Kısa Öykü: “Mor İncir”

 

isediyani

Edebiyatçı – yazar Ahmet Bozkaplan, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

Mor İncir

Ahmet Bozkaplan

     Uzanıp giden ovaya baktı. Allah’ın nasıl da göğü kusursuz yarattığını düşündü.

     Yazarı Allah olan Kur’ân-ı Kerîm’den sözler aklına geldikçe içi ürperdi. Gerçekten de göğün hiçbir yerinde çatlak, yarık, eğrilik yok. Allah’ın doğayı kusursuz yaratışına hayran kaldı.

     Ya her biri kalem olsa da Allah’ın ilmini yazmaya yetmeyecek şu sıradağlara ne demeli? Hepsi de binlerce yıl toprak altından uyandırılan yılan gibi kıvrımlı.

     Hep iş güç derken Allah’ı anmayalı çok olmuştu. İnsan eli değmemiş doğanın Allah’ı  daha fazla hatırlattığını farketti. Doğa birinci derece Allah’ın eseridir, O’nu en iyi hatırlatan yerdir. Hem doğa Allah’ın bahçesi değil midir? Ağacı yakanlar Allah’ın bahçesini yakmış sayılmazlar mı? Şu dağları kim bu hale getirdi? Koca dağlar olmuş çöl tepeleri. Suyu çekmiş sünger gibi kupkuru. Yakılmış, kökten kesilmiş. Kökten.

     Yanlışlıkla ağzına götürdüğü acı palamutla kendine geldi. Uçları sarı, ortası yeşil palamudun acı tadını atmak için defalarca tükürdü. Acı tad diline damağına yapıştı. Yüzünü ekşitti. Acı tadın etkisiyle çakırkeyif olan kafasını salladı. Fazla oturduğunu düşünerek Kürtler’in en sevdiği tırşok (kuzu kulağı) otunu toplamaya devam etti.

     Yıllardır siyam ikizi gibi hiç ayrılmadığı Şevin’den ayrıldı. O’ndan daha fazla tırşok toplamak için farklı yöne ayrıldı. Şevin O’nun hem komşusu hem de en yakın arkadaşıydı. Eve giderken “kim daha çok tırşok topladı” tartışması çıkacaktı. İkisi de bu rekabetin farkındaydı.

     Raperin, tırşok ararken tesadüfen incir ağacına denk geldi. Mor incir ağacı. Mor incir, nar gibi yarılmış koca kayalık alanda hayat bulmuştu. Beslendiği, kök saldığı toprak parçası yok denecek kadar azdı. Hayret etti. Oysa ki mor incirin yakınında başka incir ağacı yoktu. Nasıl olur da bu incir yarılmış kayanın içinden yeşermişti? İnsan eliyle olamazdı. Ama Allah tarafından ekilmiş olabilirdi. Yok, hayır olamazdı. Allah’ın varlığına inanmakla birlikte başka ihtimal üzerine düşündü. İnciri buraya ekenin bir kuş olabileceğini hayâl etti. Hem de akıllı bir kuş. Bu kuş guguk kuşu olabilirdi. Evet ama guguk kuşu hilecidir, tembeldir. Yavrusuna bile yuva yapmaz, yumurtasını başka kuşun yuvasına bırakacak kadar sorumsuzdur. Olsa olsa tepeli toygar kuşu yapmış olmalı. Çünkü bu kurak dağları mesken tutan odur. Tırşok aramayı bıraktı. İncir yetiştiren tepeli toygarın hayâlini kurdu.

     Tepeli toygar ormanda acıkmış. Sonra bir yerlerde incir ağacına denk gelmiş. Dibe düşen mor incirle karnını tıka basa doldurmuş. Öyle ki nefes alamayacak hale gelmiş. Gayret gösterip kanat çırpmış. Dinlenmek, manzarayı izlemek için koca kayanın üstüne çıkmış. Yediği incirler için Allah’a şükranlarını sunmuş. İbadetini etmiş. İbadetini engellemeye çalışan pembe dilli kertenkeleyi de umursamamış. Yüz bulmayan kertenkele yoluna gitmiş.  Öğle sıcağında güneş tam tepesinde olsa ne çıkar? Allah, onu öyle güzel yaratmış ki… Hem de başına gölge yapan şapka ile yaratmış. Kurumuş dut renginde doğal bir şapka. Meksikalılar’ın İspanyol dilinde sombrero dediği şapkadan. Hani ünlü ressam Dieogo Rivera’nın o capcanlı renkli yöreselliği temsil ederek çizdiği köylü şapkalar var ya.

     Tepeli toygar, koca kayanın üstünde güneşte saatlerce vakit geçirmiş. Zamanla canı epey sıkılmış. Durduğu kayanın başında o zamanlar küçücük bir çatlak varmış. Devenin ayak yarığı kadar bir çatlak. Çatlağın yanında tuvalet ihtiyacını gidermiş. Anlayacağınız kayanın üstüne etmiş. Mevsimler birbirini itmiş. Sonbahar da alevli kılıçlar sallayan şimşekler meydana çakmış. Ardından deli rüzgârlar esmiş. Yağmur yağınca herşey kenara çekilmiş. Tepeli toygarın boku çatlağa yuvarlanmış. Salyangozlar, bokun içindeki bazı tohumları yemiş. Bok, kar kış altında iyice çözülünce içindeki incir çekirdeği yeşermeye başlamış. Sonra ağaç büyümeye başlamış. Rüzgârların getirdiği toz toprağı yaprağıyla yakalayıp dibine bırakmış. Yandan yandan kayayı sıkıştırmış. Kaya gittikçe yarılmış, sonra ağaç bu hale gelmiş. Mor incirin hikâyesini böyle hayâl etmiş.

     Hayâl ettiği hikâyeyi beğendi, tepeli toygara dûâ etmeyi de unutmadı. “İnşallah” demiş, “Kuşun, bokuyla yeşerttiği doğayı, biz insanlar aklımızla kirletmeyiz” demiş.

     Şevin’i görünce tırşok toplamaya devam etti.

ahmetbozkaplan1948@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     1 HAZİRAN 2020

 

322 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

2 Cevap Kısa Öykü: “Mor İncir”

  1. By_ahsaptakma dedi ki:

    Merak ederek okudum sonu çok güzel olmuş Mamoste
    …. biz insanlar aklımızla kirletmeyiz
    Kalemine ve yüreğine sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir