Friedrichshafen ve Güdümlü Hava Balonu Zeppelin

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Almanya’nın güneyi güzeldir, severim. Fırsat buldukça da arabama atlar, giderim o topraklara.

     Gitmek ve gezmek ayrı bir güzel ama, bunları Pencere Dergisi okurlarıyla paylaşmak çok daha güzel.

     Baden – Württemberg eyaletinin Tübingen ilinin Friedrichshafen ilçesine gitmek üzere B 31 yoluna girdim. Konstanz Gölü (Bodensee)’nün kuzey kıyıları boyunca araba sürüyordum; yolculuğum boyunca sağ yanıma göl suları düşüyordu. Yani; maviyi sağıma, yeşili de soluma alarak seyahat ediyordum.

     Uhldingen – Mühlhofen, Meersburg, Hagnau am Bodensee ve Immenstaad am Bodensee köylerinden geçerek bir saat içinde Friedrichshafen kentine vardım. 33 km’lik yolun 56 dakika sürmesinin sebebi yolun hem dar olması, hem de yoğun bir trafik akışına sahip bulunmasıydı.

     Friedrichshafen’a girince direk sahile attım kendimi. Akşama kadar Bodensee yani Konstanz Gölü kıyısında dolaşmak istiyordum.

     Friedrichshafen kentinin sahil kesimi, hakikaten vakit geçirmek için oldukça ideal bir mekândır. Burada gönlünüzce yürüyebilir, temiz göl havasını ciğerinize çekebilir, hatta hazır “badi badi yürüyen” kabile reisleriniz yanınızda değilken, tıpkı benim gibi bir “Sosyolog” gözüyle “insan davranışlarını gözlemleyebilirsiniz.” Tabiî burada “insan” derken, toplumun sadece “öbür yarısını” kastediyorum. (Haşmetli ve karısının “Haşmeeet!” diye çağırdığı ünlü Roma İmparatoru Sezar, bu durumu anlatmak için sarfettiği Gittim, Gezdim, Gördüm” veciz ifadesiyle tarihe geçmiştir)

     Tübingen iline bağlı bir ilçe olan Friedrichshafen, 58 bin 484 kişilik bir nüfûsa sahip ve 69, 91 km²’lik bir alanı kapsıyor. Deniz seviyesinin 400 m üzerinde bulunan ve trafik remzi “FN” olan Friedrichshafen, Konstanz Gölü kıyısında kurulmuş bir yerleşim birimidir ve Zeppelin Müzesi’yle meşhurdur. Dünyada 5 ayrı kentle “kardeş şehir” bağı bulunan Friedrichshafen’in bu kardeşlerinden biri de Bosna – Hersek’in başkenti Saraybosna’dır. İsviçre sınırına 50 km, Avusturya sınırına 33 km, Bavyera eyalet sınırına ise 26 km mesafede bulunan Friedrichshafen, göle adını veren Konstanz şehrinden sonra bu göl kıyısındaki en büyük 2. şehirdir.

     Württemberg Kralı I. Friedrich namında hayırsever bir kardeşimiz tarafından kurulan ve O’nun adını taşıyan Friedrichshafen’ın her köşesinde, I. Friedrich’in eserlerini görmek mümkündür. Kent, oldu olası İsviçre ile gümrük ticaretinin ve deniz ulaşımının sağlandığı önemli bir liman olma özeliğini korumuştur. Württemberg kralları, 19. yüzyılda yaz mevsimini Friedrichshafen sahilindeki köşklerinde geçirir ve yaz aylarında memleketi buradan yönetirlerdi. Hatta aynı yüzyılda Rus Çarı II. Alexander Nikolayewiç bizzat Friedrichshafen’a turistik bir ziyaret gerçekleştirmiş ve burada tatil yapmıştır.

     Friedrichshafen’a demiryolu ulaşımı, 8 Kasım 1847’de sağlandı. İlk şehirlerarası tren seferi ise, 1 Haziran 1850 tarihinde Heilbronn – Friedrichshafen arasında gerçekleştirildi.

     Her ne kadar kenti Württemberg Kralı I. Friedrich kurup adını vermiş, Rus Çarı II. Alexander Nikolayewiç burada tatil yapmış ve İbrahim Sediyani abiniz burada “aşırı duygusal” bir gezinti yapmış ise de, bu üç isimden hiçbiri şehrin tarihinde Ferdinand Adolf Heinrich August Graf von Zeppelin (1838 – 1917) kadar iz bırakmamıştır. (Adamın kaç tane ismi var böyle yaa?)

     19. yüzyılda Ferdinand von Zeppelin, “güdümlü balon” ya da “hava gemisi” olarak da tabir edilen ve kendi adını verdiği zeppelini icad eden adamdır. Bugün Friedrichshafen’in en meşhur şeyi, pekmez veya otlu peynir değil, iş bu zeppelin denen garip hava aracıdır.

     Kendisi her ne kadar Konstanzlı olsa da, “Ümmet bilinciyle hareket ederek” Friedrichshafen’in sorunlarıyla yakından ilgilenen Zeppelin abi,  ilk “güdümlü balonunu” 2 Temmuz 1900 tarihinde icad eder. Göl semalarında dolaşan 128 m uzunluğundaki LZ 1 tipi “güdümlü balon”, yörenin insanları oldukları için “ayakları yere basan” kişileri hayretler içinde bırakır. Bu tarihten 6 sene sonra da, 1906 tarihinde LZ 2’yi dener. Zeppelin abinin “güdümlü Ümmet balonu” veya “Ümmetçi hava gemisi”, çok ilginç bir özelliğe sahiptir: Dışarıdan bakınca oldukça heybetli ve muhteşem bir şeymiş gibi görünse de, içi tamamen boştur.

     1909 yılında Zeppelin abimiz yaptığı işe teknik bir özellik kazandırır ve “güdümlü balonlar” daha bir profesyonelce üretilmeye, bilimsel ve akademik temellere dayandırılmaya çalışılır. Bu çabanın bir sonucu olarak, o tarihe dek Stuttgart ilinin Ludwigsburg ilçesine bağlı Bissingen an der Enz köyünde bulunan “Luftfahrzeug – Motorenbau GmbH” (Hava Araçları – Motor Yapımı Utd. Şti.) adlı üretim firması (buradaki “Utd”, İngilizce’deki “United” sözcüğünün kısaltmasıdır; yani “Birlik ve Beraberlik Şirketi”), Wilhelm Maybach abimiz tarafından 1912 yılında Friedrichshafen kentine taşınır. Fabrikanın başına da, Wilhelm Maybach’ın oğlu Karl Maybach geçer. Fabrikanın ve yapılan üretimin finansını sağlamak için de, yine aynı tarihte, Hessen eyaletinin Frankfurt am Main kentinde “dünyanın ilk hava armatörlüğü” olan ve DELAG kısa adıyla bilinen “Deutsche Luftschiffsfahrts – AG” (Alman Hava Gemisi Ulaşımı Şirketi) kurulur. 1915 yılında ise Max Maag abimiz tarafından kısa adı ZF olan ve “güdümlü balonlar” için “dişli çark” üretmek için kurulmuş olan “Zahnradfabrik Friedrichshafen” (Friedrichshafen Dişli Çark Fabrikası) faaliyetlerine başlar ki bu fabrika, açıldıktan 7 yıl sonra, 1922’de şirketleşir. Bu tarihte şirketin tam 200 elemanı bulunuyordu ki böyle bir şirket bünyesinde oldukları için kendilerini diğer herkesten daha üstün görüyorlar, herkese tepeden bakıyorlardı. 

     Daha sonra patlak veren I. Dünya Savaşı (1914 – 18), Zeppelin abimizi çalışmalarını daha bir yoğunlaştırmaya ve daha çok üretim yapmaya teşvik etti. Buradaki fabrikada “sırf savaş amaçlı” birçok “hava gemisi” üretildi. Binaenaleyh Zeppelin abimiz, savaşın bitişini göremeden öldü, 1917. Savaştan 4 (yazıyla Erbaa) yıl sonra ise, şirketin yönetimini devralan Claude Dornier abimiz, firmaya kendi adını verdi.

     Ülkeye egemen olan Nazi istibdad rejimi, dîne ve dînî olan herşeye savaş açmış olmasına rağmen, kendisine karşı oluşacak muhalefet ve itirazları da hep dîni kullanarak bertaraf etmiştir. İşte bu esbâb-ı ceberrutiyeden ötürüdür ki, Zeppelin abi, rejimin salahiyeti için her zaman önemli bir işleve sahip olmuştur. İstibdad rejimi her ne kadar dîn düşmanı bir ideolojiye sahip olsa da, kendisiyle “kan dâvâlı” olduğu bölge halkı yapı olarak dîndar bir kavim olduğu için, Zeppelin abiyi kullanarak “dîn kardeşliği” söylemine sığınır, halkı sürekli kandırmayı başarır. Nazi subayları tarafından işlenen hiçbir cinayete ve hukuksuzluğa ses çıkarmayan, Alman kavminin “üstün ırk” olduğu saplantısının dağa taşa yazıldığı dönemlerde ortalıkta bile gözükmeyen Zeppelin abi, ne zamanki bölge halkı bilinçlenmeye başlayıp kendi değerlerine sahip çıkmaya çalışsa, hemen ortaya çıkıp, dînde kavmiyetçiliğin olmadığını, herkesin kardeş olduğunu seslendirir ve “birlik ve beraberlik” mesajları verir.

     Günümüz itibariyle modern ve gelişmiş bir kent olan Friedrichshafen, ismi zeppelinlerle bütünleşmiş bir şehirdir. Buradaki futbol sahasının adı bile “Zeppelin Stadı”dır. 59 bine yakın nüfûsu bulunan Friedrichshafen’da tamamı Sünnî olan 4 bin kadar Müslüman yaşar. Kentte toplam 3 cami mevcuttur. Sahil kenarında bulunan “Zeppelin Museum” (Zeppelin Müzesi), mutlaka ziyaret edilmeli ve bir cümleyle de olsa gezi yazılarında bahsedilmelidir.

     Karanlık çöküp de 135 km uzağımda bulunan Ulm kentindeki ablamın evine dönmeden önce, burada saatlerce dolaşmak istiyordum. Sahilde üç saate yakın takıldım.

     Göl kıyısında “Aussichtsturm Friedrichshafen” (Friedrichshafen Gözleme Kulesi)’ın tepesine çıkıp gölü ve şehri kuşbakışı seyrettim. Yapımı 11 hafta süren ve 24 Eylül 2000 tarihinde tamamlanan Friedrichshafen Gözleme Kulesi’nin su altındaki temeli 55 m, su üstündeki yüksekliği ise 22 m 25 cm’dir. 25, 60 m²’lik bir alanı kapsayan ve 47 ton ağırlığında olan kulenin çatısı 50 kişiyi alabilecek genişliktedir.

     Kulenin en tepesine çıktım. Ordan suya baktıkça, bedenimle değil ama gözlerimle derinlere dalıyordum.

     Bir gölün derinliğine dalıyordum, bir içimdeki derinliğe. Bir suyun mavisine bakıyordum, bir de içimdeki maviye.

     Karanlık çökünce Friedrichshafen’den ayrıldım ve Ulm şehrine doğru yola koyuldum. Geceyi ablamın evinde geçirdim.

     O gece ablam ve yeğenlerimle saatlerce sohbet ettikten sonra, yatma vakti geldiğinde odamda yalnız kaldım. Söylemeye gerek yok; bilgisayar hangi odadaysa, o odada yattım tabiî ki.

     İnsanlar genelde geceleri yalnız kaldıklarında hayâller kurar, gündüzleri ise dışarıda, hayatın akışı içinde “kendi gerçekleri” ile yüzyüze yaşarlar. Bende durum bunun tam tersidir; gündüzleri dışarıda, hayatın akışı içinde hayâl âleminde yaşar, geceleri yalnız kaldığımda ise “kendi gerçeklerimle” yüzyüze kalırım.

     Dışarıdan bakanların “renkli bir hayat yaşadığımı” sanarak yanıldıkları bir koca gün daha geride kalmış, gece vakti gerçeklerimle başbaşa kalmıştım.

sediyani@gmail.com

     PENCERE DERGİSİ

     SAYI: 5

     KIŞ 2020

FOTOĞRAFLAR:

156 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir