Falkland (Malvin) Savaşı ve “Tanrı’nın Eli”

 

isediyani

Sediyani Seyahatnamesi, cilt 11, bölüm 24…

 

 

 

Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 24

İbrahim Sediyani

La nación también rinde homenaje a los que guardan en su cuerpo o memoria las huellas del combate.

(Ulus, savaş izlerini bedenlerinde ve hafızâlarında tutanları büyük bir övünçle onurlandırır.)

Falklan Adaları’nda Ölenler Anıtı / Buenos Aires

     2 Nisan – 20 Haziran 1982 tarihleri arasındaki Falkland Savaşı (İsp. Guerra de las Malvinas; İng. Falklands War), “Amerika” kıt’âsının en güneyinde, son 40 yıl içinde yaşanan en dehşetli ve unutulmaz sıcak savaştı.

     Arjantin ile Avrupa ülkesi Büyük Britanya Birleşik Krallığı yani İngiltere arasında yaşanan o savaşın izleri ve acı hatırâları hâlâ dahi silinebilmiş değil.

    2 Nisan 1982’de başlayan, Güney Georgia Adaları’nın işgaliyle genişleyen ve iki ay süren, 20 Haziran’da sona eren savaşta, İngiltere’nin 258, Arjantin’in 649 askeri öldü.

     Falkland Adaları (İsp. Islas Malvinas; İng. Falkland Islands), Arjantin’in güneydoğusunda, Atlas Okyanusu üzerinde, Arjantin’in güney toprakları olan Patagonya coğrafyasının Ateş Ülkesi (İsp. Tierra del Fuego) bölgesinin 395 km doğusunda bulunan takımadalar. Bu takımadalar, Doğu Falkland (İsp. Isla Soledad; İng. East Falkland) ve Batı Falkland (İsp. Isla Gran Malvina; İng. West Falkland) olarak adlandırılmış 2 büyük ada ile 776 küçük adadan oluşuyor. Toplam, 778 ada. 12 bin 173 km²’lik bri alanı kaplayan takımadalar üzerinde günümüzde 2 bin 922 kişi yaşıyor. Takımadalar İngiltere’nin işgali altında ve özerk bir yönetime sahip.

     Falkland ve Georgia Adaları, İngiltere hâkimiyetinde kalmasına rağmen, Arjantin bu takımadaların kendisine ait olduğu söyleminden vazgeçmiyor ve oraları “İngiliz işgali altında bulunan Arjantin toprakları” olarak kabul ediyor.

     Ve Arjantin, 1982’deki o yenilginin acısını hâlâ atabilmiş değil.

     Aslında Arjantin’e 480 km, İngiltere’ye ise 12.000 km uzaklıkta olan Falkland (Malvin) Adaları’nın hangi devlete ait olduğu konusundaki anlaşmazlıklar, adaların 16. yy’da keşfedilmesinden beri süregelen bir sorun. Adaları İspanyollar’ın mı İngilizler’in mi önce keşfettiği, ilk anlaşmazlıklardan biriydi. Adalar keşfedilmesinden sonra Fransız hatta Amerikan egemenliğine de geçmiştir; ancak uzun yıllar İspanya ve İngiltere arasında el değiştirmiştir.

     1592 yılında keşfedilen adaların mülkiyeti, o günden beri tartışma konusu oldu. Kısa adı VOC olan Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (Flm. Vereenigde Oostindische Compagnie)’ne bağlı Hollandalı koramiral ve “kâşif” Jan Jacobus Sebald de Weert (1567 – 1603), adalara 1600 yılında kendi ismi olan “Sebald” ismini verdi. Adalar 18. yy’a kadar bu adı taşıyordu.

     1690 yılında İngiliz denizci ve kaptan John Strong (1654 – 93), adalara ilk giren İngiliz oldu ve iki ana ada arasındaki boğaza İskoç politikacı Anthony Cary Falkland (1656 – 94)’ın adını vererek “Falkland Kanalı” yaptı. Ancak daha sonra “Falkland”, tüm takımadaların adı olarak kullanıldı.

     Fransız denizciler, 1698 – 1712 yılları arasında adaları haritaladılar. Bu harita ilk olarak 1716’da Fransa’nın Bretonya bölgesindeki Ille-et-Vilaine ilinin Saint-Malo ilçesinde yayınlandığı için, adalar “Iles Malouines” (Malouin Adaları) ismiyle işaretlenmişti.

     1764 yılında Fransız denizci, siyasetçi ve yazar Louis Antoine de Bougainville (1729 – 1811), adalarda ilk Fransız kolonisini kurdu. Bu koloni Ekim 1766’da Fransız devleti tarafından İspanya’ya satıldı. 1 Nisan 1767’de koloni resmî olarak İspanya’ya ait oldu ve İspanyollar adalara şimdiki halen Arjantin’de kullanılan ve geçerli İspanyolca ismi olan “Islas Malvinas” (Malvin Adaları) ismini verdiler.

     Aralık 1766’da Britanya Kraliyet Donanması Kaptanı John MacBride (1735 – 1800), daha sonra “Falkland” olarak bilinen Saunders Adası’na (İspanyolca adı Isla Trinidad) indi ve İngiliz iddiâlarını güvence altına almak için deniz ordusu kaptanı Anthony Hunt (1734 – 95)’un emrine küçük bir güç bıraktı. Böylece “Falkland” ismi başlangıçta tekil olarak anlaşılmıştı ve komşu bugünkü Doğu Falkland’a (Isla Soledad) değinmiyordu; çoğul “Falkland”; sadece İngilizler tarafından daha sonra kullanıldı.

    Kasım 1769’da bir İngiliz gemisi ile bir İspanyol gemisi Falkland Sound’da biraraya geldi. Birbirlerinden Falkland Adaları’nı boşaltmasını istediler, ama kimse uymadı. Bu, İngiltere ve İspanya arasındaki ilk Falkland krizine yol açtı ve bu da neredeyse iki ülke arasında çatışmaya yol açtı. Mayıs 1770’te bir İspanyol olan Buenos Aires Valisi Francisco de Paula Bucarelli y Ursúa Lasso de la Vega Villacís y Córdova (1708 – 80), İngiliz donanması tarafından 10 Haziran 1770’te konuşlanan 13 İngiliz’i teslim olmaya zorlayan 5 fırkateyn gönderdi. İngiltere ve İspanya arasında yaklaşmakta olan bir savaş, İspanya’nın yol açtığı ancak Falkland Adaları üzerindeki egemenliği saklı tuttuğu 22 Ocak 1771 tarihli gizli bir barış bildirgesiyle önlendi. 16 Eylül 1771’deki bir başka sözleşmede, iki taraf Falkland Adaları (Islas Malvinas) ile ilgili önceki haklarını karşılıklı olarak tanıdı. Bununla birlikte, sonraki yıllarda İngilizler adaları kalıcı olarak kolonileştirmek için farkedilir bir girişimde bulunmadı.

     Falkland (Malvin) Adaları’ndaki son İspanyol garnizonu, 1811 yılında Puerto Soledad (Port Louis) yerleşiminin sakinleri ile birlikte Uruguay’ın başkenti Montevideo’ya çekildi. Bundan sonra adalar pratik olarak ıssızdı ve farklı ülkelerden denizciler ve balina avcıları tarafından geçici olarak ziyaret ediliyordu. (Çoğunlukla gemileri onarmak ve tatlı su almak için)

     İlk kez Haziran 1829’da Buenos Aires yönetimi Falkland (Malvin) Adaları’na resmî olarak bir vali atadı. Yeni vali, ABD vatandaşı olup Almanya’nın Hansestadt Hamburg şehrinde doğan bir Fransız tüccar olan Luis Elias Vernet (1791 – 1871) idi. Bu şahıs, ilk kez üç yıl önce, 1826’da Arjantinli sığır üreticilerinin yardımıyla adalara gelip orada yabanî sığır avlama amacıyla kalan ve 1828’de adalar üzerinde bir yerleşim inşâ eden kişiydi.

     1833 yılında İngilizler adaları işgal ettiler ve bir daha oradan çıkartılamadılar.

     1862’de Río de la Plata Birleşik Eyaletleri ve Arjantin Konfederasyonu’nun halefi olarak kurulan yeni devlet Arjantin Cumhuriyeti, kurulduğu tarihten başlayarak İkinci Dünya Savaşı (1939 – 45)’nın başlangıcına kadar İngiltere ile iyi ilişkiler sürdürdü aslında ve bu dönemde sadece dolaylı olarak Falkland Adaları’nı talep ediyordu. 1941’de – Cihan Harbi sürerken – adalar resmî bir belgede, 1849’dan bu yana ilk kez bahse konu oldu. Bu savaş sırasında iki devlet arasındaki ilişki belirgin bir şekilde soğudu, çünkü Londra’nın baskısına rağmen Arjantin savaşta sonuna kadar neredeyse tarafsız kaldı.

     Ancak savaştan ve Birleşmiş Milletler (BM)’in kuruluşundan sonra Arjantin, 1960’ların başlarında dünyanın sömürgeleştirilmesine ilişkin tartışmada Falkland Adaları ile ilgili olarak daha aktif bir tutum almaya başladı. Bununla birlikte, Falkland Adaları’nın yaklaşık 1900 kişilik sakinleri kesinlikle Arjantin egemenliğine girmeyi reddetti.

     Falkland Adaları üzerindeki egemenlik sorunu 1964’te BM’de Sömürge Sorunları Komisyonu’nun gündemine geldi. Arjantin, adaların 12 bin km uzaklıktaki bir devlette olmasını hazmedemiyordu. Falkland Adaları’nın İngiltere tarafından sömürüldüğünü iddiâ ediyordu. Arjantinliler’e göre, Malvinas olarak bilinen adalar Arjantin’in bir parçasıydı. Adaların Güney Amerika’ya coğrafî yakınlığı vardı. Arjantin, İspanya’nın halefi olduğunu ileri sürüyordu. Dolayısıyla İngiltere adalar üzerindeki hükümranlığı Arjantin’e devretmeli, yönetimi belirli bir anlaşmaya uygun olarak sürdürmeliydi. İngiltere (Birleşik Krallık) ise adada yaşayan Büyük Britanya asıllıların isteklerine aykırı olduğundan, böyle bir düzenlemeye gidemiyordu. İngiltere 1833’ten beri adalar üzerinde “işgal ve yönetimi” sürdürdüğünü ve BM Antlaşması’nın 1. maddesine göre Falklandlılar’a “self-determinasyon” ilkesinin uygulanması gerektiğini ileri sürüyordu. Britanya’ya göre Falkland Adaları Arjantin’in yönetim ve denetimine geçerse sömürge durumu sona ermeyecek, tam tersine başlayacaktı. Sakinlerin kendi kaderini tayin hakkını vurgulayan BM Şartı’nın 73. maddesine istinaden, o zamanki BM İngiliz temsilcisi Hugh Mackintosh Foot (1907 – 90), Ağustos 1964’teki BM Genel Kurulu’ndan önce Falkland Adaları üzerindeki Arjantin iddiâlarını reddetti. Kısa bir süre sonra, Aralık 1965’te, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İngiltere ve Arjantin’in adalar üzerinde hemen müzakerelere başlaması ve soruna barışçıl bir çözüm bulması yönünde bir karar (BM’nin 2065 Sayılı Kararı) çağrısında bulundu.

     Bunlar belki de sadece görünürdeki nedenlerdi. 1960’lardan bu yana, Falkland (Malvin) Adaları’nın yanı başındaki Antarktika’da zengin petrol rezervlerinin bulunduğundan bahsedilmesi sürekli tartışma yaratıyordu. Başta İngiltere olmak üzere pekçok devlet, Antarktika’ya yakın adaları ele geçirmeye çalışmıştı. Adalara ilişkin tartışmalar bunun en bilinen örneğiydi. Her ne kadar çevre antlaşmaları nedeniyle Antarktika civarında madencilik, petrol ve gaz sondaj faaliyetleri yürütülemese de antlaşmaların yakın gelecekte gözden geçirilme ihtimali, yer kapma manevralarına sebep olmuştu.

     Talebi takiben Büyük Britanya ve Arjantin, adaların geleceği hakkında 1965 yılından itibaren müzakere etmeye başladı. Ancak 17 yıl sonra savaşın patlak vermesine kadar hiçbir anlaşmaya varılamadı.

     Bir Peronist grup, Eylül 1966’da bir Douglas DC – 4 tipi uçağı kaçırıp adaların başkenti Port Stanley’e (şimdiki ismi sadece Stanley, Arjantin haritalarındaki İspanyolca ismi Puerto Argentino) kaçırdıktan sonra Falkland Adaları’nı hemen Arjantin’e teslim olmaya zorlamak için iki İngiliz yetkiliyi rehin aldı. Görüşmeler geçici olarak kesintiye uğradı. Daha sonra İngilizler adaları daha iyi “korumak” için Port Stanley’e 45 kişilik küçük bir askerî grup yerleştirdi.

     1968 yılında Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Alun Arthur Gwynne Jones Chalfont (1919 – 2020) Falkland Adaları’nı ve hatta Arjantin’i ziyaret etti. Adaların sakinleri üzerinde bir kamuoyu araştırması yapan Chalfont, Falkland Adaları halkının İngiliz kalmak istediğini yineledi, ancak Arjantin iddiâsında ısrar etti. Böylece sorunu çözmeden (silahlı) bir çatışma çıkacağından korkuluyordu. Artan muhalefete rağmen, İngiltere Dışişleri Bakanı Robert Michael Maitland Stewart (1906 – 90) ve Arjantin Dışişleri Bakanı Nicanor Costa Méndez (1922 – 92), aynı yıl bir mutabakata vardı. Mutabakata göre, Falkland Adaları sakinlerinin “en iyi yararına” olacak şekilde, İngiltere hükûmeti tarafından henüz belirlenmemiş bir tarihte ve “ileriki bir zamanda”, İngiltere adalardaki egemenliğini Arjantin’e devredecekti.

     O gelişmeden sonra, adaların esas olarak koyun ve yüne dayanan ekonomik durumu bozulmaya başladı. İngiliz hükûmeti ve daha sonra adaların çoğuna sahip olan dokuz büyük toprak sahibi, adaların “25 yıl içinde” Arjantin’e devredileceğini beklediğinden, ne hükûmet ne de özel girişimciler Falkland Adaları’na yatırım yapmak istemediler. 1971 yılında, kesilmesi gereken haftalık Montevideo nakliye bağlantısı için sübvansiyonları keserek, İngiliz hükûmeti nihayet adalardaki havayolu ulaşımı için Arjantin ile bir havacılık anlaşmasına varmayı başardı. Sonuç olarak, devlete ait Arjantin havayolu şirketi Líneas Aéreas del Estado (LADE), anakara bağlantısını devraldı, ancak Arjantin ile Falkland (Malvin) Adaları arasındaki uçuşları bir “iç uçuş” olarak kabul etti ve yolcuları, ada sakinlerini Arjantin vatandaşı (İngiliz hükûmetinin de zımnen kabul ettiği) olarak tanımlayan özel bir Arjantin kimlik kartını kabul etmeye zorladı. Bu uygulama daha doğrusu dayatma en azından ada sakinleri için büyük bir sıkıntıydı ve hem Buenos Aires’e hem de Londra’daki hükûmete olan güvensizliklerini arttırdı. Sorunlar bununla da bitmedi. Aynı zamanda İngiliz hükûmeti adalarda yol yapmayı, Port Stanley Limanı’nı modernleştirmeyi veya adalarda modern uçaklara uygun bir havaalanı inşâ etmeyi reddetti. Arjantinliler daha sonra bu görevi savunma bütçelerinden karşıladılar ve 1972’de modern Puerto Argentino (Stanley) Havaalanı’nı inşâ ettiler.

     1975’ten sonra iki ülkenin siyasal hayatında çok önemli gelişmeler yaşandı. Arjantin’de 1976 yılında askerî darbe ile iktidarı ele geçiren askerî cunta yönetimi ülkede bir baskı rejimi kurdu. Parlamento, siyasî partiler ve sivil toplum kuruluşları kapatıldı. Bunun doğal sonucu olarak ülke ekonomik bunalıma girdi. General Jorge Rafael Videla (1925 – 2013) yönetimindeki cunta yönetimi içteki karışıklığı bertaraf etmek adına kamuoyunun dikkatini yıllardır üzerinde hak iddiâ edilen kadim soruna, Falkland (Malvin) Adaları’na çekmiştir. Ülkedeki milliyetçi duyguların zirve noktasına tırmandırılmasıyla darbenin getirdiği iç karışıklıklar unutturulmaya çalışılmıştır. İngiltere de aynı şekilde o yıllarda çok sıkıntılı bir durumdaydı. Büyük Britanya Başbakanı ve “Demir Leydi” lakabıyla anılan Margaret Hilda Thatcher (1925 – 2013), ülkesinde giderek artan enflasyon oranları ile artan ekonomik sıkıntıların iktidarına olan desteği azaltmasını iyi okumuş ve Falkland Adaları’nı büyük bir devlet meselesi ve Britanya’nın “onur mücadelesi” haline getirmiştir. Velhasıl her iki ülkede de ceberrut iktidarlar içteki muhalefeti ve huzursuzluğu dizginlemek için dikkatleri “dış tehlikelere” çekmiş, halka milliyetçilik pompalayarak iktidarını sürdürmeye çalışmış, bunun neticesinde de yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği bir savaşın adım adım temelleri atılmıştır.

     Darbe döneminin son demlerini yaşayan ve demokrasi taleplerinin gür bir sesle dile getirildiği günlerde, Arjantin’in yönetimini elinde bulunduran Leopoldo Fortunato Galtieri Castelli (1926 – 2003) cuntası, Falkland (Malvin) Adaları’nın ülkenin bir parçası olduğunu hiddetle savundu. İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ise görünürdeki nedenlerin yanısıra 1983 seçimlerini de düşünerek Falkland (Malvin) Adaları’na ilişkin söylemini sertleştirdi.

     19 Mart 1982 tarihinde Falkland Adaları yakınlarında yer alan Güney Georgia Adası’na ayak basan Arjantin kuvvetleri adayı ele geçirdi. 2 Nisan günü de savaş Falkland Adaları’na yöneldi ve Arjantin birlikleri “Rosario Operasyonu” adını verdikleri bir harekatla Falkland Adaları’na çıkmaya başladılar. Ertesi gün, 3 Nisan, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher şu açıklamayı yaptı: “Arjantin’le ilişkilerimizde gerilim son günlerde doruk noktaya ulaşmıştı. Falkland Adaları’nı işgal eden Arjantin’e, hazırlıklar tamamlanınca büyük bir askerî güç gönderilecek.”

     İngiliz halkından önemli oranda destek alan Thatcher’ın bahsettiği hazırlık, 27 bin asker ve 120 gemiydi. Büyük Britanya hükûmeti 5 Nisan günü harp filosunu bölgeye yolladı ve böylece savaş başladı. İngilizler’in bölgeye askerî gücünü göndermesiyle savaş resmen başlamış oldu.

     Arjantinliler’in takımadaları kazanmasını önlemek için Margaret Thatcher hükûmeti, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük askerî gücü seferber etti. Çatışma, Pasifik Savaşı (1937 – 45)’ndan bu yana ilk deniz savaşına da yol açtı.

     25 – 26 Nisan günlerinde Britanya birlikleri Güney Georgia Adası’nı ele geçirince, Falkland Adaları’ndaki Arjantin birlikleri komutanı teslim oldu.

     4 Mayıs günü de Arjantin’in iki “Super Etendart” savaş uçağı saat 14:00 sularında Falkland (Malvin) Adaları’na doğru yol alan İngiliz savaş gemilerine birer Exocet füzesi attılar. Bir füze hedefi vuramadı ama diğeri İngilizler’in en önemli destroyerlerinden H.M.S. Sheffield’i vurdu. Füze geminin tam ortasına isabet kaydederek gemiyi batırdı.

     Atılan ilk 4 Exocet’ten üçü hedeflerini vurmuş ve 2 İngiliz gemisi batırılmıştı. İngilizler’in kaybı her geçen gün daha da artıyordu. İngilizler, ilerleyen günlerde 4 gemi, 2 fırkateyn, 1 yük gemisi ve 1 destroyer daha kaybetti. Arjantin’i burada öne çıkartan en büyük gücü “Super Etendard” uçaklarından attığı Exocet füzeleriydi. Ancak zamanla Exocet füzeleri hedefleri vuramıyordu. İngilizler’in mağlubiyet olasılığı, Fransa’nın İngilizler’e füzelere karşı savunma konusunda teknik bilgi vermesi ve Arjantinliler’in yeni füzeler elde etmesine mani olmak için sağladığı destek sayesinde önlendi.

     İngiltere, uluslararası kamuoyundan aldığı yoğun destek sayesinde savaşın seyrini kendi lehine çevirmeyi başarmıştır. Britanya, BM ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’nda büyük diplomatik destek gördü; Arjantin’e ekonomik zorlama tedbirleri uygulandı. ABD ve Fransa’dan lojistik ve ikmal, BM ve AET’den diplomatik destek sağlayan ve NATO’dan da olağanüstü askerî destek gören İngiltere savaşı kazanmıştır.

     74 gün süren ve 20 Haziran 1982 tarihinde kesin olarak biten savaşta, İngiltere’nin 258, Arjantin’in 649 askeri ölmüştür.

     Ancak Arjantin’in savaşı kaybetmesi Arjantin için hayırlı olmuştur. Savaşın sonucu, Arjantin’deki askerî cuntanın devrilmesine ve demokratik sistemin yeniden işlerlik kazanmasına yol açtı. Falkland (Malvin) yenilgisinin ardından Videla cuntası 1983’te ülke yönetiminden çekilirken, demokrasiye geçilir geçilmez darbecilerin tamamı hapse mahkûm edildi. Arjantin, diktatörlükten demokrasiye geçti.

     Falkland Savaşı’yla istediğini elde eden İngiltere’de ise bir yıl sonraki seçimleri açık ara kazanan Thatcher, 1980’lerde etkin siyasî bir aktör hâline geldi ve “Demir Lady” lakabını aldı. Margaret Thatcher, 1983 seçimlerini kazanmasının ardından Falkland Adaları’nı ziyaret etti.

     Falkland (Malvin) Savaşı, İngiltere ile Arjantin arasındaki anlaşmazlığı çözmedi. Falkland (Malvin) ve Georgia Adaları, İngiltere hâkimiyetinde kalmasına rağmen Arjantin, tarihî söyleminden vazgeçmedi. İki ülke de adalara dair hak iddiâsını ve taleplerini dillendirmeyi bugün de sürdürüyor.

     Her iki ülke 1990’a kadar diplomatik ilişkileri kestiler. Arjantin ile İngiltere arasındaki ilişkiler, 1989 yılında iki ülke hükûmeti tarafından İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen toplantıda yayınladıkları ortak bildiri ile yeniden onarılmaya başlandı.

     Ancak iki ülke de adalar üzerindeki iddiâlarından vazgeçmediler ve vazgeçmiş de değiller. Hatta 1994 yılında Arjantin devleti, “Islas Malvinas (Falkland Adaları), Arjantin Cumhuriyeti topraklarıdır” maddesini bizzat Arjantin Anayasası’na yazdırdı.

     Birleşmiş Milletler (BM) Örgütü ise, çevredeki sularıyla birlikte üç takımadayı “tartışmalı bölgeler” olarak görmeye devam ediyor.

     Savaşın en ilginç türevi de, ideolojik terminolojiye kazandırılan teolojik “Tanrı’nın eli” (İngilizce “Hand of God”, İspanyolca “Mano de Dios”) kavramıydı.

     Savaşı kazandıktan sonra, İngiliz televizyonları adalarda yaşayan sakinlerin görüşlerini alan yayınlar yaptılar. Falkland (Malvin) Adaları’nda yaşayan İngilizler, “Savaşta bize Tanrı’nın eli yardım etti, Tanrı’nın elini yakından hissettik” diyorlardı. İngiliz televizyonları bunları iştahla yayınlayarak bütün dünyaya izlettirdiler. İngiltere’deki gazeteler de hemen her gün “Tanrı’nın eli” üzerine haberler ve yazılar yazıyorlardı.

     İngiliz medyasının bu “Tanrı’nın eli” metaforu Arjantinliler’in kanına çok dokunmuştu. Bunu asla unutmadılar.

     Ve tam 4 sene sonra, buna mükemmel bir cevap verdiler. İngilizler’in kendilerine referans yaptıkları “Tanrı’nın eli”, tam 4 sene sonra tokat olup İngilizler’in suratına çarpıyordu.

     1986 FIFA Dünya Futbol Şampiyonası…

     Savaştan dört yıl sonra, Meksika’da düzenlenen 1986 Dünya Kupası’nda turnuvanın iki güçlü ve favori takımı olan Arjantin ile İngiltere futbol takımları, çeyrekfinalde karşı karşıya gelirler. Arjantin, maçı efsane oyuncusu Diego Armando Maradona (1960 – halen hayatta)’nın attığı iki golle 2 – 1 kazanır. Arjantin yarıfinale çıkarken, İngiltere kupadan elenir.

     Maçtan sonra Maradona’nın her iki golü de bütün dünya tarafından hayretle izlendi. Birinci gol elle atıldığı için, ikinci gol de ustaca olduğu için.

     Maradona ilk golü elle atmıştı. Ama hakem farketmemiş, kafayla attığını zannedip golü vermişti. Maradona’nın ikinci golü ise ustalık işiydi. Tam 7 kişiyi tek başına çalımlayıp, 7 İngiliz oyuncuyu tespih tanesi gibi dizip en sonunda kaleciyi de çalımlayarak yıllarca unutulmayacak muhteşem bir gol atmıştı.

     Ancak maçtan sonra Maradona’nın kameralar karşısında yaptığı açıklamada söylediği söz, gollerden daha fazla konuşuldu. 4 yıldır İngilizler’in kullandığı metafora tokat gibi bir cevap vermiş, “ilahî adalet” yerini bulmuştu.

     Maçtan sonra kendisine mikrofon uzatan televizyonlar, O’nun elle attığı ilk golü sormuştu.

     Maradona şu tarihî cevabı verdi: “O el benim elim değildi. Tanrı’nın eliydi.”

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 11

Falkland Adaları’nda Ölenler Anıtı

Buenos Aires, 22 Nisan 2019

 

395 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir