Kadın Peygamberler – 42

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Yahudiye toprakları ve Kudüs (Yeruşalayim)’te artık yeni bir dönem başlamıştı.

     Önce Hz. Meryem (as)’in teyzesi Elizabeth’in kocası Hz. Zekeriya (as) M. S. 2 yılında testereyle ikiye bölünerek fecî ve acımasız bir şekilde katledilmiş (2970), ardından yirmişbeş sene sonra oğlu Hz. Yahya (as) M. S. 27 yılında hapisteyken kafası kesilerek fecî ve acımasız bir şekilde katledilmiş (2971), ondan iki sene sonra da Hz. İsa (as) M. S. 29 yılında çarmıha gerilerek katledil(diği zannedil)mişti. (2972)

     Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi…

    İncil’de anlatıldığına göre, İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra, Pentikost günü geldiğinde bütün imânlılar birarada bulunuyordu. Ansızın gökten, güçlü bir rüzgârın esişini andıran bir ses geldi ve bulundukları evi tümüyle doldurdu. Ateşten dillere benzer birşeylerin dağılıp her birinin üzerine indiğini gördüler. İmânlıların hepsi “Kutsal Rûh”la doldular, “Rûh”un onları konuşturduğu başka dillerle konuşmaya başladılar. O sırada Kudüs (Yeruşalayim)’de, dünyanın her ülkesinden gelmiş dîndar Yahudîler bulunuyordu. Sesin duyulması üzerine büyük bir kalabalık toplandı. Herkes kendi dilinin konuşulduğunu duyunca şaşakaldı. Hayret ve şaşkınlık içinde, “Bakın, bu konuşanların hepsi Celileli değil mi?” diye sordular, “Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilini işitiyor? Aramızda Partlar (Farslar), Medler (Kürtler), Elamlılar var. Mezopotamya’da, Yahudiye ve Kapadokya’da, Pontus ve Asya ilinde, Frigya ve Pamfilya’da, Mısır ve Libya’nın Kirene’ye yakın bölgelerinde yaşayanlar var. Hem Yahudî hem de Yahudîlik’e dönen Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var aramızda. Ama her birimiz Tanrı’nın büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz.” Hepsi hayret ve şaşkınlık içinde birbirlerine, “Bunun anlamı ne?” diye sordular. Başkalarıysa, “Bunlar taze şarabı fazla kaçırmış” diye alay ettiler. Bunun üzerine 11 Havari’yle birlikte öne çıkan Petrus yüksek sesle kalabalığa şöyle seslendi: “Ey Yahudîler ve Yeruşalayim’de bulunan herkes, bu durumu size açıklayayım. Sözlerime kulak verin. Bu adamlar, sandığınız gibi sarhoş değiller. Saat daha sabahın dokuzu! Bu gördüğünüz, Peygamber Yoel aracılığıyla önceden bildirilen olaydır: ‘Son günlerde, diyor Tanrı, bütün insanların üzerine rûhumu dökeceğim. Oğullarınız da kızlarınız da peygamberlik edeceklerdir. Yaşlılarınız düşler görecek. O günler kadın – erkek, kullarımın üzerine rûhumu dökeceğim, onlar da peygamberlik edecekler. Yukarıda, gökyüzünde harikalar yaratacağım. Aşağıda, yeryüzünde belirtiler, kan, ateş ve duman bulutları görülecek. Rabb’in büyük ve görkemli günü gelmeden önce güneş kararacak, ay kan rengine dönecek. O zaman Rabb’i adıyla çağıran herkes kurtulacak.’ Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: Bildiğiniz gibi Nasırâlı İsa, Tanrı’nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. Tanrı’nın belirlenmiş amacı ve öngörüsü uyarınca elinize teslim edilen bu adamı, yasa tanımaz kişilerin eliyle çarmıha çivileyip öldürdünüz. Tanrı ise, ölüm acılarına son vererek O’nu diriltti…” Petrus daha birçok sözlerle onları uyardı. “Kendinizi bu sapık kuşaktan kurtarın!” diye yalvardı. O’nun sözünü benimseyenler vaftiz oldu. O gün yaklaşık 3000 kişi topluluğa katıldı. Bunlar kendilerini elçilerin öğretisine, paydaşlığa, ekmek bölmeye ve dûâya adadılar. (2973)

     İncil’deki bu anlatım, pekçok konuda önemli bilgiler sunmakta ama özellikle çok önemli olan iki şeyi net bir biçimde öğreniyoruz:

     1 – O dönemde (M. S. 29 ve sonrası) Kudüs’te yalnızca Romalılar ve Yahudîler yaşamıyor. Partlar (Farslar), Medler (Kürtler), Elamlılar, Giritliler, Araplar var. Kapadokya (Anadolu)’dan, Mezopotamya (Kürdistan)’dan, Pontus (Lazistan)’tan, Mısır ve Libya’dan gelen topluluklar var ve bunların sayısı da azımsanmayacak derecede fazla. Bu aslında dikkat çekici ve önemli bir bilgidir. Demek ki İsa’yı ve başına gelenleri Fars, Kürt, Yunan, Arap, Berberî kökenli insanlar da görmüş, yaşanan hadiselere tanık olmuşlardır.

     2 – Peygamberlik gibi yüce bir vasıf, sadece erkeklere bahşedilen bir görev değildir. Erkekler de kadınlar da peygamberlik yapıyorlar. Kadın peygamberler vardır.

     Devam edelim…

     Kâhinler, tapınak koruyucularının komutanı ve Sadukîler, halka seslenmekte olan Petrus’la Yuhanna’nın üzerine yürüdüler. Çünkü onların halka öğretmelerine ve İsa’yı örnek göstererek ölülerin dirileceğini söylemelerine çok kızmışlardı. Onları yakaladılar, akşam olduğu için ertesi güne dek hapiste tuttular. Ne var ki, konuşmayı dinlemiş olanların birçoğu imân etti. Böylece imânlı erkeklerin sayısı aşağı yukarı 5000’e ulaştı. (2974)

     Ertesi gün Yahudîler’in yöneticileri, ileri gelenleri ve dîn bilginleri Kudüs (Yeruşalayim)’de toplandılar. Başkâhin Hanan’ın yanısıra, Kayafa, Yuhanna, İskender ve başkâhin soyundan gelen herkes oradaydı. Petrus’la Yuhanna’yı huzurlarına getirtip onlara, “Siz bunu hangi güçle ya da kimin adına dayanarak yaptınız?” diye sordular. Petrus onlara şöyle dedi: “Halkın yöneticileri ve ileri gelenler! Eğer bugün bir hastaya yapılan iyilik nedeniyle bizden hesap soruluyor ve bu adamın nasıl iyileştiği soruşturuluyorsa, hepiniz ve bütün İsrail halkı şunu bilin: Bu adam, sizin çarmıha gerdiğiniz, ama Tanrı’nın ölümden dirilttiği Nasırâlı İsa Mesih’in adı sayesinde önünüzde sapasağlam duruyor. İsa, ‘Siz yapıcılar tarafından hiçe sayılan, ama köşenin baş taşı durumuna gelen taş’tır. Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.” Kurul üyeleri, Petrus’la Yuhanna’nın yürekliliğini görüp de bunların eğitim görmemiş, sıradan kişiler olduklarını anlayınca şaştılar ve onların İsa’yla birlikte bulunduklarını farkettiler. Böylece onları çağırdılar, İsa’nın adını hiç anmamalarını, o adı kullanarak hiçbir şey öğretmemelerini buyurdular. Kurul üyeleri onları bir daha tehdit ettikten sonra serbest bıraktılar; onları cezalandırmak için hiçbir gerekçe bulamamışlardı. (2975)

     Serbest bırakılan Petrus’la Yuhanna, arkadaşlarının yanına dönerek başkâhinlerle ileri gelenlerin kendilerine söylediği herşeyi bildirdiler. Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Tanrı’ya dûâ ettiler. (2976)

     İnananlar topluluğunun yüreği ve düşüncesi birdi. Hiç kimse sahip olduğu herhangi birşey için “Bu benimdir” demiyor, her şeylerini ortak kabul ediyorlardı. Aralarında yoksul olan yoktu. Çünkü toprak ya da ev sahibi olanlar bunları satar, sattıklarının bedelini getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi; bu da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı. Örneğin, Kıbrıs doğumlu bir Levili olan ve elçilerin Barnaba yani “Cesaret Verici” diye adlandırdıkları Yusuf, sahip olduğu bir tarlayı sattı, parasını getirip elçilerin buyruğuna verdi. (2977)

     Hananya adında bir adam, karısı Safira’nın onayıyla bir mülk sattı, paranın bir kısmını kendine saklayarak gerisini getirip elçilerin buyruğuna verdi. Karısının da olup bitenlerden haberi vardı. (2978)

     Hz. İsa’nın çarmıha geril(diği zannedil)mesi hadisesinden sonra İncil annesi Hz. Meryem hakkında hiçbir bilgi vermez; daha çok İsa’nın havarilerinden ve yaptıkları çalışmalardan sözeder.

     İsa’nın çarmıha geril(diği zannedil)mesi hadisesinden sonra annesi Meryem’in ne kadar yaşadığı, kaç yaşında ve nerede vefat ettiği, tartışmalıdır.

     Meryem hakkındaki en eski biyografik eser, 7. yy’da İtirafçı Máksimos ya da Teolog Máksimos olarak da anılan Bizanslı (İstanbul) keşiş ve dînbilgini Konstantinopolisli Máksimos (580 – 662) tarafından kaleme alınan “Bakire’nin Hayatı” veya Yunanca özgün adıyla “İ Zoí Tis Parténes” (Η ζωή της Παρθένες) adlı kitaptır. (2979)

     O’ndan bir asır sonra yaşayan Bizanslı yazar İppólito (takriben 650 – 750), Meryem’in İsa’nın ölümünden sonra 11 yıl daha yaşadığını ve M. S. 40 veya 41 yılında vefat ettiğini söylemiştir. (2980) Diğer bir görüşe göre de Meryem İsa’dan sonra 10 veya 13 yıl daha yaşamış, 63 veya 72 yaşında vefat etmiştir. (2981) İslamî kaynaklarda da bu mevzû, Hristiyan kaynaklar gibi çelişkilidir. Bir görüşe göre 51 yaşında (2982), bir görüşe göre 63 yaşında (2983) vefat etmiştir. Hatta İsa’dan önce vefat ettiğini ve cenazesinin bizzat oğlu Hz. İsa tarafından yıkandığını ileri süren görüşler bile vardır. (2984) Fakat bunlar gerçeği yansıtmamaktadır ve ciddiye bile alınacak türden değildir. Bazı İslamî kaynaklarda yazdığında göre, İsa’dan sonra iki havarisi Simeon ve Yuhanna, İsa’nın annesi Meryem’i alarak dînî davet için kısaca Neron olarak anılan Roma İmparatoru Nero Lucisu Dimitius Claudius Caesar Drusus Augustus Germanicus Ahenobarbus (37 – 68)’a giderler, ancak Petrus ve havarilerden biri olan Taddeus öldürülür; Meryem ve Yuhanna kaçarlar, yakalanmak üzere iken toprak yarılır ve kaybolurlar. Hz. Meryem, Hz. İsa’dan sonra 6 yıl yaşamış ve 56 yaşındayken vefat etmiştir. (2985) Aynı şekilde 6 yıl yaşadığını yazan başka bir kaynağa göre, vefat ettiğinde 56 yaşındaydı. (2986) Ancak bu durumda 56 değil 51 yaşında olması gerektiğini söyleyenlar var. Çünkü 13 + 32 + 6’nın toplamı 56 değil 51’dir. (2987)

     Bütün bunların arasında doğruya en yakın olanı, 7. – 8. yy’larda yaşayan İppólito’nun söyledikleridir. Hz. Meryem annemiz, oğlu İsa’nın çarmıha geril(diği zannedil)mesinden sonra 11 yıl daha yaşamış, M. S. 40 yılında 58 yaşındayken vefat etmiştir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Meryem’in nerede vefat ettiği ve nereye defnedildiği konusunda ise imân sahipleri (Hristiyanlar ve Müslümanlar) ve ilim sahipleri (dînbilginleri, tarihçiler ve araştırmacılar) iki kutba ayrılmışlardır:

     1 – Meryem’in, bugünkü İsrail topraklarında, oğlu İsa’nın da göğe yükseldiği Kudüs (Yeruşalayim) şehrinde vefat ettiğini ve oraya gömüldüğünü savunanlar

     2 – Meryem’in, bugünkü Türkiye topraklarında, İzmir (Zmirna) ilimizin Selçuk (Ayasuluğ) ilçesinde bulunan Efes antik kentinde vefat ettiğini ve oraya gömüldüğünü savunanlar

     Daha önce de anlattığımız üzere, İsa Yahudîler tarafından çarmıha geril(diği zannedil)diğinde, annesini 12 havarisinden biri olan Yohanna Şliha Zevedayî (6 – 100)’ye emanet etmiştir. Bu, bizzat İncil’de anlatılır. (2988) Ancak havarilerden en çok yaşayanı ve Meryem’in vefatına şahîd olabilecek tek kişi olmasına rağmen Yuhanna, gerek kendi İncil’inde olsun gerekse Yeni Ahit külliyatındaki mektuplarında olsun, Meryem’in İsa’dan sonraki hayatına dair hiçbir bilgi vermemektedir. Hristiyanlar arasında Meryem’in Yuhanna ile beraber Kudüs’ü terkedip Efes’e gittiği, orada yaşayıp öldüğü veya ömrünün kalan kısmını Kudüs’te tamamladığı şeklinde iki temel görüş vardır.

     Kudüs tezini savunanlar, Yuhanna’nın Efes’e gitmiş olmasının mutlaka Meryem’i de beraberinde götürdüğü anlamına gelmediğini, esasen Yuhanna’nın oldukça geç bir tarihte Efes’e gittiğini, Meryem’in bu kadar uzun yaşamadığını ileri sürmektedir. Bu durumda Yuhanna’nın Efes’e gidiş tarihinin belirlenmesi önem kazanmaktadır. Yeni Ahit’e göre İsa’dan sonra diğer havariler ve Meryem’le birlikte Kudüs’te kalan Yuhanna, Hristiyanlar’a yönelik baskılar süresince ve İstefanos (Etienne)’un öldürülmesinin ardından Kudüs’te kalmaya devam etmiş, 48 veya 49 yılında toplanan Kudüs Konsili’ne katılmıştır. (2989) Pavlus’un üçüncü misyonerlik gezisinde 3 yıl Efes’te kalarak (2990) burayı faaliyet merkezi edinmesi, Yuhanna’nın bahsedilen dönemde Efes’te bulunmadığını gösterir. Çünkü Pavlus, “Bir başkasının attığı temel üzerine inşâ etmemek için müjdeyi Mesih’in adının duyulmadığı yerlerde yaymayı amaç edindim” demektedir. (2991)

     Bu tezi savunanlar, daha başka gerekçeler de ileri sürerek Yuhanna’nın mutlaka Pavlus’un ölümünden (2992), büyük bir ihtimalle de Yahudî Savaşı (67 – 68)’nın patlak vermesinden sonra ve Kudüs’ün tahribinden (M. S. 70) önce Efes’e gitmiş olabileceğini, bu takdirde Meryem’in artık Efes’e gidemeyecek kadar yaşlı (yaklaşık 90 yaşında) olduğunu savunurlar. (2993) Apokrif eserler de Hz. Meryem’in Kudüs’te vefat ettiği tezini desteklemektedir. Meryem’in ölümüne dair en önemli kaynak olan “Transitus Mariae”ye göre, oğlunun çarmıha gerilişinin üzüntüsü içinde boş mezarda ve Golgota (Kafatası)’da dûâ eden Meryem, Kudüs’te rûhunu teslim eder ve havarilerce Yosafat Vadisi’ndeki kabrine konulur. (2994)

     Apokrif eserlerde Meryem’in cenaze töreninin daima Kudüs ve çevresinde vuk’u bulması, ilk Hristiyanlar’ın hafızâlarında konunun nasıl yer ettiğini göstermektedir. İstanbul (Konstantinopolis)’da Meryem için bir bazilika yaptıran Bizans İmparatoru Flavius Markianós Augustus (392 – 457) ve İmparatoriçe Ailía Pulhería Augusta (399 – 453), Kadıköy (Xalkedonya) Konsili (451)’nde Kudüs Patriği İuvenálios İerosolúmon (? – 458)’dan Meryem’den geriye kalanları İstanbul’a göndermesini istemiş, fakat patrik, Meryem’in bedeninin mezarda en fazla üç gün kaldığına ve semaya çıktığına dair eski bir gelenekten hareketle bunun mümkün olmadığını, zira kabrin boş olduğunu söylemiştir. İlk defa kabrin Kudüs’te bulunduğuna işaret eden İuvenálios’tan bu yana en yaygın kanaat, Hz. Meryem’in Yosafat Vadisi’nde bugün Assomption Kilisesi’nin bulunduğu yerde medfun olduğu yönündedir. Yakın zamanlarda bulunan Kıptîce bir belge de Meryem’in Yosafat Vadisi’ndeki kabrinin Patrik İuvenálios zamanından beri tazim gördüğünü göstermektedir. Kabrin Roma İmparatoru Títus Caesar Vespasianus Augustus (39 – 81) dönemine kadar mevcut iken şehir tahrip edilince toprak altında kaldığı, 6. yy’da 60 basamakla inilen bu yerin İmparatoriçe Pulhería’nın gayretiyle yeniden bulunduğu nakledilmektedir. Ancak Kudüs’te Meryem’in mezarının bulunduğu yer olarak Yosafat Vadisi, Getsemani ve Siyon Dağı olmak üzere üç ayrı yer ileri sürülmektedir. Diğer taraftan Meryem’in bedeniyle semâya çıktığından bahseden bütün teologlar ve tarihçiler de semâya çıkışın Kudüs’te olduğunu kabul etmektedirler. (2995)

     Meryem’in Efes’e gidip orada (Anadolu’da) yaşadığını ve Efes’te vefat ettiğini kabul edenler ise şu delillere dayanmaktadır:

     1 – İsa’nın, annesini emanet ettiği Yuhanna’nın Efes’e gittiği, orada yaşadığı ve orada öldüğü bilindiğine göre, Meryem de O’nunla birlikte Efes’e gitmiş olmalıdır. Bu tezi savunanlara göre Meryem ve Yuhanna, İsa’dan sonra bir süre Kudüs’te kalmış, muhtemelen M. S. 42 veya 44 yılında Kudüs’ü terketmişlerdir. Havarilere dair yazılarda, M. S. 37 – 48 yılları arasında Yuhanna’dan hiç bahsedilmemesi de O’nun Kudüs’ü terkettiğini göstermektedir. (2996)

     2 – Efes Konsili (431)’nin İstanbul halkına ve rûhban sınıfına gönderdiği mektupta geçen, “Teolog Yuhanna ve Tanrı’nın Annesi Bakire Meryem’in… Efes’te…” (2997) şeklindeki eksik ve muğlak ifade de bu görüşü desteklemektedir. Ekümenik Efes Konsili bu geleneği benimsemiş ve onu resmîleştirmiştir. Ancak sözkonusu mektup metni ve içeriği hakkında yapılan tahlillerden çıkarılan sonuca göre mektuptaki ifade, Meryem’in Efes’te yaşadığını değil orada Yuhanna’ya ithaf edilenle beraber Meryem’e de ithaf edilmiş bir kilisenin bulunduğunu ve kararın bu kilisede verildiğini göstermektedir. Bunu destekleyen başka bir delil de Efes’ten bahseden, birçoğu konsille aynı döneme ait çok sayıda belgeden hiçbirinin Meryem’in orada yaşamış ve ölmüş olduğundan söz etmemesidir. (2998)

     3 – Efes’te konsilin toplandığı, biri Yuhanna’nın mezarı üzerine yapılan, diğeri Meryem’e ithaf edilen iki kilise vardır. Bazılarına göre Efes’teki kiliseye “Meryem” adının verilmesi Meryem’in mezarının orada olduğunun işaretidir. Ancak çeşitli yerlerde azizlere veya meleklere ithaf edilmiş birçok kilisenin bulunması bu tezi zayıflatmaktadır. (2999)

     4 – Meryem’in Efes’e gittiğini ileri sürenlerin diğer bir delili de, Alman mistik ve stigmatisti Anna Katharina Emmerick (1774 – 1824)’in vizyonlarıdır. Emmerick, İsa’nın yaşamının son günlerini ve annesi Meryem’in yaşamının detaylarını gördüğünü belirttiği bir dizi görü raporlar. Dülmen’in tarım topluluğunda bulunan Emmerick, o dönemde uzun bir süredir hastadır fakat Almanya’da mistik güçleri ile bilinir ve önemli insanlar tarafından ziyaret edilir. Buna göre Meryem, Yuhanna ile beraber Efes’e gelerek 3 yıl kaldıktan sonra Kudüs’e dönmüş, orada hastalanınca Zeytin Dağı’ndaki bir mağarada kabir hazırlanmış, hatta ölüp Kudüs’e gömüldüğü etrafa yayılmış, ancak iyileşip Efes’e dönmüş, 18 ay sonra, yani İsa’nın göğe yükselişinden 30 yıl 2 ay sonra vefat etmiş, ertesi gece dirilmiş ve semâya yükselmiştir. (3000)

     Aslında Emmerick’in bu iddiâlarına benzer görüşleri, O’ndan 1600 yıl önce, 2. ve 3. yy’larda yaşayan Yunan piskopos Eirinaĩos ó Smirnaĩos tĩs Luón Luğdúnu (130 – 202) ve 3. ve 4. yy’larda yaşamış Yunan tarihçi Eúsévios ó tïs Kaisareías (265 – 340) de söylemekteydiler. Ve bunu ilk söyleyenler bunlardır. (3001)

     Emmerick’in ziyaretçilerinden biri, Alman yazar Clemens Wenzeslaus Brentano de La Roche (1778 – 1842)’dir. İlk ziyaretinden sonra Dülmen’de 5 yıl boyunca Emmerick’i her gün ziyaret ederek gördüklerini yazıya döker. Emmerick’in ölümünden sonra Brentano, topladığı görümlere dayanarak bir kitap basar. Brentano, 28 Temmuz 1842 tarihinde benim de Almanya’daki memleketim, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği, ilkokulu okuduğum ve çocuklarımın da doğum yeri olan Aschaffenburg şehrinde hayata gözlerini yumar. Brentano’nun ölümünden sonra da O’na ait ikinci kitap yayımlanır. (3002)

     Emmerick’in görümlerinden biri, havari Yuhanna’nın İsa’nın annesi Meryem için Efes’te yaptığı, Meryem’in ömrünün sonuna kadar yaşamını sürdürdüğü evin tasviriydi. Emmerick evin konumu ve çevresinin topografisi hakkında bir dizi detay vermiştir. Emmerick’in kitabında Hz. Meryem’in ülkemizde, İzmir – Efes’te ömrünün sonuna kadar yaşadığı evin tasviri şöyle yapılıyor: “Meryem tam olarak Efes’te değil fakat yakınında bir yerde yaşıyordu… Meryem’in evi Kudüs’ten gelen yolda solda kalan bir tepede, Efes’ten 3, 5 saatlik bir uzaklıktaydı. Bu tepe Efes’ten yukarı dik bir şekilde eğimliydi, şehir güneydoğudan yaklaşan birine göre yükselen bir zemindeydi… Dar yol güneye doğru bir tepeye uzanır, bu tepenin zirvesinde yarım saatlik bir yolculukla çıkılabilecek yamuk bir plato bulunmaktaydı.” (3003)

     Emmerick Meryem’in yaşadığı evin detaylarını da tasvir etmiştir. Evin dikdörtgen taşlardan yapıldığını, pencerelerin yüksekte, düz olan çatıya yakın yerleştirildiğini, iki parçadan oluştuğunu ve merkezde bir şöminenin yer aldığını belirtmiştir. Ayrıca kapıların yeri, bacanın şekli gibi detayları da tasvir etmiştir. Bu detayları içeren kitap 1852 yılında Almanya’da yayımlanmıştır. (3004)

     Emmerick’in ve Brentano’nun yazdıklarından hareketle, 18 Ekim 1881 tarihinde Fransız rahip Abbé Julien Gouyet (? – ?), bölgede “Panaya Kapulu” olarak anılan Meryem’in Evi’ni Bülbüldağı’nda ciddi ciddi aramıştır. Gouyet, Ege Denizi’ne bakan bir dağda küçük bir taş bina ve antik Efes kalıntılarını keşfetmiştir. Emmerick’in tarif ettiği, Hz. Meryem’in son yıllarını geçirdiği evin bu olduğuna inanmıştır. (3005)

     Abbé Julien Gouyet’in keşfi çoğu insan tarafından ciddiye alınmadı, fakat 10 yıl sonra rahibe Marie de Mandat-Grancey (1837 – 1915) ve iki Lazarist misyoner, İzmir’de binayı aynı kaynağı kullanarak 29 Temmuz 1891’de tekrar keşfettiler. (3006) Dört duvarlı bu çatısız kalıntının, Efes’in ilk Hristiyanlar’ının torunları olan 17 km uzaktaki Şirince yerlileri tarafından uzun süredir saygı gösterildiğini öğrendiler. Eve “Panaya Kapulu” (Bakireye Giden Kapı) ismini vermişlerdi. (3007) Her yıl çoğu Hristiyan’ın Meryem’in göğe yükselişini kutladığı 15 Ağustos gününde buraya hac ziyareti yapılır. (3008)

     12 – 19 Ağustos 1891 günlerinde Lazaristler’in lideri Eugene Poulin (? – ?), 1 Aralık 1892’de de İzmir Başpiskoposu Mons Andrea Policarpo Timoni (1833 – 1904) önderliğinde 12 kişilik bir ekip, çatısı bulunmayan ve dört duvarı pek iyi durumda olmayan evin bulunduğu yere çıkmış, rahibe Marie de Mandat-Grancey’in Kasım 1892’de mülkiyetini üzerine geçirttiği bu yerin Meryem’in yaşayıp öldüğü ev olduğu İzmir Başpiskoposu Timoni tarafından 1896’da ilan edilmiş, Vatikan da buraya ziyaret izni vermiştir. (3009)

     Bu gelişme üzerine 5 yıl sonra, 1896’da bölgeye tekrar gelen Fransız rahip Abbé Julien Gouyet, bu araştırmalarıyla ilgili iki yıl sonra bir kitap yayımlamıştır. (3010)

     Rahibe Marie de Mandat-Grancey, Katolik Kilisesi tarafından Meryem’in Evi’nin “kurucusu” olarak seçildi ve öldüğü tarih olan 1915’e kadar evin kazandırılması, restore edilmesi, dağın çevresindeki alanın ve Meryem’in Evi’nin korunmasından sorumlu olmuştur. (3011)

     Keşif 12. yy’dan kalma bir gelenek olan “Efes geleneği”ni canlandırmış ve güçlendirmiştir. Bu gelenek daha eski olan “Kudüs geleneği” ile Meryem’in Cennet’e alındığı yer konusunda rekabet içindeydi. Yapının restore edilmiş kısmı, yapının orijinal kalıntılarından kırmızı boyalı bir çizgi ile ayırt edilmiştir. Meryem’in Efes’le olan ilişkisi sadece 12. yy’da meydana çıktığı için ve kilise babalarının evrensel geleneğinde Meryem’in Kudüs’te oturduğu, dolayısıyla Cennet’e alınmasının da orada olduğu söylendiği için bazıları alan ile ilgili şüphelerini dile getirmiştir. (3012)

     Roma Katolik Kilisesi yeterli bilimsel kanıt olmadığı için asla evin orijinalliğini telaffuz etmedi. Ancak 1896 yılında Papa XIII. Leo ya da gerçek adıyla Vincenzo Gioacchino Raffaele Luigi Pecci (1810 – 1903)’nin ilk hac ziyaretindeki kutsamasından bölgeye olumlu baktıkları anlaşılır. Papa XII. Pius ya da gerçek adıyla Eugenio Maria Giuseppe Giovanni Pacelli (1876 – 1958), Meryem’in yükselişi dogmasının tanımı üzerine 1951 yılında evi “kutsal yer” statüsüne yükseltmiştir, daha sonra Papa XXIII. İoannes ya da gerçek adıyla Angelo Giuseppe Roncalli (1881 – 1963) tarafından bu statü kalıcı yapılacaktır. Bölge Hristiyanlar kadar Müslümanlar tarafından da saygı görmekte ve ziyaret edilmektedir. (3013)

     Bu ev ve çevresinin mülkiyeti 1951 yılında Panaya Kapulu Derneği (Hz. Meryem Ana Evi Derneği)’ne hibe edilmiştir. 19 Haziran 1951’de İzmir Başpiskoposu Joseph Emmanuel Descuffi (1884 – 1972) tarafından Meryem Ana Evi’nin resmî açılışı yapılmış, İsviçreli dîn adamları Karl Gehwind (? – ?) ve Georges Quatman (? – ?) bu evin ihyâ edilmesine önayak olmuşlardır. Buraya yurtdışından ilk defa 1906’da dînî maksatla ziyaretçiler gelmiştir. 1914 – 27 yılları arasında burada dînî tören yapılmamış, 1937 – 49 arasında ise hiçbir ziyaret gerçekleşmemiştir. Roma’da Meryem’in göğe çıkışının kutlandığı 1 Kasım 1950’de Efes’e hac ziyareti düzenlenmiş, Papa VI. Paulus ya da gerçek adıyla Giovanni Battista Enrico Antonio Maria Montini (1897 – 1978) 26 Temmuz 1967’de, Papa II. Ioannes Paulus ya da gerçek adıyla Karol Józef Wojtyła (1920 – 2005) ise 30 Kasım 1979’da Meryem Ana Evi’ni ziyaret etmiştir. (3014)

     Meryem’in Efes’teki Bülbüldağı’nda vefat ettiği görüşü arkeolojik ve tarihî veriler yanında mahallî gelenekçe de desteklenmemektedir. Arkeologlar, Bülbüldağı’nda bulunan bugünkü Meryem Ana Evi’nin 13. yy’dan kaldığını, böyle bir yapının 4. yy’dan daha önceye ait olamayacağını belirtmektedirler. (3015)

     Efes’teki harabeler ve iki kilisede yapılan arkeolojik araştırmalarda Meryem’in mezarından herhangi bir kalıntıya rastlanmadığı gibi, 1. yy’dan itibaren yöreyi ziyaret edenlerden hiçbiri Meryem’in mezarından bahsetmemektedir. 2. yy’ın ikinci yarısına tarihlenen Leukios Harinos (? – ?)’a ait “Acta Joannis” adlı eser, Yuhanna’nın oldukça ilerlemiş yaşında Efes’e geldiğini, fakat yanında kadın olmadığını nakletmektedir. 190’lara doğru Efes’te görev yapan Piskopos Polycrate’ın Papa Victor’a yazdığı mektupta Meryem’den bahsetmemesi, Meryem’in son günlerini Efes’te geçirmediğini göstermektedir. Diğer taraftan Yuhanna’nın, Meryem’i Efes’e götürdüğüne dair hiçbir ifadesi olmadığı gibi Efes’teki Yuhanna mezarından bahseden eski kilise babaları da Meryem’in Efes’teki ikametine ve mezarına hiç temas etmemektedir. Bu olaydan ilk defa Meryem’den 13 asır sonra yaşamış ve Malatya (Meledî) ilimizden olan Yahudî asıllı Süryanî müfessir, filozof, tarihçi, gramer uzmanı ve şair Ebû Ferec ibn-i İbrî bar İbranî (1226 – 86) sözetmiştir. Bazıları, Meryem’in Yuhanna ile birlikte Efes’e gidip orada bir süre ikamet ettikten sonra geri dönmüş olabileceğini söylemektedir. (3016)

     Meryem’in son günlerini Efes’te mi yoksa Kudüs’te mi geçirdiği konusunda Kudüs tezinin daha güçlü olduğu görülmektedir. Esasen Katolikler’in dışında Efes tezini savunan yoktur. Ortodokslar, 431 Efes Konsili’nden bu yana Meryem’in Kudüs’te vefat ettiğine inanmaktadır. Ancak yine de Meryem’in son yıllarını nerede geçirdiğini, kaç yıl yaşadığını, nerede öldüğünü açık olarak bilmek mümkün değildir. (3017)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Babasız (3018) doğan İsa’nın annesi (3019) olan Meryem’in, İbrani (3020) olmasına rağmen Musevîlik inancında herhangi bir yeri yoktur. Çünkü Tevrat’ın tamamlanmasından yüzyıllar sonra yaşamıştır. Velâkin hem Hristiyanlık inancında hem İslam inancında Meryem’in güzide bir yeri vardır.

     İsa’nın şahsı ve tabiatıyla ilgili doğmalar üzerine kurulu bir dîn olan Hristiyanlık’ın gerek kutsal kitabında gerek teolojisinde önceleri Meryem’e çok az yer verilmiş ve Meryem kendi kişiliği yönünden değil, oğlu İsa dolayısıyla zikredilmiştir. İnciller’de Meryem’in sadece İsa’nın doğumu sebebiyle önplanda olup daha sonra adetâ unutulması da bunu göstermektedir. Ancak zamanla Meryem, İsa’dan sonra ikinci önemli şahsiyet olmuş, O’nun etrafında bir “Meryem kültü” teşekkül etmiş ve Hristiyan sanat, edebiyat ve kültürünün en önemli simâlarından biri haline gelmiştir. Adına teşkilât, tarikat ve ziyaret yerleri oluşturulmuş, hayatı örnek alınarak kendini ömür boyu Allah’a adayıp bakirelik yemini eden rahibe kuruluşları meydana gelmiştir. (3021)

     Meryem’e erken Hristiyanlık’tan beri saygı duyulmakta ve milyonlarca insan tarafından dînin en güzel azîzi olarak düşünülmektedir. (3022) Katolik ve Doğu Hristiyan öğretilerine göre, dünyevî yaşamının sonunda Meryem’in vücûdu Allah tarafından doğrudan Cennet’e yükseltilmiştir. (3023)

     Meryem’in, yüzyıllar boyunca mucizevî bir şekilde inananlara birçok kez göründüğü söylenir. Doğu ve Oryantal Ortodoks, Katolik, Anglikan ve Luteryen kiliseleri, İsa’nın annesi olarak Meryem’in “Tanrı’nın Annesi” olduğuna inanmaktadırlar. (3024) Birçok Protestan ise, Meryem’in Hristiyanlık içindeki rolünü en aza indirir, argümanlarını “bakire doğum” dışında herhangi bir olağanüstlük ile ilişkilendirmez. (3025) Meryem için kullanılan ve “Tanrı’nın Annesi” anlamına gelen “Theotokos” nitelemesi, ilk kez 431 yılındaki Efes Konseyi’nde kararlaştırılmıştır. (3026)

     Hristiyanlar’ın Meryem’e bakış açıları büyük çeşitlilik arzediyor. Katolikler ve Doğu Ortodoksları gibi bazı Hristiyanlar “Meryem geleneklerini” sağlam bir şekilde oluştururken, Protestanlar büyük ölçüde “Mariolojik temalara” az dikkat ediyorlar. Buna ek olarak, Meryem’in onuruna şiirler ve şarkılar bestelemek, ikonlar çizmek veya heykelleri oymak ve Meryem’e azîzler arasındaki konumunu yansıtan sıfatlar vermek, hemen tüm Hristiyanlar’ın ortak davranışları. (3027)

     Hristiyanlık’ta Meryem’le ilgili üçü 4. – 5. yy’larda, ikisi de modern dönemde (1854 – 1950) kabul edilen 5 temel doğma vardır:

     1) Tanrı’nın Annesi olması

     2) Kutsal (Mukaddes) olması

     3) Bakire olması

     4) Günâhsız (Masum) olması

     5) Semâya çıkmış olması (3028)

     “Kurtuluş doktrini”nde Meryem’in önemli bir rolü vardır. Tanrı O’na birçok üstün nitelik vermiştir. Rabb O’nunla beraberdir ve O nimete ermiştir. Kadınlar arasında mübarektir, bütün nesiller O’na mübarek diyecektir. (3029) Hristiyan dûâ ve ibadetinde de Meryem’in ayrı bir yeri vardır. “Tanrı’nın Annesi”ne vakfedilen dînî bayramlar ve Meryem Ana dûâları (meselâ İncil’in özeti olan tesbih dûâsı) Meryem Ana’ya duyulan derin bağlılığın ifadesidir. Hristiyan dünyasında Meryem’in muhtelif zamanlarda farklı yerlerde görüldüğüne inanılmakta ve bu mekânlar dînî ziyaret yeri kabul edilmektedir. Hristiyanlık’ta Meryem’le ilgili beş yortu vardır. Bunlar; “doğum günü” (8 Eylül), “mâbede gidişi” (14 Şubat), “meleğin müjdesi” (25 Mart), “günâhsızlığı” (8 Aralık) ve “Cennet’e alınması” (15 Ağustos) ile ilgili dînî merasimlerdir. (3030)

     İsa’nın annesi olan Kutsal Meryem Ana, Roma Katolik öğretileri ve inançlarında diğer büyük Hristiyan gruplarından daha merkezî bir role sahiptir. Roma Katolikleri sadece Meryem ile ilgili daha teolojik doktrinlere ve öğretilere sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda diğer gruplardan daha fazla festival, dûâ, adanmışlık ve veniyatif pratiklere sahiptir. (3031) Katolik Kilisesi şöyle der: “Kilisenin Kutsal Bakire’ye olan bağlılığı, Hristiyan ibadetine özgüdür.”  (3032)

     Yüzyıllar boyunca Katolikler Meryem’e kişisel, toplumsal ve bölgesel düzeylerde kutsama ve emanet eylemleri gerçekleştirdiler. Bu eylemler Meryem Ana’ya, Meryem’in Günâhsız Kalbi’ne ve Günâhsız Anlayış’a yönlendirilebilir. Katolik öğretilerinde, Meryem’e kutsama, Tanrı sevgisini azaltmaz ya da onun yerine geçmez, ama onu geliştirir, çünkü tüm kutsama sonuçta Tanrı’ya yapılır. (3033)

     Doğu Ortodoks Hristiyanlığı, Meryem’in “Theotokos” (Tanrı’nın Annesi) olduğu ile ilgili çok sayıda geleneği içerir. (3034) Ortodokslar, Meryem’in İsa’nın doğumundan önce ve sonra da bakire olduğuna ve ölene kadar bakire kaldığına inanıyorlar. (3035) Doğu Kilisesi’nde “Theotokia” (Tanrı’nın Annesi’ne İlahîler), ilahî ve ezgi ritüellerinin önemli bir parçasıdır ve bunların ayin dizisi içindeki konumları, “Theotokos”u Mesih’ten sonra en belirgin yere etkili bir şekilde yerleştirir. (3036)

     Kilise babalarının görüşleri, Ortodoks Meryemyan perspektifin şekillenmesinde hâlâ önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte, Meryem hakkındaki Ortodoks düşünceler akademik olmaktan çok çoğunlukla dokolojiktir; ilahîler, övgüler, edebî şiirler ve ikonların dile getirilmesi şeklinde ifade edilirler. (3037) Ortodoksluk’taki 12 Büyük Ziyafet’ten 5’i Meryem’e ithaf edilmiştir. (3038) Bazı Ortodoks ziyafetleri “Theotokos” (Tanrı’nın Annesi) inancının mucizevî simgeleriyle bağlantılıdır. (3039)

     Ortodoksluk’ta Meryem, “yaratılan tüm varlıklardan üstün”dür. Bu yüzden Meryem’in “Azîze Meryem” olarak anılması doğru değildir; çünkü böyle anılırsa diğer azîzlerle aynı konumda olur. Meryem onlarla bir tutulamaz; çünkü Meryem yaratılmış en üstün insandır. (3040)

     Protestanlar ise genel olarak azîzlerin beşerüstü bir saygıyla anılmasını reddediyorlar. (3041) Protestanlar tipik olarak Meryem’in İsa’nın annesi olduğu görüşündedir, ancak Katolikler’in aksine, O’nun da Tanrı’ya adanmış sıradan bir kadın olduğuna inanıyorlar. Bu nedenle, günümüzün Protestan topluluklarında neredeyse “Meryem bayramları”, “Meryem hacları”, “Meryem sanatı”, “Meryem müziği” veya “Meryem maneviyatı” gibi olgular yoktur. Bu nedenle, Roma Katolik inançları ve uygulamaları zaman zaman reddedilmektedir. Örneğin İsviçreli reformcu ilahiyatçı Karl Barth (1886 – 1968), “Katolik Kilisesi sapkınlığının Marioloji olduğunu” yazmıştır. (3042)

     Bazı erken Protestanlar Meryem’i onurlandırmıştır. Örneğin Protestanlık mezhebinin bizzat kurucusu ve lideri Martin Luther (1483 – 1546) şöyle yazdı: “Meryem lütûfla doludur, tamamen günâhsızdır. Tanrı’nın lütfu O’nu her şeyle doldurur ve tüm kötülüklerden yoksun bırakır.” (3043)

     Bir tevhîd dîni olan İslam, Hristiyanlık dîninde var olan hatta bu dînin temeli olan “İsa Tanrı’nın oğludur” (3044) hatta “İsa Tanrı’dır” (3045) inancını şirk olduğu gerekçesiyle haklı olarak reddeder. (3046) Zirâ İslam inancına göre bu, Tanrı’ya şirk koşmaktır. Şirk ise yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de “en büyük zûlüm” olarak nitelenmiştir. (3047) İslam inancında, Tanrı birdir, tektir. O hiçbir şeye muhtaç değildir, bilakis her şey O’na muhtaçtır. Tanrı çocuk doğurtmamıştır, kendisi de hiç kimseden doğmamıştır. Hiçbir yaşayan varlık Tanrı’ya denk değildir, O’nunla benzer değildir. (3048)

     İslam dîni Meryem’e çok büyük bir yücelik atfeder. Müslümanlar’ın kutsal kitabı Kur’ân, Meryem’i hatta oğlu İsa’dan bile daha üstün bir mertebeye yükseltir. Meryem, Allah tarafından özel olarak seçilip arındırılmış bir kadındır. Kur’ân’da Meryem, “bütün dünya kadınlarına üstün kılınmıştır.” (3049) Allah, Meryem’i “iffetini koruyan tüm temiz kadınların örnek alması gereken bir kadın” olarak takdim eder. (3050)

     Yani Kur’ân’a ve İslam inancına göre, hayatın başlangıcından ve ilk insanlardan tutun kıyamete kadar bu gezegen üzerinde yaşamış ve yaşayacak olan tüm kadınlar arasında en üstünü, Hz. Meryem’dir. Meryem, dünyadaki bütün kadınların örnek alması gereken bir kadındır.

     Kur’ân-ı Kerîm’de tam 34 ayrı yerde Hz. Meryem’den bahsedilir. (3051) Ayrıca Kur’ân’ın bir sûresinin adı da “Meryem” olup Meryem’i ve oğlu İsa’yı anlatmaktadır. (3052) Meryem, Kur’ân’da ismi geçen tek kadındır. Hz. Meryem’den başka hiçbir kadının ismi Kur’ân’da geçmemektedir.

     Kur’ân İncil’den daha fazla Meryem’den bahseder. (3053) Kur’ân-ı Kerîm’in Meryem’i anlatması, Mekke-i Mükerreme’de inen ilk âyetlerden başlayıp Medine-i Münevvere’de inen son âyetlere kadar sürer. (3054)

     Kur’ân’da ve hadislerde en çok övülen kadınların başında gelen Hz. Meryem, iffet, ismet ve takva gibi faziletleri kendinde toplamış bir şahsiyettir. (3055) Meryem bedenî ve ruhî saflığı, kendini Allah’a ibadete adaması, iffet ve namusunu koruması sebebiyle “Betül” olarak adlandırılmıştır. Betül ayrıca manevî mükemmellikle birlikte fizikî güzelliği de ifade ettiğinden, Meryem, “zamanının en güzel ve en mükemmel kadını” olarak da tanımlanmaktadır. (3056)

     İslam peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in hadislerinde de, İsa’nın annesi Meryem en çok övülen kadınların başında gelir. Hadislerde Hz. Asiye (as), Hz. Meryem (as), Hz. Hatice (as) ve Hz. Fatımâ (as), “Cennet kadınlarının önde gelenleri” olarak zikredilmektedir. (3057) Hadislerde “kadınların en üstün olanları” sayılırken Meryem’e mutlaka yer verilmekte, kadınlar arasında kemale erenlerin Firavun’un hânımı Asiye ve İsa’nın annesi Meryem olduğu belirtilmekte, “Zamanındaki dünya kadınlarının en hayırlısı Meryem, bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı da Hatice’dir” denilmektedir. (3058)

     Meryem, İslam teolojisinde en onurlu figürlerden biridir, Müslümanlar’ın çoğu O’nu örnek alınması gereken en doğru kadınlardan biri olarak görmektedir ve bazı İslam âlimleri Meryem’in bir kadın peygamber olduğuna hükmetmiştir. (3059)

     Kur’ân’daki anlatımda, Allah Meryem’e vahyediyor, O’na vahiy meleği Cebrail’i gönderiyor. (3060) Kur’ân’daki bu âyetlerden yola çıkan pekçok İslam âlimi ve bazı İslam mezhepleri, Meryem’in bir kadın peygamber ve kadın peygamberlerin sonuncusu olduğunu belirtmiştir. (3061)

     Kur’ân’da Meryem ile oğlu İsa’nın Cennet’te en güzel şekilde mükâfatlandırıldıkları yazılıdır:

     “Biz Meryem’i ve oğlu İsa’yı büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.” (3062)

     Kur’an-ı Kerîm, Meryem’e şu sıfatları verir:

    ● Qanite: Allah’a sürekli itaat eden. (3063)

    ● Sıdıqa: Dosdoğru kadın, gerçeğe sadık ve içtenlikle inanan. (3064)

    ● Sacide: Allah’a secde eden. (3065)

    ● Tahire: Tertemiz kadın. (3066)

    ● Rakiye: Allah’a rükû eden. (3067)

    ● Mustafiya: Allah tarafından seçilmiş. (3068)

    ● Betül: İffet, ismet ve takva gibi faziletleri kendinde toplamış şahsiyet. (3069)

     Müslüman geleneği, Meryem’in hatırâsını genelde ya Mısır’ın başkenti Kahire’de, ya İsrail’in Kudüs (Yeruşalayim) şehrinde ya da Lübnan’ın güneyindeki Litani Nehri kıyısında bulunan Matariye köyünde yâd ediyorlar. Müslümanlar aynı zamanda Kudüs’te “Meryem Hamamı”nı ziyaret ederler, burada Müslüman kadınlar bir zamanlar Meryem’i yıkardı veya Meryem gibi yıkanıp temizlenirdi. Bu yer zaman zaman kısırlık için çare arayan, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar tarafından halen ziyaret ediliyor. (3070)

     Dünyanın ayrı kıtalarında ve farklı ülkelerinde Müslümanlar tarafından inşâ edilmiş ve Hz. Meryem (as)’in adını taşıyan büyük camiler vardır. Bu büyük camilerden bazı önemlileri şunlardır:

    ● Mescîd’ul- Meryem Ümmü İsa (İsa’nın Annesi Meryem Camii) → Ebû Zabi (Birleşik Arap Emirlikleri) (3071)

    ● Mariam Al-Batool Mosque (Meryem El- Betül Camii) → Paola (Malta) (3072)

    ● Mosc Mhuire (Meryem Camii) → Galway (İrlanda) (3073)

    ● Mosque Maryam (Meryem Camii) → Chicago (ABD) (3074)

    ● Qal’bu Maryam Women’s Mosque (Meryem’in Kalbi Kadınlar Camii) → Berkeley (ABD) (3075)

    ● Mary Mother of Jesus Mosque (İsa’nın Annesi Meryem Camii) → Hoppers Crossing (Avustralya) (3076)

     Müslümanlar’ın Meryem’i yâd etmesi bunlarla sınırlı değildir. Meryem’i herkesten daha çok seven ve sayan Müslümanlar, yalnızca insan yapımı camilere, hamamlara değil, Allah’ın mükemmel sanatı olan bitkilere de Meryem’in ismini vermişlerdir.

     Müslümanlar bazı bitkilere Hz. Meryem’in adını vermişlerdir. Örneğin alnınızı yapraklarıyla sildiğinizde yüzünüzün tatlı bir koku aldığı ilginç bir bitki var; o bitkiye “Meryemiye” ismi verilmiştir. (3077) Bundan başka, Latince bilimsel adı “Anastatica hierochuntica” olan ve kısaca “Anastatica” olarak adlandırılmış ilginç bir bitki var. Ona “Eriha gülü” de deniyor. Ürdün, İsrail, Sina Çölü ve Kuzey Afrika (Mağrib)’da yetişiyor. Bu bitkinin özelliği; hamileliğe yardımcı olması ve hamilelik boyunca düzenli olarak alındığında doğumu kolaylaştırması. Müslümanlar bu bitkiye “Kaff Meryem” adını vermişlerdir. (3078)

     Tabiî kabul etmek gerekir ki, hamileliğe yardımcı olan ve doğumu kolaylaştıran bir bitkiye “Meryem” isminden daha uygun bir isim de olamazdı.

    Meryem; saflığı, temizliği, iffet ve ahlâkı, Allah’a olan imânı ve itaatiyle sadece kadınlar için değil, tüm dünya insanları için örnek alınması gereken muhteşem bir insan, harika bir kadın.

     O; çocuk ama anne, bakire ama kadın, kadın ama peygamber.

     Meryem (Miryam; Miriam; Mary; Maria; Marie; Mariye), dünyada en çok kullanılan kız ismidir. Yeni doğan kız çocuklarına en çok verilen isimdir. Dünyada milyonlarca kadın bu ismi taşımaktadır. Bu da yetmemiş, bazı bitkilere, çiçeklere de bu isim verilmiştir.

     Sadece bazı kadınlar Meryem olabilir, fakat her bitki, her çiçek zaten bir Meryem’dir.

     Saf, mâsum, iffetli, temiz, iyi ve güzel olan her şeyin adıdır, Meryem.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(2970): İncil, Matta, 23:35; Luka: 11:51 / Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 156 / İbn-i Esir, El- Kâmil fi Tarih, cilt 1, s. 235, Beyrut 1979 / Taberî, Cami’ul- Beyan an Tewîl-i Âyi’l- Qur’ân, cilt 2, s. 105, Riyad 2003 / Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ ve Tevarih-i Hulefâ, “Kıssa-i Zekeriyya, Yahya ve İsa Aleyhimusselam” bölümü, s. 42, Bedir Yayınları, İstanbul 1966

(2971): İncil, Matta, 14:6 – 12; Markos, 6:21 – 29; Luka, 9:9

(2972): İncil, Matta, 27:32 – 56; Markos, 15:21 – 41; Luka, 23:26 –49; Yuhanna, 19:17 – 34 / Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 156 – 158; Meryem 33 / Buharî, cilt 3, kitap 43, “Kitab’ul- İlm”, hadis no: 656; Büyû 102; Enbiyâ 49 / Müslim, kitap 41, bölüm 2, hadis no: 7023; İmân 242 – 243 ve 247; Hacc 216, Fiten 34, 39 ve 110 / Tirmizî, Fiten 21, 54, 59 ve 62 / Ebû Dawud, Melahim 12 ve 14 / İbn-i Esir, El- Kâmil fi Tarih, cilt 1, s. 226 – 227, Beyrut 1979 / Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. s.  601 – 605, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991 / İbn-i Kesîr, En- Nihaye, cilt 1, s. 183 / Zemaxşerî, El- Keşşaf an Haqaiq’it- Tenzîl, cilt 3, s. 424, Beyrut 1977 / Suyutî, Nuzul-u İsa bin Meryem, s. 86, Beyrut 1985 / Kurtubî, Et- Tezkire fi Ahwal’il- Mewtâ we Umur’il- Âxire, cilt 2, s. 546, Medine 1997 / Muhammed Enver Şâh Hûseynî Keşmirî, Et- Tasrih bima Tewatere fi Nuzul’il- Mesih, s. 42, 158 – 168, 198, 203 ve 230 – 240,  Ebû Ğudde Neşriyat, Halep 1965 / Muhammed Zahid Kevserî, Nuzul-i İsa Meselesi, Rıhle Kitap, İstanbul 2012

(2973): İncil, Resûllerin İşleri, 2:1 – 42

(2974): İncil, Resûllerin İşleri, 4:1 – 4

(2975): İncil, Resûllerin İşleri, 4:5 – 21

(2976): İncil, Resûllerin İşleri, 4:23 – 30

(2977): İncil, Resûllerin İşleri, 4:32 – 37

(2978): İncil, Resûllerin İşleri, 5:1 – 2

(2979): Lorenzo DiTommaso – Lucian Turcescu, The Reception and Interpretation of the Bible in Late Antiquity, s. 507, Brill Publishing, Leiden & Boston 2008 / Susan Ashbrook Harvey – David G. Hunter, The Oxford Handbook of Early Christian Studies, s. 527, Oxford University Press, Oxford 2008 / Stephen J. Shoemaker, The Life of the Virgin – Maximus the Confessor, Yale University Press, New Heaven 2012

(2980): Rainer Riesner, Paul’s Early Period – Chronology, Mission Strategy, Theology, s. 120, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1998

(2981): Joseph Patsch, Our Lady in the Gospels, s. 218 – 219, Newman Press, Londra & Westminster 1958 / Günay Tümer, Hristiyanlık’ta ve İslam’da Hz. Meryem, s. 78 – 79, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1997

(2982): İbn-i Esir, El- Kâmil fi Tarih, Beyrut 1979

(2983): Mirza Muhammed Taqi Sipehr, Nasih’ut- Tevarih, Tahran tarihsiz

(2984): Muhammed Baqır Meclisî, Bihar’ul- Envar’el- Camiâ li Durar-ı Axbar’el- Aimme el- Asar, İsfahan 1698

(2985): Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 308, Kahire 1955

(2986): Hakim, cilt 2, s. 596

(2987): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 345, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(2988): İncil, Yuhanna, 19:26 – 27 / ayrıca bkz. The Catholic Encyclopedia, “St. Joseph” maddesi, Charles Souvay, cilt 8, Robert Appleton Company, New York 1910

(2989): İncil, Resûllerin İşleri, 15:6; Galatyalılar’a Mektup, 2:9

(2990): İncil, Resullerin İşleri, 19:8 – 9

(2991): İncil, Romalılar’a Mektup, 15:20

(2992): Joseph Patsch, Our Lady in the Gospels, s. 219, Newman Press, Londra & Westminster 1958

(2993): Martin Jugie, La Mort et L’Assomption de la Sainte Vierge Marie, s. 10, Studie Testi no II – 4, Biblioteka Apostolica Vaticana, Vatikan 1944

(2994): The Apocryphal New Testament, s. 194 – 227 / New Catholic Encyclopedia, cilt 4, s. 1017

(2995): İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, “Meryem” maddesi, s. 238, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988

(2996): Par Senior, Ephèse, s. 11 – 14, İzmir 1951 / Elie Remy Thierry, Meryem Ana Evi’nin Esrarı, s. 5, Meryem Ana Evi Derneği, Acargil Matbaası, İzmir 1985

(2997): Alban Butler, The Lives of the Fathers, Martyrs and Other Principal Saints, s. 172, John Murphy Published, Londra 1815 / V. Antony John Alaharasan, Home of the Assumption: Reconstructing Mary’s Life in Ephesus, s. 74, Ambassador Books, Worcester 2006 / Izabela Sobota-Miszczak, The Secrets of Ephesus, Aslan Publishing, Knurów 2020

(2998): age / age / age

(2999): Donald Carroll, Mary’s House, Veritas Books, Londra 2000 / Stephen J. Shoemaker, The Ancient Tradition of the Virgin Mary’s Dormotion and Assumption, s. 76,  Oxford University Press, Oxford & Madrid & Karaçi & Yeni Delhi & Hong Kong & Şanghay & Taipei & Kuala Lumpur & Nairobi & Dar’us- Selam & Kap & Ciudad de México & New York & Toronto & Melbourne & Auckland 2006 / V. Antony John Alaharasan, Home of the Assumption: Reconstructing Mary’s Life in Ephesus, s. 38, Ambassador Books, Worcester 2006 / Lynn A. Levine, Frommer’s Turkey, s. 254 – 255, John Wiley & Sons Publishing, Hoboken 2010

(3000): Anna Katharina Emmerick, The Dolorous Passion of Our Lord Jesus Christ, kitabın tümü, Tan Books, Charlotte 2009 / ayrıca bkz. Anna Katharina Emmerick Biyografisi, Vatikan resmî bülteni, https://www.vatican.va/news_services/liturgy/saints/ns_lit_doc_20041003_emmerick_en.html

(3001): Eirinaĩos ó Smirnaĩos, Adversus Heresies, Eλεγχος καὶ ἀνατροπὴ τῆς ψευδωνύμου γνώσεως, cilt 3, bölüm 1, paragraf 1, Lyon 180 / Eúsévios ó tïs Kaisareías, Historia Ecclesiastica, cilt 3, bölüm 1, İstanbul 3. yüzyıl, https://www.newadvent.org/fathers/250103.htm

(3002): John F. Fetzer, Clemens Brentano, s. 146, Twayne Publishing, Boston 1981

(3003): Anna Katharina Emmerick, The Life of the Blessed Virgin Mary, cilt 18, bölüm 2, “Mary’s House in Ephesus” bölümü, s. 377, Tan Books, Charlotte 2009

(3004): Anna Katharina Emmerick, Das Bittere Leiden Unseres Herrn Jesu Christi, Literarisch-Artistische Anstalt, Münih 1852

(3005): Robert A. Powell, Chronicle of the Living Christ: The Life and Ministry of Jesus Christ, s. 12, Anthroposophic Press, Hudson 1996 / Page DuBois, Trojan Horses: Seving the Classics from Conservatives, s. 134, New York University Press, New York 2001 / Stephen J. Shoemaker, The Ancient Tradition of the Virgin Mary’s Dormotion and Assumption, s. 76,  Oxford University Press, Oxford & Madrid & Karaçi & Yeni Delhi & Hong Kong & Şanghay & Taipei & Kuala Lumpur & Nairobi & Dar’us- Selam & Kap & Ciudad de México & New York & Toronto & Melbourne & Auckland 2006

(3006): Lorraine F. Fusaro, Mary’s House & Sister Marie, The Sister Marie de Mandat-Grancey Foundation, Efes 2009, http://www.sistermariefiles.com/MARYSHOUSEBLOG.pdf / Sister Marie de Mandat-Grancey, Smarie-Lorraine Blogspot, http://srmarie-lorraine.blogspot.com/

(3007): Eugene P. Poulin, The Holy Virgin’s House: The True Story of Its Discovery, Arıkan Publishing, İstanbul 1999

(3008): Robert Larson, The Blessed Virgin’s House at Ephesus, Tan Books, Charlotte 2004

(3009): İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, “Meryem” maddesi, s. 238 – 239, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988

(3010): Abbé Julien Gouyet, Découverte Dans la Montagne d’Ephese de la Maison où la Très Sainte Vierge est Morte, Paris 1898

(3011): Carl G. Schulte, The Life of Sr. Marie de Mandat-Grancey & Mary’s House in Ephesus, Saint Benedict Press, Gastonia 2011

(3012): Georges Henri Tavard, The Thousand Faces of the Virgin Mary, s. 23 – 24, Liturgical Press, Collegeville 1996

(3013): House of the Virgin, Ephesus, Sacred Destinations, http://www.sacred-destinations.com/turkey/ephesus-house-of-the-virgin

(3014): İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, “Meryem” maddesi, s. 239, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988 / ayrıca bkz. Mass Before the Shrine of Meryem Ana Evi – Homily of the Holy Father, Vatikan resmî bülteni, 28 Kasım – 1 Aralık 2006, http://www.vatican.va/content/benedict-xvi/en/homilies/2006/documents/hf_ben-xvi_hom_20061129_ephesus.html

(3015): Elie Remy Thierry, Meryem Ana Evi’nin Esrarı, s. 12, Meryem Ana Evi Derneği, Acargil Matbaası, İzmir 1985

(3016): İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, “Meryem” maddesi, s. 239, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988

(3017): age

(3018): İncil, Matta, 1:18 – 20 ve 24 – 25; Luka, 1:34 – 35; 3:23 / Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 45 – 48; Meryem 16 – 34; Enbiyâ 91

(3019): İncil, Matta, 1:16, 21 ve 24 – 25; 2:11; Luka; 1:30 – 31; 2:5 – 7, 22 – 23, 33 – 34 ve 39 – 40; Resûllerin İşleri, 1:14 / Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 87 ve 253; Âl-i İmran 45; Nisa 156 ve 171; Maide 17, 46, 72, 75, 78, 110 – 116; Tewbe 31; Meryem 16 – 34; Enbiyâ 91; Mü’mînun 50; Ahzab 7; Zuhruf 57; Hadid 27; Saff 6 ve 14

(3020): İncil, Matta, 1:1 – 17; Markos, 1:5; 12:29; Luka, 1:26 – 27 ve 46 – 55; 2:4 – 5; Yuhanna, 2:12 – 13; 4:7 – 9 / Kur’ân-ı Ker’im, Âl-i İmran 49 – 52; Maide 72; Tewbe 31; Zuhruf 59; Saff 6 ve 14

(3021): İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, “Meryem” maddesi, s. 239, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988

(3022): Tim S. Perry – William J. Abraham, Mary for Evangelicals: Toward an Understanding of the Mother of Our Lord, s. 142, IVP Academic Press, Downers Grove 2006 / Raymond L. Burke, Mariology: A Guide for Priests, Deacons, Seminarians and Consecrated Persons, s. 178, Queenship Publishing, Goleta 2008

(3023): Papa XII. Pius, Munifecentissimus Deus: Dogma of the Assumption, s. 17, Vatikan 1950 / ayrıca bkz. The Catholic Encyclopedia, cilt 2, Frederick Holweck, “The Feast of the Assumption” maddesi, Robert Appleton Company, New York 1907, newadvent.org/cathen/02006b.htm

(3024): The New Dictionary of Cultural Literacy, “Mary, the Mother of Jesus” maddesi, Houghton Mifflin Publishing, Boston 2002

(3025): Hans Joachim Hillerbrand, Encyclopedia of Protestantism, cilt 3, s. 1174, Routledge Publishing, New York 2004

(3026): Donald Fairbairn, Eastern Orthodoxy Through Western Eyes, s. 99 – 101, Westminster John Knox Press, Louisville 2002 / Frank K. Flinn – J. Gordon Melton, Encyclopedia of Catholicism, s. 443 – 444, Facts on File Publishing, New York 2007

(3027): Jenny Schroedel – John Schroedel, The Everything Mary Book, s. 81 – 85, F + W Publications, Avon 2006 / Donald Fairbairn, Eastern Orthodoxy Through Western Eyes, s. 99 – 101, Westminster John Knox Press, Louisville 2002 / Hans Joachim Hillerbrand, Encyclopedia of Protestantism, cilt 3, s. 1174, Routledge Publishing, New York 2004 / Frank K. Flinn – J. Gordon Melton, Encyclopedia of Catholicism, s. 443 – 444, Facts on File Publishing, New York 2007

(3028): Giovanni Miege, The Virgin Mary: Roman Catholic Marian Doctrine, s. 15 – 22, Westminster Press, Philadelphia 1963 / Wendy Doniger, Merriam-Webster’s Encyclopedia of World Religions, s. 696, Merriam-Webster Publishing, Springfield 1999 / Erwin Fahlbusch, The Encyclopedia of Christianity, cilt 3, s. 403 – 409, Eerdmans & Brill Publishing, Leiden & Cambrisge & Boston & Grand Rapids 2003 / ayrıca bkz. Ad Caeli Reginam, Vatikan resmî bülteni, http://www.vatican.va/content/pius-xii/en/encyclicals/documents/hf_p-xii_enc_11101954_ad-caeli-reginam.html

(3029): İncil, Luka, 1:28 – 49

(3030): İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, “Meryem” maddesi, s. 240, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1988

(3031): Frank K. Flinn – J. Gordon Melton, Encyclopedia of Catholicism, s. 443 – 444, Facts on File Publishing, New York 2007

(3032): Cathechism of the Catholic Church, Vatikan resmî bülteni, http://www.vatican.va/archive/ccc_css/archive/catechism/p1s2c3a9.htm

(3033): John Trigilio – Kenneth Brighenti, The Catholicism Answer Book – The 300 Most Frequently Asked Questions, s. 325, Sourcebooks Publishing, Naperville 2007 / ayrıca bkz. Veneration of the Holy Mother of God, Vatikan resmî bülteni, https://www.vatican.va/roman_curia/congregations/ccdds/documents/rc_con_ccdds_doc_20020513_vers-direttorio_en.html#Chapter%20Five

(3034): Terrence J. McNally, What Every Catholic Should Know About Mary, s. 168 – 169, Xlibris Corporation, 2009

(3035): Donald Fairbairn, Eastern Orthodoxy Through Western Eyes, s. 99 – 101, Westminster John Knox Press, Louisville 2002

(3036): George Dion Dragas, Ecclesiasticus II: Orthodox Icons, Saints, Feasts and Prayer, s. 81 – 83, Orthodox Research Institute, Rollinsford 2005

(3037): Jenny Schroedel – John Schroedel, The Everything Mary Book, s. 90, F + W Publications, Avon 2006

(3038): Donald Fairbairn, Eastern Orthodoxy Through Western Eyes, s. 99 – 101, Westminster John Knox Press, Louisville 2002

(3039): Maria Vassilaki, Images of the Mother of God: Perceptions of the Theotokos in Byzantium, s. 97, Routledge Publishing, New York 2005 / George Dion Dragas, Ecclesiasticus II: Orthodox Icons, Saints, Feasts and Prayer, s. 81 – 83, Orthodox Research Institute, Rollinsford 2005

(3040): Sergey Nikolaevich Bulgakov, The Orthodox Church, s. 116, St. Vladimirs Seminary Publishing, Crestwood 1997 / ayrıca bkz. Orthodox Holiness – The Titles of the Saints, Orthodox England, 18 Aralık 2005, http://www.orthodoxengland.org.uk/titles.htm

(3041): Hans Joachim Hillerbrand, Encyclopedia of Protestantism, cilt 3, s. 1174, Routledge Publishing, New York 2004

(3042): Karl Barth, Kirchliche Dogmatik, cilt 1, s. 143 – 144, Kaiser & Zollikon Verlag, Münih 1932

(3043): Helmut T.  Lehmann, Luther’s Works, cilt 43, s. 40, Fortress Publishing, Philadelphia 1968

(3044): İncil, Matta, 2:15; 3:16 – 17; 4:3 – 11; 7:21; 8:29; 10:32 – 33; 11:25 – 27; 12:50; 14:33; 15:13; 16:15 – 17; 17:5; 18.10 – 11 ve 35; 20:23; 24:36; 26:29, 39, 42, 53 ve 63 – 64; 27:39 – 43 ve 54; 28:19; Markos, 1:1 ve 11; 3:11 – 12; 5:6 – 7; 9:7 – 8; 13:32; 14:35 – 36 ve 61 – 62; 15:39; Luka, 1:35; 3:21 – 22; 4:1 – 13 ve 41; 8:28; 9:34 – 36; 10:21 – 22; 11.13; 22:39 – 44 ve 70; 23:34 ve 46; Yuhanna, 1:17 – 18, 29 – 34 ve 49; 3:16 – 18 ve 34 – 36; 5:15 – 45; 6:32 – 51; 8:14 – 19 ve 54; 10:25 – 38; 11:3 – 4, 27 ve 41; 12:26 – 28 ve 49 – 50; 13:1 – 3; 14:1 – 31; 15.1 – 27; 16:1 – 33; 17:1 – 26; 19:7; 20:17 ve 31; Resûllerin İşleri, 1:4 – 7; 2:33; 9:20; Romalılar, 1:2 – 4 ve 9 – 10; 8:3; I. Korintliler, 1:9; II. Korintliler, 1:3 ve 19; 11:31; Galatyalılar, 1:15 – 16; 2:20; 4:4 – 6; Efesliler, 1:3 – 6; 4:13; Koloseliler, 1:3 ve 13; İbraniler, 1:1 – 14; 4:14; 5:5 – 8; 6:4 – 6; I. Petrus, 1:3 – 4; II. Petrus, 1:17; I. Yuhanna, 1:3 – 7; 2:22 – 24; 3:7 – 9 ve 21 – 23; 4:8 – 10 ve 14 – 15; 5:1 – 20; II. Yuhanna, 1:3; Vahiy, 2:18

(3045): İncil, Matta, 7:21 – 22; 8:1 – 8 ve 21 – 25; 9:28; 14:28 – 30; 15:22 – 31; 17:4 ve 14 – 15; 18:21; 20:30 – 33; 26:22, 25 ve 49; 28:17; Markos, 7:27 – 28; 9:5; 11:21; 14:45; 16:19; Luka, 1:43; 6:46; 7:6 – 8 ve 13; 8:38 – 39; 9:42 – 44, 54 – 55 ve 61 – 62; 10:1, 17 – 18 ve 39 – 41; 11:1; 12:41 – 53; 17:37; 18:1 – 8 ve 40 – 43; 19:8 – 10; 22:33, 38, 49 ve 61 – 62; 24:3 ve 33 – 35; Yuhanna, 4: 21 – 26 ve 31; 6:24 – 25; 8:23 – 25; 9:38; 10:25 – 38; 11:3 – 4, 8 – 12, 21, 32 ve 39 – 40; 13:6 – 14, 19 – 20 ve 36 – 38; 14:1 – 31; 20:28 – 29; 21:6 – 21; Resûllerin İşleri, 1:6 ve 21 – 22; 8:16; 15:26; 19:5 ve 13; 20:35; 21:13; Romalılar, 13:14; 14:9; I. Korintliler, 1:10; 3:23; 5:3 – 5; 6:11; 11:23 – 24; 15:31; 16:21 – 24; II. Korintliler, 1:13 – 14; 4:5; Efesliler, 1:15 – 16; Filipililer, 2:19; 3:8 – 9 ve 20; Koloseliler, 2:6 – 9; 3:23 – 24; I. Selanikliler, 2:15 – 16 ve 19; 4:1 – 2; 5:28; II. Selanikliler, 2:1, 8 ve 14; 3:6, 12 ve 18; I. Timoteos, 1:12; Filimon, 1:25; Yakub, 2:1; I. Petrus, 3:15; II. Petrus, 1:1 – 2, 8, 11 ve 16; 2:20; 3:18; Yahuda, 1:17 / Kur’ân-ı Kerîm, Maide 17

(3046): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 116; Nisa 171; Maide 72 ve 116; Tewbe 30 – 31; Meryem 35

(3047): Kur’ân-ı Kerîm, Loqman 13

(3048): Kur’ân-ı Kerîm, İhlas sûresinin tamamı

(3049): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 42

(3050): Kur’ân-ı Kerîm, Tahrim 12

(3051): Hz. Meryem’in kıssası Kur’ân-ı Kerîm’de özellikle Âl-i İmran sûresi, Nisa sûresi, Maide sûresi, Meryem sûresi, Enbiyâ sûresi ve Mü’mînun sûresinde anlatılır

(3052): Kur’ân-ı Kerîm, Meryem sûresi

(3053): John Esposito, What Everyone Needs to Know About Islam, s. 31, New Yok University Press, New York 2002

(3054): Lejla Demiri, Mary in the Qur’an, L’Osservatore Romano, sayı 9, s. 9 – 11, 20 Temmuz 2018, Vatikan 2018

(3055): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân 45; Enbiyâ 91; Tahrim 12

(3056): Lisan’ul- Arab, “btl” maddesi / ayrıca bkz. Hazin, Lubab’ut- Tewil, cilt 1, s. 273, Kahire 1309

(3057): Müsned, cilt 3, s. 64, 80 ve135

(3058): Buharî, Şehadat 30; Enbiyâ 32 ve 45 – 46; Et’ime 25; Menaqib’ul- Ensar 20 / Taberî, Cami’ul- Beyan, cilt 3, s. 263 – 264

(3059): Amira El-Azhary Sonbol, Beyond the Exotic: Women’s Histories in Islamic Societies, s. 402, Syracuse University Press, Syracuse 2005

(3060): Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmran 42 – 46; Meryem 16 – 19

(3061): İmam Bağavî, Meâlim’ut- Tenzîl (Tefsîr’ul- Bağavî), cilt 5, s. 223 – 224, Dar-u Tayyibe li’n- Neşri we’t- Tewzî, 1988 / Alusî, Rûh’ul- Meânî, cilt 3, s. 154 ve cilt 14, s. 147 / İbn-i Hazm, El- Usûl we’l- Furûu, cilt 2, s. 275 – 276, Tahkik: Dr. Muhammed Âtıf el- Iraqî başkanlığındaki komisyon, Kahire 1978 / İbn-i Hazm, El- Fasl fi’l- Milel we’l- Ehwaî we’n- Nihal, cilt 5, s. 119 – 121, Tahkik: Dr. Muhammed İbrahim Nasr ve Dr. Abdurrahman Umeyra, Mektebet’ul- Ukaz, 1981 / Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 4, s. 83 – 88, Matbaat-u Dar’ul- Kutub’il- Mısriyye, Kahire 1953 / Beycurî, Şerh-u Cewherat’ut- Tewhîd, cilt 8, 1983 / İbn-i Hacer, Feth’ul- Barî Şerh-u Sahih-i Buharî, cilt 6, s. 471 – 473, Tashih: Şeyh Abdulazîz Baz, Dar’ul- Fikr Neşriyat / Sefarinî, Levami’ul- Enwar’el- Behiyye we Sevat’il- Esrar el- Eseriyye li- Şerh’id- Durrat’il- Mudiyye fi Aqd’il- Firqa’til- Mardiyye, cilt 2, s. 266, Menşurat-u Mûessese’tul- Hafikine, Şam 1981 / Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150 / Muhittin Bağçeci, Âyet ve Hadislerde Peygamberlik ve Peygamberler, s. 73, TÜRDAV Yayınları, İstanbul 1977

(3062): Kur’ân-ı Kerim, Mü’mînun 50

(3063): Kur’ân-ı Kerim, Tahrim 12

(3064): Kur’ân-ı Kerim, Maide 75

(3065): Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmran 43

(3066): Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmran 42

(3067): Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmran 43

(3068): Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmran 42

(3069): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân 45; Enbiyâ 91; Tahrim 12

(3070): Tawfiq Canaan, Muhammaden Saints and Sanctuaries in Palestine, Journal of the Palestine Oriental Society, sayı 4, s. 1 – 84, Kudüs 1924

(3071): Wikipedia (İngilizce), “Mary, Morher of Jesus Mosque” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/Mary,_Mother_of_Jesus_Mosque / Wikipedia (Lehçe), “Meczet Marii, Matki Jezusa” maddesi, https://pl.wikipedia.org/wiki/Meczet_Marii,_Matki_Jezusa / Wikipedia (Bengalce), “মরিয়ম উম্মে ঈসা মসজিদ” maddesi, https://bn.wikipedia.org/wiki/%E0%A6%AE%E0%A6%B0%E0%A6%BF%E0%A6%AF%E0%A6%BC%E0%A6%AE_%E0%A6%89%E0%A6%AE%E0%A7%8D%E0%A6%AE%E0%A7%87_%E0%A6%88%E0%A6%B8%E0%A6%BE_%E0%A6%AE%E0%A6%B8%E0%A6%9C%E0%A6%BF%E0%A6%A6

(3072): Vikipedi (Türkçe), “Meryem el- Betül Camii” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Meryem_el-Bet%C3%BCl_Camii / Wikipedia (Boşnakça), “Džamija Merjem el-Batul” maddesi, https://bs.wikipedia.org/wiki/D%C5%BEamija_Merjem_el-Batul / Wikipedia (İngilizce), “Mariam Al-Batool Mosque” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/Mariam_Al-Batool_Mosque / Wikipedia (Endonezce), “Masjid Mariam Al-Batool” maddesi, https://id.wikipedia.org/wiki/Masjid_Mariam_Al-Batool

(3073): Wikipedia (İngilizce), “Galway Mosque” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/Galway_Mosque

(3074): Wikipedia (İngilizce), “Mosque Maryam” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/Mosque_Maryam / Wikipedia (Almanca), “Mosque Maryam” maddesi, https://de.wikipedia.org/wiki/Mosque_Maryam / Wikipedia (İbranice), “מסגד מרים” maddesi, https://he.wikipedia.org/wiki/%D7%9E%D7%A1%D7%92%D7%93_%D7%9E%D7%A8%D7%99%D7%9D / Wikipedia (Kinyarwanda), “Umusigiti wa Maryam” maddesi, https://rw.wikipedia.org/wiki/Umusigiti_wa_Maryam

(3075): Qal’bu Maryam Women’s Mosque (Meryem’in Kalbi Kadınlar Camii) resmî web sitesi, https://qalbumaryam.weebly.com/

(3076): Mary Mother of Jesus Mosque (İsa’nın Annesi Meryem Camii) Facebook sayfası, https://www.facebook.com/virginmarymosque/

(3077): Laila Karim, The Flower Maryam Comes With, The Daily Star, 27 Ekim 2015, https://www.thedailystar.net/lifestyle/loving-and-living-plants/the-flower-maryam-comes-162628

(3078): Ihsanullah Daur, Chemical Properties of the Medicinal Herb Kaff Maryam (Anastatica Hierochuntica L.) and its Relation to Folk Medicine Use, African Journal of Microbiology Research, sayı 6, s. 5048 – 5051, 21 Haziran 2012, https://academicjournals.org/journal/AJMR/article-full-text-pdf/9F6000526301 / Arif H. Shah – M. P. Bhandari – Naif O. Al-Harbi – Riyadh M. Al-Ashban, Kaff-E-Maryam (Anastatica Hierochuntica L.): Evaluation of Gastro-Protective Activity and Toxicity in Different Experimental Models, Biology and Medicine, sayı 6, Ocak 2014, biolmedonline.com/Articles/Vol6_1_2014/BM_Vol6_1_kaff_e_maryam_anastatica_hierochuntical_evaluation_of_gastro-_protective_activity_and_toxicity_in_different_experimental_models.pdf / Siti Rosmani Md. Zin – Normadiah M. Kassim – Mohammed A. Alshawsh – Noor Eliza Hashim – Zahurin Mohamed, Biological Activities of Anastatica Hierochuntica L.: A Systematic Review, Biomedicine & Pharmacotherapy, sayı 91, s. 611 – 620, Temmuz 2017, https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0753332216324775

     SEDİYANİ HABER

     13 HAZİRAN 2020

Bir düş kurdum, tan vakti kalkarken sahura
coğrafyalar bağrına sakladı gecenin karanlığıyla paylaştığım sırlarımı
yağan yağmur altında ıslandılar senin için biriktirdiğim sevgi sözcükleri
çocukların iki memesi arasında yaprak açtılar toprağa diktiğim fidanlar
üç karınca birden paylaşıyordu yeşil bir yaprağın üzerindeki tek damla suyu
yıldızlar yol gösteriyordu Herkül’ün direklerinin arasına yelken açan gemilere
bir meyvâ kopardım kader ağacının henüz olgunlaşmamış dalından
kalabalıklar gösteri yapıyordu geceleri üşüdüğüm şehirlerin meydanlarında
korkmuyordum ama artık ben, sen vardın diye
yirmidokuz ülke, altı kitap ve on cilt seyahatname yükleyerek sırtıma
yüksek bir dağın zirvesine çıkmaya çalıştım
ben yürüdükçe daha da büyüyordu sanki koca dağ
ben yükseldikçe uzaklaşıyordu zirvesi benden
bir dağ ki, heybetli mi heybetli
bir dağ ki, aman da aman, büyük mü büyük
bir yamacı Kafkasya, hüzün ve gözyaşı taşır Adiğe sürgününe
bir yamacı Trakya, sevdâ türküleri taşır Tuna boyundaki kavimlerin diline
bir yamacı Kapadokya, günışığı ve gökmavisi taşır ellibin kişilik yeraltı şehirlerine
bir yamacı Mezopotamya, sesli harfler taşır köylerin haritadan silinen isimlerine
korkmuyordum ama artık, çünkü sen vardın
ne Kartaca takmıştım ne de Kommagenê
gönül kapımı açtım sana, Bab’el- Mendeb gibi
kollarımı açtım sana, ey Fenike kızı Yelizabel
gel sarıl bana
sağ kolum bilim, sol kolum sanat
bunlarla besleyeceğim seni
ve bu ikisinden başka da hiçbir şey vaad etmiyorum sana.
 
Hayatın anlamını düşünerek yol alırken karanlık bir meçhule doğru
gözlerimde hüzün, kalbimde kırgınlık arşınlarken gücü tükenmiş adımlarımı
bir yeraltı şehri keşfettim Batman Çayı’nın kenarında
topraktan yapılmış piramitlerin altında
gidip gezmek istedim o şehrin sokaklarında
evlerine misafir olmak istedim toprak altında kalmış medeniyetin
bir şehir ki, kadim mi kadim
bir şehir ki, aman da aman, büyük mü büyük
bir mahallesi Şuruppak, taş tabletlere çivi çakıyorlardı bilge erkekler
bir mahallesi Hattuşaş, buğday ekerek tarım yapıyorlardı elleri nasırlı çiftçiler
bir mahallesi Sayda, mor renkli kumaşlar dikiyorlardı hünerli terziler
bir mahallesi Vaşşuganni, sacda ekmek pişiriyorlardı şiir kokulu kadınlar
evlerine konuk oldum insanların gizemli yeraltı şehrinde
çay ve kek ikrâm ettiler bana dut ağacından yapılmış tepsilerde
ama saklı gerçekleri göstermediler
gizlediler
“ilim bildiklerindir, hikmet ise saklı olan”
dedi ak sakallı yaşlı bir bilge buram buram tüten çayından bir yudum alarak
ama hepsi orda, biliyorum, hepsi orda
Ahura Mazda’nın unutulmuş buyrukları
Mani’nin hümanist öğretileri
Kutsal Ahit Sandığı
ölümsüzlük iksirini taşıyan ıhlamur ağacı
kayıp Nasıra, unutulan Petra, yakılan İskenderiye
hepsi orda
kadın peygamberlere inen vahiyler
Deborah’ın, Miryam’ın, Nadya’nın, Hulda’nın anaerkil şeriâtı
Hatice’nin yarım kalan devrimi
biliyorum hepsi orda
erken ölümler, ahhh, erken gelen ölüm
Ortadoğu’nun tam değişecekken artık hiç değişmeyecek olan acınası kaderi
korkmuyordum ama artık ben, sen vardın diye
sen tuttun ya ellerimden, Fenike kızı Yelizabel
başını koydun ya göğsüme
okşadım ya ipek saçlarını
ey sanat ve edebiyat kokan kadınım
korkmuyordum.
 
(“Fenike Kızı Yelizabel” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
297 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir