Baltık Kıyılarında Her Gün Bir Ülke – 15

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

Ja vēlaties sasniegt augstāko, sāciet no apakšas.

(En yükseğe erişmek istiyorsanız, en aşağıdan başlayın.)

Leton atasözü

     Alışveriş pazarında biraz takılıp, satılan hediyelik eşyalara baktıktan sonra, yürümeye devam ediyoruz.

     Reformasyon Bulvarı (Let. Reformācijas Laukumā) ile Peter Kilisesi Caddesi (Let. Pēterbaznīcas Iela) arasına geldiğimizde, büyük bir kilise karşılıyor bizi: Riga Azîz Peter Kilisesi (Let. Rīgas Svētā Pētera Baznīca) veya tam adıyla Riga Azîz Peter Protestan Lutheryan Kilisesi (Let. Rīgas Svētā Pētera Evaņģēliski Luteriskā Baznīca)…

     Bu bir Protestan – Lutheryan kilisesi.

     Gezi arkadaşlarım sevgili Nedim Yeşilfiliz ağabey ve sevgili Ali Sayan ile birlikte, kilisenin kapalı olan koyu yeşil kapısını açıp giriyoruz içeri…

     İçeri girer girmez, büyükçe bir Martin Luther (1483 – 1546) fotoğrafı karşılıyor bizi. Protestanlık mezhebinin ve Luthercilik akımının kurucusu olan Alman teolog Martin Luther’in fotoğrafını, girişin tam karşısına asmışlar. Öyle bir yere asmışlar ki, kiliseye giren, ister istemez ilk Martin abimizi görüyor.

     Luther’in 1517 tarihinde başlattığı Reform Hareketi (Reformasyon, Dîn’de Reform), özellikle İskandinavya ve Baltık ülkelerinde, hususen Letonya’da güçlü bir taraftar toplamıştı.

     Mimarî açıdan Gotik tuğla tarzında inşâ edilmiş olan Riga Azîz Peter Protestan Lutheryan Kilisesi, üç koridorlu bir bazilikadır ve Riga’nın en yüksek kilisesidir. Kilisenin ana binasının yüksekliği 30 m, kulesinin ana gövdesinin yüksekliği 72 m, anteniyle birlikte toplam yüksekliği 123 m 25 cm’dir.

     Kilise 13. yy’dan kalma ve bir “tüccar kilisesi” ve “buluşma yeri” olarak inşâ edilmiştir. Yazılı kaynaklarda kendisinden ilk kez 1209 tarihli kayıtlarda bahsediliyor. Bu, Riga Piskoposu Alberts fon Bukshēvdens (1165 – 1229) ile Jersika (Gerzika) Prensi Visvaldis no Jersikas (? – 1230) arasında imzalanan bir antlaşma metnidir. Kilise yığma yapıya sahipti ve bu nedenle Riga’da aynı yıl içinde meydana gelen şehir yangınında hasar görmemişti.

     Şehir nüfûsunun 1297’de Livonya ordusuna karşı gerçekleştirdiği ayaklanma sırasında, kilise binası kısa süre için cephanelik yeri ve gözetleme kulesi olarak kullanılmıştı.

     1352 yılında, Riga’daki ilk kamu saati Azîz Peter Kilisesi’nin kulesine kuruldu. Bir gardiyan, düşman saldırısı veya şehirde yaklaşmakta olan herhangi bir tehlikeye karşı uyarmak için kilise kulesinde nöbet tutmaya başladı.

     1408 – 09 yıllarında yarım daire şeklinde bir bypass ve beş şapel ile yeni bir sunak inşâ edilerek üç koridorlu bir bazilika oluşturuldu. Bu mimarî işlem, Almanya’nın Mecklenburg – Ön Pomeranya (Alm. Mecklenburg – Vorpommern) eyaletinde ve Baltık Denizi kıyısında bulunan Rostock kentinden davet edilen Alman inşaat ustası Johann Rumeschottel (? – ?) tarafından ve Rostock’taki Meryem Kilisesi (Alm. Marienkirche) örnek alınarak Gotik tarzda yapılmıştı. Ancak hemen bu süreçte patlak veren 1409 – 11 Polonya – Litvanya – Cermen Savaşı nedeniyle inşaat çalışması tamamlanamadı ve 1419’a ertelendi. 1420’de de veba salgını baş gösterince bu sefer 1430’a ertelendi. Devamlı ertelemenin “dış sebepleri” kadar “iç sebepleri” de vardı. Riga halkı, kentteki iktidarın kullanımı konusunda Riga başpiskoposlarıyla sürekli çatışma halindeydi. Bunun da kilisenin yenilenmesi üzerinde etkisi oluyordu. Politik nedenlerle inşaatın 1456 yılına kadar ya bitirilmesi ya tamamen durdurulması gerekiyordu. Nihayet 1456 – 66 arasında hummalı bir şekilde yeniden başlatılan inşaat çalışmaları 1491’de tamamlandı. Bu uzun yıllar süren yeniden inşâ çalışmaları esnasında, eski çan kulesi 1456 yılında değiştirildi ve yeni kuleye 1477’de yeni bir çan asıldı. 1491 yılında kuleye 136 m’lik sekizgen bir çan kulesi eklendi ve kilisenin ön cephesi ile birlikte Riga silüetine hakim oldu.

     Kilise, 1524 yılına kadar bir Katolik kilisesiydi aslında. Ancak Avrupa’da Martin Luther öncülüğünde 1517’de başlayan Reform Hareketi (Reformasyon, Dîn’de Reform), 1524 yılında Letonya’ya sıçrayınca, kilisenin “mezhebi” de değişti.

     1524 yılında Lutherci bir kalabalık sloganlar atarak kiliseyi işgal ettiler. Kalabalık “Tekbiiiiiir!.. Allah-û Ekber!.. Allah-û Ekber!..” diye bağırmıyorlardı ama kiliseye girip içerdeki bütün putları kırdılar. Ayrıca kilise şapelinin mihrabı da yakıldı. Riga Belediye Meclisi (Let. Rīgas Rāte), Kasım 1524’te kilisenin mülküne el koydu ve içeride ibadet edilmesini yasakladı. Katolik nüfûsun şehirden atılmasından sonra, bina kült ihtiyaçları için 1526 yılında Lutheryan cemaatine teslim edildi. O tarihten sonra burası artık bir Prostestan – Lutheryan kilisesi oldu.

     Letonya’da Reform Hareketi’nin başarıya ulaşmasıyla birlikte, batı cephesi ve portalların Barok tarzında restore edildiği 17. yy’n sonlarına doğru bir yenileme daha yapıldı. Aynı zamanda kilise kulesi yenilendi, toplam 64 m 50 cm’ye kadar büyütüldü.

     Kule, 11 Mart 1666’da güçlü bir fırtına sonucu yıkıldı, komşu bir bina da beraberinde yıkıldı ve 8 kişi yıkım altında kalarak öldü. Yeni bir kulenin temel taşı 29 Haziran 1667’de atıldı ve 10 Mayıs 1690’da tamamlandı. 1694 yılında da yeni bir saat kulesi kuruldu ve Hollanda’nın başkenti Amsterdam’dan getirilen saat kuleye asıldı.

     1701 yılından itibaren kilise arsası, “mezar yeri” olarak da kullanılmaya başlanmıştır.

     10 Mayıs 1721 tarihinde (ilginçtir, tam da yapımının tamamlanış tarihinin yıldönümünde) kuleye yıldırım düştü. Büyük bir yangın çıktı ve tüm binayı yaktı; kule tekrar yıkıldı. (Kimin beddûâsını aldılar bilmiyorum ama, yapıldığı tarihten bu yana bu kiliseye toplam 6 kez yıldırım çarpmıştır)

     Kilisenin yeniden inşâsı 1743 – 46 yılları arasında gerçekleştirildi. Bu çalışma esnasında 1746’da 120 m 70 cm yüksekliğinde yeni bir çan kulesi dikildi. Çan kulesi bakır levha ile kaplandı ve tepesindeki horoz 1747’de yaldızlanarak parlatıldı.

     1767 yılından 1788’e kadar, yani 21 yıl boyunca ve ölümüne kadar, dünyaca ünlü Alman bestekâr Johann Sebastian Bach (1685 – 1750)’ın son öğrencisi olan Johann Gottfried Müthel (1728 – 88), kilisede organist olarak çalışmıştır, kilisede yapılan ayinlerde ve okunan ilahîlerde müziği O çalmıştır.

     1793 yılında çıkartılan bir yasayla, kilise arsasının bundan böyle “mezar yeri” olarak kullanılması yasaklanmış, böylece 1701’den beri var olan bir uygulamaya son verilmiştir. (1701 – 93 yılları arasında toplam 3576 kişi kilise arsasına gömülmüştür)

     1793 yılında kilise için yeni bir mermer minber tasarlandı ve bu mermerler İtalya’dan getirtildi. 1794’te nefin orta bölümlerindeki ahşap tonozlu tavanlar yenilendi. İç duvarlar sıvalandı ve sütûnların alt bölümleri 1885 yılında meşe panellerle kaplatıldı.

     Dünyanın anasının ağladığı II. Dünya Savaşı (1939 – 45)’na kadar, Letonya’nın başkenti Riga’daki Azîz Peter Protestan Lutheryan Kilisesi, Avrupa’nın en yüksek ahşap binasıydı. 1940 yılına kadar, neredeyse tüm üyeleri savaş sırasında Letonya topraklarından ayrılan Alman Protestan Lutheryan Kiliseler Birliği cemaati olarak Letonya İçişleri Bakanlığı Kiliseler ve Dînler Departmanı’na kayıtlıydı.

     İkinci Cihan Harbi esnasında, kilise 29 Haziran 1941’deki Wehrmacht saldırısında top ateşi ile ateşe verildi. Çıkan büyük yangın, kilise kulesinin tekrar çökmesine neden oldu. Ayrıca kilisenin çok değerli olan ve 1596’da yapılmış bronz şamdanı da yandı bitti kül oldu.

     İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, Letonya, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin bir parçasıydı artık. Savaştan sonra bina, sadık bir cemaati kabul etmeden, devletin mülkiyeti olarak kaldı.

     İlginçtir ama, ülkede tüm dînî değerlere savaş açan Letonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (Letonya SSC) hükûmetinin kararına göre, kilise 1954 – 58 yılları arasında yeniden restore edildi. 1967’de ise benzersiz kulenin yeniden inşaatına başlandı. Bu restorasyonun sonucu olarak, bugünkü 30 m yüksekliğindeki ana bina, ana gövdesi 72 m ve anteniyle birlikte toplam uzunluğu da 123 m 25 cm olan bugünkü yapı ortaya çıktı.

     Kilisenin Komünist dönemde gerçekleştirilen ikinci hummalı yeniden inşâ çalışması, 29 Haziran 1973’te başlatıldı. Yeni kilise binasında bir sergi salonu, bir konser salonu, bir müze ve insanların yukarıdan Riga’nın manzarasını seyredebilecekleri bir gözetleme kulesi kuruldu. Kilisenin 72 m yüksekliğindeki kulesine çıkmak için elektrikli bir asansör kuruldu. Kulenin çatı makasları olası yangınları önlemek için demirden yapıldı.

     Kulenin yeni saati 1975 yılında Ermenistan’dan getirildi. Saatteki çan müziği ise 1976’da çalınmaya başlandı. Kilisenin 51 m yüksekteki saat kulesinden günde 5 kez Letonya halk şarkısı “Rīga Dimd” (Riga Karardı) çalıyordu.

     Kilisenin binası ve dış cephesi 1983 yılında tamamen restore edildi, iç dekorasyonunun restorasyunu ise bir yıl sonra, 1984’te tamamlandı. 1987 – 91 yılları arasında da ana cephe ve portallar restore edildi.

     29 Haziran 1991’de, yani bağımsızlıktan iki ay önce, kısa adı LELB olan Letonya Protestan Lutheryan Kilisesi (Let. Latvijas Evaņģēliski Luteriskā Baznīca) cemaati, binayı devralmak için hükûmetle müzakerelere başladı. (Hükûmet – Cemaat kavgaları bir tek sizde mi var sanıyorsunuz?)

     21 Ağustos 1991 tarihinde Letonya bağımsızlığını kazandı. Dünya haritasında yeni bir ülke vardı artık: Letonya Cumhuriyeti (Let. Latvijas Republika)…

     SSCB, 25 Aralık 1991’de tarihe karıştı.

     Cemaat tam 15 sene sonra amacına ulaştı. 4 Nisan 2006’da çıkartılan bir yasayla kilise, Protestan – Lutheryan cemaatin mülkiyetine geri döndü.

     Hayat böyle işte: Herşey eninde sonunda yeniden aslına rücû ediyor…

     Kilisede sessizce oturup ortamı gözlemliyoruz. Tefekkür ve gözlem halindeyiz. Ruhanî bir ortam var.

     Nedim abi ve Ali, ibadethanede olmayı fırsat bilerek, kısık sesle dûâ ediyorlar. İkisi de hûşû içinde, maşallah.

     Çaktırmadan onlara doğru eğilip, yaptıkları dûâyı duyabilmek için kulak kabartıyorum. Net bir şekilde duyabiliyorum şimdi, ettikleri dûâyı.

     Eyvah eyvah… O kadar çok şey istiyorlar ki Tanrı’dan, ben hepsini dinlerken bile yoruldum desem abartmış olmam.

     Nedim abinin yaptığı dûâ şöyle:

     “Allah’ım! Bana bol kazanç ve emekliliğimde rahat edebileceğim malk mülk ver. Almanya’da üç katlı bir evim olsun; bir dairesinde oturayım diğerlerinden de her ay kira gelirim olsun. Çanakkale’de de bir yazlığım olsun; memlekete gittiğimde kalacak yerim olsun, kimseye minnet etmiyeyim. Âmin…”

     Ali’nin yaptığı dûâ da şöyle:

     “Allah’ım! Önümüzdeki seçimde Birecik’ten belediye başkanı seçileyim. Bir sonraki seçimde de Urfa Büyükşehir Belediye Başkanı olayım. Sonra siyasette hızla yükselip önce milletvekili, sonra Adalet Bakanı olayım. Makamım, koltuğum olsun; herkes önümde ceketini iliklesin. Âmin…”

     Ben de dûâ ettim tabiî ki. Ama benim yaptığım dûâ o kadar uzun sürmedi. Sadece tek cümle:

     “Allah’ım! Sen konuyi pileysun. Âmin…”

     Kiliseden çıktıktan sonra yürüyüşümüze devam ediyoruz…

     Kungu Iela adlı yolun üzerinde yürüyerek Grēcinieku Iela adlı yola, ordan da eski yolumuz olan ve Daugava Nehri’ne paralel uzanan 11. Novembra Krastmala adlı anayola çıkıyoruz tekrar.

     Bize epey uzak olmasına rağmen çok yüksek olduğu için tâ buradan görebildiğimiz, Letonya’nın en yüksek yapısı olan Riga Radyo ve Televizyon Kulesi (Let. Rīgas Radio un Televīzijas Tornis)’ne bakıyorum bulunduğumuz yerden, bir yandan yürürken.

     – Arkadaşlar, ben nehir kıyısına gidip şu güzel televizyon kulesinin tam karşıdan fotoğraflarını çekeceğim, diyorum arkadaşlarıma.

     Bu fikrim hoşlarına gitmiyor:

     – Ya orası uzaktır Sediyani, ne işimiz var orda?

     – Bırak gitme yaa, gidip gelmek en az bir saatimiz alır, diyorlar.

     Ama ben kararlıyım, daha doğrusu mecburum:

     – Ya güzel abilerim! “Seyahatname” yazacağız herhalde, değil mi? Bu kule Letonya’nın en yüksek binasıdır, tüm Avrupa’nın da üçüncü en yüksek televizyon kulesidir. Gezerken bütün gün çıplak gözle uzaktan gördüğümüz bu kuleyi anlatmadan mı yazayım yani gezi hatırâlarımızı?..

     – Öyle mi? Vay be! Demek en yüksek bina…

     – Öyle, evet. Şimdi Letonya gezisini yazacağız, Riga’yı tanıtacağız ama bu kule yok! Olmaz ki. Düşün ki İstanbul’u anlatıyorsun ama içinde Boğaz Köprüsü yok!..

     – Olmaz tabiî, sen git, diyor Nedim abi, ama ben çok yoruldum Sediyani, ben gelmeyeyim.

     – Ben de çok yoruldum valla, diyor Ali.

     – Tamam sorun değil, diyorum ben, siz burada oyalanın, ben gidip işimi halledip dönerim.

     – Fazla geç alma ama, diye tembihliyorlar.

     – Yok yok, sadece karşıdan birkaç fotoğrafını çekip döneceğim, suya atlayıp yüzerek yanına gitmeyeceğim. 🙂

     – 🙂

     – 🙂

     Arkadaşlarımı orada bırakıp nehre ve kuleye doğru yürümeye başlıyorum. 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra, nehir kıyısında, karşı kıyıdaki kuleyi karşıdan net biçimde görebileceğim bir noktaya geliyorum.

     Kulenin birkaç fotoğrafını çekiyor, sonra nehir kenarında oturup biraz seyrediyorum.

     Ama birinin de benim yakışıklı bir fotoğrafımı çekmesi gerekir. Kule ile aynı karede çıkmam lazım. Bunu nasıl halledeceğim? Gerçi arada bir insanlar gelip geçiyorlar ama, kime güvenebilirim ki? Biraz da çekiniyorum açıkçası. Sonuçta burası Almanya, İsviçre değil. Eski Doğu Bloku ülkesi. Ya fotoğrafımı çekmesi için makinayı birine verdiğimde, makinayı alıp kaçarsa? O zaman ne yaparım? Sadece makina değil, bu gezide şimdiye dek çektiğim tüm fotoğraflar gider…

     Nehir kenarında durmuş suya bakıyor, gelen geçen olduğunda da dönüp onlara bakıyorum. Tiplerine, kıyafetlerine. Güvenebileceğim bir tip arıyor gözlerim.

     Kadın olsa iyi olur; çünkü korktuğum şeyi kadınlar yapmaz. Ama şanssızlık bu ya, ordan geçenler hep erkek.

     Bekle ha bekle, tek bir kadın bile geçmiyor. Benim şansım işte. Sonunda dayanamayıp, ordan bisikletiyle geçmekte olan genç bir adama “Hallo” diye seslenip durduruyorum.

     Letonca bilmiyorum; Kürtçe’yi de o anlamaz. Mecburen ben de 2011’de Kenya’da öğrendiğim Nairobi İngilizcesi’yle konuşup, benim birkaç fotoğrafımı çekmesini rica ediyorum.

     Kabul ediyor ve bisikletinden inerek makinamı alıyor. Ona nasıl çekeceğini, hangi düğmeye basacağını gösteriyorum. Anladığını beyan ediyor. Sonra da değişik açılardan birkaç güzel fotoğrafımı çekiyor.

     Kendisine teşekkür ediyorum. Makinayı bana geri veriyor ve “Hoşçakal” deyip bisikletiyle yoluna devam ediyor. İsa Mesih ve Meryem Ana kendisinden razı olsun.

     Letonya’nın en yüksek binası, tüm Avrupa’nın da üçüncü en yüksek televizyon kulesi olan Riga Radyo ve Televizyon Kulesi (Let. Rīgas Radio un Televīzijas Tornis), kırmızı renkte ve muhteşem güzellikte bir mimarisi olan oldukça yüksek bir yapı.

     Kule, bu coğrafyanın can damarı olan ve başkent Riga’yı da ikiye bölen 1020 km uzunluğundaki Daugava Nehri’nin üzerindeki Zaķusala isimli adanın üzerinde yer alıyor. Adanın ismi olan “Zaķusala”, Letonca’da “Tavşan Adası” demek.

     Riga Radyo ve Televizyon Kulesi, bu adanın üzerinde, Sovyetler Birliği (SSCB) döneminde inşâ edilmiştir. 1979 yılında yapımına başlanan kule, 1989’da tamamlanmıştır.

     Kulenin ana gövdesi 97 m, çatı yüksekliği 222 m, toplam yüksekliği ise 368 m 50 cm’dir. İçinde yukarıya inilip çıkılan 4 tane asansörü vardır.

     Riga Radyo ve Televizyon Kulesi, Letonya’nın en yüksek yapısıdır. Letonya’nın en yüksek 10 yapısı şunlardır:

     1. Riga Radyo ve Televizyon Kulesi (Let. Rīgas Radio un Televīzijas Tornis) → 368 m 50 cm → Rīga

     2. Z – Tower I → 135 m 20 cm → Rīga

     3. Riga Azîz Peter Protestan Lutheryan Kilisesi (Let. Rīgas Svētā Pētera Evaņģēliski Luteriskā Baznīca) → 123 m 25 cm → Rīga

     4. İsveç Bankası Merkez Binası (Let. Swedbank Centrālā Ēka) → 122 m 78 cm → Rīga

     5. Z – Tower II → 121 m 90 cm → Rīga

     6. Panorama Plaza II → 114 m → Rīga

     7. Asmalı Köprü (Let. Vanšu Tilts) → 109 m → Rīga

     8. Bilim Akademisi Binası (Let. Zinātņu Akadēmijas Augstceltne) → 108 m → Rīga

     9. Panorama Plaza I → 99 m 80 cm → Rīga

     10. Radisson Blu Hotel → 98 m 30 cm → Rīga

     (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT – 1: Listede de gördüğünüz gibi, Letonya’nın en yüksek 10 binası da bir şehirde, başkent Riga’dadır… GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT – 2: Koyu puntoyla yazdıklarım, bizim bu gezide bizzat gördüğümüz binalardır. Burdan da anlayacağınız üzere, Letonya’nın en yüksek 10 binasından 4’ünü sadece bir gün içinde, bugün görmüş olduk… GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT – 3: Bu binalardan birinin hatta içine de girdik. Gerçi 3. sıradaki binanın içine girip orda dûâ edeceğimize, 4. sıradaki binanın içine girip orda elimize para vereydiler daha iyi olurdu ama, demek ki biz daha dünyaya gelmeden önce kal-u belâda kaderimiz böyle yazılmış.)

     Letonya’nın en yüksek yapısı olan Riga Radyo ve Televizyon Kulesi, Avrupa’nın da en yüksek 13. yapısıdır. Televizyon kuleleri arasında ise Avrupa’nın en yüksek 3. televizyon kulesi, dünyanın en yüksek 15. televizyon kulesidir.

     Yeni bir Riga Radyo ve Televizyon Kulesi inşâ etme fikri, Letonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (Letonya SSC) zamanında, 30 Temmuz 1967 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla ortaya atılmıştı. O zamanlar Jelgava Tiyatrosu yanında bulunan Āgenskalnā adlı radyo ve televizyon kulesi bu iş için yetersiz geliyordu. Kulenin inşâsı için teknik gerekçe olan şu hedefler belirlenmişti: Televizyon ve radyo programlarının sayısını ikiden dörde çıkarmak, yayın alanlarını önemli ölçüde arttırmak, televizyon ve radyo yayınlarının kalitesini arttırmak, aynı zamanda özel iletişimi (ulusal, askerî, sivil savunma vb.) güçlendirmek.

     1972’nin sonlarında bu fikir tekrar gündeme gelince, Rusya’dan, Moskova Telekomünikasyon Tasarım Enstitüsü’nden bir uzman ve bir mühendis, fizibilite çalışmaları için Letonya’ya geldi. Gerçi onlar daha gelmeden önce, Bābelīte Gölü yakınlarında bir yer, Baložkalnā’da bir yer, Ulbrokā’da bir yer ve değişik noktalarda birkaç yer daha bu iş için aday olarak seçilmişlerdi bile. Moskova’dan gelen iki bilirkişi, Riga’ya geldiklerinde, tavsiye edilen yerleri hemen gezmeye başladılar, ancak ilkinden daha ileri gitmediler. Bābelīte Gölü’nde çevreye bakan bu bilirkişiler, kule için aday olarak seçilen yerlerin uygun olmadığını söylediler. Moskova’dan gelen bilirkişiler, şu güzel açıklamayı yapmışlardı: “Zaman değişiyor, bununla bağlantılı olarak insanlığın mimarî ve estetik anlayışı da değişiyor. Televizyon kuleleri artık sadece teknik binalar olarak değil, aynı zamanda bir manzara seyretme alanına ve bir restorana, kafeye sahip turistik mekânlar olarak inşâ ediliyorlar. Bu yüzden, televizyon kulesinin Riga şehir merkezinde inşâ edilmesi gerekir. Şehre estetik bir güzellik kazandırması gerekir. Havaalanından gelirken, şehirde, nehir üzerinde bir ada olduğunu görmüştük. Orası bu yapı için çok uygun.”

     Bahsettikleri adanın Zaķusala olduğu öğrenildi. Yer seçimi, Bakanlar Kurulu tarafından kabul edildi.

     Ancak adada yapılan etüd sonucu hazırlanan jeolojik rapor, binanın inşâ edilebileceği sağlam temellerin yaklaşık 25 m derinlikte olduğunu ve inşaatı daha pahalı ve karmaşık hale getirdiğini ortaya koydu. Fakat plan geri çekilemezdi, hükûmet inşaatı zaten onaylamıştı.

     Kulenin yapımını Leton mimar Gunārs Asaris (1934 – halen hayatta) gerçekleştirecekti. Sonra O’na Gürcü mimar Kims Nikuradze (? – ?) de katıldı. Ayrıca Leton mimarlar Nikolajs Sergijevskis (? – ?) ve Viktors Savčenko (? – ?) de aralarına katıldı. Aralarında seçim yapmak için beş ayrı proje çizildi ve maketleri yapıldı. Projenin son versiyonu Rigalı mimar Gunārs Asaris öncülüğünde hazırlandı.

     İnşaat malzemeleri Estonya’nın Baltık Denizi üzerindeki Saaremaa Adası’ndan getirtilen dolomitler ve Rusya’nın Çelyabinsk oblastından getirtilen Karelya granitinden oluşuyor, prefabrik demir işçiliği içeriyordu.

     Televizyon kulesinin inşaatına 1979 yılında başlandı ve Cumhuriyet Radyo Merkezi (Let. Republikāniskā Radiocentra) Müdürü Sergejam Lazarevskim (? – ?) ve baş mühendis Ināram Jēkabsonam (? – ?) öncülüğünde başarılı bir biçimde sürdürüldü. İnşaatın başında kulenin temelleri atıldı. Televizyon kulesinin dikileceği noktada, 24 – 27 m derinlikte bir dolomit tabakasına dayanan 20 betonarme boru veya kazık batırıldı. Özel bir titreşim tekniğine sahip kazıklar zemine dolomit içine kadar kazılmış, zeminden çıkarılmış ve daha sonra betonla doldurulmuştur.

     1980 yılında İletişim Bakanlığı’nda iki görevle görevlendirilen İletişim Nesneleri İnşaat Müdürlüğü (Let. Sakaru Objektu Celtniecības Direkcija)’nde özel bir yapısal birim kuruldu. Ana görev televizyon kulesinin yapımı, diğeri ise sinyal, otomatik bildirim ve alarm sistemi olarak adlandırılan nesne idi. 1981 yılından itibaren de Uldis Rutks (1931 – halen hayatta), İletişim Nesneleri İnşaat Müdürlüğü’nün baş mühendisi oldu.

     1980’lerde kulenin yapımında ve Letonya’da tamamen yeni bir yöntem kullanıldı. Anten kısmı tümüyle yere kaynaklandı ve montaj tam tersi sırada gerçekleşti, böylece önce başak monte edildi ve daha sonra kaldırma mekanizmalarıyla kademeli olarak kaldırıldı. Sonraki her aşama özel bir stant üzerinde yere kaynaklanmıştır, yani anten yukarıdan aşağıya doğru. Bunun sebebi, kule vinçlerinin sadece 107 m yüksekliğe kadar destekleri monte edebilmesi ve kule desteklerinin sadece kısmen monte edilmesiydi. Daha fazla montaj için anten kısmına monte edilmiş bir vinç kullanıldı. Kulenin asma yapıları da antenin bu kısmının etrafına inşâ edildi; önce onları yere monte etti ve sonra bir kaldırma sistemi ile kaldırarak orada kaynak yaptı.

     Kulenin anten kısmı, şu anda yerden 88 m yükseklikte başlayan merkezî çerçeveye dayanıyor. Anten parçasının son bölümü monte edildiğinde ve altında merkezî çerçeve olduğunda, yaklaşık 500 ton ağırlığındaki tüm yapı 88 m yukarı itildi.

     Son uzatma 2 Kasım 1984’te başladı ve 13 Kasım’da kule projenin planlanan 368 m’lik yüksekliğine ulaştı. Çok karmaşık bir inşaat operasyonu da, özel bir metal – karton çelikten yapılmış merkezî parçanın kaplamasının kaldırılmasıydı. Yere kaynak yapılmış ve 27 m yüksekliğindeki bu kaplama detayları yükseltilmiştir. İnşaat sırasında kulenin inişi kontrol edildi.

     Orijinal plan, televizyon kulesinin yapımını 1985’e kadar nispeten tamamlamaktı, ancak 1984’te kulenin yapımının gelecek yıla kadar tamamlanmasının mümkün olmayacağı açıklandı. Yapının ilk aşaması 1985’te tamamlanacak ve ertelenecek ikinci aşamanın tamamlanması için inşaat iki aşamaya bölünecekti. İlk aşamanın inşaatının sonunda, binaların bir kısmının, zemin kulesinin bir kısmının, antenin bir kısmının ve bir vericinin kurulumunun devreye alınması planlandı.

     Aslında, ilk Tesla vericisi 28 Aralık 1985’te “Kanal 28”de ilk deneysel yayınları yayınlamaya başlayan bitmemiş salonda kuruldu. İnşaat çalışmalarının devam etmesine rağmen plan yerine getirildi. “28. Kanal”da düzenli televizyon yayınları Ocak 1986’da başladı.

     Televizyon kulesinin inşaatı ve montajı 1989’a kadar devam etti ve toplamda tüm çalışmalar 10 yıl sürdü. Şu anda, Riga Radyo ve Televizyon Kulesi, radyo ve televizyon yayıncılığının kalitesini iyileştirerek yayın alanını önemli ölçüde arttırma konusundaki orijinal hedefini defalarca aşmıştır.

     Kulenin aslında bir yeri hep eksik kalmıştı ve tam olarak 2006 yılında bitirildi. Resmî açılışı da – yeni kurulan bağımsız Letonya devleti tarafından – 2006’da yapıldı.

     Kulenin açılışının yapıldığı gün, kulenin 93 m yukarısında bir de restoran açılmıştı. Restoranın adı “Vēja Roze” idi. Letonca’da “Rüzgâr Gülü” demek. Ama restoran günümüzde kapalı. Sebebini bilmiyorum; belki de döner ve ayran olmadığı için kimse gitmemiştir, bu yüzden kapısına kilit vurmuştur.

     Bizim Letonya’ya gezmeye geleceğimizi Letonya hükûmeti nasıl haber aldıysa artık, Riga Radyo ve Televizyon Kulesi, Mayıs 2019’da alınan bir kararla ziyaretçilere kapatılmıştır.

     Biz, Letonya’ya gezi düzenleme kararını Mayıs başında almıştık. Mayıs sonunda da alelacele toplanan Letonya Hükûmeti Bakanlar Kurulu, kulenin 2024 yılına kadar ziyarete kapatılması kararı aldı.

     Neymiş, restorasyon yapacaklarımış! Yersen tabiî…

     O kadar söyledim Nedim abiyle Ali’ye, “Letonya’ya gideceğimizi kimseye söylemeyin, duyulmasın” diye.

     Ama ağızları durmuyor ki…

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 12

FOTOĞRAFLAR:

Reformasyon Bulvarı (Let. Reformācijas Laukumā) ile Peter Kilisesi Caddesi (Let. Pēterbaznīcas Iela) arasına geldiğimizde, büyük bir kilise karşılıyor bizi: Riga Azîz Peter Kilisesi (Let. Rīgas Svētā Pētera Baznīca) veya tam adıyla Riga Azîz Peter Protestan Lutheryan Kilisesi (Let. Rīgas Svētā Pētera Evaņģēliski Luteriskā Baznīca)…

Bu bir Protestan – Lutheryan kilisesi. (LETONYA)

Kilise, 1524 yılına kadar bir Katolik kilisesiydi aslında. Ancak Avrupa’da Martin Luther öncülüğünde 1517’de başlayan Reform Hareketi (Reformasyon, Dîn’de Reform), 1524 yılında Letonya’ya sıçrayınca, kilisenin “mezhebi” de değişti.

1524 yılında Lutherci bir kalabalık sloganlar atarak kiliseyi işgal ettiler. Kalabalık “Tekbiiiiiir!.. Allah-û Ekber!.. Allah-û Ekber!..” diye bağırmıyorlardı ama kiliseye girip içerdeki bütün putları kırdılar. Ayrıca kilise şapelinin mihrabı da yakıldı. Riga Belediye Meclisi (Let. Rīgas Rāte), Kasım 1524’te kilisenin mülküne el koydu ve içeride ibadet edilmesini yasakladı. Katolik nüfûsun şehirden atılmasından sonra, bina kült ihtiyaçları için 1526 yılında Lutheryan cemaatine teslim edildi. O tarihten sonra burası artık bir Prostestan – Lutheryan kilisesi oldu. (LETONYA)

Gezi arkadaşlarım sevgili Nedim Yeşilfiliz ağabey ve sevgili Ali Sayan ile birlikte, kilisenin kapalı olan koyu yeşil kapısını açıp giriyoruz içeri… (LETONYA)

İçeri girer girmez, büyükçe bir Martin Luther (1483 – 1546) fotoğrafı karşılıyor bizi. Protestanlık mezhebinin ve Luthercilik akımının kurucusu olan Alman teolog Martin Luther’in fotoğrafını, girişin tam karşısına asmışlar. Öyle bir yere asmışlar ki, kiliseye giren, ister istemez ilk Martin abimizi görüyor. (LETONYA)

Nedim abi ve Ali, ibadethanede olmayı fırsat bilerek, kısık sesle dûâ ediyorlar. İkisi de hûşû içinde, maşallah.

Çaktırmadan onlara doğru eğilip, yaptıkları dûâyı duyabilmek için kulak kabartıyorum. Net bir şekilde duyabiliyorum şimdi, ettikleri dûâyı.

Eyvah eyvah… O kadar çok şey istiyorlar ki Tanrı’dan, ben hepsini dinlerken bile yoruldum desem abartmış olmam. (LETONYA)

Letonya’nın en yüksek binası, tüm Avrupa’nın da üçüncü en yüksek televizyon kulesi olan Riga Radyo ve Televizyon Kulesi (Let. Rīgas Radio un Televīzijas Tornis), kırmızı renkte ve muhteşem güzellikte bir mimarisi olan oldukça yüksek bir yapı. (LETONYA)

Kule, bu coğrafyanın can damarı olan ve başkent Riga’yı da ikiye bölen 1020 km uzunluğundaki Daugava Nehri’nin üzerindeki Zaķusala isimli adanın üzerinde yer alıyor. Adanın ismi olan “Zaķusala”, Letonca’da “Tavşan Adası” demek. (LETONYA)

Riga Radyo ve Televizyon Kulesi, bu adanın üzerinde, Sovyetler Birliği (SSCB) döneminde inşâ edilmiştir. 1979 yılında yapımına başlanan kule, 1989’da tamamlanmıştır.

Kulenin ana gövdesi 97 m, çatı yüksekliği 222 m, toplam yüksekliği ise 368 m 50 cm’dir. İçinde yukarıya inilip çıkılan 4 tane asansörü vardır. (LETONYA)

Kulenin birkaç fotoğrafını çekiyor, sonra nehir kenarında oturup biraz seyrediyorum. (LETONYA)

Riga şehrini ikiye bölen 1020 km uzunluğundaki Daugava Nehri, bu coğrafyanın can damarı. (LETONYA)

Nehir kenarında durmuş suya bakıyor, gelen geçen olduğunda da dönüp onlara bakıyorum. Tiplerine, kıyafetlerine. Güvenebileceğim bir tip arıyor gözlerim. (LETONYA)

Bizim Letonya’ya gezmeye geleceğimizi Letonya hükûmeti nasıl haber aldıysa artık, Riga Radyo ve Televizyon Kulesi, Mayıs 2019’da alınan bir kararla ziyaretçilere kapatılmıştır. (LETONYA)

Rīga hatırâsı, 23 Ekim 2019

169 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir