Bir Özgürlük Mücadelesi: Adını Arayan Coğrafya

 

Yavuz Yılmaz

 

 

 

 

 

     Değerli araştırmacı İbrahim Sediyani’nin “Adını Arayan Coğrafya” adlı eseri, dünyada ve Türkiye’de yer adlarının değiştirilmesi özelinde uygulanan asimilasyon türünü bütün ayrıntılarıyla inceliyor.

     Aslında kitabın girişinde Kızılderili Reisi Tatanka Yotanka’dan yapılan alıntı, yazarın olaya nasıl baktığı hakkında yeteri derecede bilgi veriyor: Yurdumun kötü bir adı olduğu kanısındayım ve iyi bir adı olsun istiyorum. Hem, eskiden iyi bir adı vardı yurdumun zaten. Bazen oturup düşünüyorum, ona kim bu adı yakıştırdı diye.”

     Kızılderili reisinin zihinsel dünyasında konumlandıramadığı problem aslında modern dünyanın daha sıkça başvurduğu asimilasyon yöntemidir.

     Dînî, etnik ya da kültürel yönden kendisinden farklı olanlarla karşılaşan devletlerin veya insanların belirli davranış modelleri vardır.

     1) Farklılıkları olduğu gibi kabul edip barış içinde yaşamanın mümkün yollarını aramak.

     2) Kendinden farklı düşünenleri sahip oldukları kültüründen kopararak ve yabancılaştırarak asimile etmek.

     3) Tehdit olarak algılanan farklılıkları etnik ya da dînî jenoside tabi tutarak yok etmek.

     Birinci yol hiç şüphesiz İslam’ın da benimsediği insancıl bir yöntemdir. Daha Hz. Peygamber hayatta iken Medine’de uygulamaya konan ve tarihe “Medine Vesikası” olarak geçen metin, birbirinden farklı dînlere ve kültürlere sahip insanların nasıl birlikte yaşayacaklarının mümkün yollarını gösteren çok önemli bir metindir. Nitekim Kur’an, Peygamber’i inanç konusunda zorlama yapmadan sadece tebliğle yetinmesi konusunda uyarmaktadır.

     İkinci yöntem olan asimilasyon ile üçüncü yöntem jenosid (soykırım), tarih boyunca uygulanmış vahşî yöntemlerdir. Esasen faklılıkları tehdit olarak gören her devlet, bunlardan birini tercih etmek zorundadır. Özellikle ulus devletlerin kuruluş ve kökleşmesi sürecinde dünya ölçeğinde bu tür uygulamalara sıkça rastlanmıştır.

     Bu süreçte farklı kültürel değerlere sahip insanları istenen düzeye getirmek için uygulanan en önemli yöntem yer adlarının değiştirilmesi yöntemidir. Çünkü yer, insanın bütün insanî, dînî ve kültürel faaliyetlerinin sürdüğü bir alandır. Bir insanın yaşadığı yerin adının değiştirilmesi sadece bir isim değişikliği değil, aynı zamanda onun kişiliğine ve kültürüne yapılmış açık bir saldırıdır.

     Yazar, otoriter rejimlerde insanın özünün değiştirilmesi amacıyla bu uygulamaların yapıldığını savunmaktadır: “Bunun içindir ki otoriter rejimler ilk olarak isimleri değiştirirler. İsmi değiştirilenin ‘özünün’ değişeceğine olan inançla hedef alınmıştır isimler, kelimeler ve diller. Beldelerin ismi değiştirildiğinde ‘belleklerin’ de değişeceği umulmuştur.”

     Türkiye’de yer adlarının değiştirilmesiyle ilgili olarak verilen 40 il, 368 ilçe ve 7526 köy sayısı bu durumun ne kadar geniş boyutlu olarak uygulandığını gösteriyor. İsim değiştirme uygulamasının Kürtler’in yaşadığı Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yoğunlaşması, sorunun genellikle Kürtler’in asimilasyonu etrafında yoğunlaştığını gösteriyor. Zaten şu an uğraştığımız “Kürt sorunu”nun da kökeninde bu inkâr politikalarının olduğu açık değil mi?

     Yazar, konuyu temellendirirken sadece Türkiye ile sınırlı kalmayıp, bu olgunun özellikle sömürgecilikle olan bağlantısını, dünya ölçeğindeki uygulamalarını da gözönüne alarak ve çok titiz bir şekilde inceleyerek, başarılı bir şekilde ortaya koyuyor. Şu bir gerçek ki, insanları rahat sömürebilmek için kendine yabancılaştırıp, dînî veya kültürel olarak sahip oldukları direniş rûhunu kırmak gerekir.

     Kitabın önemli bir bölümü de ülkemizde uygulanan yer değişiklikleriyle ilgili bölümüdür. Bu uygulamanın özellikle Cumhuriyet döneminde gerçekleştiğini düşünürsek, konunun uluslaşma süreciyle ne kadar bağlantılı olduğunu kolaylıkla tespit edebiliriz.

     Kitapta verilen ilginç bilgilerden biri de 1957 yılında kurulan “Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu”nun çalışmalarını sürdürdüğü 1978 yılına kadar 12211’i köy adı olmak üzere, 28000 ismin değiştirilmesini sağladığı ile ilgili bilgidir.

     Kitap ismi değiştirilen il, ilçe, belde ve köylerle ilgili ayrıntılı bir liste vererek sona eriyor. Listenin bu kadar uzun olması ve yapılan uygulama insanın kanını donduruyor.

     Türkiye’de yer adlarının değiştirilmesi politikalarının hangi boyutlara vardığını merak eden herkes, İbrahim Sediyani’nin Özedönüş Yayınevi tarafından yayınlanan “Adını Arayan Coğrafya” adlı emek ürünü ve şimdiden klasikleşmeye aday kitabını mutlaka okumalıdır. Ayrıca İbrahim Bey’i şahsen tanımamama rağmen, ortak dostlarımız dolayısıyla oluşan arkadaşlığın anısına, yazdığı ufuk açıcı kitaptan ötürü saygılarımı sunarım.

     Ellerine, kalemine ve yüreğine sağlık usta…

     FITRAT

     2 OCAK 2010

05

1055 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir