Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 39

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

    Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te, sevgili kardeşim Yaşar Gülen ile birlikte “unutulmaz, unutulması teklif dahi edilemez” gezimizin bugünkü etabını da tamamladık.

     Palermo semtinde bulunan ve kısaca Kral Fahd Camii olarak anılan Kral Fahd İslam Kültür Merkezi (İsp. Centro Cultural Islámico Rey Fahd; Ar. مركز الملك فهد الثقافي الإسلامي [Merkez’ul- Melik Fahd el- Seqafî’l- İslamîyye])’ni de ziyaret ettikten sonra, artık bugünlük gezmelerimizi ve ziyaretlerimizi de bitirmiştik.

     Bugün gezmelerimizi biraz daha erken bitirip otele dönmemiz lazım. Çünkü yarın sabah erkenden kalkıp yeni bir ülkeye, Uruguay’a gideceğimiz için, gece dinlenmemiz gerek.

     Bulunduğumuz Palermo semtinden, Centro (Şehir Merkezi) semtinde bulunan Amérian Buenos Aires Park Hotel adlı otelimize gitmek için taksi tutuyoruz.

     Taksiyle Palermo’dan Centro’ya giderken, oldukça güleryüzlü ve sohbetsever bir insan olan ve bizden 9 – 10 yaş kadar büyük olan taksi şoförüyle sohbet etmeye çalışıyoruz, keyifli bir vakit geçirmek için:

     – ¿Cuál equipo apoyas? (Hangi takımı tutuyorsun?), diye soruyoruz, Boca Juniors? River Plate?

     Gülüyor taksi şoförü:

     – No ambos (İkisi de değil), diyor, Independente, Independente!

     – Yo Boca Juniors (Ben Boca Juniors), diyor Yaşar, pero mi amigo River Plate (ama arkadaşım River Plate).

     Taksi şoförü kahkaha atıyor. Biz de eşlik ediyoruz bu kahkahalara.

     Sonra şoförümüze, Türkiye’de top oynamış bazı Arjantinli futbolcuların isimlerini sıralıyoruz: Matías Delgado, Ariel Ortega, Pablo Batalla, José Sosa

     Mutlu oluyor şoförümüz.

     – Ooo, muy agradable (Ooo, çok güzel), diyor.

     Keyifli ve futbol sohbetiyle geçen 10 – 15 dakikalık taksi yolculuğundan sonra, otelimizin önündeyiz. Taksiciye parasını verip kendisinden hatır diliyoruz. Ve otele girip odamıza çıkıyoruz.

     Odada bir saat kadar dinleniyor, internette oyalanıyoruz. Bu arada dışarıda karanlık çöküyor. Akşam yemeği için tekrar dışarı çıkıyoruz.

     Akşam yemeğini dün akşam yediğimiz aynı restoranda yiyeceğiz: “La Posada de 1820 Restaurante”… (Restoranın fotoğraflarını görmek ve hakkında bilgi sahibi olmak için bkz. Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 29)

     Otelimize sadece 150 m mesafede. Yürüyerek iki dakikada ordayız. İçeri giriyoruz.

     İçeride güzel bir masaya geçiyoruz ve siparişlerimizi veriyoruz. Sığır bifteği, yanında pilav, patetes kızartması, nefis bir salata ve içecek olarak da meşrubat. Salatalar açık büfedir; tezgâha gidip tabağına kendin seçip koyuyorsun. Biz de öyle yaptık.

     Biraz sonra yemeklerimiz geliyor…

     Afiyetle yemeklerimizi yiyoruz. Yemekten sonra biraz oturup çay, kahve eşliğinde sohbet ediyoruz.

     Bir saat kadar içeride kaldıktan sonra, kalkıyoruz ordan. Sadece 150 m ötedeki otelimize doğru yürüyoruz.

     Otele doğru yürürken, yol üstünde bir markete uğruyorum – hâlâ açıklar, işte hayat budur – ve sigara alıyorum. Ama, bir paket fazla! Nedenini biliyorsunuz artık…

     Odamıza girer girmez balkona çıkıyorum ve her gece yaptığım şeyi tekrarlıyorum.

     Kaldırımın üzerinde evsiz bir aile, sokakta yatıyorlar. Yere kilim veya karton (karanlıkta tam seçemiyorum) sermişler, üzerinde yatıyorlar. Üstlerini de battaniye ile örtmüşler.

     Bir aile. Anne – baba ve üç çocuk. Çocuklardan biri bebek denecek yaşta üstelik. İçim parçalanıyor. Yüreğim dağlanıyor bu manzara karşısında.

     Arjantin’in pekçok güzelliklerinin yanında, böyle nahoş yönleri de var ne yazık ki. Bu ülkede binlerce değil milyonlarca evsiz insan var. Sokakta yatan birçok aile var.

     Balkona çıkar çıkmaz adama el salladım, adam da büyük bir sevinç duyarak bana el salladı.

     Kendisine sigara paketini gösterdim ve henüz marketten yeni aldığım, hiç açılmamış sigara paketini balkondan aşağıya attım.

     – Tómalo hermano, esto es para ti… (Al kardeşim, bu senin için…), dedim.

     Çok mutlu oldu, adam. Sağ elini üç kez öpüp kalbine dokundurdu, içten teşekkür amacıyla. Tam üç kez.

     – Muchas gracias (Çok teşekkür ederim), diye bir söz çıktı, kardeşimin ağzından.

     Güldüm, “rica ederim” anlamında başımı salladım.

     Adam yerine, ailesinin yanına döner dönmez bunu karısına anlattı. Bir yandan elindeki sigara paketini, bir yandan da beni karısına göstererek heyecenlı heyecanlı birşeyler anlatıyordu. Kadın da gülümseyen mutlu bir yüz ifadesiyle bana baktı.

     Utandım. Onlara “iyi geceler” anlamında el salladım ve odaya hızlıca geri döndüm.

     Her gece yaptığım şeyi bu gece de yapmıştım. Ve Arjantin’de bulunduğum süre boyunca her gece yapacaktım. Her gece adama bir paket sigara alıp ikram edecektim. Avrupa’ya dönene kadar her gece tekrarlayacaktım bunu…

     Yataklarımıza girdiğimizde, yarından dolayı heyecanlı idik. Yarın sabah erken kalkıp gemiyle Uruguay’a gidecek, akşama kadar Uruguay’ı gezecektik. Gece de Arjantin’e geri dönecektik.

     Bu toprakların can damarı olan Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata) sularında gemiyle yolculuk yaparak gidecektik Uruguay’a.

     Latin Amerika’da yeni bir ülke görecektik.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 11

 

122 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir