Korkutma Bülbülü

 

isediyani

Edebiyatçı – yazar Ahmet Bozkaplan, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

Korkutma Bülbülü

Ahmet Bozkaplan

     Ve Tanrı, rüzgârın uğultusunda usulca kulağına fısıldadı. Önce göğe, sonra dingin toprağa baktı. Sonsuz boşluğa kucak açar gibi oldu. Toz toprak içinde çöl çatlağını harekete geçirtecek güçlükte bir ses işitti:

     – Vur hançerini, yeniden boyat gökkuşağın rengini, kazıtma buğday sarısı saçlarını, incecik bileklerini. İsyan etmeyi, kibri bırak, kaçmak da Tanrı vergisidir. Tanrı ayıplamaz, hor görmez seni. Sen ki deryaların en dibe göç ettiği bir Cehennem çölünde yeni sulanmış bahçe toprağısın. Tütün renginde parlayan, ufalanmış kum taneciklerine bak.

     Etrafına çakılmış sivri uçlu kazık çitler, sarılmış dört bir yanın, kalmışsın puşt halayında bir başına, ne oynar durursun? Seni izler dururlar tekçi kafalı gerici çiftçiler, yeşil renge boyanmış esmer yüzlü çöl hırsızları. Bağrın toz toprak, umudun, yüzün pembe gül bahçesi. Ayaklarında çatlaklar, kalbinde derin yaralar.

     Yel hızında koşamıyor olsan da Tanrı istese sisli pusuda izler, kucaklar seni. Asıl umutlar tıpkı zaferler gibi hep sonlarda gizlidir.

     Gözlerinden, göğsünden akan Dicle’ye, Fırat’a bak, bir de sana layık görülen dölsüz toprağa.

     Kurusun gül açmasın bahçeler, kapanmasın hâyâlar, Tanrı diyarından ayıklansın tüm tekçi kafalı kahpeler. Durma çiğne, savur altındaki kızgın toz zerreciklerini. Bedenini göğüsleyen yumuşak toprağa, kulağa hoş gelen tatlı sözlere aldanma.

     Sakın hırpalayayım, pes edeyim deme. Bırak ruhanî melekler üşüşsün o ele avuca sığmaz bebeğinin başına. İzin ver ki mavi göklerden inen beyaz kanatlılar, ele avuca sığmaz bebeğini alıp götürsün düşmanın uzağına. Çöl toprağından sıkılmış buluta hasret, Helgurt Dağı’na…

     Tanrı iyi bilir göklerde dinginlik, yerde kanlı ferman, Laleş’in çocukları kaçış yolunda, hepsi yorgun ve perişan. Şeref yoksunu düşmandan size kalmış kan, koçbaşı olmuşsunuz birer kınalı kurban.

     Yere düşen kar tanesi gibi usulca çaresizce düşüyorlar bağrı yanık analar, süt dişini çıkarmamış çocuklar. Düşüyorlar birer birer çorak toprağa, taş yığınların arasına.

     Darılma bahtına, Tanrı yazmış her bir zerrecik tanesini. Sen yeter ki semâya duran ellerini, kutsal Güneş’e ters çevirme. Günebakan ol, sarı saflığından kıblen olan Güneş’i karartma, sen atadan beri Güneş’in torunu…

     İnsan bazen kendine bakarak görmez Tanrı’yı. Hep mağrur, bedbaht görür kendini. Aynaya yakıştırmaz alnındaki kırık dal çiçeklerini.

     Deli yüreğe, Tavus kuşuna sahip olsanız da siz tarihte hep keklik kafalı olmuşsunuz. Bir Tanrı gibi fazlasıyla barışçı ve kardeşçesine felsefe yapmış durmuşsunuz. Her ağacın gölgesinde bülbül olup ötmüşsünüz. Bahçeniz de yabancı kuşlar, üstünüze dar gelen beyaz kaftan, bunlar da kimin nesi demeden paklayıp giymişsiniz. Şarkı diye dilinizde dolanan sözler, aslında her biri başınızı kesmeye yeminli oklar, kurşunlar.

     Sevgi, kardeşlik, zenginlik diye uyduruk hikâyelerle sizleri pekmez şarabı tadında deliksiz uykuya boyamışlar. Binlerce yıldır sarhoş kalmış, hiç ayılmadan toprağa basıp kalmışsınız yarınsız dünlere.

     Artık dünde kalmasın al, ak çiçekli yarınlarınız. Pes etme, bakma ardına, işitme köpek dişli insan salyalı canavarların bağırışlarını. Sen daima Güneş’e selam dur, o kıblen olur alır saklar seni. Alır, kondurur seni sevgi suyuna, çimlenmiş tohuma, kardeş sofrasına. Durma pîrler dergâhından geri, süt kokan çocuğundan erken düşme toprağa. Bırak tel tel örgülü saçını yolsunlar, saçların tekrar yeşerir, gür alıç ağacı oluverir.

     Her yeri kutsal tapınaklar yığını, kişnemeyen hasta at nalı olmuş Mezopotamya toprağında nefes alıyorsan, unutma Tanrı en çok savunma sanatında gizlidir. Yüceliğin, onurun, inancın, hikâyen en çok savunma sanatında gizlidir.

     Aştın yolun koyu karanlığını, tılsımlı celladın bakışını. Hey de öfkelen, sağanak gibi ol şu uçsuz bucaksız çöle… Bırakma, ele avuca sığmaz bebeğinle düşe kalka yollara savrulayım deme. Pembe yanaklı, ak ipeğe sarılmış bebeğin Ezida’nın gözlerini kapat ki it başlı celladın hançerini görmesin. Gül bahçesi göğsün olmuş Cennet toprağı, Güneş’e terlemiş alnını rüzgârda üşütme. Binbir toprak katmanıyla gömseler de seni, Güneş Tanrısı en tepe noktada izler durur seni. Yollarda parçalanmış, uzuvları savrulmuş canlar…

     Susuzluktan, açlıktan kadınların memesine hücum edenler korkutmasın seni. Toprağa düşen kana, kardeş kavgasında boğulana, süt kokan bebeğine vatansız kalmış tüm kuşlara vasiyetin olsun. Ezida’nın kulağına fısıldayan meleklere zorluk çıkarma, göğün en dingin yolculuğuna uğurla onu. İşte göklerde ipsiz uçurtma olmayı, çıplak gür Güneş olmayı, belki o zaman söndürürsün yerde yeşeren çığlıkları. Çıkar hançerini, şerbet kokulu  kanını akıt, dindir rûhunu düşmana inat. Tütün sarısı çöl toprağına eğil, sımsıcak tutar seni. Mezar taşına, ölü yazmasınlar, binbir renge boyasınlar.

     Şafak vaktinde çöl uykudayken rengini giyerek yükseliyor Güneş. Yollardaki toz zerrecikler aynı katliâm kumaşını giymişçesine uyanıyor. At, it sürüsü, kirve ihaneti, kahpe meydan, kalleşçe hipnoze edilmiş marşlar, deve sırtında uyduruk ruhanî sözler.

     Dik dur, kaldır ellerini semâya, belki Tanrı sana armağan eder, kulağına fısıldar bir zafer türküsünü.

     Ezida’nın dişleri olmuş süt beyazı taze mısır taneleri, saçları da mısırın püskülleri. Gözlerinin içine sürülmüş ölümlü toprak, alıç sarısı kesilmiş bedeni, belki de tutuşmak ister Tanrı sevdasına.

ahmetbozkaplan1948@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     6 EYLÜL 2020

 

225 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Korkutma Bülbülü

  1. Ferhat Çelebi dedi ki:

    “Dik dur, kaldır ellerini semâya, belki Tanrı sana armağan eder, kulağına fısıldar bir zafer türküsünü”

    Bu bölüm yazının bütün silüetini bozmuş.
    Harika bir yazıyı resmen katletmiş.

    Çünkü Türk’ü, Türk’ün demek. Türk malı demek.

    Faşist zihniyetin “şarkı'(Kürdü) kavramını kendine mal etmek için uydurduğu bir tabirdir.
    Dünya müzik literatüründe herhangi bir yeri olmadığı gibi,
    Hangi niyetle kullanılırsa kullanılsın, yapılan gasp ve ve asimilasyona yardımcı olur.
    Saygılarımla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir