Dayakla Okutulan Kitabın Yazarı: Mehmet Şerif Fırat

 

isediyani

Psikolog – yazar Darius Winzer, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

Dayakla Okutulan Kitabın Yazarı: Mehmet Şerif Fırat

Darius Winzer

     Tarihte başka bir örneği var mıdır bilmiyorum, ama Mehmet Şerif Fırat’ın yazdığı ve ilki 1948 yılında yayınlanan “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” adlı kitap, 12 Eylül cuntacılarının emriyle yatılı okullarda, cezaevlerinde insanlara zorla, dayakla okutulmuş, her kütüphaneye, kitabevine, kamuya ait kuruma bu kitabı bulundurma mecburiyeti getirilmiştir. Özellikle Kürdistan’daki liselerde “Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi” derslerinde öğrencilere ödev olarak bu kitabı okumaları dayatılmıştır.

     Ne mi vardı bu kitapta? Kürt diye birşeyin olmadığı, Kürtler’in Türk olduğu vardı. Bu kitaba göre Alevî (Rêya Heq) Kürtler zaten Horasan’dan gelmiş, öz be öz Türk, Sünnî Kürtler de eh işte, Arap ve bazı Türkmen boylarının karışımından doğan, Farsça’nın etkisiyle ve “bölücü şeyhlerin etkisiyle” zamanla Kürt olduğunu sanan gruplardı. Bunu ispat için deliller (!) sunuyordu. İşte meselâ “ceylan” ismi Kürtçe’de “ğezal”dır ve bu aslında Türkçe’den geliyor, “gez” ve “al”, olmuş “gezal” (ğezal). Yani “gezip alan hayvan”.

     KİTABI LİSEDE OKUDUM

     Bu kitabı lisedeyken yaz tatilinde okumam için, derslerde tartıştığım dîn dersi hocam vermişti. Bana verirken de, “Bu kitabı okuduktan sonra ‘Türk değilim’ demeye utanacaksın” demişti. Okudum ve utanmadım. Ama hiçbir zaman aklıma kitabın yazarının kim olduğu gelmemişti. Ahmet ya da Mehmet, işte bir devlet görevlisi, Kürtler’i kandırmak, asimile etmek için bunu yazmıştı. Zaten piyasada “Zaza Kürtleri”, “Diyarbakır İsmi Nerden Geliyor?”, “Karayılan Efsanesi”, “Bozo Çetesi”, “Ermenî Mezalimi” gibi resmî devlet tezlerini savunan binlerce kitap vardı ve hepsi de Kürt diye birşeyin olmadığını, bunun dış mihrakların işi olduğunu yazıyordu.

     Hatta kapağında ağlamaklı bir kadının resmî olan ve “Dersim Olayları” (ya da buna benzer ismi) olan bir kitap vardı ki benim ilgimi çekmişti. “Nasıl olur da Dersim kelimesini kullanmışlar” diye almış, bakar bakmaz yere fırlatmıştım. Türk askerlerinin ne zûlümler gördüğünü, çoğu asker eşinin gözünün yolda kaldığını, askerlerin Dersim’de uçurumlardan atıldığını ve yine de onlara yemek verdiğini, soğuk karda parkelerini çıkarıp çocuklara sardığını vs anlatıyordu. Onun için olmalı ki kapağına ağlamaklı kadın koymuş olmalılar. Bu kitabı okulda hırsızlığıyla meşhur bir arkadaşımız yerden almış, okumuş çok etkisinde kalmıştı. Bizimle tartışır olmuştu.

     Bu arada o arkadaşı hatırladım şimdi. Milletin kalemini, defterini çalmakla kalmayıp bir defasında bir mağazadan kot pantolon çalmış diye, iki adam okula gelmiş şikâyet etmişti. Matematikçi gaddar hocamız herkesin gözü önünde onu çok kötü dövmüştü. Yıllar sonra İstanbul’da karşılaşmıştık onunla. Kürtçü olmuştu. Karar vermiş gerillaya gideceğini söylemişti. O gün gülmekten kırılmıştık. “Gerilla yandı, sen onların yemeklerini silahlarını çalarsın” diye takılıyorduk. O da katıla katıla gülmüştü. Ne mi oldu o arkadaşa? Ağrı’da bir çatışmada can verdiğini duydum.

     Evet kimdi bu Mehmet Şerif Fırat? Öz yeğeninin dediğine göre hiç okul okumamış bu adam nasıl olur da Tanin Gazetesi’nde “İrtica Yılanı Uyanıyor” diye yazı dizileri yazıyor, Kaniya Reş (Karlıova)’e mal müdürü, öğretmen, polis ve istihbarat şefi, müfreze komutanı vs oluyordu? Torununun yayınladığı kitabın son baskısında Mehmet Şerif’in “Varto Rüştiyesi”ni 16 yaşında bitirdiği yazılıyor. Galiba dedesinin okumamışlığına bir çare bulmuş, “Varto Rüştiyesi”ni icad etmiş ve 16 yaşında da onu mezun ettirmiş. 1894 doğumluysa eğer demek ki 1910 yılında mezun olmuş. Belki de gerçekten rüştiye vardı ve bitirdi, bilemem. Neden öz amcası Xelîl Ağa (Halil Kanmaz) tarafından vurulmuştu, hem de namus meselesi yüzünden? Öldürülme tarihi 1 Temmuz 1949.

     1894 yılında Muş’un Varto ilçesinin Qasıman (devletin verdiği isim Köprücük) köyünde doğuyor. Rêya Heq inancını taşıyan Xormekan aşiretine mensup. Onların ailesine Mella Ferê ya da Fero diyorlar. Oğluna Atilla ismini koymuş. Bu Atilla’nın oğlu da Mehmet Şerif Fırat ismiyle, modern zamanda dedesinin rolüne soyunmuş olmalı ki hâlâ TV’lere çıkıp “Kürt yoktur” diyebiliyor. Benim okuduğum kadarıyla bu aşiretin bir kolu Musul’da Osmanlı’ya karşı Ahmed Paşayê Babanzâde’nin 1812’de Osmanlı’ya başkaldırısında, Alevî olmalarına rağmen Babanzâdeler’e yardım ettiği için sürülüyor. Bu yüzden olmalı, kitabında “Zazalar Arap diyarından kaçan Türkler’dir” demiş. Güney Kürdistan’da kalanların bir kısmının Kurmancî konuştuklarını duymuştum. Xarpêt (Elazığ)’te de bazı aileler Türkleşmeden önce Kurmancî konuşurlardı. Ama ağırlıklı olarak Dimilkî konuşuyorlar.

     XORMEKAN YURTSEVER BİR AŞİRETTİR

     İran (Aryan)’da bir Kürt devleti olan Zend İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra bir kısım Kürt aşiretinin oradan göç edip Kuzey Kürdistan’a geldikleri söylenmektedir. Varto’ya gelen bu Kürt aşiretinin Xormek aşireti olduğu ve bu aşiretin Büyük Zend Aşireti’nin bir kolu olduğu söylenmektedir. Lor Kürtleri’yle beraber soylarının Kassîd Kürtleri’ne kadar gittiği bilinmektedir.

     Bu aşiretin bağrından pekçok Kürdistan şehîdi çıkmıştır. Halen de öyledir. Pekçok Kürt aydını (isimlerini vermek istemiyorum, soyadı Fırat olan pekçok değerli şahsiyeti herkes bilir) çıkmıştır bu aşiretten. 1925 Kürt Kıyamı’nda da, 90’lı yıllarda da hayatını kaybedenler çoktur, hem de Mella Ferê’den. Xormekan aşireti onurlu, aydın, ilerici insanlarıyla bilinir. Pekçok okumuşu, tanınmışı vardır. Yurtseverlikleri, yiğitlikleriyle bilinen Selim Ağa ve Apê Şerif üzerine klamlar vardır ki bunlar da Xormekan aşiretindendirler. Kezâ Şeyh Said kuvvetlerine destek verdiği için Mehmet Şerif’in hışmından kurtulmayan ve Rêya Heq’e inanan Lolan büyüklerinden Kalê Ağa ve Hûseyin Ağa’yı, Evdalan aşiretinden İsmail Ağa’yı hiçbir Kürt unutmayacaktır.

     Azadî Cemiyeti’nin Serhad bölgesindeki çalışmalarına karşı birden bu aşiretin lideri Mehmet Şerif Fırat devletten yana oluyor. Kimine göre Mehmet Şerif Fırat’ın “zamanın korucubaşısı” olmasının altında menfaat yatar. Cibran, Çarekan, Lolan aşiretlerinin, Osmanlı’nın son döneminde bölgedeki pekçok devlet kadrosunu elinde bulundurmaları, Xormekan liderine bir fırsat sunmuş olabilir. Yani, başlayan Şeyh Said Kürt Kıyamı’na devletin katliâmla cevap vereceği, yeni kurulan Kemalist rejimin Kürtlük’e dair herşeyi yoketmek istediğini biliyor olmalıydı. Ve bunu fırsata çevirdi. Belli dönemler ortadan kaybolan Mehmet Şerif Fırat’ın, Şeyh Said’i yakalatan Binbaşı Qasım ile beraber Elazığ’da istihbarat eğitimi aldığı, orada okuma yazma öğrendiği söylenir. Binbaşı Qasım derinden ve sessiz, o ise gürültülü ve acımasız iş yapıyorlar. İsyana karşı bir korucu birliği oluşturuyor. Köy köy dolaşıyor, kafasına estiği genci yanına alıyor, karşı çıkana dayak attırıyor. Kısa sürede yüzlerce kişilik tepeden tırnağa silahlı bir çete kuruyor ve isyancılara karşı savaşıyor. Kendisine katılmayan mesela Keçan, Xirbaqûv, Reqasan köylerinden Lolan aşiretine mensup köylüleri falakaya yatırıyor.

     1925’te Xormekan aşiretinde, Haydar Dikmen (Heyderê Zeynel Efendiyê Tehlê) Muş’ta valinin sekreteri, Mehmet Halid Varto’da nüfus dairesinde memur, Selim Ağa’nın oğlu Haydar ise Varto’da gardiyandır artık. Mehmet Şerif Fırat’ı Kaniya Reş (Karlıova)’e mal müdürü olarak atarlar. Artık o Varto’dan Elazığ’a, Erzurum’a, Çiyayê Kurtik’tan Çiyayê Şerafeddîn’e kadar tek hâkimdir. Astığı astık, kestiği kestiktir. Bu öyle Sedat Bucak’ın operasyonlara korucularını göndermesi gibi değildir. Bu adam mahkeme kuruyor, isyancıları takip ediyor, askerî birliklere kılavuzluk ediyor, esir alınan isyancılara işkence ediyor, tarih dersi veriyor, Türkçe öğretiyor millete vs.

     GULNAZ XANIM

     Mehmet Şerif Fırat’ın tek bir iyiliği varsa o da eşsiz Kürt kadın kahraman Gulnaz Xanım’la ilgili anısını yazmasıdır. Bu anısını Nuri Dersimî de paylaşmıştır. Kürt kamuoyu bunu sadece Nuri Dersimî’den bilir, oysa o da Mehmet Şerif Fırat’ın anılarından okumuştur bunu.

     Gulnaz Xanım bir kadın savaşçıdır. 1865’te Mılazgîr’de doğmuş, 1929’da Murat Nehri kenarında kurşuna dizilmiştir. Musa Begê Xoytî’nin kızkardeşidir. Gulnaz Xanım, Ağrı yenilgisinden sonra çocuklarıyla beraber Çiyayê Kurtik’te küçük bir birimi kalan Kürt direnişçi kuvvetlerine katılır. Adına pekçok dengbêj klamı vardır. Şeyh Said Kürt İsyanı haricinde Nûh Beg, İzzed Beg, Sason, Xerzan, Xoytî (Xwêtî), Şêyxoyan direnişlerine de destek vermiş ve çoğu zaman bizzat katılmıştır.

     Esir alınan Gulnaz Xanım için şöyle bahseder: “25 Mart 1926. İzzed Beg iki yeğeni ve bir savaşçısıyla Kuhsor Dağı’nda ölü ele geçirilmişti. Askerler onların kafasını kesmiş, Muş’a getirmişlerdi. Gulnaz Xanım’ı kahretmek ve biraz da eğlenmek için O’nu hapishaneden çıkarıp yanımıza karakola getirmişlerdi. Önüne kesik kafaları dizdiler. Gulnaz Xanım’ı içeri aldılar ve O’na sordular: ‘Bunları tanıyor musun?’Gulnaz elini arkasına bağlayarak soğukkanlılıkla kafalara yanaştı.  Ayaklarıyla İzzed Beg’in kafasına dokundu ve ‘Bu benim yeğenimdir’ dedi. Sonra ikinci kafaya dokundu, hiçbir duygu belirtisi göstermeden ‘Bu da benim oğlum Sıddık’tır. Sıddık, oğlum! Seni bu halde görmeseydim, sana sütümü helâl etmezdim” dedi. Ama üçüncü,  yani savaşçının kafasına yaklaştığında duygusallaştı ve acı dolu sesle ‘Yazık, bunu niye vurdunuz? Bu sadece hizmet ederdi, çoluk çocuğu vardı” dedi. Biz oradakiler hayret içinde kaldık ve uzun süre bir sessizlik oldu karakolda. Aniden bu kadın başkomutana doğru yüksek bir sesle “Berxê nêr ji bo kêr” (Erkek kuzu bıçak içindir) dedi ve hızla çıktı.”

     Gulnaz Xanım’ın esir alınan çocuklarından küçük olanların yetimhaneye atıldığı söylenir. Akıbetleri bilinmiyor. Kezâ kardeşi Hecî Musa Begê Xoytî’nin kalan aile fertleri ve çocukları sürgüne yollanır. İBDA – C (Akıncılar Cephesi) adlı Türkçü – İslamcı örgütün kurucusu Salih Mirzabeyoğlu (gerçek adı Salih İzzet Erdiş’tir)’in babası astsubay Muammer Erdiş’in, Hecî Musa’nın torunu olduğunu iddiâ etmiştir. Gulnaz Xanım üç yıl boyunca cezaevi ve karakollarda tutulur, zorla askerlere hizmet ettirilir. Araştırdığım kadarıyla ağır hasta olur ve o’nu götürüp Murat Nehri kıyısında kurşuna dizerler. Mezar yeri bilinmesin diye cenazesi gizli gömülür. Herhalde Hecî Musa evlatlarının subay ve Türkçü çıktıklarını görmek istemezdi.

     SÖYLENTİLER, DUYUMLAR VE “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”

     Bu adam bir de eski defterleri karıştırıyor. Çok önceleri kim Xormekan aşiretine bir fiske vurmuşsa ya da bir laf etmişse öldürüyor, tutuklatıyor. Yöredeki yaşlılar neler anlatmazlar ki? Bunların ne kadarı abartma bilemem. Sünnî Cibran, Batkiyan (Baz), Ezdînan, Moxilan ve öteden beri rakip gördüğü Alevî Lolan aşireti esnaflarına haraç kesiyor, herkesin namusuna yan gözle bakıyormuş. Değirmen sırasında dövülmüş gençken, gidip Ziring köyündeki bir Çeçen’e işkenceyle pişqul (koyun pisliği) yedirtiyor, karısına tecavüz ediyor. Yani intikam alıyor. Kendi aşiretini Türkçülük’le bıktırmış. Köyüne Türk bayrağı asmış, Türkçe bilmeyen Xormekanlılar’a sopa attırıyormuş. Örneğin 1933’te Xormekanlılar’ın bir adamı Bêrtî aşiretinden biri tarafından öldürülmüş. Bundan dolayı Bêrtî aşiretinden Hecî Zûlfî, Yusufê Hecî Alî ve Yusufê Hecî Muhammed’i tutuklatıp Muş Cezaevi’ne koydurtuyor, hem de “vatana ihanet” suçlamasıyla. Bêrtîler’e yayla yasağı koydurtuyor. Aynı yıllarda komandolar köyleri basıp silah topluyorlar. O zaman Abdullahê Musa isimli bir Xormekanlı varmış, Pîrcan köyünde yaşarmış. Bu adam Mehmet Şerif Fırat’ın zûlmüne isyan ediyor. Mehmet Şerif Fırat bu adamı atın kuyruğuna bağlayıp karda dolaştırmış. Çok iğrenç şeyler daha anlatılır bu konuda. Yine Türkçe öğretmenliği yaparken, bir türlü Türkçe öğrenemeyen bir kadının dilini bıçakla kestiği söylenir. Askerler binlerce insanı öldürüyor. Cesetleri kurtlar kuşlar yiyor. Hayatta kalanlar dağlarda, kovuklarda gizlenerek, ot yiyerek ayakta kalmaya çalışıyor.

     İsyan kanla bastırıldıktan sonra hayatta kalanlar gizlendikleri yerlerden harabeye dönmüş köylerine dönüyorlar. Şeyh Said idam edildikten sonra Mehmet Şerif Fırat daha bir canavarlaşıyor. Çeteleriyle Sünnî köyleri ve rakip gördüğü Alevî Lolan aşiretini talan etmeye gidiyor. Her Sünnî köyüne bir kota koyuyor, vermeyenler başına gelecekleri biliyor. İsyana destek verdiği için Xandilîs köylerinden 100 inek, sadece Rindalyan’dan 500 koyun aldığı söylenir. İsyana destek veren Sünnî köylerde taş üstünde taş bırakmıyor. Ot yığınlarını, samanlıklarını, buğday ambarlarını ateşe veriyor. Teslim olmayan Şeyh Said’in pêşmergesi Xalidê Ozo’nun yaşlı annesini esir alıyor, çırılçıplak yerde sürükletiyor askerlere. Köylüler taş ve sopayla savaşıp kadını kurtarıyorlar. Çeteleri köyün tüm koyunlarını, davarlarını ve yiyecek namına ne varsa gaspediyor. Anlatılana göre bir kış Kotalî ve diğer bazı Xandilîs köylerinde yiyecek hiçbirşey kalmadığı için, çocuklar açlıktan ölmüş. Varto’daki askerin tüm ihtiyaçlarını millete yüklüyor. Her köyden tavuk, yumurta, koyun geliyormuş. Yine Anêr, Xinzor, Şîp, Viranc, Çarbihur, Hebîban, Goma Gorgol köylerini talan ediyor. Köyleri basınca askerlerle beraber korkunç işkenceler yapıyor. Çocukların eline sopa verip, ağzı kapatılıp başına çuval geçirilmiş insanları dövmelerini istiyormuş. Sonra çuval açıldığında kan bere içinde babalarını görüyormuş çocuklar. Anlatılan rengarenk işkence metodlarından biri de dayak zoruyla insanlara “Ne mutlu Türküm diyene” dedirtmekmiş.

     İLAHÎ ADALET ÖLDÜRDÜ

     Değerli aydınımız Seyîdxan Kurij’a göre şu anda var olan “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” kitabı orijinal değildir. Kitap 2 – 3 defa değiştirilmiştir. Bir defa Cemal Gürsel Paşa önsöz yazmış ve yayınlatmış, bir defa da Kenan Evren. Son versiyonunu en az babası kadar Zaza / Kurmanc düşmanlığını kendisine şiar edinmiş oğlu yayınlatmış. Oğlu kitabın önsözüne, “Bu vatanperver insanın mezarının bile nerede olduğu bilinmiyor”, “Babamı Kürtçüler öldürdü” gibi ibareler yazmış. Yani amcası Halil Ağa’nın Kürtçüler’in ajanı olduğunu söylüyor. Halbuki bunlar doğru değildir. Mehmet Şerif Fırat’ın öldürülmesinin Kürtlük ile bir ilgisi yoktur, yaptığı iğrenç ve zalimane işler yüzünden  öz amcası tarafından öldürülmüştür. Ayrıca mezarı da bellidir.

     Seyîdxan Kurij, Mehmet Şerif Fırat’ın öldürülmesini şöyle yazmıştır: “Mehmet Şerif’in Halil Ağa diye (Xeloyê İbrahimê Tehlê, Xormekiyan), bir amcası vardır. Halkın anlattığına göre Halil Ağa çok cesur ve mert bir insanmış, aşiretçiliğin hüküm sürdüğü dönemde bölgede çok tanınan, sayılan bir insanmış. O dönemde Hormek aşiretinin Fero Ailesi (Mala Fero) kolunun önderliğini Halil Ağa yapıyordu. Son yıllarda M. Şerif’in durumu iyi idi, Halil Ağa ise artık yaşlanmıştı, perişan bir durumda idi, kimi kimsesi, kendisine sahiplik yapabilecek çocukları da yoktu. M. Şerif birkaç defada onu dövdü. Hatta söylenenlere göre o bir defa amcasını dövmüş ve onu götürüp atlarının tablasında bağlamış. Halil Ağa yeğeninin bu yaptıklarına çok içerlemiş. Zaten ona bu yapılanlar bütün memlekette de yayılıyor. Halil Ağa çok tartmış, biçmiş, bu durumdan kurtulmak için yeğenini öldürmekten başka bir çare bulamamış. Zaten kendisi çok yoksul düştüğünden bir şeyi yokmuş. O gidip bir komşusundan Rus beşlisi silahını alıyor. Halil Ağa gidip köyün girişinde M. Şerif’i bekliyor, o köye gelince orada onu vurup öldürüyor. Mehmet Şerif Fırat böyle öldürülüyor, yani millî mesele ile, Kürtler ile hiçbir ilgisi yoktur.” (Seyîdxan Kurij, 24.09.2012)

     MEHMET ŞERİF DEVLETLE ÇATIŞIYOR, DERSİM KATLİÂMI’NA HAZIRLANIYOR

     Artık isyanlar bitmiştir, Kürdistan sessizliğe gömülmüştür. Çeteleri dağılmıştır. Varto kaymakamı olmak istiyor. Devlet bunu kabul etmiyor. Mehmet Şerif Fırat aşireti ve civardan topladığı silahlı adamlarıyla kaymakamın evini basıyor, kaymakamı öldürmek istiyor. Bu çatışmada kaymakamın kayınbiraderi ve Xormekan aşiretinden 2 (yada 6) kişi ölüyor. Askerler peşine düşüyor. Bir süre firar geziyor, sonra teslim oluyor.

     Onu Isparta’ya sürgüne gönderiyorlar. Aftan sonra Varto’ya dönüyor. Bu defa Dersim Katliâmı’nın hazırlığıyla ilgileniyor. Bu defa “Türktür” dediği, “Horasan’dan gelen öz be öz Türk” dediği Dersim Alevîleri’ni öldürmeye başlıyordu. Ölünceye kadar muhbirlik yapmaya devam ediyor.

     Günâhı ve sevabıyla yakın tarihimizde yer almış bir korucubaşının hayatıdır bu. Onun sopayla okutulan kitabı şimdi gülünç duruma düşmüştür. Zira bu defa Türk derin devleti “Kürt vardır ve en iyi Kürt ölü Kürt’tür” diyor.

     Yöre halkının hafızâsında bıraktığı, onun gaddarlığı, talancılığı, muhbirliği ve işkenceciliğidir.

     SEDİYANİ HABER

     10 OCAK 2021

 

274 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir