dönmüş, komşu kavimlerin veya devletlerin imhâ ve inkâr politikalarına maruz kalmış, geçmişin bu güçlü kavmi bırakın egemen olmayı, artık var olma kavgası vermeye başlamıştır. Kimlikleri dahi saldırıya uğrayan bu halk, “Em ne Romîne. Ne Fars û Erebın ji. Em Kûrdın.” (Biz Türk değiliz. Fars ve Arap da değiliz. Biz Kürd’üz.) demek zorunda kalmıştır.

     “Dîn” konusunda Makedonya’dan aktarmamız ve kesinlikle atlamamamız gereken en önemli anekdot, belki de şudur: Makedonya’daki en kalabalık dînî topluluğu (% 64, 7) oluşturan Ortodoks Hristiyanlar, Makedon Otokefal Kilisesi’ne bağlıdırlar ve bu mezheb (veya tarikat), dünyadaki Ortodokslar tarafından kabul edilmemekte, “sapkın” olarak görülmektedir. Dolayısıyla Hristiyan Makedonlar, Hristiyan dünyası tarafından dışlanan bir kavimdir ve bu yüzden çok sorun yaşamışlardır. Bugünkü Makedonya Cumhuriyeti siyasetinin izlediği “dış politikayı” ve hangi ülkelerle ne tür ikili ilişkiler içinde olduğunu dikkatli bir şekilde gözlemlerseniz, şöyle ilginç bir durumu müşahade edersiniz: Makedonya Cumhuriyeti, Hristiyan bir devlet olmasına rağmen Hristiyan ülkelerle pek iyi ilişkiler kuramamaktadır. Buna mukabil, Hristiyan bir devlet olmasına rağmen Makedonya Cumhuriyeti, Müslüman ülkelerle çok sıcak ilişkiler içinde olan bir devlettir.  Hristiyan bir devlet olan Makedonya, etrafındaki Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan gibi Hristiyan ülkelerle “düşman” gibidir; fakat etrafındaki Arnavutluk, Bosna – Hersek ve Türkiye gibi Müslüman ülkelerle bırakın “dost” olmayı, “kardeş” gibidir. Müslüman olan Kürtler’in mensubu olduğu mezhebin “sapkın” görülme gibi bir durumu yoktur ancak Kürtler de etraflarındaki Müslüman kavimler tarafından – hadi “dışlanma” demiyelim de – ihmal edilmiş veya hukukları çiğnenmiş bir topluluktur. Bugünkü Kürdistan Federe Devleti siyasetinin izlediği “dış politikayı” ve hangi ülkelerle ne tür ikili ilişkiler içinde olduğunu dikkatli bir şekilde gözlemlerseniz, Makedonya Cumhuriyeti’nin yaşadığı çetrefilli durumun benzerini görürsünüz.

     Hristiyan Makedon halkının etrafındaki diğer Hristiyan kavimler (Sırplar, Bulgarlar), dışarıdan bakınca “çok koyu ve fanatik Hristiyan” gibi görünürler ama aslında hiçbiri özünde sadece dînî kaygılarla hareket etmemektedir. Bilakis “dîncilik” ile “millîyetçilik” biribirine karıştırılıp sentez yapılmış (Bulgar – Hristiyan sentezi, Sırp – Hristiyan sentezi), daha doğrusu dînî destekli bir ırkçılık üretilmiştir. Bu akımda ise Makedonlar’a hayat hakkı bile yoktur. Sırp – Hristiyan sentezcilerine veya Bulgar – Hristiyan sentezcilerine göre tüm Hristiyanlar kardeştir, fakat Makedonlar hariç! Hatta keşke “Makedon sorunu” diye bir sorun hiç olmasaydı; Hristiyancılık o zaman ne kadar tatlı ve şeker bir şey olurdu… Müslüman Kürt halkının etrafındaki diğer Müslüman kavimler de dışarıdan bakınca “çok koyu ve fanatik Müslüman” gibi görünürler ama aslında hiçbiri özünde sadece dînî kaygılarla hareket etmemektedir. Bilakis “dîncilik” ile “millîyetçilik” biribirine karıştırılıp sentez yapılmış (Türk – İslam sentezi, Arap – İslam sentezi), daha doğrusu dînî destekli bir ırkçılık üretilmiştir. Bu akımda ise Kürtler’e hayat hakkı bile yoktur. Türk – İslam sentezcilerine veya Arap – İslam sentezcilerine göre tüm Müslümanlar kardeştir, fakat Kürtler hariç! Hatta keşke “Kürt sorunu” diye bir sorun hiç olmasaydı; İslamcılık o zaman ne kadar tatlı ve şeker bir şey olurdu…

     Oysa yukarıdaki paragrafta anlattığım olay, gerçek anlamda traji – komik bir duruma işaret etmektedir. Şöyle ki: Makedonlar inanç olarak özünde gerçek Hristiyanlık’a daha yakındırlar. İnançlarını ulusçulukla kirletmemişlerdir. Tarih boyunca Hristiyan dünyasının çok önemli âzîzleri ve önderleri Makedonlar arasından çıkmıştır. Hristiyan dünyasının alfabesi olan Kiril Alfabesi de Makedonya’da bulunmuştur. Fakat buna rağmen, Hristiyanlık’ı sadece millî gayeleri için araç olarak kullanan komşuları gelip kendilerine “Hristiyanlık dersi” vermeye kalkarlar. Kürtler de inanç olarak özünde gerçek İslam’a daha yakındırlar. İnançlarını ulusçulukla kirletmemişlerdir. Tarih boyunca İslam dünyasının çok önemli âlîmleri ve önderleri Kürtler arasından çıkmıştır. İslam ile şereflenen ilk coğrafya Kürdistan, Müslüman olan ilk kavim Kürtler olmuştur. Fakat buna rağmen, İslam’ı sadece millî gayeleri için araç olarak kullanan komşuları gelip kendilerine “Müslümanlık dersi” vermeye kalkarlar.

     Bazıları tarafından “Makedonya” ismine bile tahammül edilmeyen bu güzel ülke, kendi içinde her türlü özgürlük ve serbestiyet ortamını sağlamış durumdadır. Kan ve gözyaşı üzerine kurulu, etnik ve dinî farklılıklardan dolayı savaşların çıkıp da insanların biribirlerini en acımasız ve gaddar bir biçimde katlettiği Balkanlar gibi bir coğrafyanın tam ortasında yer aldığı halde, Makedonya, hem “dîn ve ibadet özgürlüğünü”, hem de “anadilde eğitim özgürlüğünü” sağlamıştır. Ülkenin iki tane resmî dili (Makedonca ve Arnavutça) vardır ve diğer tüm diller de eğitim dili olarak okullardadırlar. İsteyen ilkokuldan üniversite bitimine kadar kendi anadiliyle eğitim görür. Bazıları tarafından “Kürdistan” ismine bile tahammül edilmeyen bu güzel ülke de, aynı şekilde kendi içinde benzer ortamı sağlamış durumdadır. Kürdistan Parlamentosu’nda isteyen milletvekili Qûr’an üzerine yemin eder, isteyen milletvekili İncil üzerine. Kürtler dışındaki topluluklar (Türkmenler, Asurîler, Süryanîler) seçimlere “Kürt” olarak değil “kendi kimlikleriyle” girerler ve o topraklarda “kendi kimlikleriyle” yaşarlar. Ülkenin iki tane resmî dili (Kürtçe ve Arapça) vardır. Ayrıca Kürdistan’da isteyen herkes ilkokuldan başlayarak kendi anadiliyle eğitim görür ve bu Kürdistan Anayasası’nın 4. maddesinde açıkça belirtilip güvence altına alınmıştır. Kürdistan’daki okullarda hiçbir Türkmen çocuğuna her sabah “Kürdüm doğruyum çalışkanım… Varlığım Kürt varlığına armağan olsun… Ne mutlu Kürdüm diyene” dedirtilmez.

     Her iki coğrafya hakkında yazı yazmak da hem keyifli hem riskli bir iştir. Hem “Ağzına sağlık” diyen okuyucular çok olur, hem de sizi “kavmiyetçilik yapmakla” suçlayan.

     Gördüğünüz gibi;

     Makedonlar ile Kürtler…

     Makedonya ile Kürdistan…

     Irkçı – şoven Yunan devleti ile ırkçı – şoven Türk devleti…

     Herşey ama herşey aynıdır.

     Ben ise dürüstüm, ilkeli davranıyorum, erdemli davranıyorum. Orda başka türlü burda başka türlü davranmıyorum.

     Makedonya konusunda nasıl ki haklının (mazlumun) yanında isem, Kürdistan konusunda da haklının (mazlumun) yanındayım.

     Makedonya sorunu hakkında yazıp konuştuğumda nasıl ki ırkçı – şoven Yunan devletinin inkârcı tutumuna ve faşist politikalarına karşı çıkıyorsam, Kürdistan sorunu hakkında yazıp konuştuğumda da ırkçı – şoven Türklük devletinin inkârcı tutumuna ve faşist politikalarına karşı çıkıyorum.

     Makedonya için, Batı Trakya için, Kırım için, ve Doğu Türkistan için neyi istiyorsam ve neyi talep ediyorsam, Kürdistan için de aynı şeyi istiyor, aynı hakları talep ediyorum. Kürtler için neyi istiyorsam ve hangi hakları talep ediyorsam, Batı Trakya Türk Toplumu için, Kırımlılar için ve Uygurlar için de aynı şeyleri istiyor, aynı hakları talep ediyorum.

     Çünkü Müslüman’ım. Çünkü insanım. Çünkü dürüstüm. Çünkü namusluyum. Çünkü sizin gibi faşist değilim. Sizin gibi ırkçı değilim. Çünkü sizin gibi Şeytan’ın yolunda değil, peygamberlerin ve salihlerin yolundayım.

     Peki ya siz, siz Sayın Yeniçeri? Siz de ortaya çıkıp kendiniz için aynı şeyleri iddiâ edebilir misiniz?

     Sizin böyle olmadığınızı, bilâkis ırkçının – faşistin teki olduğunuzu bizzat kendi aileniz, çocuklarınız bile biliyor!..

     Yalan mı?

     * * *

     Diyarbekir’de bir konuşma yaptık diye TBMM’den tehdit edldik.

     Demek ki yarın öbür gün gidip Hewlêr’de konuşsam, Allâh muhafazâ, beni NATO ve BM oturumunda, hatta hatta Şanghay zirvesinde ve Katar’daki annarsın ya toplantısında…

     Texaslı başbakan Hito’ya ve hatta dünya güzeli Hillary Clinton’a şikâyet edebilirler beni. Durumum o derece kritik yani.

     İşin kötüsü; kaçacak yerim de yok…

     Fatih’teki 25 ve Bağlar’daki 35 arkadaşımı toplasan, topu topu 60 kişi ederiz. Hadi diyelim ki Siirt, Hakkari, Ceylanpınar, Tokat, Sakarya ve Kocaeli’deki arkadaşlarım ile Elâzığ’daki akrabalarım da toplandılar, eder en çok 150 kişi.

     76 milyonluk bir ülkede ve 6 milyarlık bir dünyada 150 kişi beni nasıl korusun?…

sediyani@gmail.com

     UFKUMUZ

     5 TEMMUZ 2013

makedonya kürdistan

 

1183 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir