2020’de Kürdistan’da Gerçekleştirilen Arkeolojik Keşifler

 

isediyani

Medeniyetlerin beşiği olan ve insanlık tarihinin başladığı Kürdistan topraklarında 2020 yılında gerçekleştirilen en önemli arkeolojik keşifler

 

 

     Medeniyetlerin beşiği olan ve insanlık tarihinin başladığı Kürdistan topraklarında 2020 yılında gerçekleştirilen en önemli arkeolojik keşifler

     Bingöl’de 4500 Yıllık Biberonlar Bulundu

     (12 Ocak 2020)

     Bingöl (Çêwlik) ilimizin Solhan (Boğlan) ilçesine bağlı Murat (Norık) köyündeki Norık Höyük’te yapılan kazılarda 4500 yıllık biberonlar bulundu.

     Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğü ve Elazığ Müze Müdürlüğü koordinesinde, Elazığ Müze Müdürü Ziya Kılınç başkanlığında ve Fırat Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Öğretim Üyesi Dr. Abdulkadir Özdemir’in bilimsel danışmanlığında Bingöl’ün Solhan ilçesi Murat (Norık) köyündeki Norık Höyük’te tamamlanan kurtarma kazı çalışmalarında bulunan objeler günyüzüne çıkartılıyor. Kazı çalışmalarında bulunan küçük bir testiyi andıran üç objenin 4500 yıllık geçmişe sahip Erken Tunç Çağı’na ait biberon olduğu belirlendi. Pişmiş topraktan yapılan, tek kulplu, emzik ağızlı 50 ile 150 mg hacme sahip biberonların o dönemde bebeklerin süt ve sıvı gıdaları alması için yapıldığının değerlendirildiği aktarıldı.

     2019 yılında Norık 2’de tamamlanan kazılarda bulunan objelerle ilgili bilgi veren Elazığ Müze Müdürü Ziya Kılınç şunları söyledi: “Yaptığımız çalışmalarda 100 m²’lik alanda 46 tane bölüm açıldı. 4600 m²’lik alanda aşağı inilerek çıkarılan materyaller gerek etüt, gerekse sağlam olan malzemeler kayıt ve numara verilerek müzemize taşındı. Burada 124 envanterlik eser tespit edildi. Bu kazılarda en eski denilen malzemeler en alt katmanından 5 m daha kazılarak sonraki alanda çıkmaya başladı. Erken Tunç Çağı denilen çağda en ilginç eser ise çocuklara süt vermek için kullanılan biberonlar oldu. Buna benzer biberonlar daha önce Çanakkale’deki kazılarda çıkmıştır. Bunlar ise pişmiş topraktan ve M. Ö. 2500 yıllarına aittir. Bu eserler birleştirilerek müzemizde en değerli eser grubuna girmektedir.” Kazılarda Erken Tunç Dönemi’ne ait üç tane biberon bulunduğunu dile getiren Kılınç şöyle devam etti: “4500 yıl öncesine ait olan çocuklara süt verilen biberonlar ve Bizans dönemine ait seramik kırıkları haç motifleri ele geçti. En üst katmanda yer yer İslamî döneme ait bulgulara rastlanmaktadır. Aşağı inildikçe çeşitlilik de arttı. Demir Çağı’na ait ve M. Ö. 2000’li yıllara ait çok sayıda pişmiş topraktan yapılmış eserler çıktı. Bu da yaklaşık 2 m indikten sonra oldu. Daha aşağı 4 m’yi geçtikçe Erken Tunç Çağı’na ait ve M. Ö. 2500’lü yıllara ait, günümüzden ise 4500 yıl eskiye ait seramikler, bulgular elimize geçti. 600 envanterlik eser bulunmaktadır. 5 kültür katmanı keşfettik. En üst yer İslamî Çağ, daha sonra Ortaçağ Bizans, onun bir altında Urartular, Demir ve Erken Tunç Çağı’na kadar giden kültür katmanları tespit edildi. Bu kültür katmanları 46 açmada her bir açma 100 m², 4600 m²’lik alanda tamamen tabandan başlayarak zemine ininceye kadar devam etti. Arkeologlar marifeti ile en az hasarla müzemize getirildi.”

     Kürdistan’da Çok Nadir Asur Kabartmaları Bulundu

     (17 Ocak 2020)

     Kürdistan’da çalışan arkeologlar, ana kayaya kazılmış sofistike bir kanal sistemini süsleyen on taş kabartmayı ortaya çıkardılar.

     Kürdistan’da bulunan ve 2700 yıldan daha eski olan taş kabartmalar, güçlü kral II. Sargon’un hükümdarlığına tarihleniyor. M. Ö. 8. yy’da Asur Kralı II. Sargon, bugünkü Ortadoğu’nun çoğunu içeren ve komşuları arasındaki korku yaratan zengin ve güçlü bir imparatorluğa hükmetmişti.

     Tipik olarak sadece kraliyet saraylarında bulunan bu güzel hazırlanmış oymalar, askerî gücü ile iyi bilinen bir liderin desteklediği etkileyici kamu eserlerine ışık tutuyor. Arkeolog Daniele Morandi Bonacossi, “Asur kaya kabartmaları oldukça nadir bulunan anıtlardır” diyor.

     Bir istisna dışında, 1845’ten beri orijinal konumlarında böyle bir panel bulunamamıştı. Ve daha fazla kabartmanın ve belki de anıtsal çivi yazısı yazıtların hâlâ kanalı dolduran toprak döküntüsünün altında gömülü olması muhtemel. Azad Kürdistan bölgesinin kuzeyinde, sınıra yakın olan Feyde kasabası yakınlarındaki alan, modern çatışmalar nedeniyle yarım asırdır araştırmacılara büyük ölçüde kapatıldı. 1973’te araştırmacılar üç taş panelin tepe kısmını farketti, ancak Bağdat’taki Kürtler ve Baas rejimi arasındaki gerilimler daha fazla çalışmayı engelledi. Morandi Bonacossi liderliğindeki bir araştırma 2012’de geri döndü ve altı kabartma daha buldu. Daha sonra IŞİD’in istilâsı yine araştırma çabalarını durdurdu; IŞİD ile Pêşmerge güçleri arasındaki savaş hattı, IŞİD 2017’de yenilgiye uğratılıncaya kadar devam etti.

     Geçtiğimiz sonbaharda, Kürdistan’ın Duhok antikalar bölümünden Hasan Ahmed Qasim ve Morandi Bonacossi, 6 km uzunluğundaki kanalın kıyısında bulunan toplam on kabartmayı katalogladılar. Arkeologlara göre burada tasvir edilen sahneler benzersiz.

     Paneller, bir ejderha ve boynuzlu aslana binen Tanrı Aşur ve aslan destekli bir tahtta oturan eşi Mullissu da dahil olmak üzere, Asur Tanrıları’nın törenini gözlemleyen bir kralı betimliyor. Arkeologlar bu kralın II. Sargon olduğuna inanıyor. Diğer figürler arasında Aşk ve Savaş Tanrıçası İştar, Güneş Tanrısı Şamaş ve Bilgelik Tanrısı Nabu var. Arkeologlar bu tür tasvirlerin yoldan geçenlere, doğurganlığın ilahî ve dünyevî güçten geldiğini vurguladığından şüpheleniyor. Bölgedeki antik su sistemlerini inceleyen arkeolog Jason Ur, “Kabartmalar, kraliyet iktidarının ve ilahî meşrûiyetinin siyasî anlamlı sahnelerinin sıradan olabileceğini gösteriyor” diyor.

     Keşif, bu sanat eserlerinin sadece imparatorluk saraylarında değil, çiftçilerin tarlaları için kanallardan su çıkardıkları yerlerde bile olduğunu gösteriyor. Bu kanal, yakındaki tepelere yayılmış diğer kaynaklardan besleniyordu. Kanalın dışındaki dallar, arpa, buğday ve diğer ürünler için geniş sulama imkânı sağlıyordu. Tarlalar, o dönemde dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Ninova’nın 100.000 veya daha fazla sakininin beslenmesine yardımcı oluyordu. Bu büyük metropolün kalıntıları, günümüz Musul kentinden Dicle Nehri boyunca 96 km güneyde uzanıyordu.

     II. Sargon, M. Ö. 911’den M. Ö. 609’da yıkılıncaya kadar bölgeye hâkim olan ve Yeni Asur İmparatorluğu olarak adlandırılan imparatorluğu yönetti. Demir silah kullanan ilk ordu olan Asurlular, düşmanlarını yenmek için ileri askerî teknikler geliştirdiler. Sargon, M. Ö. 721’de tahtı ele geçirdiğinde, hemen isyancı Kuzey İsrail Krallığı’nı fethetti ve zorla binlerce esirin yerini değiştirdi. Sargon’un askerî zaferleri Anadolu ve batı İran platosunda devam etti. Ninova dışında, “Sargon’un kalesi” anlamına gelen Dur Şarrukin’de yeni bir başkent inşâ etti. Ancak askerî olmayan icraatlarından başka pek az şey biliniyor.

     Arkeologlar, Feyde panellerinin Asur göllerinin yakınındaki toprakları iyileştirmek için kapsamlı kraliyet desteğine işaret ettiğini söylüyor. Sargon’un oğlu Sennaxerib bu ağı genişletti ve dünyanın en eski su kemeri olabilecek şeyi inşâ etti, Ninova yakınlarında nehrin üzerinden geçen bu yapı, taştan ve su geçirmez dolgu malzemesi ile inşâ edilmişti. Üzerine ise şöyle yazdırmıştı: “Dik yamaçlı vadiler üzerinde beyaz kalker bloklardan oluşan bir su kemeri yaptım; O suların üzerinden akmasını sağladım.”

     Oxford Üniversitesi’nden arkeolog Stephanie Dalley, şehre pompalanan bol sudan yararlanmak için efsanevî Babil’in Asma Bahçeleri’nin aslında Ninova’da inşâ edilmiş olabileceğini savunuyor. Bu tez tartışmalı olmasına rağmen, Ur ve diğer araştırmacılar, akademisyenlerin Asur’un savaş alanındaki teknolojik uzmanlığını hafife aldıklarını söylüyorlar. Bölgede yapılan araştırmalarda, taş panellerin her detayını ve bağlamlarını kaydetmek için lazer tarama ve dijital fotogrametri gibi ileri teknolojiler kullanıldı. Bir drone, araştırmacıların tüm kanal ağını haritalamasına izin verecek yüksek çözünürlüklü hava fotoğrafları sağladı.

     Ancak Sargon’un himayesindeki değerli kalıntılar vandalizm, yasadışı kazılar ve yakındaki köyün genişlemesi nedeniyle büyük tehdit altında. Rölyeflerden biri, geçtiğimiz Mayıs ayında bir yağmacı tarafından hasar gördü. Bir çiftçi, ahırını genişlettiğinde başka bir panele zarar verdi. Ve 2018’de modern bir su kemeri, antik kanalın ortasından geçti.

     Araştırmanın nihaî hedefi, diğer kaya kabartmalarını da içeren bir arkeolojik park oluşturmak ve Romalılar’ın gelmesinden beş asır önce Asur hükümdarları tarafından inşâ edilen tüm hidrolik sistem için UNESCO Dünya Miras Alanı korumasını kazanmak.

     Antep’te 3500 Yıl Önce Yağmalanmış Şehir Bulundu

     (5 Şubat 2020)

     3500 yıldan fazla bir süre önce, Hitit İmparatorluğu adında bir krallık genişliyordu ve gücünün sınırlarını test ediyordu. Yakında Babil’i yok edecekti. Fakat önce ordusu, Mezopotamya ile Akdeniz arasında önemli bir ticaret yolu üzerinde bulunan Sam’al adlı günümüz Kürdistan dağlarında yer alan bir şehri yağmaladı ve yaktı.

     Bu korkunç günün yakılmış kalıntıları bu yıl 100. yıldönümünü kutlayan Chicago Üniversitesi Doğu Enstitüsü tarafından yapılan bir kazı sırasında binlerce yıl sonra ilk kez ortaya çıkarıldı. Kazının yardımcı direktörü ve Yakındoğu Dilleri ve Medeniyetleri profesörü, Antik Ortadoğu dünyasının önde gelen bilim insanı David Schloen, “Bu inanılmaz derecede şanslı bir buluntu. Her arkeolog bozulmamış bir yıkım katmanı bulmayı umar, çünkü bu size, bir şehrin anlık bir görüntüsünü verir. Çanak çömlekler hâlâ, binaların içinde, M. Ö. 1650’de yerleşim sakinlerinin bıraktığı yerde duruyor. Her şeyin tipik bir günde nerede olacağını biliyorsunuz, ki bu gerçekten değerli bir kültürel bilgi” diyor.

     Gaziantep (Dîluk) ilimizin Islahiye (İslahiye) ilçesine bağlı Zincirli (Samal) köyünde yer alan yerleşim, 2006 yılından bu yana kazılıyor. Çok önceleri burası Samal şehriydi ve kazılar, bu Demir Çağı krallığının yükselişini ve çöküşünü belgeledi. Araştırmacılar, altında daha erken bir Bronz Çağı tabakası bulmanın bir sürpriz olduğunu söylüyor. Ancak son kazı sezonu, yığılmış tuğlalar ve çatı enkazı altında kalmış iki yanmış bina da dahil olmak üzere, net bir yıkım katmanı ortaya çıkardı. İçinde 10 oda, küçük figürinler ve paramparça olmuş ancak eksiksiz çanak çömlek setleri vardı. Schloen, “Yangının yoğun olduğunu söyleyebilirsiniz” diyor. Örneğin, birkaç depolama kabı, yağ veya şarap gibi yanıcı maddeleri içerisinde bulunduruyormuş gibi etraflarında enkazları derinden yakmıştı. Başka bir odada, bir hançer, sahibinin bin yıl önce düşürdüğü yerde yatıyordu.  Ve böyle bir buluntu için olağandışı olarak, ekip olası suçluyu adlandırdı. Schloen, “Bunu, I. Hattuşili adlı tanınmış bir Hitit kralı yaptı demeye hazırız” diyor.

     Hattuşili, başkenti Hattuşaş olan Hitit İmparatorluğu’nun kurucu hükümdarıydı. İmparatorluk, Anadolu ve Kürdistan boyunca yayıldı. M. Ö. 17. yy’ın başlarında Hititler hırslarını test ediyordu ve Samal onların yarıçapındaydı.

     Ekip, Hitit dilinin kapsamlı bir sözlüğünü oluşturmak için uzun süredir devam eden bir proje ve bölgenin tarihini belgeleyen onlarca çalışma sayesinde I. Ḫattuşili sonucuna varabildi. Schloen, Zincirli kazısının kapsamlı olarak bu araştırmaya dayandığını söylüyor ve “Gerçekten değerli olan şey, tüm bunları açıklamak için kültürel bağlama sahip olmak. Bu çalışmalar, bir yerleşim kazısı yapmamızı ve bu imparatorlukların bir şehrin sakinleri üzerindeki ekonomik ve kültürel etkilerinin ne olduğunu anlamaya çalışmak için yeterince anlatıya sahip olmamızı sağlıyor” diyor.

     Ekip, kâselerin, kadehlerin, pişirme kaplarının ve saklama kavanozlarının içinde bir zamanlar ne olduğunu anlamak için analiz etmeyi planlıyor. Ancak şehrin çöküşü ne kadar şiddetli olursa olsun, Schloen kazıda hiçbir insan kalıntısı bulunmadığını söylüyor. Şehir halkı muhtemelen teslim olmuş veya köle olarak satılmış olmalıydı. “İnsanlar canlıyken daha değerlidir” diyor Schloen.

     Ancak şehir yeniden yükselecek, kendi medeniyeti ile antik Ortadoğu sahnesinde bir oyuncu olacaktı. Örneğin, yerleşimdeki daha sonraki iskân dönemlerinden elde edilen buluntular arasında, bölgedeki insanların rûhun bedenden ayrı olduğuna inandıklarına dair ilk yazılı kanıt olan ve yaklaşık olarak M. Ö. 735’e tarihlenen bir taş anıt da bulunuyor.

     Bu sırada Hitit İmparatorluğu, Babil’i yağmalamaya devam edecekti. Ancak daha sonra gücü mum gibi erimeye başlayarak sonraki birkaç yüzyıl boyunca azalacaktı. Schloen, “İmparatorluk genişledikçe, dönemin diğer süper gücü olan Mısır ile kafa kafaya çarpıştı. Bu çatışma, hem Mısır hem de Hitit yazılarında korunmuş olan M. Ö. 1250’deki bir barış antlaşmasıyla sona erecekti” diyor.

     Başur Höyük’te Dünyanın En Eski Oyununun Eksik Parçaları Bulundu

     (23 Şubat 2020)

     Bir doğa, kültür ve tarih katliâmı olan Ilısu Barajı altında kalacak Başur Höyük’te gerçekleşen arkeoloji kazılarında 2012 yılında ortaya çıkan, dünyanın bilinen en eski strateji oyununa ya da eğitim setine ait olduğu tahmin edilen takımının eksik parçaları da bulundu. “Domuzlar ve Köpekler” adı verilen oyunun tahtası ise bulunamadı.

     ABD’de yayımlanan görsel sanatlar dergisi “Artnews” tarafından “son 10 yılın en önemli arkeolojik çalışmaları” arasında gösterilen Siirt (Sêhrd) ilimizdeki Başur Höyük’teki arkeolojik kurtarma kazıları tamamlandı.

     Kazı Başkanı ve Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Sağlamtimur, yaptığı açıklamada, Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında 2007 yılında başlayan kazılarda Mezopotamya tarihine ilişkin önemli verilere ulaşıldığını bildirdi. Kazılarda 2012 yılında bir mezarlıkta 5.000 yıl önce oynandığı düşünülen oyun taşlarının bulunduğunu, bunun dünyanın en eski figüratif oyun seti olarak tanımlandığını aktaran Sağlamtimur, son kazılarda oyunun eksik taşlarını da bulmanın mutluluğunu yaşadıklarını ifade etti. Sağlamtimur, şu bilgileri verdi: “Oyunun birkaç parçası eksikti, onları da son kazılarda ortaya çıkardık ve seti tamamlamış olduk. Bu oyun seti çok önemli, Mezopotamya ve Anadolu’yu kapsayan geniş bir coğrafyada tarihlenebilen en erken oyun seti. Bunlar M. Ö. 3100 – M. Ö. 2900 yılları arasına tarihleniyor. Olasılıkla bu bir mezar hediyesi. Bu oyun seti, çok da oynanmış gibi görünmüyor, yani üzerinde aşınma yok. Bu açıdan önemli. Son kazılarda da eksik figürleri bulmuş olduk ve gerçekten sevindik.” Oyun setinin “satrancın atası” olarak tanımlandığını, Mısır’da da benzer oyunların saptandığını dile getiren Sağlamtimur, şöyle devam etti: “Bu oyun setinin maalesef tahtasını bulamadık. Büyük ihtimalle mezarın içinde vardı ama çürüdü gitti. Tahtasını bulsaydık nasıl oynandığını anlayabilirdik. Buna benzer oyunlar devam ediyor, hatta Mısır’da çok yakın benzerleri var. Oyun seti renkli taşlardan oluşuyor, oyunun içinde renkle ilgili birşeyler olması lazım. Oyuna ismini veren iki ana hayvan figürü domuz ve köpek. Öyle olunca biz bu oyunu  ‘Domuzlar ve Köpekler’ oyunu olarak adlandırdık, çünkü daha sonra bulunan oyunlar da bu şekilde adlandırılmış. Taşların şekillerini ve sayılarını dikkate aldığımızda, oyunun 4 rakamı üzerine kurulduğunu tahmin ediyoruz. Şimdilik figüratif anlamda dünyada en erken oyun taşı bunlar ve Batman Müzesi’nde sergileniyor. Müzeye yolu düşen herkes bu oyun setini görebilir.”

     Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak da sözkonusu buluntuların arkeoloji tarihi açısından çok önemli olduğunu belirterek, başarılı çalışmalarından dolayı Sağlamtimur ve ekibini tebrik etti.

     Mardin’de 386 Yılında Yapılmış Mozaikli Kilise Bulundu

     (5 Eylül 2020)

     Mardin (Mêrdîn) ilimizin Derik (Derika Çiyayê Mazî) ilçesinde bir ihbar üzerine başlatılan kurtarma kazılarında, 386 yılında yapılmış bazilikal planlı bir kilise bulundu.

     Mardin’in Derik ilçesindeki Göktaş mahallesinde yer alan Gola yerleşim yerinde, Mardin Müze Müdürü Abdulgani Tarkan başkanlığında, Müze Uzmanı Arkeolog ve Sanat Tarihçisi Volkan Bağlayıcı ve beş işçi ile 6 Temmuz 2020 tarihinde “Gola Yerleşim Yeri Kurtarma Kazı Çalışmaları” başlatıldı. Halen devam eden kazı çalışmaları sırasında, insan ve hayvan figürleri, geometrik ve bitkisel motiflerin yan sıra Estrengelo stilinde kitabesi bulunan mozaikli bir yapı ortaya çıkarıldı. Erken Bizans Dönemi’ne ait bazilikal planlı kilise ve vaftizhane olan yapının kitabesinden, M. S. 4. yy’ın son çeyreğine ait olduğu tespit edildi.

     Ayrıca mozaikli alanda biri omuzunda av hayvanı taşıyan, diğeri ise bir elinde kuş diğerinde horoz tutan iki insan figürünün arasındaki yazıda “Nisan” yazıyor. Sözkonusu yazının olasılıkla Nisan ayında avlanıldığını betimlemek amacıyla yazıldığı düşünülüyor. Bir elinde meyve sepeti taşıyan, diğerinde ise elinde orak tutan iki insan figürünün güneyindeki yazıda ise “Haziran” yazıyor. Sözkonusu yazının olasılıkla Haziran ayında hasat yapıldığını düşündürüyor.

     2013 yılında definecilerin kaçak kazısı sonucu bulunan Gola Yerleşim Alanı, sit alanı ilan edildi ve kazı çalışmaları başlatıldı. Yapılan kazı sonucu ortaya çıkarılan mozaiklerin, üzerindeki İbranice yazılı kitabeden 1600 yıl önce Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, Süryaniler tarafından inşâ edildiği belirlendi. Yapıda, 4 mevsimin resmedildiği insan, hayvan, bitki ve haç figürleri bulunuyor.

     Tarihî alandaki kazı çalışmalarının Kurban Bayramı’nda ara verilmesini fırsat bilen defineciler, mozaiklerin altında altın olduğunu düşünerek, kaçak kazı yaptı. Yaklaşık 2 m derinliğinde çukur açan defineciler, mozaiklere büyük hasar verdi.

     Bitlis’te Kurê Araz Antik Kürt Kültürüne Ait 5200 Yıllık Seramikler Bulundu

     (7 Eylül 2020)

     Kürdistan topraklarında yapılan arkeolojik çalışmalarda gün geçmiyor ki kadim Kürt tarihine ait yeni bulgular ortaya çıkmasın. Bitlis (Zûlqarneyn) ilimizin Ahlat (Xelat) ilçesindeki İçkale’de yürütülen kazı çalışmalarında Kürtler’in antik kültürü olan Kurê Araz kültürüne ait 5200 yıllık seramikler bulundu.

     Seramikler, Ahlat’ın Harabeşehir (Şehrê Xrabe) mahallesinde mağara yerleşimlerinin olduğu alanın üst kısmında yer alan kaya bloklarının üzerine kurulu İçkale’de iki yıldır yapılan kazı çalışmalarında ortaya çıkarıldı.

     Eski Ahlat Şehri Kazıları Bilimsel Koordinatörü Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Kulaz, Ahlat Müze Müdürlüğü başkanlığında mağara yerleşimlerinin bulunduğu alanın üst kısmında yer alan İçkale’de iki yıldır kazı yaptıklarını belirtti. Kazılarda bu yıl iki ayrı açma gerçekleştirdiklerini ve yapılan çalışmalarda önemli bulgulara rastladıklarını ifade eden Kulaz, kazı çalışmalarında M. Ö. 3200 yıllarına ait Kurê Araz kültürüne ait seramikler, Demir Çağı ve Ortaçağ’dan kalma birçok seramik kalıntılarına rastladıklarını kaydetti. Kulaz, ortaya çıkan 5200 yıllık Kurê Araz kültürüne ait seramiklerin Ahlat’ın M. Ö. 3200’lerden günümüze kadar iskâna sahip olduğunu gösterdiğini söyledi. Kulaz, “İçkale kazıları sonucunda çok sayıda seramik buluntusu elde ettik. Seramik buluntular özellikle kalenin tarihlendirilmesi konusunda önemli ipuçları veriyor” dedi.

     Kazılar derinleştikçe muhtemelen bulgular da artacak ve böylece daha sağlıklı bilgi edinme şansına sahip olunacak. Kürdistan’da birkaç bölgede görülen Kurê Araz kültürünün Bitlis’te de var olduğunu tespit etmek oldukça önemli. Kulaz, “Urartular’ın kendisine has seramik parçalarından da buluntular elimize geçti. Muhtemelen alt tabakalarda Urartu dönemine ait mimarî dokuyu da bulmayı umut ediyoruz” dedi.

     Duhok’ta 1500 Yıllık Sulama Kanalı İmalathanesi Keşfedildi

     (24 Eylül 2020)

     Duhok’ta yapılan arkeolojik kazılarda 1500 yıllık geçmişe sahip bir sulama kanalı imalathanesi bulundu. Duhok’un Sêmêl ilçesinin Fayde nahiyesinde Musul Barajı çevresinde kalan bölgede iki haftadır yapılan kazılarda Kürdistan ve Irak genelinde ilk kez bir imalathane ortaya çıkarıldı. Kazı alanında devam eden çalışmalarda 1500 yıllık olduğu tahmin edilen topraktan yapılmış su boruları ve tesisat bulundu.

     Tarihî yerleşim yerinde bulunan topraktan yapılmış boruların su şebekesi döşemesinde kullanılmak üzere yapıldığı tahmin ediliyor. Bölgede ilk kez böyle bir keşif gerçekleştirildi.

     Kazı alanı, Duhok’un Sêmêl ilçesinin Fayde nahiyesi yakınlarında bulunuyor. Kısa bir süre önce bölgeden bir çiftçi, tarlasını sürerken bu yapıyı farkedip yetkililere haber vermişti.

     Duhok Tarihî Eserler Genel Müdürü Dr. Hasan Ahmed, “Bilindiği üzere Kürdistan medeniyetler beşiğidir. Bu imalathane, sulama mühendisliğinin nadir yapılarından biri. Burası sulama malzemelerinin üretildiği bir imalathane ve bir fırın. Burada sulama boruları imal ediliyordu” dedi. Sözkonusu alanda kazı çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Dr. Hasan Ahmed, “Henüz buradaki yapının tam olarak hangi dönemde inşâ edildiğini söyleyemeyiz ancak en az 1500 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz” diye belirtti. Dr. Ahmed, çalışmaları kendilerinin yürüttüğünü ancak bu yapıyla ilgili kesin bilgilere ulaşmaları için yabancı uzmanlara ihtiyaç duyduklarını dile getirdi. Eski çağlarda bu bölgenin stratejik bir öneme sahip olduğunu belirten Dr. Ahmed, “Çünkü burası Doğu’yu ve Batı’yı birbirine bağlayan bir geçiş noktası. Bu yüzden burada birden çok kalıntıya rastlandı” dedi.

     Duhok Arkeoloji Müdürü Hasan Kasım ise, “Keşfedilen tarihî yerin Mezopotamya’daki medeniyetler tarihinde çok az örnekleri var. Tarihî yer en az 1500 yıllık geçmişe sahip” dedi. Hasan Kasım, bir vatandaşın bölgede ağaç ekmeye çalışırken boru kalıntılarına rastladığını ve kurumlarının bilgilendirilmesi ile kazı çalışmalarına başladıklarını söyledi. Tarihî yapının Batı ile Doğu’yu birleştiren stratejik bir bölgede olduğunu belirten Kasım, bu tarihî imalathanenin tarihte örnekleri nadir olan önemli bir yer olduğunu vurguladı. Kasım, bu yerin zamanında su borusu yapımı ve suyun nakledilmesi amacıyla kullanıldığını ifade etti.

     Van’da Izgara Planlı Antik Kent Günyüzüne Çıkarılıyor

     (13 Ekim 2020)

     Van ilimizin Erciş ilçesindeki Zernakî Tepe’de ızgara planlı tarihî kent kalıntısının bulunduğu alanda kurtarma kazısı çalışmalarının başlatılması için inceleme yapıldı. Erciş ilçesine bağlı Yukarıışıklı mahallesinde 270 hektarlık alanda yaklaşık 2, 5 km uzunluğunda ve 1, 5 km genişliğindeki ızgara planlı tarihî kent kalıntısının günyüzüne çıkarılması için çalışma başlatıldı.

     Bölgede inceleme yapan Van Müzesi Müdürü Erol Uslu ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, yapıların temel duvarları, kerpiç kalıntıları, seramik, çanak ve çömlek parçaları, sur duvarları ile binaların temel inşâsında kullanılan kireçtaşı malzemesinin alındığı taş ocaklarının yerini tespit etti. Prof. Dr. Çavuşoğlu, Zernakî Tepe’nin bu coğrafyada ızgara planına sahip tek antik şehir olduğunu söyledi. Izgara planının Ege sahillerindeki antik kentlerde uygulandığını anlatan Çavuşoğlu, “Ancak bu bölgede bu şekilde ızgara planlı olarak uygulanmış bir şehir bulunmamaktadır. Bu açıdan çok önemli. Buradaki arkeolojik kazılar sonucunda ‘bu kültür mirasını kimler bıraktı, burayı kimler inşâ etti, kimler burada yaşadı?’ sorularının da cevabı bulunacaktır” dedi. Yaptıkları incelemelerde alanın arkeolojik açıdan çok önemli veriler barındırdığını tespit ettiklerini anlatan Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “Kaçak kazılarla kültür varlıklarının daha fazla zarar görmemesi ve kültürel mirasın ortaya çıkartılabilmesi için Van Müze Müdürü Erol Uslu ile araziyi inceledik. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni, Van Müze Müdürlüğü’nün başkanlığında, bizim de bilimsel danışmanlığımızda kurtarma kazısı planlıyoruz. Hangi noktalarda kurtarma kazısını gerçekleştirebiliriz diye inceleme yaptık. Alanın yüzeyinde bol miktarda seramik, çanak ve çömlek parçaları görülebilmekte. Toprak altındaki yaşantı mekânlarının da ortaya çıkarılması için böyle bir girişimde bulunduk. Burada tahrip edilmiş bir bölüm var. Hem temel duvarları hem de üzerindeki kerpiç kalıntıları hâlâ duruyor. Sur duvarlarının ve binaların temel inşâsında kullanılan kireçtaşı malzemesinin alındığı taş ocakların da yerini tespit ettik. Bu kültür mirasının daha fazla zarar görmemesi ve arkeolojik verilerin kaybolmaması için kazıya başlamayı planlıyoruz.”

     Karahantepe (Xrabe Xoyn), Göbeklitepe (Xrabe Reşk)’den Daha Eski

     (27 Kasım 2020)

     İnsanlık tarihinin başladığı ve medeniyetin beşiği olan Kürdistan topraklarında, Şanlıurfa (Rîha) ilimizdeki Karahantepe (Xrabe Xoyn)’nin, aynı ilimizdeki Göbeklitepe (Xrabe Reşk)’den daha eski olduğu bildirildi.

     Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Göbeklitepe’nin kardeşi Karahantepe’de ana kayaya oyulmuş heykel başı ve ritüel alanları keşfedildiğini duyurarak, Karahantepe’de Göbeklitepe’den daha eski bir merkeze ulaşılabileceğini söyledi. Göbeklitepe’ye yaklaşık 35 km mesafede yer alan Karahantepe’de şimdiye kadar 250 tane T biçimli dikilitaş keşfedildiğini belirten Ersoy, “Yoğun ve hızlı bir şekilde kazı programı devam ediyor. Muhtemelen – kesin teyidini almadık bir yıllık çalışma daha var ama – daha eski bir kazı merkezine ulaşmış olacağız. Bu 12.000 yıllık, öteki çok daha eski çıkacak. Muhtemelen Göbeklitepe’den daha öncelikli bir yer haline gelecek. Yeni ilgi odağımız olacak” dedi. Kültür Bakanı Ersoy’un, önümüzdeki günlerde Karahantepe’de yapılan keşifleri basınla paylaşması bekleniyor. Ersoy, Göbeklitepe’deki dikilitaşların üzerinde hayvan figürleri olduğunu, Karahantepe’de ise insan figürleri olduğunu söylüyor. Kültür ve Turizm Bakanı’nın yaptığı Karahantepe paylaşımında ise burada bulunan bir heykel başı önplanda gözüküyor. Ana kayaya oyulan heykel başı, yaklaşık 50 cm çapında.

     Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, yaptığı açıklamada, “Bu yıl insan sembolizesinin öne çıktığı çok önemli buluntular elde ettik. Heykeller, yeni yapılar keşfettik. Heykel başı oldukça ilginç. 50 cm çapındaki heykel başı ana kayaya oyulmuş. Yine etrafında ana kayaya oyulmuş yapılar tespit ettik” dedi. Göbeklitepe’nin T biçimindeki dikilitaşlarla ayırt edilen yerlerden biri olduğuna ve tek bir dönemi ifade etmediğini belirten Karul, “Göbeklitepe’deki yaşam T biçimindeki taşlardan oluşan bir dönemden de ibaret değil. Çok daha uzun bir süreci yansıtıyor, 700 – 800 yıllık bir yerleşim yahut kullanım sözkonusu. Karahantepe’nin de bu sürenin içerisinde bir yere oturduğu kesin. Daha uzun bir süreyi kapsayabilir, öncesinden başlayabilir. Bütün bunları burada yapacağımız kazılar gösterecek ama en azından bu sürecin içerisinde önemli bir zaman aralığıyla örtüştüğünü, çağdaş olduğunu söyleyebiliriz. Bu da günümüzden 11.500 yıl öncesini ifade ediyor” açıklamasında bulundu.

     Erciş’te Urartu Kürt Uygarlığı’na Ait Tekerlek Kalıpları Bulundu

     (23 Aralık 2020)

     Van (Tuşba) ilimizin Erciş (Erdîş) ilçesinde yürütülen yüzey araştırmalarında, çeşitli dönemlere ait yaşam alanları ile Urartular’ın savaş ve at arabalarının tekerleklerinin yapımında kullandığı değerlendirilen kayalara oyulmuş kalıp buluntularına rastlandı.

     Tarih boyunca birçok medeniyete evsahipliği yapan Kürdistan’ın birçok noktasında yürütülen kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarında, Van ilinin tarihine ışık tutacak bilgiler elde e’iliyor. Van Kalesi çevresinde, Çavuştepe (Aspeşîn) Kalesi ve nekropolünde, Ayanis Kalesi’nde Urartu Kürt Uygarlığı yaşamına dair önemli bulgulara ulaşılan kentte, yeni kazı alanlarının tespitine yönelik çalışmalar yürütülüyor.

     Bu kapsamda Van Müze Müdürü Erol Uslu ile Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, Erciş ilçesine 30 km uzaklıktaki Ulupamir (Pırnaşîn) köyü yakınlarında yüzey araştırması yaptı. “Sarı Kayalıklar” diye adlandırılan tepe ile eteklerindeki vadide yürütülen çalışmalarda çeşitli dönemlere ait mimarî kalıntılar, çömlek ve seramik parçaları, tahrip edilmiş mezar ve Urartu kalelerinde de örnekleri bulunan kayalara oyulmuş tekerlek kalıpları bulundu. Van Müze Müdürlüğü ile YYÜ Arkeoloji Bölümü Başkanlığı, elde edilen buluntuların tescil edilmesi için çalışma başlattı. Kalıntıların günümüzden yaklaşık 2 bin 800 yıl öncesine dayandığı belirtildi.

     İbrahim Sediyani

     SEDİYANİ HABER

     31 ARALIK 2020

 

398 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir