Etiyopya’da Bale Dağları’nın 3469 Metre Yükseğinde 31.000 Yıllık Yerleşim Bulundu | Dev Kör Farelerle Besleniyorlardı

 

isediyani

Son Buzul Çağı’nda insanlar, Etiyopya’nın yüksek rakımlı dağlarında dev kör farelerle beslenerek hayatlarını sürdürdüler. 

 

     Son Buzul Çağı’nda insanlar, Etiyopya’nın yüksek rakımlı dağlarında dev kör farelerle beslenerek hayatlarını sürdürdüler. Bulgular, bilinen en eski yüksek rakımlı yaşam alanına dair kanıtlar sunuyor.

     Önceki araştırmalar, Tibet ve And Dağları gibi yüksek rakımlı bölgelerin, insanların yaşamak için tercih ettikleri son yerler arasında olduğunu ileri sürmüştü. Düşük oksijen seviyesi, sınırlı kaynaklar ve sert hava şartları bu bölgelerin tercih edilmeme sebepleri arasında olmalıydı. Ancak dünyanın dört bir yanında rakımı yüksek yerlerde ele geçen arkeolojik buluntular arttıkça, düşünüldüğünün aksine insanların yüksek bölgeleri de kolonize edebildikleri, buralarda da yaşadıkları anlaşıldı. Örneğin Çin’de kutsal bir mağarada bulunan, soyu tükenmiş bir insan türü olan Denisovalı insana ait bir çene kemiği, bu insan türünün 160.000 yıl kadar önce yüksek rakımlı Tibet Platosu’nda bulunduğunu gösterdi. Ancak bu bulgular insanların orada bulunmuş olmalarını kanıtlasa da, orada yaşayıp yaşamadıkları hakkında çok az bilgi veriyor.

     Şimdi ise, Etiyopya’da çalışan bilim insanları, 30.000 yıldan daha uzun bir süre öncesine tarihlenen, yüksek rakımları evleri olarak benimseyen tarihöncesi en erken dağcı insanların kanıtlarını buldular. Araştırmanın eşyazarı Götz Ossendorf, “En heyecan verici bulgulardan biri, tarihöncesi insanların binlerce yıldır sürekli olarak yüksek rakımlarda iskân ettikleri bölgelerde önemli miktarda zaman geçirmeleri ve buradaki kaynakları kullanmaları” diyor.

     Yeni çalışmada araştırmacılar, bir kısmını yürüyerek bir kısmını da atların üzerinde geldikleri, deniz seviyesinden yaklaşık 3469 m yükseklikteki Etiyopya’nın güneyindeki Bale Dağları’nda, Fincha Habera yerleşimine yakın kayalık bölgeye vardılar. Araştırmanın ortak yazarlarından toprakbilimci Bruno Glaser, “Önceki araştırmalarda bu arkeolojik alanı şans eseri bulunmuştu. Deniz seviyesinden 4400 m yüksekliğe ulaşan Bale Dağları keskin ve sıcak havası ve sık yağışlarıyla oldukça elverişsiz hava şartlarına sahip olması dolayısıyla, daha öncesinde insanların bu bölgeye çok yakın zamanda ve kısa süreler için yerleştikleri sanılıyordu” diyor.

     Bilim insanlarının bölgede ortaya çıkarttıkları taş eserler, yanmış hayvan kemikleri, kilden yapılmış buluntular ve cam boncuklar, kayalık bölgenin bir zamanlar iskân edildiğini ispat etti. Araştırmacılar bu alan hakkında daha fazla bilgi elde edinebilmek, tarihleri saptayabilmek ve bölgedeki insanların nasıl yaşadıklarına dair ayrıntılar bulabilmek için toprakta birikmiş olan tortu tabakalarını analiz ettiler. Yapılan karbon tarihlemeler, bölgedeki en erken eserleri şaşırtıcı bir şekilde 47.000 ilâ 31.000 yıl önceye tarihledi. Bu demek oluyor ki, kaya sığınağı Son Buzul Çağ’da aktifti. Araştırmanın eşyazarı Alexander Groos, “O zamanlar, Bale Dağları’nın büyük bir kısmı – yaklaşık 265 km² – buzla kaplıydı. Buzullar, merkezî bir buzul örtüsünden vadilere doğru ilerlemiş haldeydi” diyor.

     Araştırmacılar, bahsi geçen bu bulguların yüksek rakımlarda yaşayan tarihöncesi insanların en erken kanıtları olduğunu söylüyor. Glaser, “Normalde buzul dönemlerde insanlar yüksek bir dağlık alanın koşullarından kaçınır ve soğuk zamanlarda alçak rakımlara doğru hareket ederler” diyor.

     Son Buz Devri’nde, zaten son derece soğuk olan dağlarda konaklamak, ilk bakışta yapılacak en doğru şey olarak görünmez. Ancak bilim insanları buzulların kenarlarında eriyen suyun, buzsuz platolar yaratmış olabileceğini belirtiyor. İnsanların bu platoları, daha sıcak ama daha kuru olan aşağı vadilere tercih etmiş olabileceği düşünülüyor. Bunlara ek olarak, yaklaşık 2 kg ağırlığındaki dev kör fareler o bölgede bol miktarda bulunmaktaydı ve avlanması kolaydı. Araştırmacılar insanların hayatta kalmalarını ve engebeli arazide ihtiyacı duyulan enerjiyi sağlamak için bu besin kaynağına yönelmiş olabileceklerini saptadı. Ayrıca, yakınlardaki volkanik obsidyen yatakları değerli aletler için hammadde ihtiyacını karşılar nitelikteydi. Glaser yaptığı açıklamada, “Bu nedenle, bu yerleşim yeri yalnızca nispeten yaşanabilir değil, aynı zamanda pratikti” diyor.

     Bu kaya sığınağı, kalıcı bir yerleşim yeri olarak kullanılmak yerine, muhtemelen haftalar ya da aylar boyunca büyük grupların kullandığı (20 – 25 kişi) bir kamp yeri olarak işlev gördü. Ossendorf, “O zamanlar tarihöncesi insanlar hareketli avcı-toplayıcıydılar, bu sebeple hiçbir zaman tek bir yerde yerleşik olarak kalmadılar, bununla birlikte planlanmış bir geçinme dengeleri vardı” diyor.

     Bölge yaklaşık olarak 10.000 yıl önce ikinci kez yerleşim gördü ve daha çok ocak olarak kullanılmaya başlandı. Dahası, bu döneme tarihlenen toprak tabakasında otlayan hayvanların dışkılarına da ilk defa rastlandı.

     Araştırmacılar bu bulguların, insanların çevrelerindeki değişimlere uyum sağlama potansiyellerine ışık tuttuğunu düşünüyor. Örneğin bugün Etiyopya dağlarında yaşayan bazı insanların, havadaki düşük oksijen seviyesine rağmen kolayca hayatlarına devam edebilmeleri gibi…

     PLANET ERDE, WIRTSCHAFT REGIONAL, LIVE SCIENCE, SCINEXX, DER SPIEGEL, TAGESSPIEGEL, HALLESPEKTRUM, ARKEOFİLİ

     29 TEMMUZ 2020

 

194 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir