Baltık Kıyılarında Her Gün Bir Ülke – 17

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

Mūzika ir dvēseles ēdiens.

(Müzik rûhun gıdasıdır.)

Leton atasözü

     Letonya’da kaldığımız Viktorija Hotel’de odalarımıza çekilmiş, dinleniyorduk. Herkes yatağının üzerinde oturmuş, internette geziniyordu. Gâh günün haberlerine bakıp dünyada bugün nelerin yaşandığını öğrenmeye çalışıyorduk, gâh sosyal medyadaki paylaşımlara göz gezdiriyor ve gün içinde bize gelmiş olan mesajlara cevaplar yazıyorduk. Bir de, yarın o ülkeye gideceğimiz için, Estonya hakkında bilgi edinmeye çalışıyorduk.

     Birden, sessizliği Ali Sayan bozdu:

     – Yaw biz niye odalarımıza kapandık? Çıkıp gece dolaşmak da güzeldir…

     Nedim Yeşilfiliz ağabey aynı fikirde değildi:

     – Yorgunuz, Ali. Sabahtan akşama kadar yürüdük bugün. Hem yarın sabah erkenden yolcuyuz, Estonya’ya gideceğiz.

     – Tamam da, tekrar gidip şehri gezelim demedim ki.

     – Ya nereye gideceğiz?

     Ali bana baktı:

     – Yaw Sediyani, bu Riga deniz kıyısında değil mi? Burda Baltık Denizi yok mu?

     – Kıyıda değil ama deniz yakın. Arabayla 15 – 20 dakikada sahildeyiz.

     – E gidelim o zaman! Yahu burnumuzun dibinde deniz var, ama gidip görmüyoruz…

     Ali tabi garibim Urfa’dan geldiği için, denize hasret. Kurak topraklarda doğup büyümüş. Haritada denizi görmüş ya, gidip görmek istiyor.

     – Valla benim için farketmez, diyorum ben, yarın sabah erkenden kalkalım da, bu gece ne yaparsak yapalım.

     – Bi haritaya baksana Sediyani, deniz için nereye gitmemiz lazım ve ne kadar uzak?..

     Haritayı açıp bakıyorum:

     – Abi burdan kuzeybatıya doğru gitmemiz gerek. Jūrmala diye bir ilçe var. Orası Riga’nın sahil beldesi. Deniz için millet oraya gidiyormuş. Buraya 27 km mesafede. Arabayla 20 dakikada ordayız, pardon Nedim abi sürüyordu arabayı değil mi, şimdi yola çıkarsak yarın öğlene doğru ordayız. 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂 🙂 🙂

     Nedim abi kızıyor:

     – Nankör İbrahim! Hem şoförlüğünüzü yapayım hem laf işiteyim. Bir daha sen binmiyorsun arabaya… 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     – 🙂 🙂 🙂

     Sonunda gitmeye karar veriyoruz. Tekrar hazırlanıyor ve sahile gitmek için dışarı çıkıyoruz.

     Dışarıda yol üzerinde park halinde duran arabamıza biniyoruz. Nedim abi arabayı çalıştırırken, Ali de navigasyonu ayarlamaya çalışıyor. Dönüp bana soruyor tekrar:

     – Sediyani, ilçenin ismi neydi?

     – Jūrmala abi, Jūrmala. İlçenin ismi zaten Letonca’da “Deniz Sahili” demek.

     Yola veriyoruz…

     Riga şehrini ikiye bölen 1020 km uzunluğundaki Daugava Nehri’nin karşı (batı) yakasına geçtikten sonra, A 10 otobanına çıkıyoruz ve sırasıyla Āgenskalns, Tornakalns, Zemgales Priekšpilsēta, Pleskodāle, Šampēteris, Zolitūde, Mūkupurvs ve Beberbeki semtlerinden geçerek, bu ülkeye geldiğimizden beri ilk kez başkent Riga’nın dışına çıkıyoruz.

     Riga’nın dışına çıktıktan sonra direk Babīte ilçesi geliyor. Onu da geçtikten sonra Priežciems köyünü geride bırakıyoruz.

     Daha sonra karşımıza denize paralel akan Lielupe Nehri çıkıyor.

     İsmi Letonca’da “Büyük Nehir” anlamına gelen bu 119 km uzunluğundaki nehir, bizim Letonya’da gördüğümüz ikinci nehir oluyor.

     Aslında o kadar büyük bir nehir değil, uzunluğu sadece 119 km. Sularına Mēmele Nehri’nin eklenmesi durumunda uzunluğu 310 km’ye kadar çıkabiliyor ama bu bile bir akarsu için fazla da önemli bir mesafe değil. Fakat yine de ismi “Lielupe” yani “Büyük Nehir”.

     Nehrin akaçlama havzası 17 bin 600 km²’dir. Sadece Letonya topraklarında akan bir ırmak.

     Bauska kentinde Mēmele ve Mūsa nehirlerinin birleşmesiyle doğan nehir, Riga Körfezi’ne dökülmeden hemen önce denize bir süre paralel olarak akıyor ve biz de paralel olarak aktığı o kısmında tanışıyoruz kendisiyle. Burada, nehir ve deniz arasında 30 km boyunca Jūrmala ilçesi yer almaktadır ve biz de oraya gitmeye çalışıyoruz şu anda. Jūrmala kentinin hemen sonrasında nehir, Baltık Denizi’ne dökülür. Ancak Buļļupe adı verilen bir kolu Daugava Nehri’ne karışır.

     En ilginç özelliği şu: Nehir suyunun % 50’si eriyen kar sularından oluşmaktadır. Aynı şekilde nehrin 100 km’lik bölümü gemilerin yüzeceği kadar derindir. Yani büyük bir kısmı.

     Lielupe Nehri’nin karşı (kuzey) yakasına geçtikten sonra önce Bulduri sonra Majori köyünü geride bırakıyoruz ve Jūrmala ilçesine varmadan, Jūrmala sahiline ve plajına ulaşıyoruz.

     Jūrmala sahiline varınca arabayı ıssız bir yere park edip (zaten her taraf ıssız), dışarı çıkıyoruz. Dışarı çıkar çıkmaz da kendimizi sahile atıyoruz…

     Bölgenin en gözde yaz turistik mekânı olan Jūrmala sahili, 24 km uzunluğunda bir sahil. Binlerce yıldır kıyı akımı tarafından düşürülen ince beyaz kuvars kumları tarafından oluşturulmuş bir deniz plajı bu. Fırtınalar sırasında kehribar parçaları ve birçok kabuk karada yıkanır. İlkbahar ve Sonbahar mevsimlerinde sahilde kehribar parçaları bulunabilir.

     Ocak sonu – Şubat başı zamanlarında Riga Körfezi genellikle donar, ancak bazen sahilde büyük buz yığınları oluşur. Kuvvetli batı rüzgârı estiğinde kıyıya ılık su getirir ve körfezin orta kısmında 5 m yüksekliğe kadar dalgalar oluşturur.

     Defne yatağı esas olarak kumla kaplıdır. Koydaki suyun tuzluluğu Baltık Denizi’ndeki tuzluluk oranının iki katıdır. Plajı 60 km uzunluğundaki orman şeridinden ayıran kıyı kumulları, kıyıya paralel uzanıyor ve deniz seviyesinden 17 m yüksekliğe kadar yükseliyor. Böylece tatil yeri kuvvetli rüzgârlardan korunuyor.

     1998 yılından beri “mavi bayrak” taşıyan bu sahil plajında, su ve plaj sporları (kürek, yelken, su kayağı, plaj futbolu, plaj voleybolu vb.) müsabakaları da düzenlenmekte. Sahilde uçurtma sörfü ve rüzgâr sörfü eğitimi veriliyor. Çocuklar için geniş oyun alanları var.

     Kıyıdaki deniz suyu oldukça sığdır, su hiç derin değildir; bu yüzden çocuklar bile burada güven içinde denizde yüzebiliyorlar. Aileler tarafından sıkça ziyaret edilme sebeplerinden biri de, bu açıdan güvenli oluşu.

     Çocuklar için güvenli bir sahil olduğundan, buraya yanınızda çocuklar ile birlikte geldiğinizde, endişe duymanıza gerek yok.

     Fakaaaaat, şayet yanınızdaki bu çocuklar 40 yaşın üzerinde iseler, o zaman durum farklı!

     Örneğin bizim Ali… Denizi görür görmez bir yandan hızla suya doğru koşup bir yandan da üstünde ne varsa çıkarmaya çalışmaz mı?..

     Nedim abi ve ben,

     – Ali duuuur, ne yapıyorsun?, diye bağırsak da dinleyen kim?

     Sonunda dayanamayıp, mecburen,

     – Ali bak, gezi yazısını kaleme alırken, yaptığınız her şeyi yazacağım haa, ona göre!, dedim de, Allah’tan bu sözüm üzerine kendine hakim oldu. Üzerinde birkaç parça birşey bıraktı, yoksa Allah kendisini sudan ve topraktan nasıl yarattıysa öyle girecekti denize…

     Ali’yi de anlamak lazım tabiî. Garibim, Urfa’da deniz mi görmüş? Kurak bir coğrafyada, toz toprak içinde büyümüş. Lahmacunla ve çiğköfteyle büyümüş; balığı bile ancak İstanbul’a üniversite okumaya geldikten sonra yiyebilmiş.

     Ali denize giriyor. Ve hiç abartmasız söylüyorum: Çocuklar gibi mutlu, çocuklar gibi neşeli. Nedim abi ve ben, O’nun o haline bakıp gülüyoruz.

     Ali için bugün hayatında bir dönüm noktası. Çünkü O bu yaşına kadar sadece bir “Kürt” idi, fakat artık bundan sonra “Deniz görmüş Kürt”

     Sayemizde sınıf atlamış oldu. (Bu iyiliğimizi unutma, sayın avukatım!)

     Gece karanlığında Baltık Denizi sahilinde bir saat kadar vakit geçiriyoruz. Sonra tekrar arabamıza binip, otele geri dönmek için yeniden yola veriyoruz…

     A 10 otobanı üzerinde seyrederek şehre girerken, Pleskodāle semti civarındayken, yolumuzun sol tarafında büyük bir alışveriş merkezi görüyoruz. Zaten acıkmışız ve niyetimiz şehirde önce akşam yemeğini yiyip ondan sonra otele dönmek.

     – Baksanıza, sol tarafta büyük bir alışveriş merkezi var, bir sürü ışıklar, arabalar, diyor Ali.

     – Oo, bayağı da büyükmüş, diyorum ben de.

     – İsterseniz oraya süreyim, diyor Nedim abi, ama otobanın diğer tarafında.

     – Olsun abi, ilk çıkışta otobandan çık, dönüş alıp gideriz, diyor Ali.

     İlk çıkışta otobandan çıkıyoruz. Doğruca oraya gidiyoruz. Alışveriş merkezinin park sahasına vardığımızda arabayı parkediyor ve dışarı çıkıyoruz.

     Spice Alışveriş Merkezi adlı bu mekân, Riga’nın batı (Yeni Riga) kesiminde, Pleskodāle semtinde, Lielirbes Iela (Balkabağı Caddesi) üzerinde, 29 nolu adreste bulunuyor.

     18 yıldır faaliyet gösteren bir alışveriş merkezi burası. 2001 yılında 80 dükkânlı birinci katı, 2005’te 130 dükkânlı ikinci katı inşâ edilmiş. 2006 yılında 20 yeni dükkân, 2007’de 40 yeni dükkân kurulmuş içinde. 2010 yılında 1991 araç kapasiteli park alanı oluşturulmuş. Daha sonra biri 2010’da biri de 2013’te olmak üzere iki tane çocuk oyun alanı kurulmuş. Bu çocuk oyun alanlarına 2015 yılında çocukların sürüp dolaşacakları elektrikli arabalar bile getirilmiş. Park sahasının kapasitesi 2016’da 217 araç daha alacak şekilde genişletilmiş. 2017’de merkezin içinde dev bir balık akvaryumu kurulmuş.

     Alışvriş merkezinin içine giriyoruz. Ve başlıyoruz içeride dolaşmaya, sağa sola bakmaya…

     İçeride giyim mağazalarından kuyumculara, oyuncakçılardan suvenir dükkânlarına, mobilya mağazalarından kitapçılara varıncaya dek ne ararsanız var. Tabiî oturup dinlenebileceğiniz ve birşeyler yiyip içebileceğiniz restoran ve kafeler de mevcut.

     Alışveriş merkezinin ikinci katına çıktığımızda, muhteşem bir balık restoranı görüyoruz.

     LIDO isimli bir restoran zinciri bu. Letonya’da çok meşhurmuş ve başkent Riga’nın farklı farklı noktalarında bu restoran bulunuyormuş. Halkın, özellikle de elit sınıfın oldukça rağbet ettiği bir restoran. Bu ülkede “marka” yani, anlayacağınız.

     Restorana girip tezgâhta sergilenen envai çeşit balıkları görünce, bir an için “Rüyâda mıyım acaba?” diye düşündüm. Gözlerime inanamadım. Benim gibi balık hastası bir adam için bir “masal ülkesi” burası.

     Restoranın tezgâhında sergilenen envai çeşit balıkları görünce, sevinç ve heyecandan gözlerim faltaşı gibi açılmış, vücûdumun beşerî kimyası bozulmuş, hücrelerimdeki DNA ve RNA’lar kolbasti dansı oynamaya başlamış, endoplazmik retikulumlarım ve granüllü ekzoplazmik retikulumlarım yer değiştirmiş, golgi aygıtı ile lizozomların oluşturduğu yapı tamamen tahrip olmuş, alyuvarlarım ile akyuvarlarım sevinçten zılgıt çekmeye başlamış, mitokondrilerim ve klorofillerim fotosentez yapmış, ribozomlarım ve amino asitlerim “lorke lorke” deyip halay çekmeye başlamış, prokaryot kloroplastlarım ve ökaryot lökoplastlarım halı saha maçı yapmaya başlamış, miyofibril ve miyoflamenter antizotrop sarkomerlerim ve izotrop nebulinlerim mayoz ve mitoz bölünme geçirmiş, vücûdumdaki ökaryot hücrenin içindeki veziküller ve sentriyoller birleşip sitoplazmaya karşı askerî darbe yapmaya kalkışmış, hücre zarımdaki peroksizomlar olağanüstü hal ilan edip plazmodesmataları vücûdumdan dışarı atmak için kanun hükmünde kararname çıkartmış, solunum sistemimdeki omuriliğin içinde yer alan tilakoid kloroplastlar koful tonoplastlara karşı bağımsızlık referandumuna gitmiş, midemdeki patojen bakterilerin polihedral zarında bulunan peptidoglikanlar konuyla ilgili bir makale kaleme almış, boğazım ile göğsümün birleştiği yerde bulunan telkoik asit makromolekkülerin içindeki lipopolisakkaritler ile kambilobakterler arasında etnik ve mezhebî çatışmalar yaşanmış, lipidler ve lipoproteinler alpha – helix proteinin üzerinde karşılıklı oturup nargile çekmiş, gamma globulinlerim ve hidroperoksitlerim toplanıp kovalentlerim içinde barbekü partisi düzenlemiş, E = mc² formülündeki enerjisi hızlı bir ivme kazanan kalp atışlarımın sayılarının OBEB ve OKEK’i karşılıklı tavla oynamaya başlamış, nefes alırken düğümlenen boğazımın ters hiperbolik fonksiyonları iflâs etmiş, gama fonksiyonu yerden kesilen bacaklarımın titreme geçiren gauss integrallerinin kosinüs alfası ile sinüs betası “yaylalar yaylalar” şarkısını söylemeye başlamış, logaritmik bademciklerimin iç açılarının toplamı ile trigonometrik bademciklerimin ikizkenar açıları birbirine âşık olmuş, bakışlarımdaki “göz gez arpacık” üçgeninin hipotenüsü olduğu gibi meydana çıkmıştı. Balıkları görünce öyle bir “Allah Allah” çekmiştim ki, “Kadın peygamber yoktur” diyen bağnaz ve yobaz gürûhun bana olumsuz yorum yazarken “Allah Allah” çekmelerine bile takvâ yönünden beş çekerdi, hurma ve deve sidiği çarpsın ki.

     Balık ziyafeti çekerek yediğimiz akşam yemeğinden sonra kalkıyor ve otelimize geri dönüyoruz.

     Artık tamamen bitmiş durumdayız. Odalarımıza çıkar çıkmaz yatağa girip uyuyoruz.

     Yarın sabah erkenden kalkacağız.

     Yeni bir ülkeye, Estonya’ya gidiyoruz.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 12

FOTOĞRAFLAR:

Bölgenin en gözde yaz turistik mekânı olan Jūrmala sahili, 24 km uzunluğunda bir sahil. Binlerce yıldır kıyı akımı tarafından düşürülen ince beyaz kuvars kumları tarafından oluşturulmuş bir deniz plajı bu. Fırtınalar sırasında kehribar parçaları ve birçok kabuk karada yıkanır. İlkbahar ve Sonbahar mevsimlerinde sahilde kehribar parçaları bulunabilir.

Ocak sonu – Şubat başı zamanlarında Riga Körfezi genellikle donar, ancak bazen sahilde büyük buz yığınları oluşur. Kuvvetli batı rüzgârı estiğinde kıyıya ılık su getirir ve körfezin orta kısmında 5 m yüksekliğe kadar dalgalar oluşturur. (LETONYA)

Kıyıdaki deniz suyu oldukça sığdır, su hiç derin değildir; bu yüzden çocuklar bile burada güven içinde denizde yüzebiliyorlar. Aileler tarafından sıkça ziyaret edilme sebeplerinden biri de, bu açıdan güvenli oluşu.

Çocuklar için güvenli bir sahil olduğundan, buraya yanınızda çocuklar ile birlikte geldiğinizde, endişe duymanıza gerek yok.

Fakaaaaat, şayet yanınızdaki bu çocuklar 40 yaşın üzerinde iseler, o zaman durum farklı! (LETONYA)

Örneğin bizim Ali…

Ali için bugün hayatında bir dönüm noktası. Çünkü O bu yaşına kadar sadece bir “Kürt” idi, fakat artık bundan sonra “Deniz görmüş Kürt”(LETONYA)

Alışveriş merkezinin ikinci katına çıktığımızda, muhteşem bir balık restoranı görüyoruz. (LETONYA)

Rīga hatırâsı, 23 Ekim 2019

⸺※—

VİDEO

Baltık Denizi kıyısında müzik ziyafeti…

SALLANA SALLANA

(Söz – Müzik: Ayşe Şan – Okuyan: İbrahim Sediyani)

280 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir