Kadın Peygamberler – 45

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     ■ SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

     Okuduğunuz bu çalışmada, Allah tarafından toplumları doğru yola iletmek, insanlara hakkı, adaleti, erdemi ve tevhîdi öğretmek için gönderilmiş kadın peygamberleri, onların hayatlarını, biyografilerini ve verdikleri mücadeleleri oldukça geniş ve ayrıntılı bir biçimde okudunuz.

     Çalışmamız dört açıdan kendine özgüdür ve dînler / peygamberler konusundaki diğer tüm çalışmalardan farklılık arzetmektedir:

     1 – Peygamberler konusu, peygamberlerin yaşamları ve mücadeleleri, genelde Yahudîler tarafından Musevîlik inancı ve kaynakları (Tevrat, Talmud, Midraşlar vs) ışığında, Hristiyanlar tarafından Hristiyanlık inancı ve kaynakları (Kanonik İnciller, Apokrif İnciller, Kilise kayıtları vs.) ışığında, Müslümanlar tarafından da İslam inancı ve kaynakları (Kur’ân-ı Kerîm, Hadis kaynakları, İslam âlimlerinin ve müfessirlerinin eserleri vs.) ışığında kaleme alınmıştır ve kendi toplumlarına bu şekilde sunulmuştur, bu haliyle anlatılmıştır. Böylece her dînî topluluk da bunları kendilerine anlatıldığı şekliyle öğrenir, böyle bilir. En “objektif” olanlar, sadece birini değil her üç dîni de referans alarak ortaya konan, Musevîlik, Hristiyanlık ve İslamiyet’in her üçünün de kaynakları ışığında kaleme alınmış eserlerdir. Sayıları az da olsa, böyle objektif çalışmalar ortaya konmuştur ve vardır. Bizim bu çalışmamız ise “objektiflik” konusunda çıtayı çok daha yukarılara hatta en yukarıya çıkartmış, yalnızca üç semavî dînin (Musevîlik, Hristiyanlık, İslamiyet) kutsal kitapları ve dînî metinleri ile sınırlı kalmayıp, bunlarla birlikte Zerdüştîlik (ve kutsal kitabı Avesta), Bahaîlik (ve kutsal kitabı İkan), Maniheizm, Ézidîlik, Etiyopya Tevhidî Kilisesi, Hinduizm, Budizm (ve Tibet Ölüler Kitabı), Şintoizm, bütün bu dînlere ait metinleri de kaynak olarak almış, hatta bütün dînlerin kutsal metinlerini esas almakla da yetinmemiş, bilimi (Arkeoloji, nesnel Tarih) ve bilimsel eserleri de esas almış, arkeolojik bulgular, bilimsel veriler, tarihçilerin ve bilim insanlarının araştırmaları ve bu alanda ortaya koydukları çalışmaları da kaynak olarak almış, artı, antik uygarlıklara ait yazıtlar, Sümer Yazıtları, Mısır Hiyeroglif Yazıtları, Ölüdeniz Parşömenleri ve Sümer, Babil, Med, Mitanni, Hitit ve Eski Mısır yazıtlarına kadar araştırıp inceleyerek elinizdeki bu eser ortaya konmuştur. Peygamberler konusunun ve peygamberlerin hayatlarının, hem dünyada ne kadar dîn varsa hepsinin kutsal kitapları ve dînî metinleri, hem antik uygarlıklara ait günümüze kadar ulaşan antik yazıtlar, hem de bilimin, Arkeoloji ve nesnel Tarih’in bulguları ve bilimsel araştırmaları, bilim insanlarının kaleme aldıkları eserler ışığında, bütün bu kaynakların hepsi ışığında araştırılıp kaleme alındığı bir çalışma daha önce hiç olmamıştır ve bu yönüyle elinizdeki bu çalışmamız müstesnâ bir özelliğe sahiptir.

     2 – Elinizdeki bu kitap, “Kadın Peygamberler” konusunda, 3300 yıllık Musevîlik tarihindeki ve 2000 yıllık Hristiyanlık tarihindeki EN DERLİ TOPLU VE GENİŞ ÇALIŞMA olup, aynı zamanda 1500 yıllık İslam tarihindeki İLK ÇALIŞMA’dır. Kadın peygamberler konusunda 1500 yıllık İslam tarihi boyunca pekçok İslam âlimi ve Müslüman bilgin kelam etmiş, konuyla ilgili bir şeyler yazmışlardır. Bunların tamamını bu çalışma içinde de zaten aktardık. Ancak bu kıymetli ilim adamları, konuyla ilgili bağımsız ve derli toplu bir eser ortaya koymamışlar, sadece genel dînî konularda kaleme aldıkları ve peygamberlerden bahsettikleri eserlerinde bu konuyla ilgili de bir bölüm açmış, kadın peygamberlerden bahsetmişlerdir. Ancak bağımsız, derli toplu bir disiplin içinde ortaya konmuş bir eser, İslam dünyasında yoktur, hiç olmamıştır. Bu açıdan elinizdeki bu kitabımız, İslam dünyasında bir İLK’tir.

     3 – Peygamberler konusu, peygamberlerin yaşamları ve mücadeleleri, ister Musevî ve Hristiyan âlimleri ve tarihçileri tarafından yazılanlar olsun, ister Müslüman âlimleri ve tarihçileri tarafından, mutlaka dînî bir amaç güdülerek, hitap ettikleri topluma dînlerini öğretmek ve toplumun da bu peygamberleri örnek alması, dîni doğru bir biçimde yaşamaları amacıyla yazılmış / anlatılmıştır. Bizim bu çalışmamızda ise dînî herhangi bir amaç güdülmemiştir, tamamen nesnel ve bilimsel bir yapıt ortaya koyma arzusu ve hedefi güdülerek gerçekleştirilmiş bir çalışmadır. Bir tane dîni savunmaya çalışıp diğer bütün dînlerin yanlış ve bâtıl olduklarını kanıtlama çabasına, bu çalışmanın en başından en sonuna kadar hiç meyletmedik. Hiçbir dîni savunmadığımız gibi, hiçbir dîne karşı saldırgan bir söylem de geliştirmedik. Zirâ derdimiz o değildi, bu çalşmayı yaparken. İsteyen istediği şeye inanır, istediği dîni seçer. Bu bizi hiç mi hiç ilgilendirmez. Tüm dînlere karşı saygılı davrandık, ama en başta kendimize karşı da saygımız olduğu için, nesnel davrandık ve özellikle “erkek peygamberler” ile ilgili dîndarların hoşuna gitmeyecek ve müthiş derecede incinecekleri gerçekleri de açıkça yazdık. Çünkü dînlere saygımız olduğu gibi, bilime ve gerçeğe karşı da saygımız vardır.

     4 – Peygamberler konusu, peygamberlerin yaşamları ve mücadeleleri, her üç semavî dîne mensup toplumlar arasında da binlerce yıldır hep “erkek gözüyle” ve “erkek bakış açısıyla” yazılmış, anlatılmıştır. Bu çalışmada ise, peygamberler konusu, peygamberlerin yaşamları ve mücadeleleri, “kadın gözüyle” ve “kadın bakış açısıyla” anlatılmıştır. Her ne kadar elinizdeki bu kitabın yazarı bir erkek ise de, yine de bu çalışma, “Dîn ve Peygamberler” konusunun feminal bakış açısıyla kaleme alınıp işlendiği bir çalışma olmuştur.

     Elbette ki her çalışmanın bir amacı vardır. Dünyada hiçbir çalışma, sırf insanlara bilgi vermek, ele aldığı konuda insanları bilgi sahibi yapmak amacıyla ortaya konmaz. Mutlaka bir amacı, gayesi vardır.

     Bizim de bu çalışmayı yapmakta bir amacımız, gayemiz vardır. Yukarıda 4. maddede sözünü ettiğimiz husus, aynı zamanda bizim bu kitabı niçin kaleme aldığımızı ve bu çalışmayı yapmaktaki amacımızı ifade etmektedir.

     Ataerkil ve erkekegemen bir zihniyetle yazılan her türlü metinde – isterse kutsal metinler olsun – kadınlara düşen pay her zaman için haksız duruma düşmek, gölgede kalmak, erkeklerin kölesi olmaktır. Musevîlik’te Tevrat’taki bazı bölümler, Hristiyanlık’ta Kilise’nin öğretileri, İslam’da Hadis kaynaklarında geçen kimi ifadeler, kadın düşmanlığıyla doludur.

     Ataerkil zihniyet ve erkekegemen anlayış, insanlık için bir felâkettir. Dünyadaki bütün kötülüklerin ana kaynağıdır. Irkçılığın kaynağı budur. Milliyetçiliğin, kavmiyetçiliğin kaynağı budur. Adaletsizliğin kaynağı budur.

     Dînler ve dînler tarihi, ataerkil bir zihniyetle ve erkekegemen bakış açısıyla yazılmış ve günümüze gelmiştir. Dînlerin ilk çıkış noktaları böyle olmamış olsa bile, sonradan insanlar ve devletler eliyle ataerkil bir hüviyete büründürülmüş, erkekegemen bir şekle sokulmuştur. Bunun sonucu olarak da, “dîn” dediğimiz bu büyük “devrim”in asıl mimarları – ki kadındırlar – gölgede ve ikinci planda bırakılmış, yerine bizzat onlar eliyle yetiştirilen ve eğitilen erkek karakterler önplana ve “başrol” konumuna çıkartılmıştır.

     Kadınlar ve kadın haklarına destek veren erkekler, dînler tarihini bu ataerkil ve erkekegemen zihniyetten arındırmalı, bize geçmişten miras kalan tüm bu birikim ve tarihi anaerkil ve feminal bakış açısıyla yeniden yazmalıdırlar. Okuduğunuz bu çalışmanın ve hiçbir yorgunluk belirtisi göstermeden tüm zamanımızı harcayarak ortaya koyduğumuz bu çabamızın gayesi de budur.

     Kadınların aşağılandığı ve öteleştirildiği bir mirastan insanlık ve uygarlık adına hayırlı bir gelecek inşâ edilemez. İnsanlık umdelerinin yücelmesi, yeryüzünde erdemli ve hakkaniyetli bir yaşamın yeşermesi ve uygarlık seviyesinin yükselmesi, ancak kadına verilen değer, kadının yüceltilmesi ve hakkettiği konuma yükseltilmesi ile mümkündür.

     Hz. Musa (as)’nın, Hz. İsa (as)’nın ve Hz. Muhammed (sav)’in hayatları, onların dünyadan ayrılışından yüzyıllar sonra kaleme alınmaya başlanmıştır. Hele Hz. İbrahim (as)’inki binyıllar sonra. Ve bunlar genelde devlet / iktidar eliyle, kurumsal erk(ek) gücüyle yazılmış ve günümüze miras olarak gelmiştir.

     İktidar eliyle ve kurumsal erk(ek) gücüyle yazılmış olduklarından, bu büyük “devrim”in asıl mimarları olan kadınlar ikinci plana atılmış, gölgede bırakılmıştır. Oysa hakikat şudur ki, İbrahim’i yetiştiren Hz. Sara (as)’dır. Musa’yı yetiştiren Hz. Asiye (Taduxepa; Nefertiti) (as)’dir. İsa’yı yetiştiren Hz. Meryem (as)’dir. Muhammed’i yetiştiren de Hz. Hatice (as) annemizdir.

     Bu devrim kadınların devrimidir.

     Bu mübarek hânımlar, hayatları boyunca yalnızca Allah’a imân ve ibadet ettiler, O’na asla şirk koşmadılar ve putlara tapmadılar. Bu harika kadınların yüreği insan sevgisi ile doluydu. Kalpleri Allah sevgisi ile doluydu. Allah’ı nasıl sevdilerse, insanları da öyle sevdiler. İnsanları nasıl sevdilerse, hayvanları ve bitkileri de öyle sevdiler. Bize düşen, tüm insanlığa düşen de, bu mükemmel kadınların bıraktığı kadim mirası tahrifattan arındırıp aslî hüviyetine, gerçek özüne yeniden kavuşturmak, bu muhteşem annelerimize layık evlatlar olmaktır.

     Bugün ulaştığımız bilimsel gelişmenin ve sahip olduğumuz uygarlığın temeli olan Antik Uygarlıklar’ın önemli bir kısmı anaerkil (kadınegemen) idiler. Tarih boyunca pekçok kraliçeler, kadın liderler varlık göstermiş, güçlü devletlere liderlik, güçlü uygarlıklara öncülük etmişlerdir. Günümüzde de dünyadaki pekçok ülke, kadın liderler tarafından yönetilmektedir.

     Bir toplumda kadının yüceltilmesi, kadınlara hakkettikleri saygının gösterilmesi, o toplum için bir erdemdir, medeniyet belirtisidir. Toplumun kadın liderler tarafından yönetilmesi de, Müslümanlar’ın zannettiği gibi toplum için felâket değildir, onların helakına sebep olacak bir durum hiç değildir. Allah hiçbir toplumu başlarına lider olarak bir kadını seçtiler diye helak etmemiştir. Böyle bir anlatı, kutsal kitapların hiçbirinde yoktur. Ne Tevrat’ta vardır, ne İncil’de, ne Kur’ân’da. Bunlar sizin televizyon “âlim”lerinizin, cami hocalarınızın, cemaat abilerinizin yazdıkları kutsal kitaplarda yer alan saçmalıklardır.

     Anaerkil yönetim, bilakis insanlık için bir kurtuluştur. Kadınegemen yönetim anlayışı, bir erdemdir, uygarlaşma göstergesidir.

     Sevgili okurlar;

     Sünnî – Şiî, bütün Müslümanlar;

     Kürt – Türk – Laz – Çerkes, cennet ülkemin bütün güzel insanları;

     Kadın – erkek, bütün kardeşlerim;

     Üzülerek söylemem gerekir ki, bugün İslam dünyasında kadının konumu ne yazık ki içler acısıdır. Kadın ikinci sınıf varlıktır. Müslüman toplumların pek çoğunda kadın henüz “birey” bile değildir.

     Peki, Müslüman toplumlarda kadının düşürüldüğü bu durumun, İslam dünyasındaki mevcut dînî algıdan bağımsız olduğu düşünülebilir mi? Bunun dînden bağımsız oluşan bir durum olduğu söylenebilir mi hakikaten?

     Acaba “Gerçek İslam bu değil” deyip kendimizi rahatlatmak, sorunu çözüyor mu? “Bunlar dîni yanlış anlıyorlar” yahut “Bu uygulamalar dînden kaynaklanmıyor, o toplumların geleneklerinden ve örf – âdetlerinden kaynaklanıyor” demek, soruna kalıcı bir çözüm getiriyor mu?

     Çok açıktır ki bu durum, İslam dünyasında kadının mevcut durumu, ataerkil ve erkekegemen dîn anlayışından kaynaklanıyor. Dolayısıyla Müslüman kadının statüsünün yükseltilmesi ve kadının layık olduğu konuma getirilmesi de ancak bu ataerkil ve erkekegemen dîn anlayışını sorgulamak ile, ciddî bir ihyâ ve yeniden inşâ ile mümkündür.

     İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu geri kalmışlığın, sahip olduğu bağnaz ve tutucu dîn anlayışının aynısını Ortaçağ’da Hristiyan dünyası da yaşıyordu. Kadını insan dahi saymıyorlardı, “cadı” olarak görüyorlardı, tüm günâhların müsebbibi kabul ediyorlardı. Bilime, uygarlığa karşıydılar. Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenleri dahi giyotinle idam ediyorlardı. Kilise ve Dîn, bir sömürü ve baskı aracına dönüşmüştü. Ama Avrupa büyük bir dönüşüm yaşadı, aydınlanma hareketi başladı, Reform ve Rönesans hareketleriyle bu bağnaz ve tutucu dîn anlayışını sorguladılar, ona cephe aldılar ve bugünkü muasır medeniyetler seviyesine ulaştılar. Kadınlar pekçok haklar elde ettiler, erkeklerle tam eşit hale geldiler. Bugünkü uygarlık, bu yaşananların meyvesidir.

     Ama Avrupa bu duruma kendiliğinden gelmedi, koyun gibi oturdukları yerde bunlar kendilerine ikram ve ihsan edilmedi. Onlar statükoya ve statükocu dîn anlayışına başkaldırarak, aydınlanma hareketi başlatarak, dîni sorgulayarak ve dîni tekeline alan devletlere de devrimci bir karış duruş sergileyerek bugünkü bilim ve uygarlık toplumunu yarattılar.

     İslam dünyasının da benzer bir süreç yaşaması elzemdir. Müslüman toplumlar da aynı şeyi yapmadığı müddetçe mevcut geri kalmışlık, her alanda dünyanın geri kalanından geri kalmış halleri devam edecektir. Müslümanlar diktatörlük rejimleriyle yönetilmeye devam edecek, Müslüman kadınlar ezilmeye ve ikinci sınıf insan muamelesi görmeye devam edecektir.

     Muhterem Müslümanlar, azîz kardeşlerim;

     Değişimden korkmak, “takva” değildir. Bilakis “şirk”tir, “putperestlik”tir. Çünkü Allah tarafından gönderilmiş bütün peygamberler, değişim için gönderilmiştir. Onlara karşı çıkan ve mesajlarını kabul etmeyen bütün müşrik toplumlar ise, değişime karşı direnmiştir.

     Kur’ân-ı Kerîm’de “cahiliye” olarak nitelenen davranış, tam olarak “muhafazakârlık”tır. Allah tarafından gönderilen bütün peygamberler, bir tek şeye karşı mücadele ettiler: Muhafazakârlık! Ve onların getirdiği mesajı kabul etmeyip karşı çıkan tüm müşrik toplumlar da, muhafazakâr oldukları için, resmî dîn anlayışının dışına çıkamadıkları için müşrik kaldılar, kâfir olarak öldüler.

     Yararları kadar zararları da olan herşey, sorgulanmaya muhtaçtır. Birçok iyi yönlerinin yanında ayrıca pekçok kötülüğe, geri kalmışlığa hatta vahşete kapı aralayan herşey sorgulanmalıdır, sorgulanmalıdır, sorgulanmalıdır.

     21. yy’da hâlâ mezhep savaşı veriyorsun, hâlâ cemaatler tarafından yönetiliyorsun. Ve kadınların insan, bitkilerin canlı olduğunu öğrenemedin. Ümmet cihadla değil, güzel sesli hafızlar yetiştirerek de değil, ne zaman ki kadınlara saygılı olmayı öğrendi, farklı fikirlerden korkmamaya, kendisine anlatılan her şeyi sorgulamaya ve aydınlanmaya başladı, işte o zaman kurtulacak!

     İslam dünyası bilim, uygarlık, sanat, ekonomi, üretim, hayatın hemen her alanında dünyanın diğer toplumlarından geri kalmıştır. Bundan sıyrılmak için, İslam dünyasının yeniden canlanması ve ilerleme aşamasına geçmesi için, hadi “Reform” demeyelim çünkü Müslümanlar bu kelimeye gıcıklar ama köklü bir “Islahat” hareketine ihtiyaç vardır. (Arapça kelimeler kullandığın zaman aynı şeyi söylesen de kimse karşı çıkmıyor sana. İşte biz kalkmış böyle bir topluluğa bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz.)

     İslam dünyasının bugünkü geri kalmışlıktan kurtulması ve yeniden canlanması için en başta gerekli olan şey, aydınlanmadır. Aydınlanma için de en başta öğrenmesi gereken şey, kadına saygıdır.

     “Kadından peygamber olmaz”, “Kadından imam olmaz”, “Kadından yönetici olmaz” inancı ve söylemleri, kadını aşağılayan, kadını ikinci sınıf insan yerine koyan cinsiyetçi inanç ve söylemlerdir. Bunları dile getirip, bunlara inanıp, sonra da 5 yaşındaki çocukları şeker verip kandırmaya çalışır gibi “Kadınlar bizim baş tacımızdır”, “Dînimiz kadınlara en büyük değeri vermiştir”, “Peygamberlerin hepsi erkektir ama unutmayalım ki onların hepsini doğuranlar kadındır” demek, inanın komik olmayı dahi hakketmeyen ucuz söylemlerdir.

     “Din” ve “Peygamber” kavramlarının tanımı yapıldığında dahi, “Kadından peygamber olmaz” inanç ve söyleminin kadını insan dahi saymayan bir inanç ve söylem olduğu farkedilecektir.

     Dîn nedir? Peygamber ne demek?

     En sade tanımı şöyle: “Allah, insanları doğru yola ulaştırmak için, insanlar arasından seçtiği bazı kişilere peygamberlik vererek, onlar aracılığıyla insanlara dîni ulaştırmıştır.”

     Böyle mi? Böyle. Doğru mu bu tanım? Doğru.

     Bu durumda çok net biçimde ortada ve açıktır ki, “Kadından peygamber olmaz” demek, direk olarak “Kadın insan değildir” demektir.

     “Kadından peygamber olmaz” söyleminin bundan başka hiçbir anlamı yoktur. Bu söylemin bir tek anlamı vardır: “Kadın insan değildir.”

     “Kadından peygamber olmaz” eşittir “Kadın insan değildir.”

     Yukarıda da belirttiğimiz üzere, İslam dünyasının bugünkü geri kalmışlıktan kurtulması ve yeniden canlanması için en başta gerekli olan şey, aydınlanmadır. Aydınlanma için de en başta öğrenmesi gereken şey, kadına saygıdır. Bu konuda İslam dünyasının atacağı ve atması elzem ilk büyük adım, kadın peygamberlerin varlığını kabul etmektir.

     İnsan denen canlı türünün bu dünyada sahip olabileceği en yüksek makam olan “peygamberlik” makamına kadınları da layık görmek, İslam dünyasında kadınlara yönelik menfi tavırların, kadını “düşük insan” veya “yarım akıllı” gören bağnaz zihniyetin, kadınlara yönelik negatif ayrımcılığın, kadına yönelik şiddet ve baskının önünü kesecektir.

     İşte o zaman Müslüman kadınlar, kadınlarımız, hakketikleri saygıya ve itibara kavuşacak, toplumun diğer yarısı olan erkek kardeşleri ile birlikte eşit yurttaşlar olarak yaşayacak, işte o zaman insanların cinsiyetlerine, ırklarına, etnik kökenlerine, sosyal statülerine göre değil, insanların yalnızca âmellerine göre, ortaya koydukları çalışmaları ve toplumsal hayata katkılarına göre değer sahibi oldukları bir toplumsal hayat neşv û nema bulacaktır.

     Tanrı’nın bizden istediği de budur zaten. “Üstünlük ancak takvâ iledir, sadece âmellere göredir.”

     Elinizdeki bu çalışmanın amacı da, bu aydınlanma hareketine – İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca misali – bir nebze de olsa katkıda bulunmaktır. Ele aldığımız meselenin ve işlediğimiz konunun hakkını verebildikse, ne mutlu bize.

     Bu kitap, karanlıkta bir ışık olabildiyse, açık denizde yol alanlara bir fener olabildiyse, kitabın yazarı olan bu fakir kardeşinizden daha mutlu kimse yoktur.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Sözlerimizin başı da sonu da Yüce Yaratıcı’ya hamddır.

sediyani@gmail.com

≈ BİTTİ ≈

     SEDİYANİ HABER

     2 TEMMUZ 2020

 

723 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Kadın Peygamberler – 45

  1. Zekeriya dedi ki:

    Cok güzel bir külliyat oldu. Everest ve İletisim gibi yayin evleri ile bir an önce iletişim kurup bu güzide eseri insanlara ulastirmalisiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir