Başpiskopos Kapuçi: Kudüs’ün Fedakâr Bekçisi ve Sürgündeki Filistinliler’in Yurda Dönüş Meşalesi

 

Faik Bulut

 

 

 

 

 

     “36 farklı ülkeden ve 4 farklı dînden 587 insanı taşıyan Mavi Marmara gemisinin en yaşlı yolcusu olan Vatikan Papazı Hilarion Capucci (Kapuçi), 94 yaşında Roma’da vefat etti.

     Cappuci, benim hem yoldaşım hem de hapishane arkadaşımdı, cezaevinde ise koğuş arkadaşım.

     Bu azîz insanla hem Antalya’da üç gün aynı spor salonunda birlikte oldum, hem Akdeniz sularında aynı gemiyle dört gün birlikte yolculuk yaptım, hem de İsrail’in Be’er-Şeva (Arapçası Birşeba – F. B.) kentindeki Ela Hapishanesi’nde aynı koğuşta birlikte yattım.

     Hilarion Capucci, sürgünde yaşayan Kudüs Eski Başpiskoposu.

     Filistin kökenli, Suriye vatandaşı ve Roma’da, Vatikan’da ikamet ediyor. 4 yıl İsrail hapishanelerinde yatmış. 32 yıldır sürgünde yaşıyordu.

     2010 yılı ortasında gerçekleşti Mavi Marmara hadisesi.

     Hilarion Capucci, 27 Mayıs gecesi başlayan ve 31 Mayıs’taki saldırıya kadar süren 4 günlük gemi yolculuğunda, gemideki 587 insanın tamamı için müşfik bir baba, moral kaynağı olan bir bilge gibiydi.

     Gemi yolculuğu başlamadan önce, Antalya Kepez Spor Salonu’nda düzenlenen basın toplantısında, Hilarion Capucci tüm dünyaya şu mesajı vermişti: ‘32 yıldır kendi vatanımdan uzakta, sürgünde, Filistin halkından uzakta yaşamaya mahkûm edildim. Bunca yıl aradan sonra Gazze’den başlayarak Filistin topraklarını ve Filistin halkını yeniden görmenin heyecanı ve mutluğunu ifade edecek kelime bulamıyorum. 32 yıl sonra ilk kez bu gemilerle Filistin topraklarına, kendi ülkemin topraklarına ayak basacağım. Ne kadar zorlu, ne kadar uzun süreli olursa olsun, İsrail işgaline karşı mücadele edip kendi vatanımıza kavuşma arzumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz… Biz yardımları Gazze halkına teslim edip geri döneceğiz ama Kudüs, özgür ve bağımsız Filistin’in başkenti olana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.’

     Sözlerini yüksek sesle haykıran Başpiskopos Hilarion Capucci, dinleyiciler tarafından dakikalarca ayakta alkışlandı.

     Evet, muradına erdi ve 32 yıl aradan sonra vatanına ayak bastı. Ne yazık ki, özgür bir şekilde değil, esir olarak, elleri kelepçeli bir şekilde.

     Hilarion Capucci, gerçek anlamda bir erdem ve fazilet timsaliydi.

     O, tertemiz bir kalbi olan bir insandı kardeşlerim!

     O’nun yüreği o kadar temiz ve büyüktü ki, dîn, dil, ırk ayrımı yapmadan bütün insanları aynı şekilde seviyordu. O, bir sevgi ağacıydı.

     Evet, bir ağaç. Bir ağaçtı o. Öyle bir ağaç ki, gölgesi altında Müslüman, Hıristiyan, Yahudî, Arap, Türk, Kürt, Fars, siyah, beyaz, tüm insanlar oturup serinleyebilirdi.

     Ben O’nda çok özel şeyler gördüm, kardeşlerim. O’nda ‘erdemli insan’ olmanın tüm özelliklerini müşahede ettim.

     Gemi yolculuğunda, o yaşlı haline rağmen diğer yolculardan daha az uyur, onlardan daha az istirahata çekilirdi. O yaşlı haline rağmen, her zaman için etrafını saran gençlerle sohbet halindeydi. Onlara sabır, cesaret ve irade tavsiye ediyordu. Kadın – erkek, Hıristiyan – Müslüman ayrımı yapmadan herkesle aynı tonda, aynı müşfik tavırla sohbet ederdi.

     30 Mayıs akşamı, yani saldırıdan yarım gün önce, tacizler ve tehlike saatleri başlayacakken kılınan akşam namazında, çok ilginç bir şey olmuştu.

     Dünya tarihinde belki de eşine benzerine rastlanmayan bir davranış ortaya koydu, Hilarion Capucci.

     Öylesine ibretâmiz bir hadise ki, hepimiz tam mânâsıyla şok olmuştuk.

     Papaz Hilarion Capucci, cemaatle birlikte akşam namazı kıldı. Evet, yanlış okumadınız. Daha doğrusu O, kendi Hıristiyanlık inancına göre dûâ ve ibadet etti, ama namaz kılan cemaatle birlikte saf tuttu.

     İsrail askerleri, elleri kelepçeli 88 yaşındaki papazı iki kolundan tutup gemiden dışarı çıkartırken, yolcular papazı alkışladılar. Ve Papaz Hilarion Capucci birden arkasını dönüp yolculara baktı. Birkaç saniye yol arkadaşlarına baktı ve sonra ne yaptı, biliyor musunuz?

     Sağ kolunu havaya kaldırdı, sağ elinin başparmağı açıktı, yani şahadet parmağı. Sağ kolunu havaya kaldırdı, şahadet parmağını havaya dikti ve ‘Allah-û Ekber’ diye bağırdı.

     Cezaevinde olduğumuz sürenin benim açımdan en faydalı ve verimli yanı, Kudüs Eski Başpiskoposu Hilarion Capucci ile aynı koğuşta kalmak, O’nunla birlikte olmaktı. Erdemli duruşuna, babacan tavırlarına, müşfik haline ve sevecenliğine Akdeniz’in masmavi sularında yaptığımız yolculuk esnasında hayran olduğum bu güzel yaşlı insanla hapishanede de aynı koğuşa düştüğüm için çok mutluydum.

     İnanın kardeşlerim; sırf Papaz Capucci ile birlikteydim diye cezaevi bana zor gelmedi.”

     * * *

     Yazıyı yazan kişiyi 3 yıl önce İzmir Fuarı’nda tanımıştım. Dîni bütün bir Kürt aydını olan İbrahim Sediyani, halkının derdine, dâvâsına, sevdasına ve umuduna sahip çıkmasıyla tanınıyor.

     Almanya’da yaşıyor. Aslında O bir dünya insanı; dünyanın dört bucağını dolaşıp gezi yazıları yazıyor. Bu mânâda tam anlamıyla modern bir “Kürt Evliya Çelebisi” sayılır.

     Sediyani, Cappuci ile kısa süreli hapishane arkadaşlığından bahsetti de aklıma geldi.

     1974’te İsrail polisi tarafından tutuklanıp sıkı önlemleriyle ünlenen İsrail askerî cezaevi (esir kampı demek daha doğru olur) Ramle’ye konulduğunda, ben Filistinli tutsaklar arasında bir yılımı geçirmiştim.

     O başka bir tecrit odasındaydı. Dînî makamından ötürü biraz daha genişçeydi odası. Ben ve diğer yabancı kökenli tutsaklar ise daracık, kabin misali tecrit hücrelerindeydik.

     Ara sıra havalandırma sırasında kendisiyle ayaküstü konuşur, hal hatır sorardık. Zirâ çevremizdeki askerî gardiyanlar, uzunca konuşmamıza müsaade etmezlerdi.

     Peki, kimdi bu Hilarion Capucci?

     Gerçek adı George (Corc)’dur. Hilarion adını, Gazzeli bir Hristiyan rahibinden veya azîzinden almış olmalıdır. Bu rahip, Mısırlılar’a Sina Çölü’nde rehberlik ederek (M. S. 295), onları Suriye’ye ulaştırmıştır. Hilarion Kapuçi ise dîn adamı sıfatıyla konulan Arapça adıdır. Soyadının Osmanlıca ve Süryanice’de “kapıcı, bekçi, nöbetçi” mânâsında kullanıldığı söyleniyor. Mesleği, Arapça “Matran” (Başpiskopos) olarak tanımlanıyor.

     Bazı bilgileri Wikipedia ansiklopedisinden alalım:

     Hilarion Capucci Suriyeli bir dîn adamıdır. Halepli otomobil satış dükkânı sahibi bir baba (Beşir Kapuçi) ile soylu bir aile mensubu bir annenin (Şefika Ribat) oğlu olarak 1922’de dünyaya gelen Kapuçi, 1933 – 44 yılları arasında Lübnan’daki okullarda okuduktan sonra, ilahiyat eğitimini tamamlamak üzere Kudüs’e gitti. Ardından Lübnan’daki bir okula öğretmen olarak atandı; daha sonra patrik yardımcılığına getirildi. 1947’de Halep’teki Basiliya Melkiti Tarikat Okulu rahibi oldu. 1963’te Halep’teki Ruhban Okulu’nda baş yöneticilik yaptı. Kudüs’teki Rum Katolik Kilisesi’nde piskoposluk görevine başlama yılı 1965’tir.

     Kapuçi, Filistin’i işgal eden İsrail’e karşı direnişçi tutumuyla tanınıyor. İşgalcilerin düzenledikleri anma, kutlama, karşılama türünden törensel hiçbir etkinliğe katılmadı. (Arap dünyasında ulusal kurtuluşçuğun simgesi haline gelen) Mısır lideri Cemal Abdulnasır’ın vefatı (28 Eylül 1970) münasebetiyle Kudüs şehrindeki bütün Hristiyan dîn adamlarından şunu talep etti: Kiliselerin gönderine matem kabilinden siyah bayrak çekilmesi ve cenazenin kaldırıldığı saatte kilise çanlarının çalınması.

     Piskopos Kapuçi, Müslüman veya Hristiyan inançlı Filistinli Araplar’ın ikamet ettiği Doğu Kudüs’e yerleşmişti. Temsil ettiği dînî makam, İsrail askerî denetiminin dışındaydı. Daha doğrusu beraberinde getirdiği eşya, gümrük veya polis kontrolüne tâbi değildi. Bu kontrol muaflığını iyi kullanan yurtsever dîn adamı, işgal altındaki Filistinli direnişçiler için para, silah ve benzeri lojistik malzeme götürebiliyordu.

     Alınan ihbarları ve duyumları değerlendiren İsrail iç istihbarat örgütü ŞABAK, Kapuçi’yi yakın takibe aldı. Bir gün Kapuçi ile yardımcısının bindiği arabanın hızla Kudüs’e doğru yol aldığı istihbaratını alan ŞABAK, durdurduğu otomobilin içinden yüklü miktarda patlayıcı madde, 4 adet kalaşnikof, çok sayıda tabanca, el bombası vs buldu.

     Sorgusu sırasında Kapuçi, silah kaçakçılığı yaptığı yolundaki ithamı reddetti. Yakalanan silah ve mühimmatın kendisinden habersizce arabaya yerleştirildiğini söyledi. Böylece sorgucuları inandırmış oldu. Sonraki günlerde Kapuçi’nin arabasının zulasında FKÖ lideri Arafat’ın başında bulunduğu El Fetih örgütünün işgal altındaki topraklardan sorumlu yetkilisi Ebû Firas’ın el yazısıyla yazılmış gizli bir notu; silahların nasıl, nerede, kimlere verileceği yolundaki yönergesi bulundu ve iddiânamede bunlar delil olarak kullanıldı.

     El altından ilk direnişin ilk illegal hücresini kurmuş ve diğer direnişçilere yardım etmişti. Bu yüzden 8 Ağustos 1974 tarihinde tutuklandı. Yargılanıp 12 yıl hapse mahkûm edildi. 1978’de serbest bırakılıp Vatikan’a gönderildi.

     Bir ara not yazmak durumundayım: Mahpusluk günlerinde sorup O’ndan öğrenebildiğim kadarıyla, savcılık iddiânamesinde, “Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yetkilileriyle işgal altındaki Filistinliler arasında gizli kuryelik yapmak ve Lübnan tarafından içerideki direnişçilere silah taşımak” suçlamasıyla tutuklanıp yargılanıyordu.

     Vatikan ve Papa’nın ağırlığını koyması nedeniyle dört yıl sonra, Kasım 1978’de serbest bırakıldı.

     Ancak İsrail, Papa’yla şöyle bir pazarlık yapmıştı: Kapuçi, Filistin’de kalmayacak ve Vatikan’da Papalık yönetiminin denetimi altında olacaktı. Sürgünde direkt olarak FKÖ’nün aktif siyasî elemanı olmayacak, siyasî demeçler vermeyecekti.

     Kapuçi, zaten öteden beri kendine diş bileyen İsrail’in kendisine her şekilde ceza vereceğini anlayınca, mahkemedeki savunmasında silah kaçırma olayını inkâr etmedi. Tam tersine, Hristiyan inancı açısından (Kurtuluş Teolojisi) zalime ve işgalciye karşı çıkmanın dînî açıdan da mübah olduğunu, bu yüzden Filistin kökenli bir yurtsever olmanın ötesinde, İsrail işgali altında inleyen mazlum Filistin halkına yardım etmenin bizzat dînin gereği olduğunu uzun uzun anlattı.

     Vatikan’da gözetim altında olmasına rağmen Filistin’den hiç kopmadı.

     İsrail ile Filistin arasında imzalanan 1993 tarihli Oslo Anlaşması çerçevesinde FKÖ’nün çeşitli kurumlarında (Ulusal Genel Kurul, Filistin Meclisi, Kongre gibi) çalıştı. Filistin halkının hemen bütün kültürel ve dayanışma etkinliklerine katıldı.

     Yurtseverliği nedeniyle 1970’lerde Mısır, Sudan, Libya, Irak ve Kuveyt’teki posta pullarına O’nun resmi konuldu.

     Adına şiirler yazıldı; yaşam serüvenini anlatan birkaç kitap yayınlandı.

     Hapiste geçirdiği yıllara ilişkin başından geçenleri, Berkis Ebu Zeyd ile Antuvan Fransis isimli iki yazara anlattı. Kitap, “Piskopos Hilariyon Kapuçi: Mahpusta Hatıralarım” ismiyle 2018’de Arapça basıldı.

     Yıl 2009’du. Gazze’ye yardım götürmek üzere Lübnan’dan hareket eden gemiye bindi, ancak İsrail hücumbotları tarafından gemiye el konuldu.

     2010 yılında Türkiye’den kalkıp kuşatılmış Gazze halkına yardım götürmeyi hedefleyen Mavi Marmara gemisine katılması da bu nedenleydi.

     Başpiskopos Kapuçi, İsrail komandolarının ateş açması sonucu katledilen ve yaralanan Mavi Marmara gemisi yolcuları için Türkiye’ye geldi; geçmiş olsun ve başsağlığı ziyaretine gitti. Kayseri’de Talas ilçesine bağlı Reşadiye mahallesindeki Furkan Doğan’ın mezarını ziyaret etti. Doğan’ın mezarı başında bir süre dûâ eden Capucci, gazetecilere yaptığı açıklamada, Furkan Doğan ile Mavi Marmara’da birlikte yolculuk yaptıklarını söyledi.

     2020 yılında, Suriye’deki bir sanat üretim merkezi, “Kudüs’ün Bekçisi Kapuçi” adıyla O’nun yaşam öyküsünü anlatan bir drama dizisi yaptı.

     Suriye demişken; Kapuçi sadece Filistin meselesiyle değil, Arap ve Ortadoğu’daki bütün meselelerle yakından ilgiliydi.

     Sözgelimi 1980’lerin başında Tahran’da tutulan Amerikalı rehinelerin salıverilmesi için İran’ın o zamanki lideri Ayetullah Humeynî’yle de görüşmüştü.

     Aynı tutumu, Suriye’deki iç savaş sırasında aldı. Suriyeli bağımsız muhalif şahsiyetlerden Heysem Menna’nın 10 Mayıs 2020 tarihli Ray El Yom gazetesindeki makalesinde şunları okuyoruz:

     “Cep telefonuma bir not iletmiş: ‘Acilen Paris’te görüşelim’. Konu: Suriye krizine çözüm. Gittim; buluştuk. Cebinden taslak halinde uzunca bir not çıkardı.

     Üçüncü herhangi bir tarafı karıştırmadan Suriye – Suriye diyalogu çerçevesinde iktidar ile muhalefetin müzakere masasına oturmasından yana bir taslak hazırlamış; benim gibi muhaliflere imzalatmak istiyor. Kendisi de imzaladıktan sonra notu Beşar Esad’a iletip O’ndan da imza isteyecekti.

     Taslakta geçen iki cümlenin farklı biçimde formüle edilmesi gereğini vurguladım. Nitekim öyle yaptı ve bir kopyasını bana verdi. O, özgürlükçü bir anlayışa sahip olduğundan ezenin değil ezilenin yanındaydı.

     Sivil hakların verilmesini istiyor; mezhepçilik, zor kullanma ve dış müdahaleye karşı çıkıyordu. Elinde Suriye’de tutuklu bulunan Filistinliler’in listesi vardı. Esad’la buluşmasında onların salıverilmesini istemişti.

     Ayrıca barışçıl gösteriler yoluyla hak elde edilmesinden yanaydı. Suriye’nin reform ve siyasetin barışçıl yöntemleri yoluyla bu krizden çıkacağına inanıyordu. Devletin halka şiddet kullanmasına karşıydı.”

     14 Mayıs 2020 tarihli Lübnan El Ahbar gazetesine bir değerlendirmede bulunan Mune Sukriye isimli kadın yazar, Kapuçi için şunları yazdı:

     “Kudüs’ün fedaî nöbetçisinin siyasî ve dînî tecrübesi, O’nun Hristiyanlık ilahiyatında öteden beri mevcut olan ‘Kurtuluş Teolojisi’ fikriyatından esinlendiğini göstermektedir.”

     Genelde kendisinden bahseden medya organlarının ortak tanımı ise şöyle idi:

     “Kapuçi, Kudüs’ün bekçisi ve yurdundan sürülen Filistinliler’in ışığında evlerine geri dönecekleri meşaledir.”

     Kapuçi, 1 Ocak 2017 tarihinde Vatikan’da hayata gözlerini yumdu.

     INDEPENDENT TÜRKÇE

     1 HAZİRAN 2020

 

473 Total Views 6 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir