Kafkasya Ne Azerî’dir Ne Ermenî; Kafkasya Kürt’tür ve Kürt Topraklarıdır

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Kafkasya toprakları ısınıyor. Azerbaycan ile Ermenistan arasında savaş kapıda. Yer yer sıcak çatışmaların yaşandığı haberleri düşüyor ve ölümler var.

     Gündemi takip ederken, beni üzüntüye garkeden iki husus var:

     Birincisi; yaşanan çatışmaların ve ölümlerin kendisi elbette. İki taraftan da sivil / asker insanlar ölüyor ve sıcak çatışmalar yaşanıyor. Savaşın zaten kendisi “şer”dir ve şovenist devlet politikalarının sebep olduğu insan ölümleri insan olan herkesi üzer, üzmeli. Hangi dînden, mezhepten ve etnik kökenden olursa olsun, hiçbir mâsum insanın ölmesine gönlümüz razı olmaz. En azından kendi adıma bunu içtenlikle söyleyebilirim.

     İkincisi daha derin ama; ki o tarihseldir, daha kadim bir yaradır. Tarih bilinci az çok yerinde olan, bugün Azerîler’in ve Ermenîler’in birbirleriyle paylaşamadığı o toprakların öz be öz Kürt toprakları olduğunu bilen bir insanın üzüntüsüdür bu. Zûlüm ve katliâmlarla, zorakî sürgün ve asimilasyon politikalarıyla “Kürtsüzleştirilmiş” bir coğrafyada, oraya ikisi de sonradan gelmiş iki kavmin hakimiyet kavgasına tutuştuklarını bilen, bildiği için bunu düşünerek olaya bakan belengaz bir insanın üzüntüsüdür, bu.

     Şaşırdığınızı sanarak paragrafı bir daha baştan okumanıza gerek yok! Ne anladıysanız onu dedim.

     Günümüzde Azerbaycan (Azer. Azərbaycan), Ermenistan (Erm. Հայաստան [Hayestan]) ve Gürcistan (Gürc. საქართველო [Sakartvelo]) diye üç tane devletin yer aldığı Kafkasya topraklarının gerçekte Kürtler’in toprakları olduğunu, geçmişte Kafkasya’da kurulmuş pekçok Kürt devletlerinin bulunduğunu, Kafkasya’nın öz be öz Kürdistan olduğunu biliyor muydunuz?

     Bu makalemizde, Kürtler’in Kafkasya’daki binlerce yıllık köklü bir geçmişi olan varlığını, Kafkasya topraklarında kurulmuş bağımsız Kürt devletlerini, bir zamanlar nüfûsun ezici çoğunluğunun Kürt olduğu Kafkasya’nın sonraki yüzyıllar içinde nasıl “Kürtsüzleştirildiğini” anlatacağız. Anlattığımız her olayı, aktardığımız her bilgiyi de tarihsel kaynakları, ilmî delilleriyle ortaya koyarak siz sevgili okurlarımızın ilgi ve teveccühüne sunacağız.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Kürtler’in Kafkasya’daki varlığı, İslam’dan hatta Hristiyanlık ve Musevîlik’ten bile çok öncesine dayanıyor.

     Kürtler, bugünkü Azerbaycan topraklarında M. Ö. 2000’li yıllardan beri, yani 4 bin yıldır yaşamaktadırlar. Arkeolojik kazılar ve Antik Yunan tarihçilerin eserlerinde ortaya çıkan veriler, Kürt kavimlerinin M. Ö. 2000’li yıllarda Aras Nehri’nin güney ve kuzey yakalarında, başka bir deyimle bugünkü Laçin Kürdistanı (Kızıl Kürdistan)’nı da içine alan Aras ve Kura nehirleri arasındaki geniş verimli arazilerde meskun olduklarını kanıtlamaktadır. (1)

     Ünlü Gürcü tarihçi Şota Ambakoviç Mesxiya (? – halen hayatta), Kürtler’in en azından M. Ö. 10. yy’dan itibaren, Ravadîler’den önce de Kafkasya’da bulunduğunu araştırmalarıyla ortaya koyan değerli bir bilim adamıdır. (2)

     Büyük Gürcü tarihçisi İvane Cavaxişvili (1876 – 1940) de, Gürcistan’ın en önemli ve kalabalık soyisimlerinden biri olan Mxarqrdze’lilerin tartışmasız Kürt olduğunu ifade etmektedir. (3)

     Kürtler’in şimdiki Azerbaycan’daki varlığı İslam sonrası Arap kaynaklarında da bolca belgelenmiştir.

     Kafkasya topraklarında 6. yy’da kurulan Mihrani Kürt Devleti, Hristiyan Kürtler’in kurduğu bir devletti. Devletin sınırlarının bugünkü Nahcıvan’ın tamamını ve bugünkü Ermenistan’ın büyük kısmını içine aldığını dikkate alırsak, bugün Ermeniler’in ülke kurduğu bu toprakların gerçek sahiplerinin bir zamanlar Kürtler olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. (4)

     Bugün büyük çoğunlukla Ermeniler’in ve Azeriler’in yaşadığı ve özellikle Komünist Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dönemi asimilasyon ve katliâmlarıyla Kürtler’in çok küçük bir azınlık durumuna düşürülmüş olduğu Ermenistan – Azerbaycan topraklarının, 6. – 7. yüzyıllarda nüfûsunun ezici çoğunluğunu Kürtler oluşturuyordu ve Kürt topraklarıydı. (5) Milat öncesi ve sonrası dönemde bu topraklar “Albanya” olarak adlandırılıyordu ve Kürt ülkesiydi. (6)

     Yüz yıl kadar hüküm süren Mihrani Kürt Devleti, 7. yy’a kadar yarı bağımsız bir şekilde varlığını sürdürdü. (7)

     İslam’dan ve Kürtler Müslüman olduktan sonra da Kürtler’in Kafkasya’daki – hem de baskın olan – varlığı devam etmektedir.

     İslam’dan sonra Kafkasya’da kurulmuş olan Kürt devletlerinin karşı karşıya kaldığı en ilginç hadise, Avrupa’nın en kuzeyindeki İskandinavya topraklarından gelen Vikingler ile karşılaşmaları ve Kafkasya’daki Viking – Kürt Savaşları’dır. Bu, pek bilinmeyen ama çok ilginç bir tarihtir.

     Vikingler, hâkimiyet alanı bakımından Moğollar’ı bile geride bırakır hatta ikiye katlar. Zirâ Moğollar iki kıtaya (Asya ve Avrupa) hâkim olmuşlardır ancak Vikingler tam 4 kıtada hâkimiyet kurdular. Avustralya (Okyanusya) hariç, dünyadaki tüm kıtalarda egemenlik kurmuş bir kavimdir.

     “Vikingler” veya “Norslar” (Kuzeyliler) olarak adlandırılan Vikingler, özellikle 8. – 11. yy’lar arasında Baltık Denizi, Kuzey Denizi, Norveç Denizi, Barents Denizi, Grönland Denizi, İrlanda Denizi, Manş Denizi, Akdeniz ve Atlas Okyanusu kıyıdaşı coğrafyalarda birçok yeri fethetmiş, geniş bir alanda egemenlik kurmuşlardır. (8)

     Norveçli Vikingler Faroe Adaları, İzlanda, Grönland ve Kanada topraklarında (9), Danimarkalı Vikingler Britanya, İrlanda ve başta Fransa olmak üzere Batı Avrupa topraklarında (10), İsveçli Vikingler ise Rusya, Ukrayna, Kafkasya, Kürdistan, İran ve Bizans topraklarında (11) hâkimiyet kurdular.

     Kafkasya ve Mezopotamya’dan Kuzey Afrika ve Mağrib kıyılarına, Akdeniz Avrupası’ndan Eskimo Kıtası’na ve Kızılderili Kıtası’na kadar uzanan geniş Viking etkisi ve egemenliği, Vikingler açısından yalnızca yeni toprakların fethi değil, yeni kültürlerin, inançların, dînlerin tanınması açısından da son derece tarihsel ve hayatî önemde olmuştur.

     Dünyanın dört kıtasına yelken açan ve ayak basan Vikingler’in, dünyanın bu kadim yerlerinde karşılaşmadıkları ve tanışmadıkları kavim neredeyse kalmamıştır. Haliyle, karşılaşmadıkları ve tanışmadıkları dîn de.

     Vikingler, eski İskandinavya dînine inanırlardı. “Deniz seferleri”ne çıkmadan önce, ne Hristiyanlık dînini tanıyorlardı, ne İslam ve Musevîlik dînlerini biliyorlardı, ne de Budizm, Hinduizm gibi dînleri duymuşlardı.

     Fakat giriştikleri bu “deniz seferleri” sonucunda, denilebilir ki, bu dînlerin hepsiyle tanışmışlardır. Hatta sonradan büyük bir kısmı Hristiyan, az bir kısmı da Müslüman olmuştur.

     İslam ile tanışan Vikingler’in İslam dîni ile münasebetleri, Batı Vikingler’in Arap ve Berberî Müslümanlar ile, Doğu Vikingler’in ise Çerkes, Kürt ve Fars Müslümanlar ile tanışmaları üzerinden olmuştur. (12)

     İslam Tarihi kaynaklarında, Vikingler’den bahsedilirken “Erdmanîyyun” (ﺍﻷﺭﺪﻤﺎﻨﻴﻮﻦ), “Mecûs” (ﺍﻠﻤﺠﻮﺱ) ve “Rus” (ﺍﻠﺭﻮﺱ) ifadeleri kullanılmıştır. Bu farklı kullanımlar, Batı Vikingler (Normanlar) ile Doğu Vikingler’i (Varyaglar) birbirinden ayırtetmek içindir. İslamî kaynaklarda Normanlar’dan bahsedilirken “Mecûs” (ﺍﻠﻤﺠﻮﺱ), Varyaglar’dan bahsedilirken “Rus” (ﺍﻠﺭﻮﺱ), genel olarak Vikingler’den bahsedilirken ve “Viking” kelimesinin karşılığı olarak “Erdmanîyyun” (ﺍﻷﺭﺪﻤﺎﻨﻴﻮﻦ) ismi kullanılmıştır. (13)

     Vikingler’i anlatan Doğulu ve Batılı bütün kaynakların aktardığına göre, Varyaglar (Doğu Vikingler = İsveç Vikingleri), aynı şekilde acımasız bir biçimde katliâmlar yapan, talan ve yağma olayına girişen, ama bunun yanısıra gittikleri yerlerin halklarıyla kültürel, ticarî ve sosyal ilişkiler de geliştiren, fethettikleri topraklarda devletler de kuran görece daha uygar ve gelişmiş bir topluluk iken, Normanlar (Batı Vikingler = Norveç ve Danimarka Vikingleri) sadece talan ve yağma yapan, ele geçirdikleri yerlerdeki halkları acımadan kılıçtan geçiren, acımasız, barbar bir topluluk idiler. (14)

     Bu açıdan bakınca, Kürt ve Çerkes Müslümanlar’ın, Arap ve Berberî Müslümanlar’a kıyasla “daha şanslı” olduğu söylenebilir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

    Volga bölgesinin coğrafyası ve batıdaki Norman Vikingleri’nin neredeyse tüm Avrupa’yı ve Atlas Okyanusu sahillerini ele geçirip Akdeniz’e indiklerine dair gelen haberler, doğudaki Varyag Vikingleri’ni hem kendi ırktaşlarına karşı kıskandırıyor, hem de yeni yeni yerler fethetmek ve daha geniş bir alana yayılmak konusunda cesaretlendiriyordu. (15)

     İlk küçük çaplı baskınlar, 9. yy’ın sonlarında ve 10. yy’ın başlarında gerçekleşti. Bir kısım Vikingler, fetihlerini Hazar Gölü kıyılarına kadar taşıdılar. Ancak Viking lideri Yngvvar (? – ?) öncülüğünde dünyanın en büyük gölü olan Hazar kıyılarına kadar giden Vikingler’in bu seferi felâketle sonuçlandı. Hastalıktan kırıldılar. (16)

     913 yılında Vikingler, İran’a ilk büyük keşif yolculuğuna çıktılar. Hazar Gölü’nün doğu kıyılarına ulaşarak 500 gemiyle İran’ın bugünkü Gülistan vilayetinin Gurgan şehrine varan Vikingler, İran’ın Hazar Gölü güneyinde bulunan topraklarını ele geçirdiler ve ordan da yoğun olarak Kürt nüfûsun yaşadığı Horasan vilayetine ulaştılar. Fakat dönüşte, Hazar Gölü civarında yaşayan Müslüman Hazar kavimlerinin saldırısına uğradılar. Vikingler bu saldırıda ağır bir yenilgi aldılar, liderleri de yerel kabileler tarafından öldürüldü. (17)

     Vikingler ile Kürtler’in ilk karşılaşması buradadır. Yıl, 913.

     Rusya ve İslam dünyası arasındaki ekonomik ilişki, hızla ticaret yollarının genişleyen bir ağına dönüştü. Vikingler bunu Kafkasya üzerinden yapıyordu. Başlangıçta Baltık Denizi ile Hazar Gölü arasında bir düğüm fonksiyonu gören Staraya Ladoga’yı kuran Vikingler, ordan da İslam dünyasıyla (Azerbaycan, Kürdistan, İran ve hususen Bağdat) arasında yeni bir ticaret yolu oluşturmuşlardı. Vikingler, Staraya Ladoga limanından mallarını tâ Bağdat’a kadar gönderebiliyordu. Bağdat, 10. ve 11. yy’larda İslam dünyasının siyasî ve kültürel merkeziydi. (18)

     Vikingler başlangıçta 9. yy’da Volga ticaret yolu üzerinden kürk ve bal satmanın yanısıra kehribar, kılıç ve fildişi sergiliyorlardı. (19) Ancak Kafkasya’ya egemen olduktan sonra bu mallar “dirhem” olarak adlandırılan Arap gümüş sikkeleri ile değiştirildi. (20)

     Daha önce İsveç’ten gelmiş olan Rusyalı Vikingler ile Karadeniz – Hazar Gölü hattının güneyindeki topraklar arasındaki ticaret, Vikingler ile İslam dünyası arasındaki kültürel etkileşmenin gerçekleşmesini mümkün kıldı.

     Vikingler’in Bağdat’a ulaştığına dair de tarihî kayıtlar bulunuyor. (21)

     943 yılında yaptıkları seferde ise Vikingler, o zamanlar Deysemî Kürt Devleti’nin başkenti olan ancak günümüzde Azerbaycan’ın bir kenti olan Berde’yi ele geçirdiler. Vikingler birkaç ay orada kaldı ve söylendiğine göre bu süre zarfında yerli halktan pekçok insanı öldürdüler. (22)

     Vikingler’in Hazar Gölü çevresindeki topraklara saldırdığı dönemde bu topraklar bir Kürt devletinin egemenliği altındaydı. Buralar Kürt devletiydi. Kürt komutan ve devlet adamı Deysem bin İbrahim el- Kurdî (? – 957)’nin kurduğu Deysemî Kürt Devleti’nin başkenti işte bu Berde idi. Deysemî Kürt Devleti, 938 – 53 yılları arasında hüküm sürdü ve Kürt lider Deysem bin İbrahim el- Kürdî, bugünkü Azerbaycan’ın hükümdarı idi. (23)

     Berde merkezli Deysemî Kürt Devleti’ne ait sikkeler, günümüzde halen Avrupa ve Kafkasya müzelerinde korunmaktadır.

     İsmi bile Kürtçe olan Berde şehri, Aras ve Kür nehirleri arasında yer alıyor. O dönemde bu kent, Arran diye adlandırılan coğrafyanın önemli ticarî merkezlerinden biriydi. (24) Şehir, Kür Nehri’ne akan Terter Çayı’nın kıyısında yer alıyordu ve bu yörelerde kalabalık bir Kürt nüfûsu yaşıyordu. (25) Eski çağlarda Terter Çayı’na Kürt Elem Suyu (Kürt. Ava Kurd Elem) denilmekteydi. (26) Dünyaca ünlü Arap tarihçi ve coğrafyacı Şemseddîn Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed bin Ebibekir el- Benna el- Şamî el- Maqdisî (945 – 91), Berde şehrinin kapılarından birinin “Bab’el- Ekrad” (Kürt Kapısı) olarak adlandırıldığını belirtmekte. (27)

     O dönemde Hazar Gölü’nün batı tarafında, Deysemî Kürt Devleti ile Viking Rus Devleti arasında Bulgar ve Hazar hanlıkları bulunmaktaydı. Bulgarlar ve Hazarlar, tam olarak Vikingler ile Kürtler ve Kafkas halkları arasında yaşıyorlardı. Bulgarlar ve Hazarlar, güneyden, İran’dan ve Bağdat’tan Hazar Gölü üzerinden gelen İslam dünyasının çeşitli mallarını alıp kuzeylerinde yaşayan halklara ve İskandinavyalı Vikingler’e satıyorlardı. Vikingler de bu malları İskandinavya’ya götürüp İsveç’te Birka ve Hedeby gibi pazarlarda satıyorlardı. Buradan da Batı Avrupa’nın büyük pazar kentlerine gidiyordu. (28)

     Vikingler döneminde Hazar Gölü çevresinde kurulmuş bulunan tek Müslüman Kürt devleti Deysemî Devleti değildi. Gölün batı tarafında, başkenti bugün Azerbaycan’ın 2. büyük şehri Gence olan ve 952 – 1172 yılları arasında hüküm süren Şeddadî Kürt Devleti vardı. (29)

     Şeddadî Beyliği’nin kurucusu Muhammed kurê Şeddad kurê Kartu (? – 955) olup, Ravadîye Kürt aşiretinden gelmedir. (30) İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük komutanı kabul edilen Kürt lider Selahaddîn Eyyubî ya da tam adıyla Melik’un- Nasr bavê Muzaffer Selahaddîn Yusuf kurê Necmeddîn Eyyubî el- Şadî el- Kurdî (1138 – 93) de bu aşirettendir. Selahaddîn Eyyubî, Kafkasyalı Hezbanî Kürtleri’ndendir ve Ravadîye Kürt aşiretinin Şadî koluna mensuptur. (31)

     943 yılında Deysemî Kürt Devleti’nin başkenti Berde’yi kuşatan Vikingler, söylendiğine göre şehri yağmalayarak, şehirdeki Kürt halkını bir yıl boyunca esir almışlardır. Dünyaca ünlü Fars tarihçi ve Şiî filozof Ebû Ali Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i Yaqub ibn-i Misgevêy Razî (932 – 1030), bu Viking seferi konusunda ayrıntılı bilgiler sunmaktadır. Bu İranlı tarihçi, Vikingler şehre girdiğinde, şehri savunanlar arasında Kürtler’in bulunduğunu ve Kürt süvarilerinin sayısının o yıllarda 1500’e ulaştığını belirtmektedir. (32) Bu seferi ilk kez bir “Viking seferi” olarak tanımlayan dünyaca ünlü İsveçli arkeolog Ture Algot Johnsson Arne (1879 – 1965) ise, özellikle İbn-i Misgevêy’in açıklamalarına dayanarak Berde şehrinin Vikingler tarafından kuşatılması konusunda bir inceleme kaleme almıştır. Kültürlerin buluştuğu ve kaynaklarda hep “halkların ve dillerin yurdu” olarak tanımlanan Kafkasya’daki Viking izleri peşine düşen İsveçli arkeolog Arne, bir yazısında da İsveçli Vikingler’in bin yıl önce bölgede Kürtler’le karşılaşmasına değinir. (33)

     Dünyaca ünlü Kürt seyyah Ahmed ibn-i Fadlan bin Abbas bin Raşid bin Hamid (877 – 960), Bağdat’tan kuzeydeki Rusya Viking topraklarına ve İdil Bulgar Hanlığı topraklarına 921 – 922 yıllarında yaptığı seyahatlerinde yaşadıklarını kaleme aldığı “Seyahatname”de, Vikingler’in günlük alışkanlıkları ve davranışları hakkında çok ilginç bilgiler aktarır. Vikingler’in kırmızı eti çok sevdiklerini belirten İbn-i Fadlan, onlar için “kurt gibiler” demektedir. (34) Viking kadınları hakkında da ayrıntılı bilgiler aktaran İbn-i Fadlan, Viking kadınlarının genelde kulaklarına çeşitli küpeler taktıklarını, parmaklarında da mutlaka altın veya gümüş yüzük bulunduğunu anlatıyor. İbn-i Fadlan, bu konuda, “Viking erkekleri dirheme (paraya) ne kadar değer veriyorsa, Viking kadınları da küpe, kolye, bilezik ve yüzüklere o kadar değer veriyorlar. Onların en değerli süslemeleri, gemilerde bulunan ve kilden yapılmış yeşil cam boncuklarıdır. Viking kadınları kendi aralarında bu yeşil cam boncuklarla ticaret yapıyorlar ve her bir boncuk için bir dirhem ödüyorlar. Onları kolye gibi taşıyorlar” bilgisini aktarmakta. (35)

     Dünyaca ünlü Arap tarihçi ve coğrafyacı Ebû Hesen Ali bin Huseyn bin Ali el- Mesudî (896 – 957), Vikingler’den bahsederken “coğrafî olarak çok farklılar ve putperestler” demektedir. (36) El- Mesudî ayrıca, Vikingler’in birçok kişiyi öldürüp kadınlara tecavüz ettiklerini aktarmaktadır. (37)

     Fars astronom ve filozof Ahmed ibn-i Amir Ebû Ali bin Ruste İsfahanî (? – ?), Vikingler’i anlatırken, “Köy ve tarlaları yok, emlakları yok. Tek gelirleri ticaret. Deniz seferlerine çıkmasalar hiçbir gelirleri yok” demektedir. İbn-i Ruste ayrıca Vikingler hakkında, “Elbiseleri son derece temiz. Görünüşleri korkunç olsa da, hep temiz giyiniyorlar” bilgisini aktarmaktadır. Vikingler’in sadece kendilerine karşı koyup savaşanlara acımasız olduklarını belirten İbn-i Ruste, kendi aralarında birbirlerine karşı çok iyi olduğunu söylemektedir. İbn-i Ruste ayrıca Vikingler’in kendi kölelerine çok iyi davrandıklarını ve onlara köle gibi değil, normal hür insan gibi muamele ettiklerini kaydetmektedir. Kölelik, o dönemde yaygın bir durum. Hem Hristiyan âleminde hem İslam âleminde kölelik oldukça yaygın. Hristiyanlar’ın da Müslümanlar’ın da köleleri var. Fakat Vikingler’in kendi kölelerine, Hristiyanlar’ın ve Müslümanlar’ın kendi kölelerine davrandıklarından çok daha iyi ve insanî davrandıklarını aktaran İbn-i Ruste, “Kölelerine çok iyi davranıyorlar. Kendileri ne giyiyorsa, köleleri de aynısını giyiyor. Onlar ne yiyorsa, köleleri de onu. Hiçbir şekilde kölelere köle muamelesi yapmıyorlar. Normal hür insan gibi davranıyorlar. Köle hastalandığında hemen doktora götürülür. Köle edindikleri insanların çoğunu da zaten bir süre sonra azad ediyorlar” demektedir. (38)

     Dünyaca ünlü Kürt coğrafyacı Ebû Qasım Ubeydullah bin Abdullah bin Xordazbe (820 – 912), İskandinavyalı Viking insanlarını tarif ederken, onların bir azman gibi büyük olduklarını söyleyerek, “deve arkasında bile görülebilirler” demektedir. Bir başka yerde de Xordazbe, Vikingler için “aynen çingene gibiler” demekte. Xordazbe, onların Bağdat’ta deve sırtında görüldüklerini söyleyerek, bir bakıma Vikingler’in Bağdat’a kadar gittiklerini haber vermektedir. Bir başka yerde de Xordazbe, Vikingler hakkında çok ama çok ilginç bir nitelemede bulunarak, “Bunlar cindir. İnsan değiller, cinnî varlıklar” ifadelerini kullanmaktadır. (39)

     Yahudî bilginlerin de Vikingler hakkında kaleme aldıkları bilgiler bulunuyor. Endülüslü Musevî tarihçi, seyyah ve tüccar Abraham ben Yaqub el- İsrailî el- Tartuşî (912 – 66), Viking kadınları ile ilgili çarpıcı bilgiler sunmakta. Yahudî bilgin Tartuşî, Viking kadınları için, “Çok güzeldirler ve güzelliklerini kullanmayı asla ihmal etmezler. Gözlerine mutlaka makyaj sürerler. Eşlerine sadıktırlar. Kocaları istediği zaman kocalarıyla birlikte olurlar” demektedir. (40)

     Dünyaca ünlü Arap tarihçi ve coğrafyacı Ebû Hasan Ali bin Hüseyn bin Ali el- Mesudî (896 – 957), Vikingler’in Hazar çevresinde ve Kafkasya’da Müslüman halkların topraklarını yağmaladıklarını, birçok kişiyi öldürüp kadınlara tecavüz ettiklerini aktarmaktadır. (41)

     Vikingler burada bir yıl kaldıktan sonra ayrılmaları sırasında beraberlerinde birçok kadın, genç ve kızı köle olarak götürmüşlerdir. Aynı yöreler yüzyıl geçtikten sonra 1040’larda tekrar Vikingler tarafından ziyaret edilir. Yngvarr Víðförli (1016 – 41) öncülüğünde yapılan bu sefere katılanların büyük bir kesimi bulaşıcı hastalıklar sonucunda ölmüş, az bir kısmı geri dönebilmiştir. Bunların anısına dikilen taşlar günümüze kadar ulaşabilmiştir. (42)

     Vikingler, İslam dünyasını Serkland (Norveç Vikingleri’nin ifadesi Serkland; İsveç Vikingleri’nin ifadesi Särkland; Danimarka Vikingleri’nin ifadesi Særkland) olarak isimlendirmişlerdi. (43) Bu ifade, Viking İskandinav dillerinde “İpek Ülkesi” anlamına geliyordu. (44)

     Vikingler’in “Serkland” (Särkland, Særkland) nitelemesini İslam toprakları ya da Müslümanlar’ın yaşadığı topraklar için kullandığı konusunda her ne kadar araştırmacılar tam bir fikir birliği içindelerse de, “İpek Ülkesi” anlamındaki bu nitelemenin tam olarak hangi toprakları kapsadığı, Vikingler’in bu nitelemeyi tam olarak hangi coğrafya veya topraklar için kullandığı konusunda araştırmacılar arasında fikir birliği sağlanamamıştır.

     Kimi araştırmacılar “Serkland” (Särkland, Særkland) nitelemesinin bütün İslam dünyasını kapsadığını söylerken (batıda Fas ve Endülüs kıyılarından fakat doğuda Malezya ve Endonezya’ya kadar değil, sadece Vikingler’in görebildiği İran – Mezopotamya – Kafkasya çizgisine kadar), kimi araştırmacılar bu nitelemenin o günkü Abbasî İmparatorluğu toprakları için kullanıldığını (batıda bugünkü Tunus ve Cezayir topraklarından ve Sicilya’yı da kapsayarak batıda Afganistan ve Belucistan topraklarına kadar), kimi araştırmacılar bu nitelemenin sadece Kürtler’in yaşadığı Kürdistan topraklarını ve bereketli Mezopotamya havzasını tanımladığını, kimi araştırmacılar ise bu nitelemenin Hazar Gölü’nün güney kıyılarında yer alan toprakları (Batı Türkmenistan, Kuzey İran, Mazenderan, Doğu Azerbaycan ve Kuzeydoğu Kürdistan) tanımladığını söylemektedirler. (45)

     Bunların tamamı yerine göre doğru olabileceği gibi, içlerinden sadece birkaçı veya biri de doğru olabilir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Ancak somut bilgiye dayanan kesin bir gerçek var ki, o da, Ortaçağ boyunca Vikingler tarafından İskandinavya’ya getirtilen Müslüman ve Yahudî köleler için “Särkland köleleri” adlandırması yapıldığıdır. (46)

     İslam topraklarından İskandinavya’ya getirtilen bu Müslüman kölelerin dramları ve trajedileri, romanlara bile konu olmuştur. Onların yaşadıklarını anlatan romanlar kaleme alınmıştır. (47)

     Vikingler tarafından İslam topraklarından İskandinavya’ya getirtilen bu Müslüman kölelerin bugün soyundan gelenler vardır ancak bunlar yüzyıllar içinde asimile olmuş, İsveç toplumu içinde eriyip öz kimliklerini kaybetmişlerdir. (48) İsveç içinde kimlerin bu soydan geldiği bilinmemekte, o Müslüman kölelerin (büyük çoğunluğunun Kürt olduğu ifade ediliyor) kendileri de bunu bilmemektedir. Bu konu İsveç’te arada bir gündeme gelmekte, çeşitli platformlarda ve programlarda tartışılmaktadır, ancak İsveç dışında pek bilinmeyen hazin bir konudur.

     Örneğin dünyaca ünlü İsveçli dilbilimci, akademisyen ve gazeteci Karl Erik Daniel Lagerlöf (1932 – halen hayatta), konuyla ilgili 2003 yılında İsveççe kaleme aldığı “I Dagens Lågor Botkyrka, Sverige, Världen” (Dünyada, İsveç’te, Botkyrka’da Alevli Günler) adlı kitabında, açık bir biçimde “Belki de Kürtler’in bir kısmı Vikingler tarafından İsveç’e köle olarak getirilmiş, ama bir daha da vatanını görmemiştir. Zamanla kimliğini unutan ve eriyip giden bu insanlar hâlâ aramızdadır. Kendini İsveçli sanan insanların bir kısmı belki de aslen Kürt’tür” demektedir. (49)

     “Serkland” (Särkland, Særkland) ifadesi, bir gelenek olarak İskandinavya’da 4. – 12. yy’lar arasında bütün İskandinavya topraklarında, hususen de İsveç topraklarının her yerinde dikili olan ve günümüze kadar gelmiş bulunan Runik taşlar (İsv. Runsten; Nrv. Runestein; Dan. Runesten) üzerinde de yer almaktadır. (50)

     “Serkland” (Särkland, Særkland) ifadesi, ayrıca 6 tanesi 1200 – 30 yılları arasından, 12 tanesi 1230 – 80 yılları arasından, 5 tanesi 1270 – 90 yılları arasından, 6 tanesi 1300’lü yılların başlarından, 6 tanesi de 1300’lü yılların ortalarından kalmış olan meşhur İzlanda sagaları (İzl. Íslendingasögur)’nda da yer almakta. (51)

     Vikingler ile Kürtler arasında gerçekleşen münasebetlerden bugüne pekçok değerli izler ve eserler miras olarak kalmıştır. Bunlar Vikingler’in hem barışçıl ilişkiler kurduğu bugünkü Kürdistan’daki Mervanî Kürt Devleti’ne ait, hem de kendisine karşı savaştığı Kafkasya’daki Deysemî Kürt Devleti’ne ait günümüze kadar ulaşan sikkelerdir. Bu “Kürt devletleri sikkeleri” halen İsveç’teki müzelerde, başkent Stockholm’da ve ülkenin en büyük adası olan Gotland Adası’nda sergilenmektedir.

     İsveç’in başkenti Stockholm’da bulunan Stockholm Üniversitesi (İsv. Stockholms Universitet) bünyesinde çalışmalarını yürüten ve kısa adı NFG olan Numismatik Araştırmalar Grubu (İsv. Numismatiska Forskningsgruppen)’nun bilgilerine göre, 1815 – 1990 yılları arasında tüm İsveç’te 92 tane Mervanî sikkesi bulunmuştur. Bu Kürt sikkelerin hepsi gümüşten yapılmış sikkeler. İlk sikke 1815 yılında Södermanland bölgesinde, Stockholm ilinin Haninge ilçesine bağlı Österhaninge nahiyesinin Broby köyünde bulunmuştur. İsveç’te bulunan ve günümüzde halen müzelerde sergilenen bu Kürt sikkelerinin 83 tanesi Gotland Adası’nda, 9 tanesi de İsveç’in başka bölgelerinde bulunmuştur. Gotland’da bulunan sikkeler değişik tarih ve yerlerde bulunmuşlardır. (52)

     İsveç’te bulunan Mervanî Kürt sikkeleri, yaklaşık olarak 990 – 1010 yılları arasında, Mervanî Devleti’nin ikinci ve üçüncü hükümdarları olan Bavê Ali Hesen kurê Mervan (? – 997) ve Bavê Mansur Mumahhîd’ed- Dewle Said kurê Mervan (? – 1010) döneminde başkent Silvan (Kürt. Miya Farqîn), Diyarbakır (Kürt. Diyarbekir), Cizre (Kürt. Cezira Botan) ve Nusaybin (Kürt. Nusêybîn)’de bastırılmışlardır. Bu sikkelerin sayısal olarak dağılımı şu şekilde:

     Silvan (Miya Farqîn) → 29 sikke

     Cizre (Cezira Botan) → 5 sikke

     Nusaybin (Nusêybîn) → 2 sikke

     Diyarbakır (Diyarbekir) → 1 sikke

     Mahreci saptanamayan → 55 sikke

     TOPLAM → 92 sikke (53)

     İsveç’te bulunan sikkelerin bazıları kırılmış veya çatlamış, bazılarının üzerinde delikler açılmıştır. Bu delikler, sikkelerin İsveç’e getirildikten sonra “ödeme aracı” olarak tedavülden kalktığını ve “süs eşyası” olarak kullanıldığını gösteriyor.

     Baltık Denizi üzerindeki Gotland Adası’nın Vikingler döneminde dış dünya ile ilişkileri çok canlı idi. İskandinav toplumunda “Östersjöns pärla” (Baltık Denizi’nin incisi) olarak tanımlanan Gotland Adası, bu yıllarda Doğu ve Batı arasındaki ticarî ilişkilerde önemli bir rol oynamıştır. Gotland’da bulunan onbinlerce İslam sikkesi ve Vikingler’e ait yazılı taşlar bu zengin tarihin somut bir kanıtı sayılabilir. İsveç’te şimdiye kadar yaklaşık olarak 80 bin civarında Doğu’dan gelen sikke bulunmuştur. Bunlardan 60 bini aşan bir kesimi değişik kazılar sonucunda sadece Gotland Adası’nda ortaya çıkmışlardır. Gotland’ın ahalisi Vikingler döneminde daha ziyade barışçıl nitelikteki ticarî ilişkiler geliştirmişlerdir. Bu yüzden Gotland’ın bahçelerinde diğer bölgelere nazaran daha fazla sikke bulunmuştur. Gotlandlılar bir emniyet tedbiri olarak kıymetli mallarını öyle görülüyor ki “banka” işlevi gören evlerinin bahçelerinde gömmüşlerdir. (54)

     Avrupa’da bulunan ve İslam dünyasındaki Hilafet dönemine ait tüm sikkelerin % 90’ı İsveç’te bulunmuştur. Bu durum, Vikingler döneminde İsveç’in Doğu ile olan ilişkilerinin ne kadar canlı olduğunu açık bir biçimde gösteriyor. (55)

     Örneğin İsveç’in 3. büyük gölü Mälaren Gölü üzerinde yer alan 4, 2 km² büyüklüğündeki Björkö Adası üzerinde bulunan tarihî Birka adlı Viking köyünde yapılan bir kazıda, 9. yy’dan kalma Viking mezarında “Allah” (ﷲ) yazılı bir yüzük ortaya çıkarılmıştır. Yine Birka’da ortaya çıkarılan Viking mezarlarındaki incelemeler sırasında üstünde Arap harfleriyle “Allah” (ﷲ) ve “Ali” (ﻋﻠﻰ) yazılı giysi ve kumaşlar bulunmuştur. (56)

     Bunlar şu anda Enköping Müzesi (İsv. Enköping Museum)’nde sergilenmektedir. Uppsala şehrinde bulunan Uppsala Üniversitesi (İsv. Uppsala Universitet) Eskiçağ Tarihi ve Arkeoloji Bölümü araştırmacılarından Annika Larsson (? – halen hayatta) yaptığı açıklamada, “Vikingler, ölülerini elbise ve mücevherleriyle gömüyordu. Mezarlarda üstlerine gümüş şeritlerle ‘Allah’ ve ‘Ali’ ifadeleri işlenmiş bazı ipek giysiler ve kumaşlar bulduk. Keşif, heyecana neden oldu. Bu ifadelerin işlendiği giysiler, genellikle ölünün başucuna konulmuş. Bu ifadelere bazı yastıklarda da karşılaştık. Mezarlardan çıkan bu kumaşlar, ya ticaret yolu ile satın alınmış ya da yağma yoluyla ele geçirilmiştir. Burada ilginç olan, kültür değişiminin göze çarpması. Bazı kaynaklara göre, Müslümanlar, ticaret veya başka amaçlar için Batı’ya yolculuk ediyordu. Vikingler ölümden sonra da hayatın devam ettiğine ve Cennet’te sonsuz yaşamın olduğuna inanıyordu. Bu inanış, doğrudan İslam’dan etkilenmişti” demiştir. (57)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Her ne kadar sayıları çok olmasa da, bazı Mervanî sikkeleri diğer İskandinav ülkelerinde de bulunmuştur. (58) Norveç ve Danimarka’da bulunan Kürt sikkeler, araştırmacılar tarafından “en yeni sikkeler” olarak kabul edilmektedirler. (59) Bunlardan 2 tanesi Norveç’te (60), 1 tanesi de Danimarka’da (61) bulunmuştur. Ortaya çıkan yeni belgeler sonucunda bu Mervanî Kürt sikkelerinin Finlandiya’da da bulunduğu görülmüştür. 1863 yılında yayımlanan bir incelemesinde Finlandiyalı dünyaca ünlü oryantalist ve teolog Gabriel Geitlin (1804 – 71), böyle bir Mervanî sikkesini okuyucuya tanıtmıştır. (62)

     İsveç’te bulunan Mervanî Kürt sikkelerinın yaşı ve künyeleri konusunda dünyayı ilk kez bilgilendiren ve bu alanda birçok çalışma yapmış olan bilim insanı, dünyaca ünlü İsveçli oryantalist Carl Johan Tornberg (1807 – 77), Latince olarak 1847 yılında kaleme aldığı bir çalışmasında, bu sikkelerden 3 tanesini tanıtmaktadır. (63) Daha sonra 12 adet Mervanî sikkesinin künyeleri konusunda ayrıntılı bilgiler sunmakta. (64) 1857 yılında İsveççe hazırladığı başka bir çalışmasında ise bu kez 13 adet Mervanî sikkesini okuyucuya tanıtmakta. (65)

     Bu son çalışmasında, Mervanîler’in etnik kökenleri itibarıyla Kürt olduklarına değinen Carl Johan Tornberg, bunların Diyarbekir bölgesinde hüküm sürdüklerini ve ilk emirlerinden ikisi adına 993 – 94 ve 1008 – 09 yılları arasında bastırılan 13 sikkenin İsveç topraklarında bulunduğuna dikkati çekmektedir. Tornberg bu arada Mervanîler’in hüküm sürdüğü bazı merkezler hakkında da kayda değer açıklamalarda bulunmakta. Bu merkezlerden biri olan Nusaybin (Kürt. Nusêybîn) hakkında Cizre (Kürt. Cezira Botan) bölgesinin en canlı kentlerinden biri olduğunu belirten Tornberg, özellikle burada üretilen kolonyanın ticarî mallar arasında önemli bir yer tuttuğunu söylüyor. Başkent Silvan (Kürt. Miya Farqîn)’da yetişen meyvelerin bolluğuna değinen Tornberg, bu bölge hakkında ilgi çekici bazı açıklamalarda bulunuyor ve “Miya Farqîn’in önemli özelliklerinden biri de buranın ticarî bir merkez olarak tanınması ve bu yıllarda değişik yörelerden gelen tüccar ve kervanların uğrak yerlerinden biri olmasıdır. Miya Farqîn’de pamuklu mallar ve kumaş ticaretinin önemli ölçüde geliştiği görülmüştür” diyor. (66)

     İsveç’te yapılan kazılar sonucunda bulunan Mervanî Kürt sikkeleri, daha sonraları da zaman zaman bazı incelemelerde kısaca tanıtılır. Örneğin 1910 yılında 4 Mervanî sikkesinin bulunduğunu öğreniyoruz. 1967 yılında Gotland Adası’nda bulunan büyük bir definde de Mervanî sikkelerine rastlanılmıştır. Bu konuda ele alınan bir raporda, 999 yılında Miya Farqîn (Silvan)’de basılan ve kenarları dişli olan bir Mervanî sikkesi, ön ve arka yüzlerinin fotoğrafıyla birlikte tanıtılıyor. (67)

     Mervanî sikkeleri son yıllarda tekrar araştırmacıların dikkatini çekmeye başlamıştır. Vikingler döneminde İslam ülkelerinden İsveç’e ve diğer İskandinavya ülkelerine getirilen onbinlerce sikke konusunda açıklamalarda bulunan araştırmacı Marcus Johansson (? – halen hayatta), bu arada 100’e yakın Mervanî Kürt sikkesi hakkında ve Mervanî Kürt Devleti hakkında kısa bilgiler de aktarır. Johansson ayrıca bu araştırmasına İsveç, Baltık ülkeleri ve Rusya’da bulunan Mervanî sikkelerini karşılaştıran bir grafik ve Mervani Devleti’nin yerini gösteren sade bir harita eklemiştir. (68)

     Bu yazılı kaynaklardaki bilgileri doğrulayan ve destekleyen bazı arkeolojik bulguların izine İsveç’te rastlanılmıştır. Kafkasya’daki Deysemî Kürt Devleti’ne ait sikkeler de ortaya çıkartılmıştır. Bu bulguların başında Vikingler döneminde Berde ve Erdebil şehirlerinde basılan bazı Kürt sikkeler gelmektedir. Değişik zamanlarda İsveç’te bulunan bu sikkelerin tarihî önemi ortadadır. 1929 yılında İsveç’te yapılan bir kazı sonucunda Kafkasya’da hüküm süren Deysemî Kürt Devleti Hükümdarı Deysem bin İbrahim el- Kurdî (? – 957)’nin adına Deysemî Kürt Devleti’nin başkenti Berde’de basılan bir sikke bulunmuştur. (69) Bu Kürt emiri adına Erdebil şehrinde basılan diğer bir sikke ise 1915 yılında İsveç’in başka bir yerinde bulunmuştur. İsveç’te bulunmuş olan İslam sikkeleri üzerine hazırlanan kataloglarda Berde ve Erdebil şehirlerinde bulunan bu sikkelerin Kürt sikkeleri olduğu açıklaması da yer almaktadır. Örneğin 1915 yılında bulunan sikke hakkında İsveç kataloglarında şu nota rastlamaktayız: “Kurdish, 341 (952 / 953), Daysam ibn Ibrahim”. (70)

     Diyarbekir bölgesinde hüküm sürmüş Hamdanî Kürt Beyliği’ne ait ve Diyarbekir yöresinde bastırılan bazı sikkeler de daha sonraları İsveç’te bulunmuşlardır. İsveçli antropologlar ve tarihçiler, bu sikkelerin Vikingler tarafından Kürdistan’dan İsveç’e getirildiğini belirtiyorlar. (71)

     İsveç’te bulunan Kürt sikkeleri ve Kürt – İsveç ilişkileri ile ilgili olarak, İsveç’te yaşayan Kürt araştırmacı ve yazar Rohat Alakom (1955 – halen hayatta)’un değerli çalışmaları bulunuyor. Bunların başında, İsveççe olarak kaleme aldığı ve 2000 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’da yayınlanan “Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År” (Bin Yıllık İsveç – Kürt İlişkileri) adlı kitabı geliyor. (72)

     Bizim yaşadığımız 20. ve 21. yy’larda Kürtler’in en çok hicret ettikleri ve vatandaşlığına da en fazla geçtikleri ülke olan İsveç (İsv. Sverige) ile olan ilişkilerinin böyle 1000 yıllık bir geçmişe sahip olması, İsveç Kürtleri arasında bir heyecan ve sevinç yaratmıştır. Kürdistan’daki ve Kafkasya’daki Kürt devletleri tarafından bastırılan sikkelerin bugün başta İsveç olmak üzere bütün İskandinavya ülkelerinde yapılan kazılar sonucunda sürekli günışığına çıkarılması, bu “ortak tarih”i daha da çekici ve renkli kılmaktadır. (73)

     Bu konu İsveç’te öğrenim gören Kürt öğrencilerin ders programlarında da yer almıştır. Örneğin İsveç Millî Eğitim Okullar Genel Müdürlüğü (İsv. Statens Skolverket Sverige) tarafından Kürtçe yayınlanan ve İsveç resmî okullarında çocuklara okutulan “Dergûşa Nasnameyê” (Kimliğin Beşiği) adlı yardımcı ders kitabında, geçmişte yaşanılan Kürt – Viking karşılaşmaları anlatılmaktadır. (74)

     Bütün bunlar elbette Kürt – İsveç ilişkilerinin bugününe ve geleceğine önemli katkılar sağlayacak niteliktedir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Kürtler’in binyıllardır yaşadığı bu topraklara Ermenîler çok daha sonradan geldiler. Bugün Ermenistan olarak kurulan devlet, Sovyetler Birliği döneminde kuruldu. Ermenî toprakları değildi. Tarihte 13 kez Rusya – Osmanlı Savaşı yaşandı. Ruslar ve Osmanlılar arasında yaşanan savaşlarda Osmanlı’dan kaçan Ermenîler, sınırı geçerek Ruslar’ın hâkim olduğu topraklara sığındılar. 1918 yılında Sovyetler eliyle Ermenistan kuruldu. (75)

     Ermeniler’in bölgedeki hakimiyet alanını Kürtler’le kuracakları ittifak sayesinde daraltmak isteyen Azeriler, Kürtler’e yerel yönetim verilmesi fikrini destekledi. Azerbaycan Komünist Partisi Birinci Sekreteri Sergéy Mirónoviç Kírov (1886 – 1934)’un önerisi ve 21 Temmuz 1923 tarihinde bolşevik lider Vladímir İlıíç Uliyanov Lenin (1870 – 1924) başkanlığındaki bir toplantı ile “Kurdistana Sor” (Kızıl Kürdistan) özerk bölgesi oluşturma kararı onaylanmıştır. Kurdistana Sor, “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” doğrultusunda zamanın Sovyet yönetimince Laçin, Kelbecer (Kürt. Kevnbajar), Zengilan, Kubatlı, Cebrail ve Zengezur bölgelerinde kurulan özerk devlettir. Bu bölgeler günümüzde Azerbaycan ve Ermenistan devletleri arasında yer almakta. Bahsedilen özerk bölgenin boyutları Nahcıvan ya da Karabağ kadardır. Merkezi Piricahan köyü olarak belirlenmiştir. Sonradan Laçin merkez yapılmıştır.

     Bu kararda, Dağlık Karabağ’ın özerk yönetim şeklinde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ASSC)’ne verilmesinin ardından olası bir gerilimi önlemek adına, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ESSC) sınırında Kürtler’den oluşan bir “tampon bölge” yaratma ve bunun iki halk arasındaki barışa hizmet edebileceği temennisi de etkili oldu. (76)

     1926 yılında SSCB tarafından yapılan nüfûs sayımına göre bu bölgenin nüfûsu 51 bin kişiydi. Bu nüfûsun % 72’sini Kürtler, % 26’sını Azeriler ve % 0, 7’sini Ermeniler oluşturuyordu. Geçmişi Safeviler’le şekillenmiş ve çoğunluğu Şiî olan Azeriler’in etki alanında bulunan bu bölgede yaşayan Kürtler’in çoğunluğu da Sünnî değil, Şiî’ydi.

     Sovyetler’de “uyezd”ler, altbirim idareleri olan küçük yerel yönetimlere verilen isimdi. Kızıl Kürdistan’ın merkezi, 435 nüfûslu Laçin olarak belirlendi. Yönetimin başına, Azeri bolşevik Hüsnü Hüseynali Hacıyev (1897 – 1931) getirildi. Bu karar ESSC (Ermenistan yönetimi) tarafınca hoş karşılanmamış olsa da Dağlık Karabağ’dan sonra bu bölgedeki Azeri etkisinin azalmış olması Ermeniler için bir noktada olumlu bir gelişmeydi. (77)

     Kızıl Kürdistan Özerk Bölgesi, 8 Nisan 1929 tarihinde İósif Vissariónoviç dse Cuğaşvili Stálin (1878 – 1953), Mustafa Kamâl Atatürk (1881 – 1938) ve İran Şâhı Rıza Pehlevî (1878 – 1944) arasındaki yakın ilişkilerin sonucu olarak lağvedilmiştir. Azerîler’in ihaneti ve Ermenîler’in vahşi saldırıları sonucunda dağıtılan Kızıl Kürdistan, Dağlık Karabağ’ın içinde Azerbaycan’a bağlandı. Daha sonra Stálin yönetimi tarafından Kafkasya’da yaşayan pekçok Kürt sürüldü ve Orta Asya steplerine, özellikle de Kazakistan’a gönderildi. (78)

     Stalin rejimi Azerbaycan’ın milliyetçi çevreleri ile birlikte hareket etmiş ve Türkiye’nin tahriklerinden de etkilenerek Kürt otonomisine son vermiştir. Bu tarihten sonra Kürtler’den boşalan bu bölgeye Ermenî ve Azeri halklar yerleşti ve özellikle SSCB dağıldıktan sonra onlarca yıldır süregelen Dağlık Karabağ’da hakimiyet savaşları yaşandı. (79)

     SSCB’nin dağılmasının hemen akabinde 1990’lı yılların başında yaşanan Ermenî – Azerî çatışmalarının faturası da Kürtler’e çıkmış; halkımız yüzyıllar boyunca Ermenîler tarafından katliâmlara uğramış, yaşadığı topraklarından sürülmüştür.

     Ermenîler’in Kafkasya’da Kürtler’e karşı uyguladığı acımasız katliâmlar, Azerîler’in yaşadıklarından çok daha korkunç ve trajiktir. Fakat Azerîler’in her çığlığını duyan ve duyuran “ırk kardeşi” Türkiye ve “mezhep kardeşi” İran varken, mazlum ve kimsesiz Kürtler’in çığlıklarını ne duyan ne de duyuran olmuştur.

     Ermenîler Mayıs 1991’de Kızıl Kürdistan’ın başkenti Laçin’e hücûm ettiler ve şehri işgal ettiler. Şehri ele geçirenler, şehrin “Laçin” olan Kürtçe adını değiştirip Ermenice “Kaşatag” ismini verdiler ve kadim bir Kürt kenti olan Laçin’i “Eski bir Ermeni şehri” (!) olarak ilan ettiler. Şehir 15.000 Kürt’ten “temizlendi”. (80)

     İzleyen aylarda Kızıl Kürdistan’ın kırsal kesimi sistematik olarak Kürt nüfûstan ve tarihsel anıtlardan arındırıldı. Nisan 1993’te Ermenîler, bölgedeki en büyük Kürt şehri olan Kelbajar (Kevnbajar)’a saldırdılar. Ermenistan’dan gelen yoğun bombardımanla Kelbajar topa tutuldu, ardından Karabağ’dan gelen Ermenî birlikler ve ABD’den gelen Ermenî gönüllüler tarafından ele geçirildi. Yaklaşık 100.000 işgalci Ermenî nüfûsun akbabalar gibi doluştuğu Kelbajar’ın yerli Kürt ahalisi, ölümden kurtulmak için 10.000 feet yükseklikteki Murov Dağı’na kaçmak zorunda kaldı. ABD gazetesi “New York Times”ın bir muhabiri, Kelbajar’daki gaddarlıklara tanık olan birkaç Batılı’dan biriydi ve Kürtler’in yaşadığı dramı tüm çıplaklığıyla gazetede yayınlamıştı. (81)

     Uluslararası Kızıl Haç, kaçan 15.000 sivil Kürd’ün kar altında hayatını yitirdiğini hesapladı. Ermeniler mültecileri bombaladılar, kurtarma ve boşaltma araçlarına saldırdılar, sıradan sivilleri pusuya düşürüp öldürdüler. (82)

     Sonraki aylarda, Kızıl Kürdistan’a yönelik Ermenî yıkımı ve katliâmı, doğal çevreyi de kapsayacak şekilde genişledi. Örneğin, Kelbajar’ın etrafındaki bozulmamış ormanlar toptan kesime açıldı ve yakacak odun olarak Ermenîler’e satıldı. (83)

     1993 sonbaharına gelindiğinde Kızıl Kürdistan yerle bir edilmiş, Batılı ve Ermenî haberlerde etnik adlarıyla söz edilmeyen 15.000 Kürt’ten etnik olarak temizlenmişti.

     İşin hem acıklı ama hem de acınası yönü ise, Sovyet Rusya ve Ermenîler 100 yılı aşkın süredir Kafkasya’da Kürtler’e bu acıları yaşatırken, Sovyet Rusya ve Ermenîler mazlum Kürt halkına bu katliâmları yaparken, Türkiye’deki kendilerini – sözümona – “Kürt eliti, Kürt siyasetçisi, Kürt entelijansiyası” olarak gören seküler Kürt çevrelerin Ermenîler’i “kardaş”, Ruslar’ı ise “yoldaş” olarak görmesi.

     İşte tarihini bilmeyen, tarihinden kopartılmış, sürekli kendisine başka ulusların ideolojileri aşılanan ve bu şekilde zehirlenen köle rûhlu bir “entelijansiya” (!) sınıfının ortaya serdiği kişiliksiz, saygıyı bırakın ancak acınacak davranış biçimi…

     Sonuç mu?

     Sonuç; işte bugün “Kürtsüzleştirilmiş” bir Kürdistan olarak Kafkasya ve o Kafkasya’da, o öz be öz bizim toprağımız, bizim vatanımız olan topraklara, oraya çok sonradan ve kuzeyden gelmiş, o topraklara da bizi katlederek ve sürgün ederek yerleşmiş olan başka kavimlerin, Ermenîler’in ve Azerîler’in hakimiyet kavgası…

     İranlı sosyolog ve düşünür Dr. Ali Şeriatî (1933 – 77)’nin o muhteşem hatta muhteşemötesi ifadesiyle, “başkalarının üzerinde kavga ettiği bizim yorganımız.”

     Sonuç mu?

     Sonuç; bir zamanlar Hristiyan bir Kürt devleti olan Mihrani Kürt Devleti’nin ve Müslüman Kürt devletleri olan Deysemî Kürt Devleti’nin, Hamdanî Kürt Devleti’nin ve Şeddadî Kürt Devleti’nin hüküm sürdüğü topraklarda, şimdi evinde dahi can güvenliği olmayan ve her an yeni bir katliâm korkusuyla yaşayan küçük bir Kürt azınlık…

     Sonuç mu dediniz?

     1993 yılının ilkbaharında Kürt kasabası Zangelan’dan kaçan bir Kürt çoban, kendisine “Neler oluyor?” diye soran “New York Times” muhabirine şunları söylerken, o Kürt çoban sadece kendi başına gelenleri değil, Kafkasya Kürdistanı’nın başına gelenleri de tek cümleyle özetlemişti aslında:

     “Uzun zaman önce çok şeyimiz vardı, kısa zaman önce az şeyimiz vardı, şimdi ise hiçbir şeyimiz yok.” (84)

sediyani@gmail.com

     DİPNOTLAR:

(1): Hejarê Şamil, Diaspora Kürtleri: Sovyet Kürtleri Hakkında Tarihî ve Güncel İnceleme, s. 23, “Kafkasya Kürtleri” bölümü, Peri Yayınları, İstanbul 2005

(2): age, s. 27

(3): Diplomat Gazetesi, Kürd Xalqının Tarixindən Səhifələr, 1 – 15 Mayıs 2006, Sayı 7 (32), s. 5, Bakü 2006

(4): Hejarê Şamil, Diaspora Kürtleri: Sovyet Kürtleri Hakkında Tarihî ve Güncel İnceleme, s. 25 – 26, “Kafkasya Kürtleri” bölümü, Peri Yayınları, İstanbul 2005

(5): age, s. 26

(6): James Stuart Olson, An Ethnohistorical Dictionary of the Russian and Soviet Empires, Greenwood Press, Westport Conn 1994

(7): Hejarê Şamil, Diaspora Kürtleri: Sovyet Kürtleri Hakkında Tarihî ve Güncel İnceleme, s. 26, “Kafkasya Kürtleri” bölümü, Peri Yayınları, İstanbul 2005

(8): Else Roesdahl, The Vikings, s. 9 – 22, Penguin Books, Londra 1998

(9): Tim Folger, Why Did Greenland’s Vikings Vanish?, Smithsonian Magazine, Mart 2017

(10): Peer Sveaas Andersen – Holger Arbmann, Kulturhistorisk Leksikon for Nordisk Middelalder, cilt 12, “Normanner”, Kopenhag 1967

(11): Fjodor Andrushchuk, The Vikings in the East, s. 553, Routledge Books, Londra 2008

(12): Colleen E. Batey – James Graham Campbell, Cultural Atlas of the Viking World, s. 198, Facts on File, New York 1994

(13): Viking Dünyası, James E. Montgomery, “Arapça Kaynaklarda Vikingler”, s. 694, Alfa Yayıncılık, İstanbul 2015 / Ali Dadan, Tarihte İslam Dünyasını Hedef Alan Viking Saldırıları, İSTEM (İslam San’ât, Tarih, Edebiyat ve Mûsikîsi) Dergisi, yıl 13, sayı 25, s. 112 – 113, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Yayınları, Konya 2015

(14): Saga Book of the Viking History, cilt 6, bölüm 41, Jon Stefansson, “The Vikings in Spain”, Viking Club, Londra 1909 / Gwyn Jones, A History of the Vikings, s. 216, Oxford University Press, Oxford 2001 / John M. Riddle, A History of the Middle Ages (300 – 1500), s. 220 – 221, Rowman & Littlefield Publishers, Lanham 2008 / Ann Christys, Vikings in the South – Voyages to Iberia and the Mediterranean, s. 56, Bloomsbury Publishing, Londra & Yeni Delhi & New York & Sydney 2015 / Elizabeth Caldwell Hirschman – Donald N. Yates, The Early Jews and Muslims of England of Wales, s. 44, McFarland & Company Publishers, Jefferson 2014

(15): Peter S. Sawyer, The Oxford Illustrated History of The Vikings, Thomas S. Noonan, “Scandinavians in Eastern Europe”, s. 135, Oxford University Press, Oxford 1997

(16): Eren Sarı, Vikingler, s. 39, Nokta E – Book Yayınları, Antalya 2016

(17): İbn-i Xordadbî, Kitab’el- Mesalik we’l- Memalik, s. 221, 1972 / Marienne Vedeler, Silk for the Vikings, s. 90 – 91, Oxbow Books, Oxford 2014 / Gary Dean Peterson, Vikings and Goths: A History of Ancient and Medieval Sweden, s. 203, McFarland & Company Publishers, Jefferson 2016

(18) : Colleen E. Batey – James Graham Campbell, Cultural Atlas of the Viking World, s. 184, Facts on File, New York 1994

(19) : age, s. 194

(20) : age, s. 198

(21) : Stefan Lovgren, Vikings’ Barbaric Bad Rap Beginning to Fade, National Geographic News, 17 Şubat 2004

(22): Hugh Kennedy, The Prophet and the Age of the Caliphates: The Islamic Near East from the 6th to the 11th Century, s. 256, Longman Publishing, Harlow 2004

(23): The Cambridge History of Iran, cilt 4, s. 198 – 249, Cambridge University Press, Cambridge & Madrid & Melbourne & New York 1975 / Henry Frederick Amedroz, The Eclipse of the Abbasid Caliphate, cilt 4, s. 449 – 450, Forgotten Books, Londra 2013 / Vladimir Fëdoroviç Minorsky, A History of Sharvan and Darband in the 10th – 11th Centuries, W. Heffer & Sons Ltd. Publishing, Cambridge 1958 / Arşak Poladyan, 7. – 10. Yy’da Arap Kaynaklarına Göre Kürtler, Erivan 1987 / Hejarê Şamil, Diaspora Kürtleri: Sovyet Kürtleri Hakkında Tarihî ve Güncel İnceleme, “Kafkasya Kürtleri” bölümü, Peri Yayınları, İstanbul 2005

(24): Clifford Edmund Bosworth, Encyclopaedia Iranica, “Barda’a” maddesi

(25) : First Encyclopedia of Islam, cilt 4, s. 1135, E. J. Brill Publishing, Köln & Leiden & New York 1993 / The Cambridge History of Iran, cilt 4, s. 226 ve 233, Cambridge University Press, Cambridge & Madrid & Melbourne & New York 1975 / Vladimir Fëdoroviç Minorsky, Studies in Caucasian History, s. 32 – 33, Cambridge University Press, Londra & Melbourne & New York 1953 / Av Ashti Jangi, Mynt Från Två Kurdiska Dynastier Under Abbasidernas Tid, Svensk Numismatik Tidskrift, sayı 6, Ekim 2006 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017 / Nora K. Chadwick, The Beginnings of Russian History, s. 142, Cambridge University Press, Cambridge & Madrid & Delhi & Singapur & Kap & São Paulo & Mexico City & Melbourne & New York 1946

(26) : Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017 / Şamîlê Selîm Esker, Kurdên Azerbeycanê, Çira Dergisi, sayı 9, 1997

(27) : First Encyclopedia of Islam, cilt 4, s. 1135, E. J. Brill Publishing, Köln & Leiden & New York 1993 / Vladimir Fëdoroviç Minorsky, Studies in Caucasian History, s. 32 – 33, Cambridge University Press, Londra & Melbourne & New York 1953 / Vladimir Fëdoroviç Minorsky – Thomas Bois – David Neil Mac Kenzie, Kürtler ve Kürdistan, s. 52, Doz Yayınları, İstanbul 2004 / Av Ashti Jangi, Mynt Från Två Kurdiska Dynastier Under Abbasidernas Tid, Svensk Numismatik Tidskrift, sayı 6, Ekim 2006

(28) : Ali Dadan, Tarihte İslam Dünyasını Hedef Alan Viking Saldırıları, İSTEM (İslam San’ât, Tarih, Edebiyat ve Mûsikîsi) Dergisi, yıl 13, sayı 25, s. 113, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Yayınları, Konya 2015 / Selim Karagöz, Vikingler ve Viking İstilâ Çağı (793 – 1066), s. 92, Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Aksaray 2014

(29) : The Encyclopedia of Islam, cilt 9, s. 169, “Shaddadis” maddesi, Brill Publishing, New York 1997 / Andrew C. S. Peacock, Iran and the Caucasus, cilt 9, s. 209, “Nomadic Society and the Seljūq Campaigns in Caucasia” bölümü, Brill Publishing, New York 2005 / Lokman I. Meho – Kelly L. Maglaughlin, Kurdish Culture and Society: An Annotated Bibliographie, s. 306, Greenwood Press Publishing, Londra 2001 / Hugh Kennedy, The Prophet and the Age of the Caliphates, s. 215, Routledge Publishing, Londra & New York 2016 / Nevzat Keleş, Şeddadiler (951 – 1199): Ortaçağ’da Bir Kürt Hanedanı, kitabın tümü, Bilge Kültür Sanat Yayınevi, İstanbul 2006 / Ali Güler, Selahaddin – Hakikat ve Efsane Arasında Selahaddin Eyyubî, s. 13 – 14, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2017

(30) : Encyclopædia Iranica, “Shaddadis” maddesi, 2011 / Aram Nahapeti Ter – Ghevondyan, The Arab Emirates in Bagratid Armenia, s. 98, Calouste Gulbenkian Foundation, Lizbon 1976 / Vladimir Fëdoroviç Minorsky, Studies in Caucasian History, Cambridge University Press, Londra & Melbourne & New York 1953/ Ali Güler, Selahaddin – Hakikat ve Efsane Arasında Selahaddin Eyyubî, s. 13, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2017

(31) : İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 11, s. 277, İstanbul 1987 / İbrahim Sediyani, Kürt Sorununu Doğuran Süreç ve Tarihsel Sebepler, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) “2. Kürt Forumu” konuşması, İznik – Bursa, 17 Kasım 2012, MAZLUMDER Yayınları, s. 45, Ankara 2013 / Ali Güler, Selahaddin – Hakikat ve Efsane Arasında Selahaddin Eyyubî, s. 14, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2017

(32) : İbn-i Misgevêy, Tecarub’el- Umam, cilt 2 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017 / William E. Watson, Ibn al- Athīr’s Accounts of the Rūs: A Commentary and Translation, bölüm 35, Canadian & American Slavic Studies, 2001

(33): Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017 / Ture Algot Johnsson Arne, Fornvännen, cilt 27, “Rus’ erövring av Berda’a  år 943”, “Ibn Miskaweichs berättelse om ett Vikingatåg”, Stockholm 1932 / Ture Algot Johnsson Arne, Svenskar i Kaukasus för 1000 År Sedan, Dagens Nyheter, Sayı 28, Haziran 1931

(34) : İbn-i Fadlan Seyahatnamesi, s. 75 ve 159, İstanbul 2010 / James E. Montgomery, Ibn Fadlan and the Rusiyyah, Journal of Arabic and Islamic Studies, bölüm 3, 2000

(35): Marianne Vedeler, Silk for the Vikings, s. 34, Oxbow Books, Oxford 2014

(36): El- Mesudî, Muruc’uz- Zeheb we Meâdîn’ul- Cewher, Beyrut 2008 / ayrıca bkz. Ann Christys, The Vikings in the South Through Arab Eyes, s. 14

(37): El- Mesudî, Muruc’uz- Zeheb we Meâdîn’ul- Cewher, cilt 1, s. 141, Beyrut 2008

(38): Njord Kane, Muslim Vikings? Nortmen in the Islamic World, Spangenhelm – An Adventure in History, 28 Ağustos 2016, http://spangenhelm.com/islamic-muslim-vikings/

(39): İbn-i Xordadbî, Kitab’el- Mesalik we’l- Memalik, 1972 / ayrıca bkz. Michael Jan De Goeje, Ibn Khurdadhbih: Kitāb al- Masālik wa’l- Mamālik, Brill Publishing, Leiden 1889 / William E. Watson, Ibn al- Athīr’s Accounts of the Rūs: A Commentary and Translation, Canadian & American Slavic Studies, 2001

(40): İbn-i Xordadbî, Kitab’el- Mesalik we’l- Memalik, 1972 / ayrıca bkz. Michael Jan De Goeje, Ibn Khurdadhbih: Kitāb al- Masālik wa’l- Mamālik, Brill Publishing, Leiden 1889 / William E. Watson, Ibn al- Athīr’s Accounts of the Rūs: A Commentary and Translation, Canadian & American Slavic Studies, 2001

(41): El- Mesudî, Muruc’uz- Zeheb we Meâdîn’ul- Cewher, cilt 1, s. 141, Beyrut 2008

(42): Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000 / Tim Severin, Viking – Sworn Brother, s. 320 – 323, Pan Books, Londra 2005 / Karl Erik Daniel Lagerlöf, I Dagens Lågor Botkyrka, Sverige, Världen, s. 21, Carlsson Förlag, Stockholm 2003

(43): Lena Peterson, Nordiskt Runnamnslexikon, Institutet för Språk och Folkminnen, Uppsala 2007 / Old Norse – Icelandic Literature: A Critical Guide, Judith Jesch, “Geographie and Travels”, s. 125, University of Toronto Press, Toronto 2005 / Carl L. Thunberg, Särkland och dess Källmaterial, s. 9 – 22, Göteborgs Universitet Institutionen för Historiska Studier, Göteborg 2011 / Ture Algot Johnsson Arne, Fornvännen, cilt 6, “Sveriges Förbindelser Med Östern Under Vikingatiden”, s. 1 – 66, Stockholm 1911; cilt 37, “Grävningarna i Khazarfästningen Sarkel”, s. 299 – 302, Stockholm 1942; cilt 42, “‘Austr i Karusm’ och Särkslandnamnet”, s. 290 – 305, Stockholm 1947 / Göran Burenhult, Arkeologi i Norden, cilt 2, Natur & Kultur Förlag, Stockholm 1999 / Hallvard Magerøy, I Store Norske Leksikon, “Serkland”, 9 Ağustos 2016 / Rudolf Simek, Altnordische Kosmographie, Studien und Quellen zu Weltbild und Weltbeschreibung in Norwegen und Island vom 12. bis zum 14. Jahrhundert, s. 156 – 158, 172 – 173, 190, 196 – 198, 202, 205, 208 – 209, 323, 427, 433 – 434, 441 – 444, 454 – 455, 460 ve 477, Walter de Gruyter Verlag, Berlin 1990 / Judith Jelsch, Ships and Men in the Late Viking Age, s. 62, 88, 92, 102 – 107 ve 247, The Boydell Press, Woodbridge 2001 / Michael P. Barnes, Runes a Handbook, s. 77, The Boydell Press, Woodbridge 2012 / Cordelia Heß – Jonathan Adams, Fear and Loathing in the North, Jews and Muslims in Medieval Scandinavia and the Baltic Region, s. 8 – 10, Walter de Gruyter Verlag, Berlin 2015 / Gerhard Schøning, Norges Riiges Historie, s. 508 – 509, Kopenhag 1771 / bonus: Artur Lundkvist, Slavar för Särkland, roman, kitabın tümü, Albert Bonniers Förlag, Stockholm 1978

(44): age / age / age / age / age / age / age / age / age / age

(45): age / age / age / age / age / age / age / age / age / age

(46): Tim Severin, Viking – Sworn Brother, s. 320 – 323, Pan Books, Londra 2005

(47): Vikingler tarafından İskandinavya’ya getirtilen ve “Särkland köleleri” olarak adlandırılan bu Müslüman kölelerin dramını ve trajedilerini anlatan bazı romanlar şunlardır: Artur Lundkvist, Slavar för Särkland, roman, Albert Bonniers Förlag, Stockholm 1978 / Robert Low, Die Eingeschworenen, roman, 4 cilt, Wilhelm Heyne Verlag, Münih 2012 / Ulf Schiewe, Herrscher des Nordens, roman, 2 cilt, Droemer Knaur Verlag, Münih 2017 / Martha Sophie Marcus, Herrin des Nordens, roman, Goldmann Verlag, Münih 2016 / Robert Lyndon, Schwert und Feuer, roman, Wunderlich Verlag, Tübingen 2014

(48): Ture Algot Johnsson Arne, Fornvännen, cilt 27, Stockholm 1932

(49): Karl Erik Daniel Lagerlöf, I Dagens Lågor Botkyrka, Sverige, Världen, s. 21, Carlsson Förlag, Stockholm 2003 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017

(50): İsveç’teki şu numaralı runik taşlar üzerinde “Särkland” ifadesi yer almaktadır: Ingvarsstenarna Sö 139, Sö 279, Sö 281 ve Tillinge Runsten U 439, U 785

(51): Þórgils Fiskimaðr, Nordmand, 11 årh., AI 400 – 1, BI 369 / Þórarinn Stuttfeldr, Islandsk Skjald, 12. årh., AI 489 – 92, BI 461 – 4

(52): Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017

(53): age / agm

(54): age / agm

(55): Herman Lindqvist, Historien om Sverige, “Från Islossning till Kungarike”, s. 164, Norstedts Förlag, Stockholm 1993

(56): Viking mezarlarında “Allah” ve “Ali” yazıları çıktı, Sediyani Haber, 6 Ekim 2017 http://www.sediyani.com/?p=18807

(57): agh

(58): Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017

(59): Kulturhistoriskt Lexikon för Nordisk Medeltid, Ulla S. Linder – Welin, “Arabiska Mynt”, s. 188, Allhems Förlag, Malmö 1956 / Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(60): Kolbjørn Skaare, Coins and Coinage in Viking-Age Norway, s. 150, Universitetsforlaget, Oslo 1976 / Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(61): Johannes Elith Østrup, Catalogue des Monnnies Arabes et Turques, s. 113, no 277, Kopenhag 1938 / Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(62): Gabriel Geitlin, Om K. Alexanders Universitetets Muhammedanska Mynt, Acta Societatis Scientlarum Fennicæ, Tomus VII, s. 231, 1863 / Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(63): Carl Johan Tornberg, Symbolae ad rem Numariam Muhammedanorum ex Museo Regio Holmiensi, “Nova Acta Regiae Societatis Scientiarum Upsaliensis”, cilt 13, s. 140 – 142, “Merwanidici” maddesi, 1846 / Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(64): Carl Johan Tornberg, Numi Cufici, “Regii Nomophylacii Holmiensis Ques Emnes in Tera Sueciae Repertos Digessit et Interpretatus est. Uppsaliae, s. 269 – 274, “Numi Merwanidarum” maddesi, 1848 / Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(65): Carl Johan Tornberg, Om de i Svensk Jord Funna Österländska Mynt, s. 17, 1857 / Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(66): Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017

(67): age / agm

(68): Marcus Johansson, Islamiska Mynt, Uppsats i Påbyggnadskurs i Arkeologi vid Stockholms Universitet, Numismatiska Forskningsgruppen, Stockholm 1997, sözkonusu araştırmaya webden bakmak için: http://www.archaeology.su.se/polopoly_fs/1.55057.1321542315!/menu/standard/file/Johansson_Islamiska%20mynt.pdf

(69): Corpus Nummorum Saeculorum IX – XI qui in Suecia Reperti Sunt – Catalogue of Coins from the 9th – 11th Centuries Found in Sweden, I. Gotland, 4. Fardhem – Fröjel, s. 205, 1982 / Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017

(70): agk, 2. Bäl – Buttle, s. 59 ve 62, 1977 / age / agm

(71): Ulla S. Linder – Welin, Sayf ad-Dawlah’s Reign in Syria and Diarbekr, “In the Light of the Numismatic Evidence”, Antikvariska Serien 9, s. 17 – 104, Kungliga Vitterhets Historia & Antikvitets Akademiens Handlingar, Stockholm, 1961

(72): Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(73): Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017

(74): Dergûşa Nasnameyê, s. 156 – 157, İsveç Millî Eğitim Okullar Genel Müdürlüğü’nün okullarda çocuklara okuttuğu yardımcı ders kitabı, Statens Skolverket Sverige, 2002

(75): Kürt Uzman İşxan Anqosî: “Karabağ Kadim Kürt Topraklarıdır, Ancak Bu Savaşa Müdahil Olamayız”, Serpil Güneş, Basnews, 30 Eylül 2020

(76): İbrahim Altun, Halkından Koparılan Vatan: Dağlık Karabağ ve Kızıl Kürtler, Sediyani Haber, 28 Eylül 2020

(77): agm

(78):  Kurdistana Sor “Kızıl Kürdistan”: Kürdistan’ın Koparılan 5. Parçası! (1923 – 1929), Kovara Destar, 16 Mart 2013

(79): İbrahim Altun, Halkından Koparılan Vatan: Dağlık Karabağ ve Kızıl Kürtler, Sediyani Haber, 28 Eylül 2020

(80): Helsinki Watch Report, 1994 / The Economist, 1 Eylül 1993

(81): New York Times, 4 Temmuz 1993

(82): New York Times, 4 Temmuz 1993 / ayrıca bkz. Kurdish Life, sayı 9, 1994; sayı 13, 1995 ve sayı 18, 1996

(83): Armenian Reporter, 8 Temmuz 1993

(84): New York Times, 9 Nisan 1993

     1 EKİM 2020

     SEDİYANİ HABER

 

1692 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

8 Cevap Kafkasya Ne Azerî’dir Ne Ermenî; Kafkasya Kürt’tür ve Kürt Topraklarıdır

  1. Gürgün Karaman dedi ki:

    Kürtler… Hiçbir şey demiyorum… Sadece susuyorum Hz. İbrahim gibi… İbrahim’in sessizliği sağır edicidir diyordu bir yerde, unuttum şimdi… Sağır eder mi, onu da bilmiyorum… Ne diyeceğimi bilmiyorum… Hele hele İ. Sediyani’ye kayıtsız kalan Kürtler …. Buna söyleyecek bir sözüm var: Allah belanızı … Yutkunuyorum, sadece susuyorum… Çok ama çok ağlamak istiyorum… ✌

  2. İbrahim ALTUN dedi ki:

    Bu denli derinlikli bu denli geniş persfektifli bir makaleyi okuduktan sonra hangi akıl hangi vicdan aksini iddia edebilir ki?
    Ruhum titreyerek içim cız ederek okudum.
    Herbir satırının kendine Kürdüm diyen herkese ders olarak okutulmalı “sen buydun bak şimdi ne haldesin?” Denilmesi lazım. Evet o kürt çoban, içinde bulunduğumuz gerçeği tüm çıplaklığıyla özetlemiş. ” Uzun zaman önce çok şeyimiz vardı, kısa zaman önce az şeyimiz vardı, şimdi ise hiçbir şeyimiz yok”
    İyi ki varsın ustadim. Sizin gibi gerçek aydınlar halen var diyerek teselli buluyoruz. Rabbim razı olsun

  3. Ferhat dedi ki:

    Allah senden razı olsun Îbrahîm hocam.
    Çok çok değerli ve ufuk açıcı bilgiler içeriyor.
    İyi ki varsınız!

  4. İshak Gündüz dedi ki:

    Çok kaliteli ve akıcı bir yazı ele alınmış. Özellikle Viking ve Kürt ilişkilerinin el alınış tarzını çok beğendim. Her yeni paragrafta Dr. Widad Akreyi’nin “Viking – Kürt Aşkı” çalışmasına değinilmesini bekledim. Viking ve Kürt ilişkileri daha çok irdelenmeli. Eline sağlık.

  5. Mahsun Dağ dedi ki:

    Çok değerli bir makale.

  6. Osman Atak dedi ki:

    “Bi fikr ji Ereban heta Gurcan,
    Kirmancîyê buye şibhê bircan.”

    demiş atamız Xanî.

  7. Mehmet Ali Can dedi ki:

    Allah razı olsun. Bilime inananlar, İbrahim Sediyani 84 dipnotlu bir makale ile Antik Çağ’dan beri Kafkasya’yı gözler önüne sermiş. Biraz bilime saygısı olan bilim İnsanları, aydınlar ve diğer entelektüeller bu konuda duyarsız kalmamalılar. Canı gönülden tebrik ediyorum. Zalimler için yaşasın Cehennem.

  8. alişer dedi ki:

    Ahmed ibn-i Fadlan bin Abbas bin Raşid bin Hamid
    denilen kişi 13. savaşcı filminin konusu oluşturur tavsiye ederim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir