Kadın Peygamberler – 41

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Cuma günü, sabahın erken saatleriydi.

     Kudüs (Yeruşalayim)’te güneş o sabah hüzünlü doğmuş, gün gamlı başlamıştı.

     Sabahın erken saatlerinde, Hz. Meryem (as)’in oğlu Hz. İsa (as)’yı idam etmeye, çarmıha germeye götürüyorlardı.

     Askerler İsa’yı götürürken, kırdan gelmekte olan Simeon adında Kireneli bir adama rastladılar. İskender ve Rufus’un babası olan bu adamı tutup İsa’nın çarmıhını O’na zorla taşıttılar. Çarmıhı sırtına yükleyip İsa’nın arkasından yürüttüler. Büyük bir halk topluluğu da İsa’nın ardından gidiyordu. Aralarında İsa için dövünüp ağıt yakan kadınlar vardı. İsa bu kadınlara dönerek, “Ey Yeruşalayim kızları, benim için ağlamayın” dedi, “Kendiniz ve çocuklarınız için ağlayın. Çünkü öyle günler gelecek ki, ‘Kısır kadınlara, hiç doğurmamış rahimlere, emzirmemiş memelere ne mutlu!’ diyecekler. O zaman dağlara, ‘Üzerimize düşün!’ ve tepelere ‘Bizi örtün!’ diyecekler. Çünkü yaş ağaca böyle yaparlarsa, kuruya neler olacaktır?” (2842)

     Golgota (Kafatası) denilen yere vardıklarında, içmesi için İsa’ya ödle karışık şarap verdiler. İsa bunu içmek istemedi. (2843)

     İsa’yla birlikte idam edilmek üzere ayrıca iki suçlu da götürülüyordu. Golgota denilen yere vardıklarında İsa’yı, biri sağında öbürü solunda olmak üzere, iki suçluyla birlikte çarmıha germek için hazırlandılar. Biri bir yanda, öbürü öteki yanda, İsa ise ortadaydı. İsa, “Tanrım, onları bağışla” dedi, “Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” (2844)

     Oradan geçenler başlarını sallayıp İsa’ya sövüyor, “Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Haydi, kurtar kendini! Tanrı’nın peygamberiysen çarmıhtan in de kurtar kendini” diyorlardı. Çarmıha asılmakta olan “suçlulardan” biri, İsa’ya bağırarak, “Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar!” diye küfretti. Ne var ki, öbür suçlu O’nu azarladı. “Sende Tanrı korkusu da mı yok?” diye karşılık verdi, “Sen de aynı cezayı çekiyorsun. Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.” Sonra, “Ey İsa, göklerin egemenliğine girdiğinde beni an” dedi. İsa O’na, “Sana doğrusunu söyleyeyim: Sen bugün benimle birlikte Cennet’te olacaksın” dedi. Başkâhinler, dîn bilginleri ve ileri gelenler de aynı şekilde O’nunla alay ederek, “Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor” diyorlardı, “İsrail’in Kralı imiş! Şimdi çarmıhtan aşağı insin de O’na imân edelim. Tanrı’ya güveniyordu; Tanrı O’nu seviyorsa, kurtarsın bakalım!” (2845)

     Askerler O’nun giysilerini aralarında paylaşmak için kura çektiler. Giysilerini alıp her birine birer pay düşecek biçimde dört parçaya böldüler. Mintanını da aldılar. Mintan boydan boya tek parça dikişsiz bir dokumaydı. Birbirlerine, “Bunu yırtmayalım” dediler, “Kime düşecek diye kura çekelim.” Sonra oturup yanında nöbet tuttular. Halk orada durmuş, olanları seyrediyordu. Yöneticiler İsa’yla alay ederek, “Başkalarını kurtardı; eğer Tanrı’nın Mesihi, Tanrı’nın seçtiği O ise, kendini de kurtarsın” diyorlardı. Askerler de yaklaşıp İsa’yla eğlendiler. O’na ekşi şarap sunarak, “Sen Yahudîler’in Kralı’ysan, kurtar kendini!” dediler. (2846)

     Pilatus bir de yafta yazıp çarmıhın üzerine astırmıştı. Yaftada şöyle yazılıydı: “NASIRÂLI İSA – YAHUDÎLER’İN KRALI” (2847)

     Çarmıhın kurulduğu yer kente yakındı. Böylece İbranice, Latince ve Grekçe yazılan bu yaftayı Yahudîler’in birçoğu okudu. Bu yüzden Yahudî başkâhinler Pilatus’a, “‘Yahudîler’in Kralı’ diye yazma” dediler. “Kendisi, ‘Ben Yahudiler’in Kralı’yım’ dedi diye yazdım” dedi Pilatus, “Ne yazdımsa yazdım” karşılığını verdi. (2848)

     Önce, biri İsa’nın sağında biri solunda olan diğer iki kişiyi çarmıha gerdiler. (2849)

     Sonra sıra İsa’ya geldi…

     İdam olayını hüzün ve gözyaşları içinde seyreden kalabalığın arasında İsa’nın annesi Meryem de vardı. 47 yaşındaki anne Meryem, 33 yaşındaki oğlunun çarmıha gerilişini acı içinde izliyordu. (2850)

     Saat sabahın 09:00’uydu. (2851)

     Olup bitenleri uzaktan izleyen bazı kadınlar da vardı. İsa’nın bütün akrabaları, tanıdıkları ve Celile’den O’nun ardından gelen kadınlar uzakta durmuş, olanları seyrediyorlardı. Aralarında İsa’nın annesi Meryem, halası, Mecdelli Meryem, küçük Yakub ile Yose’nin annesi olup Klopas’ın karısı olan Meryem, Zebedi oğullarının annesi ve Salome bulunuyordu. İsa daha Celile’deyken bu kadınlar O’nun ardından gitmiş, O’na hizmet etmişlerdi. O’nunla birlikte Kudüs (Yeruşalayim)’e gelmiş olan daha birçok kadın da olup bitenleri izliyordu. (2852)

     İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce, annesi Meryem’e, “Anne, işte oğlun!” dedi. Sonra öğrenciye, “İşte, annen!” dedi. O andan itibaren bu öğrenci İsa’nın annesini kendi evine aldı. (2853)

     İsa Yahudîler tarafından çarmıha geril(diği zannedil)diğinde, annesini 12 havarisinden biri olan Yohanna Şliha Zevedayî (6 – 100)’ye emanet etmiştir. (2854)

     İsa’yı, büyük bir kalabalığın coşkulu tezahüratları, o kalabalığın içindeki küçük bir grubun da ağlayış ve gözyaşları arasında, kutsal kitap İncil’e göre sabah saat 09:00’da çarmıha gerdiler. (2855)

     Öğle saat 12:00 sularında güneş karardı, 15:00’e kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Saat 15:00’e doğru İsa yüksek sesle, “Elohi, Elohi, lema şevaktani?” (Tanrım, Tanrım, beni neden terkettin?) diye bağırdı. Orada duranlardan bazıları bunu işitince, “Bu adam İlyas’ı çağırıyor” dediler. İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi, ekşi şaraba batırıp bir kamışın ucuna takarak İsa’ya içirdi. Öbürleri ise, “Dur bakalım, İlyas gelip O’nu kurtaracak mı?” dediler. (2856)

     Daha sonra İsa, her şeyin artık tamamlandığını bilerek Kutsal Yazı yerine gelsin diye, “Susadım” dedi. Orada ekşi şarap dolu bir kap vardı. Şaraba batırılmış bir süngeri mercanköşk dalına takarak O’nun ağzına uzattılar. İsa yüksek sesle, “Tanrım, rûhumu ellerine bırakıyorum!” diye seslendi. Bunu söyledikten sonra “Tamamlandı” dedi, son nefesini verdi ve rûhunu teslim etti. (2857)

     O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. İsa’yı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler, depremi ve öbür olayları görünce dehşete kapıldılar, “Bu gerçekten Tanrı’nın peygamberiydi” dediler. Olayı seyretmek için biriken halkın tümü olup bitenleri görünce göğüslerini döve döve geri döndüler. (2858)

     Yahudî yetkililer Pilatus’tan çarmıha gerilenlerin bacaklarının kırılmasını ve cesetlerin kaldırılmasını istediler. Hazırlık günü (kutsal Cumartesi gününden bir önceki gün olan Cuma) olduğundan, cesetlerin Şabat (Cumartesi) günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. Çünkü o Şabat günü büyük bayramdı. Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa’yla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar. İsa’ya gelince O’nun ölmüş olduğunu zanettiler. Bu yüzden bacaklarını kırmadılar. Ama askerlerden biri O’nun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı. (2859)

     İncil’de geçen “Öğleyin saat onikiden üçe kadar güneş karardı, bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü” (2860) âyeti pekçok dînbilgini, tarihçi ve araştırmacının kafasını karıştırmış, bunu aklî ve ilmî yorumlarla tahlil etmeye çalışmışlardır. M. S. 2. yy’da yaşamış Kartacalı (bugünkü Tunus) erken dönem Hristiyan kilise babası yazarlardan ve bir Berberî olan Tertulyan veya Latince tam adıyla Quintus Septimius Florens Tertullianus (155 – 230), ilk dönem Hristiyanlar’ın tarihini anlatan ve 197 yılında Latince kaleme aldığı “Apologeticus pro Christianis” adlı eserinde, bunun bir tutulma değil, Roma kayıtlarında da bahsi geçen bir gök hadisesi olduğunu iddiâ etmiştir. (2861)

     Aynı dönemde yaşamış olan Libyalı Hristiyan tarihçi ve seyyah Sextus Yulyus Afrikanus (160 – 240), 220 yılında kaleme aldığı “Chronographiae” (Dünya Tarihi) adlı eserinde, Hristiyan olmayan Truvalı (Anadolu) tarihçi Thallus (? – ?)’un, kendi tarih kitabının 3. cildinde İsa’nın çarmıha gerilmesi sırasında gerçekleşen güneş tutulmasını yazdığını söylemiştir. (2862) Sextus Yulyus Afrikanus’un bu notlarını aktaran da, 8. – 9. yy’larda yaşamış olan Bizanslı rahip ve tarihçi Geórğios Síğğelos (? – 810)’tur. (2863) Ancak bahsi edilen Truvalı tarihçi Thallus’un ne zaman yaşadığı bilinmemektedir ve kendisini kaynak gösteren tarihçiler Afrikanus’la Síğğelos’un naklettikleri gibi gerçekten de Thallus’un bu güneş tutulmasından bahsettiğine dair elde yazılı hiçbir delil yoktur. (2864)

     Aynı dönemde yaşamış olan Mısır – İskenderiyeli ve Patristik felsefenin en önemli temsilcilerinden biri olan asketik dînbilgini Oriğen Adamantius (185 – 254) ise 248 yılında yaptığı tefsirde bunun bir güneş tutulması veyahut bulutların güneşin önüne birikip onu kapatması olarak yorumlamıştır. (2865)

     Bir asır sonra yaşamış olan Filistinli teolog, tarihçi ve piskopos Eúsévios ó tïs Kaisareías (265 – 340), kaleme aldığı “Phlegon” (Chronicle) adlı eserinde, 202. Olimpiyat’ın 4. yılında (M. S. 32 veya 33) meydana gelen (ki İsa’nın çarmıh hadisesiyle aynı zamana denk geliyor) muazzam bir güneş tutulmasından bahsetmekte, “Güneşin büyük tutulması altı saatte meydana geldi. Günü öyle bir gece karanlığına dönüştürdü ki, yıldızlar gökyüzünde görünür oldu ve Bithynia (bugünkü bizim ülkemizdeki Bolu)’daki yeryüzü, Nicaea (bugünkü bizim ülkemizdeki İznik) şehrinde birçok bina çökecek şekilde hareket etti” demektedir. (2866)

     Apokrif (yarı sahih) İnciller literatüründe, hadiseye eşlik eden mucizeler daha muhteşemdir ve kıyamet alametleri daha belirgindir. (2867) Bu anlatımlarda, öğlen 12:00 – 15:00 arası bütün İsrail toprakları karanlığa büründüğü için, insanlar gece olduğunu sanmış ve dışarıda elde fenerlerle dolaşmışlardır. (2868)

     Latince “Acta Pilati” olarak da adlandırılan ve 4. yy’a ait olan “Nikodemus İncili”, Pilatos ve karısının havanın durumundan çok rahatsız olduğunu açıklar ve ne olduğunu öğrenmek için çağırdığı Yahudîler’in kendilerine sıradan bir güneş tutulmasından bahsettiklerini söyler. (2869) Aynı yüzyıla ait bir başka metin olan “Et Reddidit sub Pontio Pilato ut Fama Tiberius” (Pontius Pilatus’un Tiberius’a Raporu)’nda, karanlığın altıncı saatte başladığı, tüm dünyayı kapladığı ve sonraki akşam boyunca dolunayın tüm gece boyunca kana benzediği iddiâ edilmiştir. (2870)

     Bundan bir asır sonra yaşamış olan Portekizli bir Hristiyan dînbilimci ve tarihçi olan Paulo Orosio (383 – 418), ölümünden bir yıl önce, 417 yılında Latince kaleme aldığı “Historiarum Adversum Paganos Libri VII” (Paganlara Karşı 7 Tarih Kitabı) adlı eserinde, İsa’nın isteyerek acı çekmeye teslim olduğunu yazmıştır, ancak tüm dünyada çok büyük bir deprem meydana geldiğinde, kayalar ve dağlar patladığında Yahudîler’in inançsızlığı yüzünden tutuklandı ve çarmıha gerildi. Büyük şehirlerin çoğu bu olağanüstü sarsıntılar nedeniyle çöktü. Orosio’ya göre İncil’in anlattığı bu doğaüstü olayları bazı Yunan kitapları bile doğrular. (2871)

     Sahte Dionysios olarak anılan ve 5. – 6. yy’larda yaşamış olup gerçek kişiliğini gizlemiş Suriyeli bir Hristiyan düşünür olan Pseudo-Dionysios Areopagita (480 – 524), kaleme aldığı metinlerde, çarmıha gerilme sırasında Mısır’ın İunu (Misr’el- Cedide; Heliopolis) bölgesinden bir güneş tutulması gözlemlediğini ileri sürmüştür. (2872) Çok daha sonraları yazılan apokrif (yarı sahih) İnciller’de, kendisi aynı zamanda bir astronom olan Dionysius’un ismi geçmektedir: “Ölülerin dirilmesiyle ilgili sözleri duyunca kimi alay etti, kimi de ‘Seni bu konuda bir daha dinlemek isteriz’ dedi. Bunun üzerine Pavlus aralarından çıkıp gitti. Birkaç kişi O’na katılıp inandı. Bunların arasında kurul üyesi Dionysios ile Damaris adlı bir kadın ve birkaç kişi daha vardı.” (2873)

     Günümüz tarihçileri ve akademisyenleri, İncil’de geçen olayı gerçekdışı olarak kabul ederler. Çünkü öğle vakti güneşin karardığına ve üç saat boyunca gece yaşandığına dair İncil dışında hiçbir kaynakta bir bahis yoktur. İsa’dan yüzyıllar sonraki ve tamamı da Hristiyan – rahib olup kilise için çalışan tarihçilerin yazdıkları kanıt olarak sunulamaz. Gerçek şu ki, Yeni Ahit (İncil) dışında, böyle doğaüstü olaylardan bahseden hiçbir kaynak yoktur. (2874) Modern tarihçilere ve akademisyenlere göre, öğle vakti saat 12:00 – 15:00 arası güneşin durduk yere kararması ve etrafın birdenbire gece olması için hiçbir neden yoktur. (2875)

     Antik ve Ortaçağ’da, Fısıh sırasında bir güneş tutulması gerçekleşmediği bilindiğinden (güneş tutulması yeni bir ay gerektirirken, Fısıh sadece dolunay sırasında gerçekleşir), doğal olarak İncil’deki bu anlatı “mucizevî bir işaret” olarak kabul edildi ancak İncil’deki anlatının yaşanmış gerçek bir olay olarak kabul edilmesi zordur. (2876) ABD’li ateist Kersey Graves (1813 – 83) gibi bazı bilim insanları dil ve üslûp bakımından daha da ileri giderek, İncil’de anlatılan olayın “güvenilmez ve saçma” olduğunu söylemişlerdir. (2877)

     Aslında modern bilim insanlarından çok önce, 12. – 13. yy’larda yaşamış olan İngiliz gökbilimci Johannes de Sacrobosco (1195 – 1256), İncil’de anlatılan güneş tutulması ve öğle vakti etrafın karanlık olması olayının gerçeğe aykırı olduğunu söylemişti. O dönemde astronomi biliminde dünyaya öncülük eden Müslüman gökbilimcilerin yanında ders gören ve sonra Fransa’nın başkenti Paris’te Hristiyan dünyasına astronomi dersleri veren Sacrobosco, 1230 yılında Latince kaleme aldığı “Tractatus de Sphaera” (Dünya’nın Atmosferinde) adlı kitabında, İncil’de bahsedilen olayı “hayâl ürünü ve doğaya aykırı” olarak nitelemiştir. (2878) O dönemde dünyanın yuvarlak olduğunu söylemek Hristiyan dünyasında “kafirlik” ve “dînsizlik” olarak görülürken, Müslüman gökbilimciler, Özbek gökbilimci Ebû Abbas Ahmed bin Muhammed ibn-i Kesir el- Ferğanî (805 – 70), Kürt gökbilimci, matematikçi ve fizikçi Bavê Hesen Şabî Sabit kurê Qurra kurê Merwan kurê Zehrun es- Sabî el- Harranî (826 – 901), Fars gökbilimci, haritacı, tarihçi, filozof, hekim ve hazarfen Ebû Reyhan Muhammed bin Ahmed el- Birunî (973 – 1048) ve Arap gökbilimci ve geometrici Muayeddîn el- Urdî el- Amirî el- Dimeşkî (1200 – 66)’nin eserlerinden istifade eden ve etkilenen İngiliz Hristiyan gökbilimci Johannes de Sacrobosco, dünyanın yuvarlık olduğunu bilen nadir Hristiyan ilim adamlarındandı. (2879)

     Çağdaş gökbilimcilerin modern teknikler kullanarak yaptıkları ölçümlerde, İncil’de anlatılan olayın gerçeği yansıtmadığı somut olarak ortaya konmuştur. Bilimsel olarak kesin bir biçimde tespit edilmiştir ki, İsa’nın dünyaya vedâ ettiği M. S. 29 yılında Kudüs’te görülen tek güneş tutulması 24 Kasım günü saat 11:05’te meydana gelmiştir. (2880) Bu da ay, gün ve saat olarak İsa’nın çarmıh olayıyla çakışmadığı gibi, tutulma süresi de 3 saat değildir. İsa’nın çarmıha gerildiği Fısıh Bayramı gününde veya yakınında bir güneş tutulması meydana gelemezdi ve 3 saatlik karanlığı açıklamak için çok kısa olurdu. Toplam güneş tutulması için mümkün olan maksimum süre 7 dakika 31 saniyedir. (2881) Olduğunu varsaysak bile, bu tutulma, Celile Gölü çevresinde sadece 1 dakika 49 saniye boyunca görünür olacaktı. (2882)

     Prensip olarak, bir güneş tutulması asla 7, 5 dakikadan fazla olamaz. Kudüs’te, 3 Kasım 31 tarihinde yaşanan güneş tutulmasında oluşan karanlık en fazla 1 dakika 4 saniye sürmüş, 19 Mart 33 tarihinde yaşanan güneş tutulmasında oluşan karanlık da sadece 4 dakika 6 saniye sürmüştür. İsa’lı yıllar ile ilgili Kudüs ve İsrail’de tespit edilen en uzun süreli güneş tutulması karanlığı 22 Temmuz 27 tarihinde yaşanmıştır ve o günkü olayda karanlık 6 dakika 31 saniyeden fazla sürmemiştir. (2883)

     Bazı araştırmacılar, 3 Nisan 33 tarihinde Kudüs’te kısmî bir ay tutulmasının yaşandığını, muhtemelen İncil yazarlarının o olağan hadiseyi İsa’nın ölümüyle bağdaştırarak olağanüstü bir biçim verip kaleme aldıklarını söylemişlerdir. (2884) ABD’li gökbilimci ve astrofizikçi Bradley Elliott Schaefer (? – halen hayatta), ay tutulmasının Kudüs’te gündüz saatlerinde görülemeyeceğini belirtmektedir. (2885)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     İncil’in anlattığına göre, İsa’yı çarmıha gerdikleri günün akşamı, Yüksek Kurul üyelerinden olup ve fakat İsa’nın gizli bir öğrencisi olan – Yahudî yetkililerden korktuğundan, bunu gizliyordu –, bir Yahudî kenti olan Aramatya’dan olup “Tanrı’nın Egemenliği”ni umutla bekleyen Yusuf adındaki zengin bir adam, cesaretini toplayarak Pliatus’a gitti ve İsa’nın cesedini istedi. Yusuf, Kurul’un kararını ve eylemini onaylamamıştı. Pilatus, İsa’nın bu kadar çabuk ölmüş olmasına şaştı. Yüzbaşıyı çağırıp, “Öleli çok oldu mu?” diye sordu. Yüzbaşıdan durumu öğrenince Yusuf’a, cesedi alması için izin verdi. Pilatus izin verince, Yusuf gidip İsa’nın cesedini kaldırdı. Daha önce geceleyin İsa’nın yanına gelen Nikodim de 30 litre kadar karışık mür ve sarısabır özü alarak geldi. İkisi, İsa’nın cesedini çarmıhtan indirip Yahudîler’in gömme geleneğine uygun olarak O’nu baharatla keten bezlere sardılar. İsa’nın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe, bu bahçenin içinde de henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar vardı. Cesedi hiç kimsenin konulmadığı, kayaya oyulmuş bu yeni mezara yatırdılar. Mezarın girişine büyük bir taş yuvarlayıp oradan ayrıldılar. İsa’yla birlikte Celile’den gelen kadınlar da Yusuf’un ardından giderek mezarı ve İsa’nın cesedinin oraya nasıl konulduğunu gördüler. Mecdelli Meryem ile Yose’nin annesi Meryem orada, mezarın karşısında oturuyorlardı. İsa’nın nereye konulduğunu gördüler. Daha sonra evlerine dönerek baharat ve güzel kokulu yağlar hazırladılar. Ama Şabat günü, Tanrı’nın buyruğu uyarınca dinlendiler. (2886)

     Ertesi gün yani Şabat (Cumartesi), başkâhinlerle Ferisîler Pilatus’un önünde toplanarak, “Efendimiz” dediler, “O aldatıcının, daha yaşarken, ‘Ben öldükten 3 gün sonra dirileceğim’ dediğini hatırlıyoruz. Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, ‘Ölümden dirildi’ derler. Son aldatmaca ilkinden beter olur.” Pilatus onlara, “Yanınıza asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın” dedi. Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar. (2887)

     Ertesi gün yani Pazar sabahının çok erken vaktinde, ortalık daha karanlıkken ve tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem, Yakub’un annesi Meryem ve Salome, gidip İsa’nın cesedine sürmek üzere baharat satın aldılar ve hazırladılar. Kadınlar hazırlamış oldukları baharatı alıp mezara gittiler. Aralarında, “Mezarın girişindeki taşı bizim için kim yana yuvarlayacak?” diye konuşuyorlardı. Ansızın büyük bir deprem oldu. Tanrı’nın bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar. Melek kadınlara şöyle seslendi: “Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa’yı aradığınızı biliyorum. O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, O’nun yattığı yeri görün. Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: ‘İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile’ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.’ İşte ben size söylemiş bulunuyorum.” Kadınlar hem korkuyor hem seviniyorlardı. İçeri girince İsa’nın cesedini bulamadılar. Kadınlar korku ve sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar. Onları bir titreme, bir şaşkınlık almıştı. Koşarak İsa’nın öğrencilerine haber vermeye gittiler. İsa ansızın karşılarına çıktı, “Selam!” dedi. Yaklaşıp İsa’nın ayaklarına sarıldılar. O zaman İsa, “Korkmayın!” dedi. “Gidip kardeşlerime haber verin, Celile’ye gitsinler, beni orada görecekler.” Kadınlar koşarak Simeon Petrus’a ve İsa’nın sevdiği öbür öğrenciye geldiler, “Peygamber’i mezardan almışlar, nereye koyduklarını da bilmiyoruz” dediler. Bunun üzerine Petrus’la öteki öğrenci dışarı çıkıp mezara yöneldiler. İkisi birlikte koşuyordu. Ama öteki öğrenci Petrus’tan daha hızlı koşarak mezara önce vardı. Eğilip içeri baktı, keten bezleri orada serili gördü, ama içeri girmedi. Ardından Simeon Petrus geldi ve mezara girdi. Orada serili duran bezleri ve İsa’nın başına sarılmış olan peşkiri gördü. Peşkir keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde dürülmüş duruyordu. O zaman mezara ilk varan öteki öğrenci de içeri girdi. Olanları gördü ve imân etti. İsa’nın ölümden dirilmesi gerektiğini belirten Kutsal Yazı’yı henüz anlamamışlardı. İsa’nın sözlerini anımsadılar. (2888)

     Kadınlar daha yoldayken, nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler. Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, “Siz şöyle diyeceksiniz: ‘Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O’nun cesedini çalıp götürdüler.’ Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz O’nu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.” Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. (2889)

     Bundan sonra öğrenciler yine evlerine döndüler. Mecdelli Meryem ise mezarın dışında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı. Beyazlara bürünmüş iki melek gördü; biri İsa’nın cesedinin yattığı yerin başucunda, öteki ayakucunda oturuyordu. Meryem’e, “Kadın, niçin ağlıyorsun?” diye sordular. Meryem, “Öğretmenim’i almışlar” dedi, “O’nu nereye koyduklarını bilmiyorum.” Bunları söyledikten sonra arkasına döndü, İsa’nın orada, ayakta durduğunu gördü. Ama O’nun İsa olduğunu anlamadı. İsa, “Kadın, niçin ağlıyorsun?” dedi, “Kimi arıyorsun?” Meryem O’nu bahçıvan sanarak, “Efendim” dedi, “Eğer O’nu sen götürdünse, nereye koyduğunu söyle de gidip O’nu alayım.” İsa O’na “Meryem!” dedi. O da döndü, İsa’ya “Öğretmenim!” dedi. İsa “Bana dokunma!” dedi, “Çünkü daha Tanrı’nın yanına çıkmadım. Kardeşlerime git ve onlara söyle, benim Tanrım’ın ve sizin Tanrınız’ın yanına çıkıyorum.” Mecdelli Meryem öğrencilerin yanına gitti. Onlara, “Öğretmen’i gördüm” dedi. Sonra İsa’nın kendisine söylediklerini onlara anlattı. (2890)

     Pazar akşamı olunca, öğrencilerin Yahudî yetkililerden korkusu nedeniyle bulundukları yerin kapıları kapalıyken İsa geldi, ortalarında durup “Size esenlik olsun!” dedi. Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve böğrünü gösterdi. Öğrenciler İsa’yı görünce sevindiler. İsa yine onlara, “Size esenlik olsun!” dedi, “Tanrı beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum.” Bunu söyledikten sonra onların üzerine üfleyerek, “Kutsal Rûh’u alın!” dedi. (2891)

     11 öğrenci Celile’ye, İsa’nın kendilerine bildirdiği dağa gittiler. İsa’yı gördükleri zaman O’na saygıda bulundular. Ama bazıları kuşku içindeydi. İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Tanrı’nın adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.” (2892)

     Onikiler’den biri, İkiz diye anılan Tomas, İsa geldiğinde onlarla birlikte değildi. Öbür öğrenciler O’na, “Biz Öğretmen’i gördük!” dediler. Tomas ise, “O’nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam” dedi. Sekiz gün sonra İsa’nın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, “Size esenlik olsun!” dedi. Sonra Tomas’a, “Parmağını uzat” dedi, “Ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmânsız olma, imânlı ol!” Tomas O’nu, “Öğretmenim!” diye yanıtladı. İsa, “Beni gördüğün için mi imân ettin?” dedi, “Görmeden imân edenlere ne mutlu!” (2893)

     Ertesi gün yani Pazartesi, öğrencilerden ikisi, Kudüs (Yeruşalayim)’den 60 ok atımı uzaklıkta bulunan ve Emmaus denilen bir köye gitmekteydiler. Bütün bu olup bitenleri kendi aralarında konuşuyorlardı. Bunları konuşup tartışırlarken İsa yanlarına geldi ve onlarla birlikte yürümeye başladı. Ama onların gözleri O’nu tanıma gücünden yoksun bırakılmıştı. (2894)

     Bundan sonra İsa, Taberiye Gölü’nün kenarında öğrencilerine yine göründü. Bu da şöyle oldu: Simeon Petrus, İkiz diye anılan Tomas, Celile’nin Kana köyünden Natanel, Zebedi’nin oğulları ve İsa’nın öğrencilerinden iki kişi daha birlikte bulunuyorlardı. Simeon Petrus ötekilere, “Ben balık tutmaya gidiyorum” dedi. Onlar, “Biz de seninle geliyoruz” dediler. Dışarı çıkıp tekneye bindiler. Ama o gece birşey tutamadılar. Sabah olurken İsa kıyıda duruyordu. Ne var ki öğrenciler, O’nun İsa olduğunu anlamadılar. (2895)

     İsa ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. 40 gün süreyle onlara görünerek “Tanrı’nın Egemenliği” hakkında konuştu. Kendileriyle birlikteyken onlara şu buyruğu vermişti: “Yeruşalayim’den ayrılmayın, Tanrı’nın verdiği ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. Şöyle ki, Yahya suyla vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Rûh’la vaftiz edileceksiniz.” Elçiler biraraya geldiklerinde İsa’ya şunu sordular: “Yâ Öğretmenim, İsrail’e egemenliği şimdi mi geri vereceksin?” İsa onlara, “Tanrı’nın kendi yetkisiyle belirlemiş olduğu zamanları ve tarihleri bilmenize gerek yok” karşılığını verdi, “Ama Kutsal Rûh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalayim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız.” İsa bunları söyledikten sonra, onların gözleri önünde yukarı alındı. Bir bulut O’nu alıp gözlerinin önünden uzaklaştırdı. İsa giderken onlar gözlerini göğe dikmiş bakıyorlardı. Tam o sırada, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında belirdi. “Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?” diye sordular, “Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.” (2896)

     Bundan sonra elçiler, Kudüs (Yeruşalayim)’den yaklaşık 1 km uzaklıktaki Zeytin Dağı’ndan Yeruşalayim’e döndüler. Kente girince kaldıkları evin üst katındaki odaya çıktılar. Petrus, Yuhanna, Yakub, Andreas, Filipus, Tomas, Bartalmay, Matta, Alfay oğlu Yakub, Yurtsever Simeon ve Yakub oğlu Yahuda oradaydı. Bunlar İsa’nın annesi Meryem, öbür kadınlar ve İsa’nın kardeşleriyle tam bir birlik içinde sürekli dûâ ediyorlardı. O günlerde Petrus, yaklaşık 120 kardeşten oluşan bir topluluğun ortasında ayağa kalkıp şöyle konuştu: “Kardeşler, Kutsal Rûh’un, İsa’yı tutuklayanlara kılavuzluk eden Yahuda ile ilgili olarak Davud’un ağzıyla önceden bildirdiği Kutsal Yazı’nın yerine gelmesi gerekiyordu. Yahuda bizden biri sayılmış ve bu hizmette yerini almıştı. Bu adam, yaptığı kötülüğün karşılığında aldığı ücretle bir tarla satın aldı. Sonra baş aşağı düştü, bedeni yarıldı ve bütün bağırsakları dışarı döküldü. Yeruşalayim’de yaşayan herkes olayı duydu. Tarlaya kendi dillerinde Kan Tarlası anlamına gelen Hakeldema adını verdiler. Nitekim ‘Mezmurlar’ kitabında şöyle yazılmıştır: ‘Onun konutu ıssız kalsın, içinde oturan olmasın. Ve onun görevini bir başkası üstlensin.’ Buna göre, Yahya’nın vaftiz döneminden başlayarak İsa’nın aramızdan yukarı alındığı güne değin bizimle birlikte geçirdiği bütün süre boyunca yanımızda bulunan adamlardan birinin, İsa’nın dirilişine tanıklık etmek üzere bize katılması gerekir.” Böylece iki kişiyi, Barsabba denilen ve Yustus diye de bilinen Yusuf ile Mattiya’yı önerdiler. Sonra şöyle dûâ ettiler: “Yâ Rabb, Sen herkesin yüreğini bilirsin. Yahuda’nın, ait olduğu yere gitmek için bıraktığı bu hizmeti ve elçilik görevini üstlenmek üzere bu iki kişiden hangisini seçtiğini göster bize.” Ardından bu iki kişiye kura çektirdiler; kura Mattiya’ya düştü. Böylelikle Mattiya 11 elçiye katıldı. İsa’nın annesi Meryem de oradaydı. (2897)

     İslam dînine ve kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’e göre, İsa ölmemiştir, Allah tarafından göğe (katına) yükseltilmiştir:

     “Hani Allah şöyle buyurmuştu: ‘Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkâr edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim. İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da âhirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır. İmân edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez.’

     Bunu Biz sana âyetlerden ve hikmet dolu Kur’ân’dan okuyoruz.

     Şüphesiz Allah katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona ‘Ol’ dedi. O da hemen oluverdi.” (2898)

     “Bir de inkârlarından, Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve ‘Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’’i öldürdük’ demelerinden dolayı kalplerini mühürledik.

     Oysa onu (İsa’yı) öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu (İsa’yı) kesin olarak öldürmediler.

     Fakat Allah onu (İsa’yı) kendisine yükseltmiştir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (2899)

     Gerçi Kur’ân-ı Kerîm’de İsa’nın – hem de bizzat kendi ağzından – öleceğinden ve tekrar hayata döneceğinden de sözedilir (2900), ancak genel İslamî telakkiye göre O’nun bu dirilişi, Hristiyanlık’taki gibi çarmıha gerildikten sonraki diriliş değil, kıyamet sonrası diriliştir. Nitekim Kur’ân’a göre İsa çarmıha gerilmemiştir. Böylece Hristiyanlık’ta önemli bir dînî inanç olan “insanların günâhına kefâret olmak üzere İsa’nın çarmıha gerilmesi” hadisesinin İslam’da kabul edilmediği görülmektedir.

     Kur’ân’da İsa’nın öldürülmediğini ve çarmıha gerilmediğini bildiren âyette yer alan “şubbihe lehum” (شُبِّهَ لَهُمْۜ) ifadesi (2901) çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Bu ifadenin şekillendirdiği İslam geleneğine göre çarmıh ve çarmıha gerilen bir kişi vardır, fakat bu İsa değildir. İslamî rivayetlere göre çarmıha gerilen kişi, İsa’nın yerini Yahudîler’e ve Roma makamlarına gösteren Yahuda İskariot’tur. Hain Yahuda tam İsa’yı ele vereceği sırada İsa’nın sûretine büründürülmüş ve İsa yerine çarmıha kendisi gerilmiştir. Diğer bir rivayete göre ise çarmıha gerilen kişi haçı taşıması için görevlendirilen Kireneli Simeon’dur. Bu kişinin İsa’nın tıpatıp benzeri olan başka bir şahıs olduğunu söyleyenler de vardır. İslamî kaynaklarda konunun ayrıntısına dair farklı rivayetler bulunmaktadır. (2902)

     Kur’ân’daki anlatımlara dayanarak İsa’nın öldürülmediğini, Allah tarafından Yahudîler’in elinden alınıp göğe yükseltiğini söyleyen İslâm âlimleri arasında en başta, İslam tarihinin ilk tarihçilerinden Arap tarihçi İbn-i İshak ya da tam adıyla Muhammed bin İshak bin Yesar bin Xiyar (704 – 67) (2903), İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923) (2904), Arap tarihçi Mesudî ya da tam adıyla Ebû Hasan Ali bin Hûseyn bin Ali el- Mesudî (896 – 957) (2905), İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi kabul edilen Kürt tarihçi İbn-i Esir ya da tam adıyla Bavê Hesen İzzeddîn Ali kurê Muhammed kurê Muhammed eş- Şeybanî el- Cezirî el- Kurdî (1160 – 1233) (2906), Arap tarihçi İbn-i Kesir ya da tam adıyla Ebû’l- Fidâ İmaduddîn İsmail bin Umer ibn-i Dawud ibn-i Kesir el- Qureşî el- Dimeşkî el- Busrewî (1301 – 73) (2907), Keşmirli fakih ve kelam âlimi Muhammed Enver Şâh Hûseynî Keşmirî (1875 – 1933) (2908) ve Osmanlı dönemi dîn âlimi ve yazar Muhammed Zahid Kevserî (1879 – 1952) (2909) zikredilebilir.

     İsa’nın Yahudîler tarafından öldürülmediği ve asılmadığı Kur’ân’da açıkça belirtilmekle birlikte, akıbeti, ölüp ölmediği ve semâya yükselişinin nasıl olduğu hususu hem Müslümanlar’la Hristiyanlar arasında hem de Müslümanlar’ın kendi aralarında tartışmalıdır. Müslümanlar’ın çoğu, İsa’nın kıyamet gününden kısa bir süre önce dünyaya döneceğine ve Deccal’i yeneceğine inanıyor. “Kutub-i Sitte”deki hadis ve rivayetlerde belirtildiğine göre, Hz. İsa, Deccal ortaya çıktıktan sonra iki eli iki meleğin kanatları üzerinde Şam (Dimeşk)’ın doğusundaki beyaz minareye sabah namazı vaktinde inecek, Müslümanlar arasında adaletle hükmedecek, haçı kırıp domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, Hacc ve Umre ziyareti yapacak, nefesi kâfirleri öldürecek, Lud Kapısı’nda Deccal’i katlettikten sonra 7 veya 40 yıl yaşayacak, Şam tarafından esen bir rüzgârın etkisiyle bütün mü’mînlerle birlikte ölecektir. (2910)

     “Kutub-i Sitte” dışındaki literatürde yer alan rivayetlerde ise İsa’nın ineceği yer, yapacağı işler, dünyadaki ömrü ve ölümü hakkında daha ayrıntılı bilgiler yer alıyor. Buna göre İsa rûhlu – bedenli olarak göktedir. Hz. Muhammed (sav), göğe yükselmesi olan meşhur Mirac yolculuğunda İsa’yla karşılaşmış ve gökten inişini idrak etmeleri halinde kendisine selamını iletmelerini ashabına vasiyet etmiştir. Hz. İsa bulut üzerinde Akabe’tul- Efike’deki beyaz köprüye inecektir. Deccal’i buzun erimesi gibi ortadan kaldıracak, Müslümanlar’ın emîrine tabi olup arkasında namaz kılacak veya kendisi namaz kıldıracak, O’nun devrinde düşmanlar barışacak, kurtla kuzu birlikte yaşayacak, bereket ve bolluk olacak, ölünce Arabistan’da, Medine-i Münevvere şehrinde Muhammed’in kabri yanında veya Kudüs’te defnedilecektir. (2911)

     Böylece, geçmişte yaşamış tüm peygamberleri ve yüce şahsiyetleri “Araplaştırmaya” oldukça hevesli olan, “İslam tarihçisi”, “İslam âlimi”, “İslam öncüsü” gibi saygın ünvanlar ve sıfatlar taşıdıkları halde “İslam” ve “Dîn” kisvesi altında Arapçılık ve Arap nasyonalizmi yapan, amaç ve niyetleri “Dînler ve Peygamberler Tarihi”ni tümüyle “Araplaştırmak” olan ve bu mayanın ürünü olarak “Dîn, Mesaj ve Tanrı” kavramlarından yalnızca “Arap, Arapça ve Arabistan”ı anlayan İslamî tarihçiler, İsa’yı nihayet Medine’ye indirmeyi başarıyorlar, sevgili okurlar…

     Fakat yanılıyorlar bence. Zirâ kutsal kitaplarda (İncil ve Kur’ân) anlatılan İsa’nın hayatına ve kişiliğine baktığımızda, özellikle üç şeyi çok sevdiğini görüyoruz:

     1 – Balık yemeyi çok seviyor.

     2 – Ağaçlardan meyvâ koparıp yemeyi seviyor.

     3 – Gölün üzerinde yürüyor.

     Bu İsa’nın dünyaya tekrar geldiğinde Medine’ye inme olasılığı nerdeyse sıfır! Medine’de göl yok ki adam üzerinde yürüsün; nehir yok ki balık tutsun; ağaç da yok ki meyvâ koparıp yesin. Ne yapsın Medine’de?

     Bizim “radiallahu anh” İslam âlimlerini üzmek istemem ama, İsa’nın kutsal kitaplarda anlatılan bu üç özelliğine baktığımızda, kesin olarak diyebilirim ki, dünyaya tekrar geldiğinde ineceği yer bizim Elazığ olacaktır. O’nun Elazığ’dan başka bir yeri tercih edeceğini sanmıyorum. Çırçır Şelâlesi’nde serinleyecek, Peri Çayı’nda balık tutacak, Hazar Gölü’nün üzerinde yürüyecek ve tabiî ki dut ağaçlarının altında doyasıya dut yiyecektir. Elazığ dururken, İsa gibi zeki ve entelektüel bir insan Medine’yi, Şam’ı ne yapsın?

     Azîz Müslüman dîn kardeşlerim! Şunu kesin olarak diyebilirim ki, gökyüzünden yeryüzüne inecek olan bir insan, yukarıdan yerküresine ve haritaya baktığında, emin olunuz ki en son tercih edeceği yer sizin o taptığınız Arap çölleri olacaktır! Dünya haritasında bu kadar yemyeşil coğrafyalar ve masmavi denizler / göller varken, kimse haritada ancak sarı ve turuncu renkte olan o topraklara inmek istemez, boşuna umutlanmayın!..

     Uzatmayayım… Bizim “radiallahu anh”lar yine yapacaklarını yapmışlar. Hz. Havva’yı Cidde’ye indiren, Hz. İbrahim’i Mekke’ye götüren İslam tarihçileri, Hz. İsa’yı da Medine’ye indirmeyi ihmal etmemişler.

     İslam âlimlerinin İsa’yı Medine’ye indirmeye çalışmalarına engel olup İsa’yı Elazığ’a indirdiğim için bazı kardeşlerim bana kızmış olabilir. Hatta Elazığ’ı belki gülünç de bulmuş olabilirler (Arap, Arapça ve Arabistan olmayan herşey gülünçtür çünkü), ama bu konuda daha da ileri gidenler var. Örneğin İslam’ın türevi bir akım olup 19. yy sonunda Hindistan – Pencap coğrafyasında ortaya çıkan Ahmedîlik (Kadıyanîlik) tarikatına göre, çarmıh üzerindeki zahirî ölümü ve dirilişinden sonra Hz. İsa İncil’i tebliğ etmek üzere Keşmir’e gitmiş, orada 120 yıl yaşamıştır. Sonra İsa, Keşmir’de, Srinagar şehrinde vefat etmiştir. (2912) Kadıyanîlik’in kurucusu Pencabî müceddid Mirza Ğulam Ahmed (1835 – 1908), 1899 yılında Urduca kaleme aldığı “Masih Hindustan Mein” (Mesih Hindistan’da) adlı kitabında, İsa’nın mezarının ve yattığı yerin Srinagar’ın Xanyar mahallesinde bulunan Roza Bal adlı tapınak olduğunu iddiâ etmiştir. (2913)

     Görüldüğü üzere, İsa’yı kendi memleketine indirmeye çalışan ilk ben değilim. Bunu pekçok kişi yapmış. Takdir edersiniz ki, Medine ve Srinagar ile kıyaslandığında Elazığ akla daha uygun duruyor, zirâ coğrafî olarak İsa’nın yaşadığı topraklara daha yakın.

     Ancak elinizdeki kitabın daha ilk bölümünde başlayarak defalarca söylediğimiz gibi, İslam âlimleri arasında hemen hemen hiçbir konuda fikir birliği yoktur. Müslüman ilim erbâbı arasında, İsa’nın çarmıha gerilmediğine ve Allah tarafından göğe yükseltildiğine inananlar olduğu gibi, İsa’nın çarmıha gerildiğine ve öldürüldüğüne inananlar da vardır. Örneğin İsmailiye mezhebinin önemli âlimlerinden Fars filozof Ebû Hatim Ahmed bin Hamdan bin Ahmed el- Razî el- Versinanî (? – 935) (2914), aynı mezhebin en ünlü tebliğcilerinden Arap müfessir Cafer bin Mansur bin Hasan bin Ferec bin Hawşeb el- Yemenî (883 – 958) (2915), aynı mezhebin ünlü tebliğcilerinden Fars filozof Bendane ya da gerçek adıyla Ebû Yakub İshak es- Sicistanî (? – 971) (2916), Fatımî – İsmailî başdaîsi Fars filozof, şair ve siyasetçi Mueyyed-Fiddîn ebû Nasr Hibetullah bin ebû İmran Musa bin Dawud eş- Şirazî (1000 – 78) (2917), Lübnanlı dünyaca ünlü Müslüman ıslahatçısı Arap filozof Muhammed Reşîd Rıza (1865 – 1935) (2918), Abdulkerîm el- Hatib (? – ?) (2919) ve Lübnanlı Arap dînbilimci Mahmud Mustafa Eyûb (1935 – halen hayatta) (2920) bu inançtadırlar.

     İbn-i İshak, Taberî, Mesudî, İbn-i Esir, İbn-i Kesîr, Keşmirî ve Kevserî gibi âlimler nüzûl-i İsâ’ya dair rivayetlerin mütevatir olduğunu söylerken, Razî el- Versinanî, Hawşeb el- Yemenî, Sicistanî, Mueyyed-Fiddîn Şirazî, Reşîd Rıza, Abdulkerîm el- Hatib ve Mahmud Eyûb gibi âlimler bu görüşü reddederler. Bunlara göre sözkonusu metinlerin çoğu, aslen Yemenli bir Yahudî ailenin çocuğu olup babası da bir Yahudî âlimi olan ve fakat kendisi İslam’ı kabul edip Müslüman olmuş yaşlı sahabe Kaab el- Ahbar bin Maneî bin Heynû el- Himyenî el- Yemanî (551 – 653) ve benzeri Ehl-i Kitap menşeli ravîlerce nakledilmiş olup tedvîn döneminde kaynaklara hadis olarak intikal etmiş ve dînin esasıyla ilgili görülmediğinden bu konuda titiz davranılmamıştır. (2921)

     Tevatür derecesine ulaşan hadisler nüzûl-i İsa konusuna açıklık getirmektedir. Sünnî kelâmcılar ile Selefî ve Şiî kelamcılar bu görüştedir. Her ne kadar “Mukaddime” yazarı Berberî sosyolog İbn-i Haldun ya da tam adıyla Weliyeddîn ebû Zeyd Abdurrahman bin Muhammed ibni Haldun el- Hadremî (1332 – 1406), Şiâ’da İsa’nın nüzûlü yerine Mehdî inancının geçtiğini söylemişse de, Şiâ kaynaklarında Mehdî’nin ortaya çıkacağı inancı yanında nüzûl-i İsa inancı da benimsenmiştir. (2922)

     Mısırlı Şeyh Muhammed Ğazalî el- Saqqa (1917 – 96) ve Pakistanlı Cavid Ahmed Ğamidî (1952 – halen hayatta) gibi bazı çağdaş Müslüman düşünürler, İsa’nın kurtarıldığını, ancak bedensel olarak yükselmeden önce Allah tarafından öldürüldüğünü iddiâ ediyorlar. Öte yandan, İran İslam Devrimi (1979)’nin fikrî öncülerinden olan Allame Seyyîd Muhammed Hûseyn Tabatabaî (1903 – 81) gibi çağdaş İslam âlimleri, İsa’nın göğe yükselişini fiziksel değil manevî olarak yorumlarlar. (2923)

     Müslümanlar’ın niye İsa’yı “öldürmek istemedikleri”, Hristiyan dîn bilginlerinin çok garibine gitmiş ve bunun sebebini merak etmişlerdir. Hristiyan ilim erbâbı bu durumu oldukça merak ederek Müslümanlar’daki “İsa ölmedi, Allah O’nu kendi katına aldı” inancının nereden geldiğini ciddi ciddi araştırmışlardır. Vardıkları sonuç şu olmuştur: İsa’nın ölümünden sonra Hristiyanlık yayılınca, Hristiyan olan ilk Habeşliler, bu dîni gidip ülkeleri Habeşistan (Etiyopya)’da yaymaya başladılar. Ancak bu ilk gnostik Hristiyanlar bunu yaparken, Afrikalı toplumlar doğaüstü olaylardan ve akıl almaz mucizelerden fazlaca etkilendikleri için, Afrikalılar’ı etkilemek ve onların ilgisini çekmek amacıyla, “İsa’yı öldürdüklerini zannettiler ama aslında İsa ölmedi; Tanrı İsa’yı Yahudîler’in elinden kurtarıp göğe yükseltti, kendi yanına aldı” hikâyesini uydurup Habeşistan’da olayı bu şekilde anlattılar. Böylece Habeşistan’da Hristiyanlık inancı bu şekilde, “İsa ölmedi” inancı üzerine şekillendi. Yüzyıllar sonra ortaya çıkan İslam’ın peygamberi Muhammed ve Mekkeli Müslümanlar, Habeşistan ve Habeşliler ile yakın temas halindeydi. En önemli sahabelerden biri, ezanın okuyucusu Bilal bin Rebah el- Habeşî (581 – 641) o topraklardandı. Mekkeli müşriklerin zûlümlerinden dolayı Müslümanlar’ın ilk hicreti de Habeşistan’a yapılmıştı. Habeş Kralı Necaşî Ashame bin Ebcer (? – 630), Muhammed’in tanıdığı ve dostuydu. İslam Peygamberi Muhammed ve Mekkeli Müslümanlar, Hristiyanlık ile ilgili bilgileri Habeşliler’den öğrendikleri için, İsa’nın ölmediğine inandılar ve İsa’nın çarmıha gerildiğine inanan diğer Hristiyanlar’ın bunu yanlış bildiklerini iddiâ ettiler. (2924)

     Bu düşünceyi destekleyen iki şey mevcut: Birincisi; Yunan kaynaklarında “Abyssinia” olarak geçen Habeşistan (Etiyopya) topraklarında bu inancın mevcut olduğu, 1. ve 2. yy’a ait kaynaklarda, örneğin Vasilidis (85 – 145), Eirinaĩos (126 – 202), İskenderiyeli Titus Flavius Clemens (150 – 215) ve Romalı Hippolytus (170 – 235)’un kaleme aldığı eserlerde belirtilmiş olmasıdır. (2925) İkincisi ve daha önemlisi de; bu gnostik Hristiyan inancının ve bu inancı benimseyen Manicilik (Maniheizm) dîninin 6. yy’da Arabistan’da var olması, Müslümanlar’ın da bunlardan etkilenmesidir. (2926)

     Bunlarla kalsa iyi. Daha çarpıcı iddiâlar var. Bu ilim erbâbının söylediklerine göre; Peygamber Muhammed’den, Peygamber İsa ile ilgili ilk rivayet edilen en erken hadisler, İsa’nın çarmıha gerildiğini ve öldürüldüğünü söyler. İsa’nın öldürülmediği söylemi çok daha sonraları rivayet edilen hadislerde karşımıza çıkmaktadır. (2927)

     İslam’da, İsa’nın, Muhammed’in habercisi olduğuna inanılmaktadır:

     “Hani Meryem oğlu İsa da, ‘Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi Ahmed olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim’ demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince, ‘Bu açıkça bir büyüdür’ dediler.” (2928)

     Bununla ilgili bir hadiste Hz. Muhammed şöyle buyurmuştur:

     “Benim ismim Kur’ân’da Muhammed, İncil’de Ahmed, Tevrat’ta Ahyed’dir.” (2929)

     20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük İslam âlimlerinden biri olan Kürt müfessir ve mütefekkir Bediuzzaman Said-i Nursî el- Kurdî (1877 – 1960), İncil’in birkaç yerinde geçen (2930) ve “gelecek olan yardımcı”, “gelecek olan tesellici” anlamında kullanılan “Paraklit” (Faraklit)’in Hz. Muhammed olduğunu savunmuştur. (2931) Ancak Hristiyanlık inancına göre Paraklit (Faraklit), “Kutsal Rûh”tur. (2932)

     Dünyaca ünlü Türk seyyah Evliya Çelebi (1611 – 83) ise, kaleme aldığı meşhur “Seyahatname” adlı eserinde, İslam’a göre Meryem oğlu İsa’nın havarilerinden kabul edilen Şemun-u Safa (Simeon)’nın Lübnan’ın güneyindeki Nakura kenti yakınlarındaki türbesinde bulduğu İncil nüshâsını defalarca okuduğunu ve bizzat incelediğini, İsa’ya inen ve Muhammed’i müjdeleyen âyetin o nüshâda mevcut olduğunu, bunu kendi gözleriyle gördüğünü iddiâ etmiştir. (2933) Ancak hem gezileri güzel hem kendi güzel insan Evliya Çelebi’nin bahsettiği bu el yazması İncil’i kendisinden başka gören olmamıştır.

     Bir insanın öldüğünü kanıtlamak mı daha zordur yoksa ölmediğini kanıtlamak mı, tıp doktoru olmadığım için bilmiyorum, ama Müslümanlar İsa’nın ölmediğini gerçekte hiçbir zaman kanıtlayamamışlardır. (2934)

     İsa’nın yaşadığı, büyüdüğünde vaftiz edildiği ve sonra çarmıha gerilerek öldürüldüğü, bugün tüm bilim çevreleri, bağımsız tarihçiler ve araştırmacılar tarafından yaşanmış bir gerçek olarak kabul edilmektedir. (2935) Örneğin ABD’li Yeni Ahit uzmanı ve eleştirmeni Bart Denton Ehrman (1955 – halen hayatta), Pontius Pilatus’un emriyle İsa’nın çarmıha gerilmesinin, İsa hakkındaki en gerçek bilgi olduğunu belirtmektedir. (2936) İngiliz Yeni Ahit uzmanı Christopher M. Tuckett (1948 – halen hayatta) de, “Tarihsel ve bilimsel olarak İsa’nın ölüm nedenini belirlemek oldukça güç olsa da, O’nun hakkındaki tartışılmaz gerçeklerden biri çarmıha gerilmiş olmasıdır” demektedir. (2937) İrlandalı Yeni Ahit uzmanı ve erken dönem Hristiyanlık uzmanı tarihçi John Dominic Crossan (1934 – halen hayatta), İsa’nın ölümünün kesin bir tarihsel gerçek olduğunu kaydetmektedir. (2938) İrlandalı tarihçi Crossan, İncil’in anlatımından tamamen farklı olarak, İsa’nın cesedinin sığ bir mezara atıldığını ve kemikler dağıldığında köpekler tarafından yendiğini söylüyor. (2939) Bu korkunç açıklamayı destekler mahiyette, Alman dînler tarihçisi Martin Hengel (1926 – 2009), İsa’nın utanç verici bir ölümle idam edildiğini ve bir suçlu olarak utanç içinde gömüldüğünü, bunun bilimsel çevrelerde artık kesin biçimde kabul edilmiş tarihsel bir vakıâ olduğunu dile getirmektedir. (2940)

     İngiliz Yeni Ahit uzmanı, dînbilimci ve Anglikan rahib Nicholas Thomas Wright (1948 – halen hayatta), İsa Mesih’in gömülmesinin ilk İncil geleneklerinin bir parçası olduğunu söylerken (2941), diğer bir İngiliz Yeni Ahit uzmanı, tarihçi ve Anglikan rahib John Arthur Thomas Robinson (1919 – 83) da İsa’nın mezara gömülmesinin İsa hakkındaki en eski ve en iyi kanıtlanmış gerçeklerden biri olduğunu belirtiyor (2942). Alman Lutherci teolog ve Yeni Ahit profesörü Rudolf Karl Bultmann (1884 – 1976) ise içinde bolca efsane ve doğaüstü mucize olsa da diğer doğal hadiselerin aynen yaşandığını kaydediyor. (2943)

     ABD’li Yeni Ahit uzmanı ve Roma Katolik Kilisesi rahibi John Paul Meier (1942 – halen hayatta), İsa’nın çarmıha gerilmesini tarihsel bir gerçek olarak görüyor ve Hristiyanlar’ın kendi liderleri için böyle acı dolu bir ölümü icad etmeyeceklerini söylüyor. (2944) Meier, hem çok tanıklığın (onlarca kaynağın aynı şeyi söylemesinin) hem de gayr-ı İsevî (Hristiyanlıkdışı) kaynakların da aynı şeyi söylemesinin bunun gerçekliğine en büyük kanıt olduğu görüşünü önplana çıkarıyor. (2945) Yahudî Kutsal Kitap uzmanı Macar dînler tarihçisi Géza Vermes (1924 – 2013), ABD’li Yeni Ahit uzmanı tarihçi Ed Parish Sanders (1937 – halen hayatta) ve ABD’li dînler tarihi uzmanı Paula Fredriksen (1951 – halen hayatta) de çarmıha gerilmeyi tarihsel bir olay olarak görmekte, ancak bunun İncil’de anlatıldığından farklı şekilde cereyan etmiş olabileceğini söylemektedirler. (2946)

     ABD’li Yeni Ahit uzmanı Craig L. Blomberg (1955 – halen hayatta), tarihsel İsa’nın çarmıha gerildiğinin erken dönemlere ait gayr-ı İsevî (Hristiyandışı) kaynakların da teyit ettiği bir realite olduğuna işaret etmektedir. (2947) İngiliz yazar Paul Eddy (1944 – 2009) ve ABD’li Baptist teolog, hatip ve yazar Gregory Boyd (1957 – halen hayatta) da İsa’nın çarmıha gerilmesinin Hristiyan olmayan teyitlerinin olduğunun kesin olarak belirlendiğini ifade ediyorlar. (2948)

     İsa’nın çarmıha gerilmesinin Hristiyan olmayan erken bir referansı, Suriyeli yazar Serapion (? – ?)’un M. S. 73’ten sonra ama M. S. 165’ten önce oğlu Mara (? – ?)’ya yazdığı mektup olabilir. (2949) Yazar ne Hristiyan’dır ne de Yahudî. (2950) Daha ilginci, Aramice ve Suriye diyalektiğiyle kaleme alınmış mektupta İsa’nın çarmıha gerilişinden bahsedildiği halde Hristiyanlık dînine dair bir tek vurgu dahi yoktur. (2951) Mektup, üç bilge erkeğin haksız bir şekilde cezalandırılmasını anlatıyor. Bunlar; Piságoras (M. Ö. 570 – M. Ö. 495), Sokrátis (M. Ö. 469 – M. Ö. 399) ve mektupta ismi belirtilmemiş olup “Yahudîler’in bilge kralı” olarak nitelendirilmiş kişidir. (2952) Bazı akademisyenler ve tarihçiler, burada “Yahudîler’in bilge kralı” denilerek bahsedilen kişinin İsa olduğunu düşünmektedirler. Bazı akademisyenler ve tarihçiler de, mektupta isim belirtilmediği için, İsa ile ilgili araştırmalarında bu mektuba pek fazla değer atfetmemektedirler. (2953)

     Ancak sözkonusu mektupla hemen hemen aynı tarihlerde hatta daha önce yaşamış olan dünyaca ünlü Kudüslü Yahudî müfessir ve tarihçi Titus Flavius Josephus ya da gerçek adıyla Yosef ben Matityahu ha Kohen (37 – 100), takriben 93 – 94 yıllarında Latince olarak kaleme aldığı 20 ciltlik meşhur “Antiquitates Iudaicae” (Yahudîler’in Antik Tarihi) adlı eserinde, İsa’nın çarmıha gerildiğini yazarak şunları kaleme almıştır: “Şimdi bu kez bilge bir adam olan İsa vardı. Hem Yahudîler’in hem de Gentîler’in (Gentîler = Yahudî olmayanlar – İ. S.) çoğunu kendisine çekti. Ve Pilatus aralarındaki asıl adamların önerisiyle O’nu kınadı. Sonra da çarmıha gerdiler.” (2954)

     İsa’nın çarmıha gerilmesine 2. yy’da yapılan bir atıf da, genellikle en büyük Roma tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Publius Gaius Cornelius Tacitus (56 – 120) tarafından yapıldı. (2955) Tacitus, takriben 116 yılında kaleme aldığı “Annales” adlı eserinde, ilk Hristiyanlar’ın gördükleri zûlümleri doğruladı ve İsa’nın çarmıha gerildiğini de belirtti. (2956) Akademisyenler genellikle İsa’nın Pilatus tarafından infaz edilmesine yönelik Tacitus referansını gerçek ve tarihî değeri olan bağımsız bir Roma kaynağı olarak görürler. Tacitus’un İsa’nın çarmıha gerilmesini anlatmasının, hadisenin hakikat boyutuna Hristiyan olmayan bir teyit sağladığına kesin gözüyle bakılmakta. (2957)

     Çarmıha gerilme ile ilgili neredeyse tüm antik kaynaklar edebî metinler olmasına rağmen, 1968 yılında Kudüs (Yeruşalayim)’ün hemen kuzeydoğusunda yapılan bir arkeolojik keşif, 1. yy’da çarmıha gerilmiş bir adamın cesedini ortaya çıkardı ve bu da Roma döneminde çarmıha gerilme olaylarının gerçekten yaşandığını kanıtlıyordu. Arkeolojik bulgular üzerinde yapılan bilimsel incelemede, çarmıha gerilmiş adamın Yehohanan ben Hagkol adında bir adam olduğu belirlendi. Muhtemelen bu şahıs Roma’ya karşı M. S. 70 tarihinde gerçekleşen Yahudî isyanı sırasında öldürülmüştü. Kudüs’ün batısındaki Ein Kerem (Ayn Kerim) köyünde bulunan Hadassa Tıp Okulu’nda yapılan analizler, adamın 20’li yaşlarının sonlarında öldüğünü ortaya koydu. (2958) İsrail’de 1. yy’a kadar uzanan başka bir ilgili arkeolojik bulgu, şimdi İsrail Eski Eserler Kurumu’nda muhafazâ edilen ve İsrail Müzesi’nde sergilenen, Kudüs mezarlığında keşfedilen bir başak ile tanımlanamayan bir topuk kemiğidir. (2959)

     İsa’nın çarmıha gerilmesi (veya gerilmemesi) ve öldürülmesi (veya öldürülmemesi) ile ilgili olarak Müslüman ilim adamlarının ve Hristiyan ilim adamlarının tezleri, iddiâları, söylemleri genel olarak bunlar. Yapılan arkeolojik ve bilimsel çalışmalar ışığında bilim insanlarının konuyla ilgili yaptığı açıklamalar da bunlar.

     Bütün bunları siz sevgili okurlarla paylaştık. En sağlıklı ve en doğru değerlendirmeyi yapacak olanlar, inanıyoruz ki siz sevgili okurlarımız olacaktır.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     İsa, yalnızca Hristiyanlık ve İslamiyet’te değil, dünya üzerindeki diğer pekçok dînde de önemli bir konumu olan ve saygı duyulan bir şahsiyettir.

     3. yy’da Kürdistan’da ortaya çıkmış bir dîn olan Manicilik (Maniheizm), Hz. Zerdüşt (as) ve Budha ile beraber İsa’yı da peygamber olarak kabul etmiştir. (2960)

     Dünya üzerinde yalnızca Kürdistan’da ve Kürt milleti arasında yaşayan bir dîn olan Ézidîlik (Yezdîlik) inancına göre İsa, çarmıha gerilmek istenen ama gerilemeyen bir “ışık figürü” olarak düşünülür. Ézidîlik inancı bu anlamda İslam inancından etkilenmiştir. (2961)

     İran’da ortaya çıkmış olan Bahaîlik dîninin öğretileri, Hristiyanlık dînine benzer şekilde, İsa’nın Tanrı’nın bir tezahürü olduğunu öğretir. Bahaîlik’te “peygamber” kavramı, Tanrı ile insanlar arasındaki aracılar / elçiler olup Tanrı’nın niteliklerini ve özelliklerini yansıtır. Bu olgu (görüngü), insanlığın ve ilahîliğin eşzamanlı niteliklerini vurgular; dolayısıyla Hristiyan “enkarnasyon” kavramına benzer. Bahaîlik İsa’yı “Tanrı’nın oğlu” olarak kabul eder. Bahaî inancında İsa, Tanrı’nın sıfatlarının mükemmel bir enkarnasyonuydu. Ama Bahaî öğretileri, Tanrı’nın özünün, ilahî vasfın, “her şeye kadirlik ve aşkınlık” inançları nedeniyle tek bir insan bedeninde yer aldığı fikrini reddeder. (2962)

     11. yy’da Şiî İsmailîlik mezhebinin bir kolu olarak doğan Dürzîlik inancında da İsa Tanrı’nın önemli peygamberlerinden biri olarak kabul edilir. (2963)

     İsa, Hinduizm inancında da saygı gören bir kişiliktir. Bazı Hindular, İsa’yı bir “avatar” veya “sadu” olarak görür. (2964) Hindu bir kadın guru (dînî lider, dînî öğretmen) olan Paramahansa Yogananda ya da gerçek adıyla Mukunda Lâl Ğoş (1893 – 1952), İsa’nın Elişa’nın reenkarnasyonu olduğunu ve Eliya’nın reenkarnasyonu olan Yahya’nın bir öğrencisi olduğunu öğretmiştir. (2965)

     İsa, Budizm inancında da saygı gören bir kişiliktir. 14. “Ta La’i Bla Ma” (Okyanusa Eşit Öğretmen) olarak kabul edilen Tenzin Gyatso ya da tam adıyla Lha Mo Don Ğrub Citsun Cemfil Ngawang Lobsang Yeşê Tenzin Gyatso (1935 – halen hayatta) da dahil olmak üzere bazı Budistler, İsa’yı “hayatını halkın refahına adamış bir bodhisattva” olarak görür. (2966) Tenzin Gyatso’nun bir özelliği de, Budist Myanmar’da rejimin ve Budist Raxine çetelerinin Arakan’daki saldırı ve katliâmlarına karşı mazlum Müslüman Rohingya halkını savunmasıdır. Konuyla ilgili çarpıcı bir açıklama yapan Budist dînî lider Tenzin Gyatso, “Budha yaşasaydı Rohingyalar’a yardım ederdi” demişti. (2967)

     Japonya’da Şintoizm ile harmanlanmış bazı Hristiyan mezheplerine göre, İsa Mesih çarmıha gerilmemiştir, yerine yanlışlıkla kardeşi İsukiri çarmıha gerilmiştir. İsa bu olaydan sonra İsrail topraklarından çıkıp Mezopotamya ve Hindistan üzerinden Sibirya’ya kaçmış, sonra oradan da yolculuğuna devam ederek Japonya’nın kuzeyindeki bugünkü Tōhoku eyaletinin Aomori (Mutsu) iline gelmiştir. Japonya’ya yerleştikten sonra pirinç çiftçisi olmuş, evlenmiş ve bugünkü Aomori ilinin Sannohe ilçesine bağlı Şingō köyünde üç kızı olan bir aile sahibi olmuştur. (2968) Japonya’da yaşarken 106 yaşında vefat etmiş, vücûdu dört yıl boyunca bir tepenin üzerinde durmuştur. Zamanın geleneklerine göre, İsa’nın kemikleri toplanmış ve bir höyüğe gömülmüştür. Ayrıca Japonya’da bu inancın kanıtlarına sahip olduğunu iddiâ eden bir müze de var. (2969)

     İsa hakkında farklı dîni toplulukların sahip oldukları ve hepsi de birbirinden ilginç inançları bunlar.

     Japonlar O’nun Japonya’ya kaçtığını iddiâ etmiş, Hindular İsa’yı reenkarnasyondan geçirtip Hindistan’a götürmüş, İslam tarihçileri O’nu Medine’ye indirmeye çalışmış, bu fakir kardeşiniz de İsa’nın dünyaya geri geldiğinde Elazığ’a ineceğini ileri sürmüştür.

     Benim memleketimdir diye söylemiyorum ama, bütün bu iddiâlar ve farklı teoriler arasında en mantıklısı Elazığ gibi görünüyor.

     Yoksa siz öyle düşünmüyor musunuz?

     Unutmayın: Hem İncil’deki hem de Kur’ân’daki anlatımlara baktığımızda, net bir şekilde belli oluyor ki, Hz. İsa en çok üç şeyi yapmayı seviyordu; balık tutmak, gölün üstünde yürümek ve meyve ağaçlarından meyve koparıp yemek.

     Elazığ ihtimalini gözardı etmeyin bence.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(2842): İncil, Matta, 27:32; Markos, 15:21; Luka, 23:26 –31

(2843): İncil, Matta, 27:33 – 34; Markos, 15:22– 23

(2844): İncil, Luka, 23:32 – 34; Yuhanna, 19:17 – 18

(2845): İncil, Matta, 27:39 – 44; Markos, 15:29 – 32; Luka, 23:39 –43

(2846): İncil, Matta, 27:35 – 36; Markos, 15:24; Luka, 23:34 –37; Yuhanna, 19:23 – 24

(2847): İncil, Matta, 27:37; Markos, 15:25 – 26; Luka, 23:38; Yuhanna, 19:19

(2848): İncil, Yuhanna, 19:20 – 22

(2849): İncil, Matta, 27:38; Markos, 15:27 – 28

(2850): İncil, Yuhanna, 19:25 – 27

(2851): İncil, Markos, 15:25

(2852): İncil, Matta, 27:55 – 56; Markos, 15:40 – 41; Luka, 23:49; Yuhanna, 19:25

(2853): İncil, Yuhanna, 19:26 – 27

(2854): The Catholic Encyclopedia, “St. Joseph” maddesi, Charles Souvay, cilt 8, Robert Appleton Company, New York 1910

(2855): İncil, Markos, 15:24 – 25; Yuhanna, 19:30

(2856): İncil, Matta, 27:45 – 50; Markos, 15:33 – 37; Luka, 23:44 – 46

(2857): İncil, Yuhanna, 19:28 –30

(2858): İncil, Matta, 27:51 – 54; Markos, 15:38 – 39; Luka, 23:47 – 48

(2859): İncil, Yuhanna, 19:31 – 34

(2860): İncil, Matta, 27:45; Markos, 15:33; Luka, 23:44 – 45

(2861): Tertulyan, Apologeticus pro Christianis, bölüm 21, bab 19, Kartaca 197, http://www.tertullian.org/anf/anf03/anf03-05.htm#P344_139064

(2862): Sextus Yulyus Afrikanus, Chronographiae, Libya 220

(2863): Geórğios Síğğelos, Chronographiae, s. 391, İstanbul 810

(2864): Markus Bockmuehl – Donald A. Hagner, The Written Gospel, Loveday Alexander, “The Four Among Pagans”, s. 222 – 237, Cambridge University Press, Cambridge 2005

(2865): Oriğen, İncil’in Matta kitabı tefsiri, 27:45, s. 134, İskenderiye 248

(2866): Eúsévios ó tïs Kaisareías, Chronicle, Olympiade 202, 3. yüzyıl, http://www.tertullian.org/fathers/jerome_chronicle_03_part2.htm

(2867): Paul Foster, The Apocryphal Gospels: A Very Short Introduction, s. 97, Oxford University Press, Oxford 2009

(2868): Alexander Roberts – James Donaldson – Arthur Cleveland Coxe, The Ante-Nicene Fathers, cilt 9, s. 4, T & T Clark Publishing, Edinburgh 1896

(2869): Nikodemus İncili, 13:1 – 11, s. 74

(2870): Et Reddidit sub Pontio Pilato ut Fama Tiberius, 4. yüzyıl

(2871): Paulo Orosio, Historiarum Adversum Paganos Libri VII, Braga 417; aktaran: Roy J. Deferrari – Hermigild Dressler, The Fathers of the Church, “The Seven Books of History Against the Pagans”, cilt 50, s. 291, The Catholic University of America Press, Washington D. C. 1964

(2872): Pseudo-Dionysius Areopagita, Corpus Dionysiacum, mektup 7, paragraf 2, “Dionysios’tan Polycarp Hiyerarşisi’ne” ve mektup 11, ““Dionysios’tan Filozof Apollophanes’e”; modern baskı: The Works of Dionysius the Arepagite, s. 148 – 149 ve 182 – 183, James Parker & Co. Publishing, Londra 1897

(2873): İncil, Resûllerin İşleri, 17:32 – 34

(2874): Dale C. Allison, Studies in Matthew: Interpretation Past and Present, Baker Academic Press, Grand Rapids 2005

(2875): Frank E. Gaebelein, The Expositor’s Bible Commentary, Walter L. Liefeld, “Luke”, cilt 8, s. 1045, Zondervan Publishing, Grand Rapids 1984

(2876): George F. Chambers, The Story of Eclipses, George Newnes Ltd. Publishing, Londra 1899

(2877): Kersey Graves, The World’s Sixteen Crucified Saviors, s. 113 – 115, Freethought Press, New York 1875

(2878): Johannes de Sacrobosco, Tractatus de Sphaera, Paris 1230; aktaran: Robert Bartlett, The Natural and the Supernatural in the Middle Ages, s. 68 – 69, Cambridge University Press, Cambridge 2008

(2879): Jeffrey Burton Russel, Inventing the Flat Earth – Columbus and Modern Historians, s. 19, Praeger Publishing, Londra & Westport & New York 1991

(2880): NASA resmî verileri, 24 Kasım 29 tarihindeki güneş tutulması verisi, https://eclipse.gsfc.nasa.gov/SEhistory/SEplot/SE0029Nov24T.pdf

(2881): Jean Meeus, The Maximum Possible Duration od a Total Solar Eclipse, Journal of the British Astronomical Association, sayı 113, s. 343 – 348, Aralık 2003

(2882): Mark Kidger, The Star of Bethlehem – An Astronomer’s View, s. 70 – 71, Princeton University Press, Pirinceton 1999

(2883): NASA resmî verileri, 1 – 100 yılları arasındaki güneş tutulmaları, https://eclipse.gsfc.nasa.gov/SEcat5/SE0001-0100.html

(2884): Colin J. Humphreys – W. Graeme Waddington, The Date of the Crucifixion, Journal of the American Scientific Affiliation, sayı 37, s. 2 – 10, Mart 1985, https://web.archive.org/web/20100408114419/http://www.asa3.org/aSA/PSCF/1985/JASA3-85Humphreys.html

(2885): Bradley Elliott Schaefer, Lunar Visibility and the Crucifixion, Quarterly Journal of the Royal Astronomical Society, sayı 31, s. 53 – 67, Mart 1990, https://ui.adsabs.harvard.edu/abs/1990QJRAS..31…53S/abstract / Bradley Elliott Schaefer, Glare and Celestial Visibility, Publications of the Astronomical Society of the Pacific, sayı 103, s. 645, Temmuz 1991, https://iopscience.iop.org/article/10.1086/132865

(2886): İncil, Matta, 27:57 – 61; Markos, 15:42 – 47; Luka, 23:50 – 56; Yuhanna, 19:38 – 42

(2887): İncil, Matta, 27:62 – 66

(2888): İncil, Matta, 28:1 – 10; Markos, 16:1 – 18; Luka, 24:1 – 12; Yuhanna, 20:1 – 9

(2889): İncil, Matta, 28:11 – 15

(2890): İncil, Yuhanna, 20:10 – 18

(2891): İncil, Yuhanna, 20:19 – 22

(2892): İncil, Matta, 28:16 – 20

(2893): İncil, Yuhanna, 20:24 – 29

(2894): İncil, Luka, 24:13 – 50

(2895): İncil, Yuhanna, 21:1 – 23

(2896): İncil, Resûllerin İşleri, 1:3 – 11

(2897): İncil, Resûllerin İşleri, 1:12 – 26

(2898): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 55 – 59

(2899): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 156 – 158

(2900): Kur’ân-ı Kerîm, Meryem 33

(2901): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 157

(2902): İbn-i Esir, El- Kâmil fi Tarih, cilt 1, s. 226 – 227, Beyrut 1979 / Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. s.  601 – 605, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(2903): William Montgomery Watt, Muslim-Christian Encounters: Perceptions and Misperceptions, s. 39, Routledge Publishing, Abingdon & New York 1991

(2904): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. s.  601 – 605, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(2905): A. H. Matthias Zahniser, The Mission and Death of Jesus in Islam and Christianity, s. 56, Orbis Books, New York 2008

(2906): İbn-i Esir, El- Kâmil fi Tarih, cilt 1, s. 226 – 227, Beyrut 1979

(2907): Neal Robinson, Christ in Islam and Christianity, s. 121 – 122, State University of New York Press, New York 1991 / Gregory A. Barker – Stephen E. Gregg, Jesus Beyond Christianity, s. 119 – 121, Oxford University Press, Oxford 2010

(2908): Muhammed Enver Şâh Hûseynî Keşmirî, Et- Tasrih bima Tewatere fi Nuzul’il- Mesih, s. 42, 158 – 168, 198, 203 ve 230 – 240,  Ebû Ğudde Neşriyat, Halep 1965

(2909): Muhammed Zahid Kevserî, Nuzul-i İsa Meselesi, Rıhle Kitap, İstanbul 2012

(2910): Buharî, cilt 3, kitap 43, “Kitab’ul- İlm”, hadis no: 656; Büyû 102; Enbiyâ 49 / Müslim, kitap 41, bölüm 2, hadis no: 7023; İmân 242 – 243 ve 247; Hacc 216, Fiten 34, 39 ve 110 / Tirmizî, Fiten 21, 54, 59 ve 62 / Ebû Dawud, Melahim 12 ve 14

(2911): İbn-i Kesîr, En- Nihaye, cilt 1, s. 183 / Zemaxşerî, El- Keşşaf an Haqaiq’it- Tenzîl, cilt 3, s. 424, Beyrut 1977 / Suyutî, Nuzul-u İsa bin Meryem, s. 86, Beyrut 1985 / Kurtubî, Et- Tezkire fi Ahwal’il- Mewtâ we Umur’il- Âxire, cilt 2, s. 546, Medine 1997

(2912): J. Gordon Melton – Martin Baumann, Religions of the World, s. 55, ABC – CLIO Publishing, Oxford & Denver & Santa Barbara 2010

(2913): Mirza Ghulam Ahmad, Masih Hindustan Mein, Lahor 1899 / Salman Yusuf Yashaq, Testimony of an Israelite Scholar of Torah about the Tomb of the Messiah, Al-Hakam, 24 Ekim 1902 / Basharat Ahmad, The Great Reformer – Biography of Hazrat Mirza Ghulam Ahmad of Qadian, cilt 1, s. 391 – 392, Ahmadiyya Anjuman Ishaat Islam, Lahor 2007 / Günter Grönbold, Jesus in Indien: Das Ende Einer Legende, kitabın tamamı, Kösel Verlag, Münih 1985 / Norbert Klatt, Jesus in Indien, s. 24, Evangelische Zentralstelle für Weltanschauungsfragen, Stuttgart 1986 / Sameer Arshad, Tomb Raider: Jesus Buried in Srinagar?, Times of India, 8 Mayıs 2010, https://timesofindia.indiatimes.com/india/Tomb-Raider-Jesus-buried-in-Srinagar/articleshow/5906304.cms?referral=PM

(2914): İbn-i Hamdan el- Razî, Kitab’ul- Âlam’el- Nûbuwwe, Tahran 1977

(2915): Cafer bin Mansur el- Yemenî, Kitab’el- Âlim we’l- Ğulam, Yemen 10. yüzyıl

(2916): Sicistanî, Risalet-u Tuhfet’il- Mustecibîn, Beyrut 1967

(2917): Mueyyed-Fiddîn eş- Şirazî, Siret’el- Mueyyed-Fiddîn, Kahire 1949

(2918): Reşid Rıza, Tefsir’ul- Qur’ân’il- Hakim, cilt 3, s. 316 – 317, Beyrut 1999 / Mahmoud M. Ayoub, Muhammed bin Ali bin Muhammed el- Şewqanî: “Feth’ul- Qadir’el- Cami beyn Fannay el- Riwaye we’l- Diraye min İlm’el- Tefsîr”, s. 113, Kahire 1980

(2919): Abdulkerîm el- Hatib, El- Mesih fi’l- Qur’ân we’t- Tewrat we’l- İncil, s. 528 – 539, Kahire 1965

(2920): Mahmoud M. Ayoub, Towards an Islamic Christology II: The Death of Jesus, Reality or Delusion, The Muslim World, sayı 70, s. 91 – 121, Nisan 1980, onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/j.1478-1913.1980.tb03405.x

(2921): Abdulkerîm el- Hatib, El- Mesih fi’l- Qur’ân we’t- Tewrat we’l- İncil, s. 539, Kahire 1965

(2922): İbn-i Babeveyh, Risalet’ul- İtiqadat’il- İmamiyye, s. 69, Ankara 1978 / Tabersî, Mecmâ’ul- Beyan fi Tefsîr’il- Qur’ân, cilt 2, s. 758 – 759, Beyrut 1995

(2923): Mahmoud M. Ayoub, Towards an Islamic Christology II: The Death of Jesus, Reality or Delusion, The Muslim World, sayı 70, s. 100, Nisan 1980

(2924): Oddbjørn Leirvik, Images of Jesus Christ in Islam, s. 66, Continuum International Publishing, Londra & New York 2010 / William Montgomery Watt, Muslim-Christian Encounters: Perceptions and Misperceptions, s. 31, Routledge Publishing, Abingdon & New York 1991 / Gregory A. Barker – Stephen E. Gregg, Jesus Beyond Christianity, s. 97, Oxford University Press, Oxford 2010

(2925): William Montgomery Watt, Muslim-Christian Encounters: Perceptions and Misperceptions, s. 39 – 40, Routledge Publishing, Abingdon & New York 1991

(2926): Joel L. Kraemer, Israel Oriental Studies, Moshe Gil, “The Creed of Abū ‘Āmir”, cilt 12, s. 9 – 58, Brill Publishing, Köln & Leiden & New York 1992

(2927): Gregory A. Barker – Stephen E. Gregg, Jesus Beyond Christianity, s. 97, Oxford University Press, Oxford 2010 / Mahmoud M. Ayoub, Towards an Islamic Christology II: The Death of Jesus, Reality or Delusion, The Muslim World, sayı 70, s. 106, Nisan 1980, https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/j.1478-1913.1980.tb03405.x

(2928): Kur’ân-ı Kerîm, Saff 6

(2929): Nebhanî, Huccetullah Âl’el- Âlemîn, s. 108 ve 112 / Halebî, Es- Siret’ul- Halebiyye, cilt 1, s. 353 / Halebî, El- Enwar’ul- Muhammediyye mine’l- Mewahib’ul- Ledunniyye, s. 143 (Hadis İbn-i Abbas’tan rivayet edilmiştir)

(2930): İncil, Yuhanna, 14:16 ve 26; 15:26 ve 16:7; I. Yuhanna, 2:1

(2931): Bediuzzaman Said-i Kurdî, Mektubât, s. 165 – 171, Enver Neşriyat, İstanbul 2010

(2932): Catholic Encyclopedia, “Paraclete” maddesi, https://www.newadvent.org/cathen/11469a.htm

(2933): Evliya Çelebi, Seyahatname, kitap 3, cilt 1, s. 140 – 141, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2012

(2934): Mahmoud M. Ayoub, Towards an Islamic Christology II: The Death of Jesus, Reality or Delusion, The Muslim World, sayı 70, s. 116, Nisan 1980, https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/j.1478-1913.1980.tb03405.x

(2935): James Douglas Grant Dunn, Jesus Remembered, cilt 1, s. 339, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2003 / Paul Verhoeven, Jesus of Nazareth, s. 39, Seven Stories Press, New York 2010

(2936): Bart Denton Ehrman, A Brief Introduction to the New Testament, s. 136, Oxford University Press, Oxford 2008

(2937): Markus N. A. Bockmuehl, The Cambridge Companion to Jesus, s. 136, Cambridge University Press, Cambridge 2001

(2938): John Dominic Crossan, Jesus: A Revolutionary Biography, s. 145, Harper One Publishing, San Francisco 1995

(2939): age, s. 143

(2940): Jodi Magness, Stone and Dung, Oil and Spit: Jewish Daily Life in the Time of Jesus, s. 146, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2011

(2941): Nicholas Thomas Wright, The Challenge of Easter, s. 22, IVP Books, Nottingham 2009

(2942): John Arthur Thomas Robinson, The Human Face of God, s. 131, Westminster Press, Philadelphia 1973

(2943): Jodi Magness, Stone and Dung, Oil and Spit: Jewish Daily Life in the Time of Jesus, s. 146, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2011

(2944): James Douglas Grant Dunn – Scot McKnight, The Historical Jesus in Recent Research, John Paul Meier, “How Do We Decide What Comes from Jesus?”, cilt 10, s. 126 – 128, Eisenbrauns Publishing, Winona Lake 2005

(2945): age, s. 132 – 136

(2946): Ernest Nicholson, A Century of Theological and Religious Studies in Britain, s. 125 – 126, British Academy Publication, Londra 2004

(2947): Craig L. Blomberg, Jesus and the Gospels: An Introduction and Survey, s. 211 – 214, B & H Academic Publishing, Nashville 2009

(2948): Paul Eddy – Gregory Boyd, The Jesus Legend: A Case for the Historical Reliability of the Synoptic Jesus Tradition, s. 127, Baker Academic Press, Grand Rapids 2007

(2949): Mara Bar Serapion, Suriye 73 – 165

(2950): Bruce Hilton – Craig A. Evans, Studying the Historical Jesus: Evaluations of the State of Current Research, s. 455 – 457, Brill Publishing, Leiden 1998 / Andreas Johannes Köstenberger – Leonard Scott Kellum – Charles L. Quarles, The Cradle, the Cross and the Crown: An Introduction to the New Testament, s. 110, B & H Academic Publishing, Nashville 2009

(2951): Ute Possekel, Evidence of Greek Philosophical Concepts in the Writings of Ephrem the Syrian, s. 29 – 30, Peeters Publishing, Louvain 1999 / Robert E. van Voorst – Bruce Chilton – Craig A. Evans, Jesus Outside the New Testament: An Introduction to the Ancient Evidence, s. 53 – 55, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2000

(2952): Ute Possekel, Evidence of Greek Philosophical Concepts in the Writings of Ephrem the Syrian, s. 29 – 30, Peeters Publishing, Louvain 1999 / Andreas Johannes Köstenberger – Leonard Scott Kellum – Charles L. Quarles, The Cradle, the Cross and the Crown: An Introduction to the New Testament, s. 110, B & H Academic Publishing, Nashville 2009

(2953): Craig A. Evans, Jesus and His Contemporaries: Comparative Studies, s. 41, Brill Publishing, Leiden & Boston 2001 / Robert E. van Voorst – Bruce Chilton – Craig A. Evans, Jesus Outside the New Testament: An Introduction to the Ancient Evidence, s. 53 – 55, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2000

(2954): Yosef ben Matityahu ha Kohen, Antiquitates Iudaicae, Kudüs 94, https://sacred-texts.com/jud/josephus/ant-15.htm

(2955): Tacitus, Annales, Roma 116

(2956): Joel B. Green, The Gospel of Luke: New International Commentary on the New Testament, s. 168, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1997 / Robert E. van Voorst – Bruce Chilton – Craig A. Evans, Jesus Outside the New Testament: An Introduction to the Ancient Evidence, s. 39 – 42, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2000 / Everett Ferguson, Backgrounds of Early Christianity, s. 116, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2003

(2957): Mark Allan Power, Jesus as a Figure in History: How Modern Historians View the Man from Galilee, s. 33, Westminster John Knox Press, Louisville 1998 / Robert E. van Voorst – Bruce Chilton – Craig A. Evans, Jesus Outside the New Testament: An Introduction to the Ancient Evidence, s. 39 – 42, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2000 / Craig A. Evans, Jesus and His Contemporaries: Comparative Studies, s. 42, Brill Publishing, Leiden & Boston 2001 / Helen K. Bond, Pontius Pilate in History and Interpretation, Cambridge University Press, Cambridge 2004 / Paul Eddy – Gregory Boyd, The Jesus Legend: A Case for the Historical Reliability of the Synoptic Jesus Tradition, s. 127, Baker Academic Press, Grand Rapids 2007 / William E. Dunstan, Ancient Rome, s. 293, Rowman & Littlefield Publishing, Plymouth & Lanham & Boulder & New York & Toronto 2010

(2958): Vasilios Tzaferis, Jewish Tombs At and Near Giv’at ha-Mivtar, Israel Exploration Journal, sayı 20, s. 18 – 32, Kudüs 1970 / Yadin Fitzmyer, Epygraphy and Crucifixion, Israel Exploration Journal, sayı 23, s. 494 – 498, Kudüs 1973 / Vasilios Tzaferis, Crucifixion – The Archaeological Evidence, Biblical Archaeology Review, sayı 11, s. 44 – 53, Washington D. C. 1985 / Joe Zias – Eliezer Sekeles, The Crucified Man from Giv’at ha- Mitvar: A Reappraisal, Israel Exploration Journal, sayı 35, s. 22 – 27, Kudüs 1985

(2959): Pat Zukeran, Archaeology and the New Testament, http://www.leaderu.com/orgs/probe/docs/arch-nt.html / All About Jesus Christ – Crucifixion, https://www.allaboutjesuschrist.org/crucifixion.htm

(2960): James Hastings, Encyclopaedia of Religion and Ethics, cilt 8, A. A. Bevan, “Manichaeism” maddesi, Kessinger Publishing, New York 1930 / Peter R. L. Brown, Augustine of Hippo: A Biography, s. 43, University of California Press, Berkeley 2000 / Bart D. Ehrman, Lost Christianities: The Battles for Scripture and the Faiths We Never Knew, s. 124 – 125, Oxford University Press, Oxford & Madrid & Karaçi & Yeni Delhi & Şanghay & Hong Kong & Taipei & Kuala Lumpur & Dar’us- Selam & Nairobi & Kap & Ciudad de México & New York & Toronto & Auckland & Melbourne 2003

(2961): Ursula Spuler-Stegemann, Der Engel Pfau: Zum Selbstverständnis der Yezidi, Zeitschrift für Religionswissenschaft, s. 14, 1 Eylül 1997, https://www.degruyter.com/view/journals/zfr/5/1/article-p3.xml

(2962): Peter Smith, A Concise Encyclopedia of the Bahá’í Faith, “Peace” meddesi, s. 214, Oneworld Publications, Oxford 2000 / Peter Smith, An Introduction to the Bahá’í Faith, s. 128,  Cambrisge University Press, Cambridge 2008 / Brian D. Lepard, In the Glory of the Father: The Bahá’í Faith and Christianity, s. 118, Bahá’í Publishing, Wilmette 2008 / Juan R. I. Cole, Behold the Man: Baha’u’llah on the Life of Jesus, Journal of the American Academy of Religion, sayı 65, s. 51 – 60, 1997 / Juan R. I. Cole, The Concept of Manifestation in the Bahá’í Writings, Bahá’í Studies, sayı 9, s. 1 – 38, Bahá’í Studies Publications, Ottawa 1982, http://bahai-library.com/cole_concept_manifestation / Robert Stockman, Jesus Christ in the Bahá’í Writings, Bahá’í Studies Reviews, sayı 2, Association for Baha’i Studies English-Speaking Europe, Londra 1992, http://bahai-library.com/stockman_jesus_bahai_writings

(2963): Philip K. Hitti, The Origins of the Druze People and Religion: With Extracts from their Sacred Writings, s. 37, Library of Alexandria, İskenderiye 1928 / Nissim Dana, The Druze in the Middle East: Their Faith, Leadership, Identity and Status, s. 17, Michigan University Press, Ann Arbor 2008

(2964): Shaunaka Rishi Das, Jesus in Hinduism, BBC, 24 Mart 2009, http://www.bbc.co.uk/religion/religions/hinduism/beliefs/jesus_1.shtml

(2965): Paramahansa Yogananda, Autobiography of a Yogi, s. 319, Bharat ka Samaaj Yogoda Satsanga (YSS), Kalküta 1917

(2966): James A. Beverley, Hollywood’s Idol, Christianity Today, 11 Haziran 2001, https://www.christianitytoday.com/ct/2001/june11/15.64.html?paging=off

(2967): Ta La’i Bla Ma: “Buddha Yaşasaydı Rohingyalar’a Yardım Ederdi”, Sediyani Haber, 11 Eylül 2017, http://www.sediyani.com/?p=18231

(2968): Ken Foo, Befriend the Unknown, s. 180 – 181, Xlibris Publishing, Tokyo 2013 / Ugo Dessì, Japanese Religions and Globalization, s. 57, Routledge Publishing, Londra & New York 2013 / Abdelbaset Yusuf, From India to Japan, s. 157 – 158, Dorrance Publishing, Pittsburgh 2017 / Peter B. Clarke – Jeffrey Somers, Japanese New Religions in the West, s. 96, Routledge Publishing, Londra & New York 1994 / Gary R. Habermas, The Historical Jesus, s. 89 – 90, College Press Publishing Company, Joplin 1996 / Ryōsuke Okamoto, Pilgrimages in the Secular Ages, s. 109, Japan Publishing Industrie Foundation for Culture (JPIC), Tokyo 2019

(2969): Ryōsuke Okamoto, Keeping the Faith: Christ’s Tomb in Aomori and Japanese Religion, Nippon, 20 Mart 2019, nippon.com/en/japan-topics/g00658/keeping-the-faith-christ’s-tomb-in-aomori-and-japanese-religion.html / Jesus Lived and Rests in Aomori in Northern Japan?, Piek Experience Japan, Tokyo 2018, https://www.peak-experience-japan.com/blog/219 / Grab Christi, Japan Guide, https://www.japan.travel/de/spot/528/ / Beatriz Esquivel, The Strange Japanese Legend That Claims Jesus Died in Japan, Cultura Colectiva, 5 Nisan 2019, https://culturacolectiva.com/history/legend-jesus-christ-in-japan-daitenku-taro-jurai-shingo / Winifred Bird, Behold! Christ’s Grave in Shingo, Aomori Prefecture, Japan Times, 25 Aralık 2011, https://www.japantimes.co.jp/life/2011/12/25/travel/behold-christs-grave-in-shingo-aomori-prefecture/#.XtvE4jozbIV / The Tomb of Jesus… In Japan, Grape Japan, 22 Aralık 2016, https://grapee.jp/en/76379 / Neal Adolph Akatsuka, Jesus in Japan, http://nealakatsuka.com/project/jesus-in-japan / The Mysterious Story Behind Jesus Christ’s Tomb in Aomori, Japan Info, 2 Mart 2016, https://jpninfo.com/44642 / Rachel Tackett, The Grave of Christ – Japanese Town Solves Many of World’s Mysteries, Japan Today, 25 Mayıs 2013, japantoday.com/category/features/travel/the-grave-of-christ-japanese-town-solves-many-of-worlds-mysteries / Koji Steven Sakai, Did Jesus Die in Ancient Japan?, 8 Asians, 8 Ağutos 2017, https://www.8asians.com/2017/08/08/did-jesus-die-in-ancient-japan/ / Japanese Jesus, Semi Japanese, 25 Kasım 2014, https://semijapanese.weebly.com/my-adventures/japanese-jesus / Tomb of Christ Shingo Aomori, Japan All Over, https://www.japanallover.com/2011/11/tomb-of-christ-shingo-aomori/ / Jane Jones, Jesus Christ: Messiah, Superstar and… Japanese Rice Farmer, Ravishly, 14 Haziran 2014, https://ravishly.com/2014/06/14/jesus-christ-messiah-superstar-and-japanese-rice-farmer / James Mitchell, The Missing Years of Jesus, SBS, 21 Nisan 2017, sbs.com.au/guide/article/2017/04/21/missing-years-jesus / The Legend of Jesus Christ in Japan, The Ancient Ones, 5 Aralık 2015, http://ancients-bg.com/the-legend-of-jesus-christ-in-japan/ / Captain Cassidy, Check Out Jesus’ Tomb in Japan This Easter!, Patheos, 12 Nisan 2020, https://www.patheos.com/blogs/rolltodisbelieve/2020/04/12/jesus-japan-tomb-easter/ / Dannielle Maguire, Japanese Town Claims Jesus Christ Became a Garlic Farmer and Lived to 106, Nine Emtertainment, 2017, nine.com.au/entertainment/viral/japanese-town-claims-jesus-christ-became-a-garlic-farmer-and-lived-to-106/ccfd2fec-6039-41cc-926b-b7510f780085 / Steve Palace, This Village in Japan Claims to Hold the True Burial Place of Jesus, The Vintage News, 17 Mayıs 2020, https://www.thevintagenews.com/2020/05/17/jesus-japan/ / Edward Mazza, Weird Legend of Jesus in Japan, ABC News, 6 Ocak 2006, abcnews.go.com/International/story?id=81644&page=1 / Ella Morton, Jesus in Japan: The Dodgy Documents that Reimagine Christ’s Life, State, http://www.slate.com/blogs/atlas_obscura/2014/02/26/the_grave_of_jesus_in_shingo_aomori_japan.html?via=gdpr-consent / Natalia Klimczak, A Surprising Japanese Interpretation of the Lost Years of Jesus Christ, Ancient Origins, 4 Haziran 2016, https://www.ancient-origins.net/history/surprising-japanese-interpretation-lost-years-jesus-christ-006023 / Anders Anglesey, Was Jesus Buried in Japan? Legend Claims Christ Switched With Brother to Escape Death, Daily Star, 26 Ocak 2019, dailystar.co.uk/news/weird-news/bible-news-jesus-christ-tomb-17148068 / Julian Ryall, Japanese Who Say They are the Descandants of Jesus, The Telegraph, 23 Aralık 2008, https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/asia/japan/3920070/Japanese-who-say-they-are-the-descendants-of-Jesus.html / Francky Knapp, Did Jesus Escape to Japan?, Messy Nessy, 23 Nisan 2019, https://www.messynessychic.com/2019/04/23/did-jesus-escape-to-japan/ / The Tomb of Jesus Christ in Japan, Unusual Places, https://unusualplaces.org/the-tomb-of-christ-in-japan/ / Franz Lidz, The Little-Known Legend of Jesus in Japan, Smithsonian Mag, Ocak 2013, https://www.smithsonianmag.com/history/the-little-known-legend-of-jesus-in-japan-165354242/ / Tomb of Jesus Christ, Atlas Obscura, https://www.atlasobscura.com/places/tomb-of-jesus-christ / Duncan Bartlett, The Japanese Jesus Trail, BBC News, 9 Eylül 2006, http://news.bbc.co.uk/2/hi/programmes/from_our_own_correspondent/5326614.stm / Land of the Rising Son, Fortean Times, Mayıs 1998, https://web.archive.org/web/20070310200846/http://www.forteantimes.com/articles/110_japson.shtml

     SEDİYANİ HABER

     7 HAZİRAN 2020

Bir güvercin kanatlandı Diyarbakır semalarına doğru
vakitlerden bir sabah namazında
suratımın taşrasına çırparak kanatlarını
uçtu uçtu uçtu
gözlerinde kan rengi bir tebessüm
ardında milyonların uğurlayan elleri
ve bir o kadar yürek
henüz yememiş hançerini hayının
göz sibelleri ülkesinde
bir nebze vicdanıyla
yüreğinin gettosunda sakladığı
Diyarbakır semalarında uçacak güvercinler için.
 
Öyle sarhoş uçma ne olur
gökte de vururlar güvercinleri bu diyarda
öyle baygın bakma ne olur
anneler ağlar sonra
bir daha da susmak nedir bilmezler
kafesten kurtuldun sen
şimdi gökler senindir
bulutlar senin
ve aşağıda milyonların yüreği.
 
(“Bir Güvercin Kanatlandı Diyarbakır Semalarına Doğru” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
501 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Kadın Peygamberler – 41

  1. Zekeriya Sevim dedi ki:

    Su ifadeye baga güldüm

    Görüldüğü üzere, İsa’yı kendi memleketine indirmeye çalışan ilk ben değilim. Bunu pekçok kişi yapmış. Takdir edersiniz ki, Medine ve Srinagar ile kıyaslandığında Elazığ akla daha uygun duruyor, zirâ coğrafî olarak İsa’nın yaşadığı topraklara daha yakın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir