Kadın Peygamberler – 39

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Kutsal kitap İncil, garip bir biçimde, Hz. Meryem (as), Hz. Yahya (as) ve Hz. İsa (as)’nın hayatını anlatırken, İsa’nın 12 yaşında birden 30 yaşına fırladığı için, yani 18 yıllık uzun ve insan hayatı için en önemli sayılacak yılları anlatmadan geçtiği için, biz de 18 yıl ileriye atlayarak konuyu anlatmaya devam edeceğiz, mecburen. Zirâ o “verilmeyen”, “belirtilmeyen”, “anlatılmayan”, hatta belki de “gizlenmek istenen” yıllar ile ilgili tek cümlelik bir bilgi dahi yok.

     Yıl, M. S. 26.

     İsa 30, Yahya 31, Meryem ise 44 yaşında.

    Roma İmparatoru Sezar Tivérios Ioúlios Kaísaras Klaúdios Nero Divi Augusti filius Augustos (M. Ö. 42 – M. S. 37)’un egemenliğinin onbeşinci yılıydı. İsrail’de Tivérios Póntios Pilátos (? – M. S. 36) valilik yapıyordu. Celile’yi Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesini Hirodes’in kardeşi Filipus, Avilini’yi ise Lisanias yönetiyordu. Hanan ile Kayafa da başkâhinlik yapıyorlardı. (2652)

     Günlerden bir gün, Hz. Zekeriya (as)’nın oğlu, Meryem’in teyzesioğlu Yahya çöldeyken, Tanrı çölde O’na seslendi. (2653) O da Yahudiye Çölü’nden çıkıp halka şöyle seslendi: “Tövbe edin! Göklerin Egemenliği yaklaşmıştır.” (2654) İnsanları, günâhlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırıyordu. (2655) Bu çağrıyı yapmak için, Şeriâ Nehri’nin çevresindeki bütün bölgeyi dolaştı. (2656)

     Yahya’nın deve tüyünden giysisi, belinde deri kuşağı vardı. Yiyeceği ise, çekirge ve yaban balıydı. (2657)

     Bütün İsrail halkı, Kudüs (Yeruşalayim) halkı ve Şeriâ yöresinin halkı O’na geliyor, günâhlarını itiraf ediyor, Yahya tarafından Şeriâ Nehri’nde vaftiz ediliyordu. (2658) Yahya onlara şu haberi verdi: “Benden sonra benden daha güçlü olan geliyor. Eğilip O’nun çarıklarının bağını çözmeye bile layık değilim. Ben sizi suyla vaftiz ettim, ama O sizi Kutsal Rûh’la vaftiz edecektir.” (2659)

     Ne var ki, birçok Ferisî’yle Sadukî’nin de vaftiz olmak için kendisine geldiğini gören Yahya onlara şöyle seslendi: “Ey engerekler soyu! Gelecek gazaptan kaçmak için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin. Kendi kendinize, ‘Biz İbrahim’in soyundanız’ diye düşünmeyin. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahim’e şu taşlardan da çocuk yaratabilir. Balta ağaçların köküne dayanmış bile. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. Ben O’nun çarıklarını çıkarmaya bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek. Yabası elindedir. Harman yerini temizleyecek, buğdayını toplayıp ambara yığacak, samanı ise sönmeyen ateşte yakacak.” (2660) Halk O’na, “Öyleyse biz ne yapalım?” diye sordu. Yahya onlara, “İki mintanı olan birini mintanı olmayana versin; yiyeceği olan yiyeceği olmayanla paylaşsın” yanıtını verdi. (2661)

     Bazı vergi görevlileri de vaftiz olmaya gelerek, “Öğretmenimiz, biz ne yapalım?” dediler. Yahya, “Size buyrulandan çok vergi almayın” dedi. Bazı askerler de, “Ya biz ne yapalım?” diye sordular. O da, “Kaba kuvvetle ya da yalan suçlamalarla kimseden para koparmayın” dedi, “Ücretinizle yetinin.” (2662)

     İncil’in diğer kitaplarında söylediğine göre, bu askerlerin çoğu Yahya’nın takipçileri oldu. Yahya’nın takipçilerinden bazıları ölümünden sonra Nasıralı İsa’ya katıldı. (2663)

     Yahya daha sonra kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi. (2664) Halk umut içinde bekliyordu. Yahya’yla ilgili olarak herkesin aklında, “Acaba Mesih bu mu?” sorusu vardı. (2665) Yahya yüksek sesle şöyle dedi: “‘Benden sonra gelen benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ diye sözünü ettiğim kişi budur.” Yahudî yetkililer Yahya’ya, “Sen kimsin?” diye sormak üzere Kudüs’ten kâhinlerle Levililer’i gönderdikleri zaman, Yahya açıkça “Ben Mesih değilim” diye konuştu. Onlar da kendisine, “Öyleyse sen kimsin? İlyas mısın?” diye sordular. O da, “Değilim” dedi. “Sen beklediğimiz peygamber misin?” sorusuna “Hayır” yanıtını verdi. Bu kez “Kim olduğunu söyle de bizi gönderenlere bir yanıt verelim” dediler, “Kendin için ne diyorsun?” Yahya, “Peygamber Yeşaya’nın dediği gibi, ‘Rabb’in yolunu düzleyin’ diye çölde haykıranın sesiyim ben” dedi. Yahya’ya gönderilen bazı Ferisîler O’na, “Sen Mesih, İlyas ya da beklediğimiz peygamber değilsen, niye vaftiz ediyorsun?” diye sordular. Yahya onlara şöyle yanıt verdi: “Ben suyla vaftiz ediyorum, ama aranızda tanımadığınız biri duruyor. Benden sonra gelen O’dur. Ben O’nun çarığının bağını çözmeye bile layık değilim.” (2666)

     Bir gün sonra, İsa da vaftiz olmak için oraya, Yahya’nın yanına gitti. Celile’den Şeriâ Irmağı’na, Yahya’nın yanına gelen İsa, Yahya tarafından heyecanla karşılandı. (2667) Yahya, İsa’ya “Benim senin tarafından vaftiz edilmem gerekirken sen mi bana geliyorsun?” diyerek O’na engel olmak istedi. İsa O’na şu karşılığı verdi: “Şimdilik buna razı ol! Çünkü doğru olan herşeyi bu şekilde yerine getirmemiz gerekir.” O zaman Yahya O’nun dediğine razı oldu. (2668)

     “Kanonik” (sahih) olmayan “apokrif” (yarı sahih) İncil’lere göre, Yahya tarafından vaftiz edilme fikri, İsa’nın annesi Meryem ve İsa’nın kardeşlerinden geldi. Buna rıza göstermeyen İsa bunu isteksizce kabul etti. (2669) Ancak Hristiyanlar bu anlatımı doğru kabul etmemektedirler.

     Yahya orada İsa’yı vaftiz etti. İsa vaftiz olur olmaz sudan çıktı. (2670) Bütün bunlar Şeriâ Nehri’nin ötesinde bulunan Beytanya (Bethabara)’da yaşandı. (2671)

     İncil’de Beytanya (Bethabara) denilerek behsedilen bu yerin, bugünkü Ürdün topraklarının batısında, Ürdün – İsrail sınırında bulunan El- Meğtes adlı bölge olduğuna inanılıyor. (2672) Burası İsa’nın Yahya tarafından vaftiz edildiği yerdir. Zaten bölgenin ismi olan “El- Meğtes” (المغطس) de Arapça’da “Vaftiz” demektir. (2673) Burası Bizans döneminden beri kutsal kabul edilmektedir ve günümüzde “UNESCO Dünya Mirası” alanıdır. (2674)

     İncil’de anlatılan vaftiz olayı, yani Yahya’nın İsa’yı vaftiz etmesi, pekçok tarihçi ve araştırmacı tarafından yaşanmış, gerçek bir tarihsel hadise olarak görülmektedir. (2675) Hz. İsa’dan sadece bir kuşak sonra yaşamış ve üstelik kendisi de Kudüslü olan ünlü Yahudî müfessir ve tarihçi Titus Flavius Josephus ya da gerçek adıyla Yosef ben Matityahu ha Kohen (37 – 100), takriben 93 – 94 yıllarında Latince olarak kaleme aldığı 20 ciltlik meşhur “Antiquitates Iudaicae” (Yahudîler’in Antik Tarihi) adlı eserinde, Yahya’nın vaftiz yapmasını ve O’nun Perea’daki ölümünü yazmıştır. (2676)

     İsa peygamberlik vazifesine başladığı zaman 30 yaşındaydı. (2677)

     İsa’nın peygamberliği, Kur’ân-ı Kerîm ile de sabittir (2678) ve İslam’da İsa “en büyük 5 peygamber” (Hz. Nûh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed) olan “Ulu’l- Âzm” arasında görülür. (2679)

     Kur’ân-ı Kerîm’in tam 15 sûresinde ve 93 âyetinde İsa’dan bahsedilmektedir. (2680) Ağırlıklı olarak “Âl-i İmran”, “Maide” ve “Meryem” sûrelerinde doğumunun müjdelenmesi, dünyaya gelişi, tebliği, mucizeleri, dünyevî hayatının sonu ve Allah katına yükseltilişiyle ilgili olarak bilgi verilmektedir. (2681)

     Kur’ân’da hem “İsa”, hem “İbn-i Meryem” (Meryem’in Oğlu), hem de “Mesih” (Kurtarıcı) olarak adlandırıldığı gibi başka isimlerle de anılmakta, ayrıca kendisine çok sayıda ünvan verilmekte, 25 defa “İsa”, 16’sı “İsa ibn-i Meryem” biçiminde olmak üzere 23 defa “İbn-i Meryem” şeklinde geçmektedir. “Mesih” kelimesi ya tek başına (2682) veya “Mesih ibn-i Meryem” (2683) ya da “Mesih İsa bin Meryem” (2684) şeklinde 11 yerde geçmektedir. Hz. İsa’ya Kur’ân’da verilen diğer isim ve ünvanları şu şekilde sıralamak mümkündür: “Mûeyyed” (2685), “Rûhullah” (2686), “Kelime” (2687), “Wecih” (2688), “Salih” (2689), “Resûl” (2690), “Mûbeşşir” (2691), “Mûnebbi” (2692), “Musaddıq” (2693), “Âyet” (2694), “Merfû” (2695), “Temizlenmiş” (2696), “Göz aydınlığı” (2697), “Kul” (2698), “Nebî” (2699), “Mübarek” (2700), “İlim” veya “Âlem” (2701), “Rahmet” (2702).

     Yahya’nın peygamberliği de İslam’da Kur’ân-ı Kerîm ile sabittir. (2703) Yahya ayrıca Sabiîlik (Mandeizm)’te ve Bahaîlik dîninde de önemli bir figürdür ve peygamber olarak görülür. (2704)

     Bazı bilginler, Yahya’nın, Yahudîler’i kurtaracak bir mesih bekleyen yarı asketik (çileci) bir Yahudî mezhebi olan Essenîlik’e bağlı, ritüel vaftiz uygulayan bir adam olduğunu iddiâ ediyorlar. (2705)

     İsa’nın peygamberlik yaptığı bölge Celile, Kudüs ve Yahudiye idi. İsa’nın Celile’deki faaliyetleri bir dizi mucizeyi ve öğretiyi içerir. Yahya’nın peygamberlik yaptığı bölge ise Ürdün Nehri kıyısı ve Ürdün topraklarıdır. Perea ve Samarya gibi yakın bölgelerde faaliyet yürüttü. İsa’nın peygamberliği Roma Yahudiyesi ve Ürdün’ün kırsalında, Yahya’nın peygamberliği ise Ürdün Nehri yakınında başlar ve İsa’nın öğrencileriyle birlikte Kudüs’te yediği Son Akşam Yemeği ile birlikte sona erer. (2706) İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923)’ye göre, Yahya’nın peygamber olarak gönderildiği bölge, bugünkü Suriye’nin başkenti Şam (Dîmeşk) ve çevresidir. (2707)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Konuya devam edelim…

      Peygamberlik görevinin başlamasından bir gün sonra, Yahya öğrencilerinden ikisiyle oturmuş sohbet ediyordu. O sırada oradan İsa geçti. Yahya, oradan geçen İsa’ya bakarak, “İşte Tanrı kuzusu!” dedi. O’nun söylediklerini duyan iki öğrenci İsa’nın ardından gitti. İsa arkasına dönüp ardından geldiklerini görünce, “Ne arıyorsunuz?” diye sordu. Onlar da, “Rabbî, nerede oturuyorsun?” dediler. “Rabbî”, “Öğretmenim” anlamına gelir. İsa, “Gelin, görün” dedi. Gidip O’nun nerede oturduğunu gördüler ve o gün O’nunla kaldılar. Saat 16:00 sularıydı. Yahya’yı işitip İsa’nın ardından giden iki kişiden biri Simun Petrus’un kardeşi Andreas’tı. Andreas önce kendi kardeşi Simun’u bularak O’na, “Biz Mesih’i bulduk” dedi. Andreas kardeşini İsa’ya götürdü. İsa O’na baktı, “Sen Yuhanna’nın oğlu Simun’sun. Kefas diye çağrılacaksın” dedi. “Kefas”, “Kaya” anlamına gelir. (2708)

     Ertesi gün İsa, Celile’ye gitmeye karar verdi. Filipus’u bulup O’na, “Ardımdan gel” dedi. Filipus da Andreas ile Petrus’un kenti olan Beytsayda’dandı. Filipus, Natanel’i bularak O’na, “Musa’nın ‘Kutsal Yasa’da hakkında yazdığı, peygamberlerin de sözünü ettiği kişiyi, Yusuf oğlu Nasıralı İsa’yı bulduk” dedi. Natanel Filipus’a, “Nasıra’dan iyi birşey çıkabilir mi?” diye sordu. Filipus, “Gel de gör” dedi. İsa, Natanel’in kendisine doğru geldiğini görünce O’nun için, “İşte, içinde hile olmayan gerçek bir İsrailli!” dedi. Natanel, “Beni nereden tanıyorsun?” diye sordu. İsa, “Filipus çağırmadan önce seni incir ağacının altında gördüm” yanıtını verdi. Natanel böylece İsa’nın peygamber olduğuna inandı. İsa O’na dedi ki, “Seni incir ağacının altında gördüğümü söylediğim için mi inanıyorsun? Bunlardan daha büyük şeyler göreceksin.” Sonra da, “Size doğrusunu söyleyeyim, göğün açıldığını, Tanrı meleklerinin insanoğlu üzerinde yükselip indiklerini göreceksiniz” dedi. (2709)

     Üçüncü gün Celile’nin Kana köyünde bir düğün vardı. İsa’nın annesi Meryem de oradaydı. İsa’yla öğrencileri de düğüne çağrılmışlardı. (2710)

     İsa ilk mucizesini Kana köyündeki düğünde gösterir. Şarap tükenince, Meryem, oğlu İsa’ya, “Şarapları kalmadı” dedi. İsa, “Kadın, benden ne istiyorsun? Benim saatim daha gelmedi” dedi. Annesi hizmet edenlere, “Size ne derse onu yapın” dedi. Yahudîler’in geleneksel temizliği için oraya konmuş, her biri 80 litre – 120 litre arası alan 6 tane taş küp vardı. İsa hizmet edenlere, “Küpleri suyla doldurun” dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular. Sonra hizmet edenlere, “Şimdi biraz alıp şölen başkanına götürün” dedi. Onlar da götürdüler. Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı. Bunun nereden geldiğini bilmiyordu, oysa suyu küpten alan hizmetkârlar biliyorlardı. Şölen başkanı güveyi çağırıp, “Herkes önce iyi şarabı, çok içildikten sonra da kötüsünü sunar” dedi, “Ama sen iyi şarabı şimdiye dek saklamışsın.” İsa bu ilk doğaüstü belirtisini Celile’nin Kana köyünde gerçekleştirdi ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de O’na imân ettiler. (2711)

     Yukarıda anlattığımız hadise, yani Celile’nin Kana köyündeki düğün ve İsa’nın ilk mucizesini göstermesi, aynı zamanda kanonik (sahih) İncil’lerde İsa’nın bir yetişkin olarak annesi Meryem’le tek konuşmasıdır. Büyüdükten sonra İsa’nın, annesi Meryem’le arasındaki bir diyaloğunu / sohbetini aktaran tek metin budur. İncil’in Meryem’den bir dahaki bahsedişi, İsa’nın çarmıha geril(diği zannedil)mesi ânıdır. Asıl ilginç olan ise, İsa burada annesine “Anne” diyerek değil, “Kadın” diyerek hitap etmektedir. Bu duruma şaşıran dîn bilginleri ve Hristiyan ilahiyatçılar, buna birtakım açıklamalar getirmişlerdir. O dönemde ve o toplumda bir insanın annesine “Anne” değil de “Kadın” diyerek hitap etmesi saygısızlık değildi, hatta kişinin kendi annesini yüceltmesi anlamı taşırdı. (2712) Kutsal Kitap’ın bazı çevirileri bunu öyle demediği halde “Anne” diye verirken, bazıları da “Sevgili Kadın” diye tercüme eder. (2713)

     Bundan sonra Meryem, Meryem’in oğlu İsa, İsa’nın kardeşleri ve öğrencileri Kefarnahum’a gidip orada birkaç gün kaldılar. (2714)

     İncil, İsa’nın bundan sonra 40 gün ve 40 gece boyunca oruç tutmak için Yahudîye Çölü’ne çekildiğini ve orada Şeytan’ın kendisine musallat olduğunu aktarır. Şeriâ Nehri’nden dönen İsa, “Tanrı tarafından imtihan edilmek üzere” Yahudîye Çölü’ne sürüklenir. İsa burada 40 gün – 40 gece oruç tutar. Bu süre zarfında kendisine Şeytan musallat olur ve aralarında ilginç diyaloglar geçer. (2715)

     İsa çölde kaldığı 40 gün boyunca yabanî hayvanlar arasındaydı. (2716)

     O günlerde hiçbir şey yemedi. Dolayısıyla 40 gün oruç tuttuktan sonra acıktı. Bunun üzerine Şeytan (İblis), yanına yaklaşarak, “Tanrı’nın peygamberiysen, söyle şu taşlar ekmek olsun” dedi. İsa O’na şu karşılığı verdi: “‘İnsan yalnız ekmekle yaşamaz, Tanrı’nın ağzından çıkan her sözle yaşar’ diye yazılmıştır.” Sonra Şeytan İsa’yı yükseklere çıkararak bir anda O’na dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. Şeytan, İsa’ya, “Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim” dedi, “Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm. Bana taparsan, hepsi senin olacak.” İsa O’na şu karşılığı verdi: “Ben yalnızca Tanrı’ya taparım.” Sonra Şeytan İsa’yı kutsal Kudüs (Yeruşalayim) kentine götürüp tapınağın tepesine çıkardı. “Tanrı’nın peygamberiysen, kendini buradan aşağı at” dedi, “Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Tanrı, seni korumaları için meleklerine buyruk verecek. Ayağın bir taşa çarpmasın diye seni elleri üzerinde taşıyacaklar.’” İsa, Şeytan’a şu karşılığı verdi: “Tanrı’yı ve peygamberini denemeyeceksin.” Bunun üzerine Şeytan İsa’yı bırakıp gitti. Melekler gelip İsa’ya hizmet ettiler. (2717)

     İsa, “Kutsal Rûh’un gücüyle” donanmış olarak Celile’ye döndü. Haber bütün bölgeye yayıldı. Oranın havralarında öğretiyor, herkes tarafından övülüyordu. (2718)

     İncil’de anlatılan bu “doğaüstü” olay, Hristiyan dünyasında dînî çevreler ile bilimsel aklı karşı karşıya getirmiştir. Ve dînî çevreler ile bilimsel aklın karşı karşıya geldiği her durumda, gerek Hristiyan dünyasında olsun gerekse Yahudî ve Müslüman dünyasında, bu cedelleşme “doğal” olarak hep aynı şekilde olur: Bilimsel çevreler hiçbir zaman dînî metinleri kendilerine dayanak yaparak bilimsel olguları savunmaya kalkmazlar, fakat dînsel çevreler hep bilimsel metinleri kendilerine dayanak yapmaya çalışarak dînî olguları savunmaya kalkarlar. Bilim, haklı çıkmak için kendisine dînden referans bulmaya çalışmaz; ama dîn, haklı çıkmak için kendisine bilimden referans bulmaya çalışır. “Bunda elbette akıl sahipleri için sayısız ibretler vardır.”

     İncil’den aktardığımız yukarıdaki anlatımın, yaşanmış gerçek bir hadise mi yoksa bir mit veya edebî benzetme mi olduğu konusunda Hristiyan dünyasında çokça tartışma yapılmıştır. (2719) Pekçok dînbilgini ve tarihçi, “dünyanın hiçbir yerinde tüm dünya ülkelerini görebilecek kadar yüksek bir dağ olmadığını” söyleyerek, bunların ya mecazî bir anlatım ya da İsa’nın çölde gördüğü rüyâ olduğunu ileri sürmüşlerdir. (2720) Fakat Katolik Kilisesi, olayın gerçek olduğuna inanmaktadır. (2721)

     Birçok tarihçi ve araştırmacı, İncil’de bahsedilen olayın geçtiği yerin, Kudüs ile Eriha arasında bulunan ve vahşî bir doğaya sahip Quarantania Dağı (Cebel’el- Qarantal) olduğunu inanıyorlar. (2722) İncil’de çöl anlatısının, Hz. Musa (as)’nın çölde 40 gün kalması olayına bir âtıf olduğunu söyleyen araştırmacıların sayısı da az değil. (2723)

     İsa çöldeyken, yerleşim yerinde önemli bir gelişme yaşanır. Yahya tutuklanır ve hapse atılır. Bunu öğrenen İsa kente geri döner.

     Yahya başka birçok konuda halka çağrıda bulunuyor, “Müjde”yi duyuruyordu. (2724) İsa’nın Şeriâtı’nda yasaklanan fiillerden biri de, bir insanın kendi yengesiyle evlenmesiydi. Büyük Hirodes Agrippa veya I. Hirodes Agrippa olarak da anılan İsrail Kralı Marcus İulius Agrippa (M. Ö. 10 – M. S. 44), kardeşinin karısı Hirodiya’yla evlenmek istiyordu. Hirodiya da buna razıydı, ikisi de birbirlerini istiyorlardı. Üstelik Hirodes o sırada evlidir ve Nabat Kralı IV. Aretas’ın kızı olan hânımını boşayarak gidip kendi öz yengesiyle evlenmek istemektedir. Yahya da bunun Şeriât’ta yasaklandığını ve nikâhın imkânsız olduğunu bildirdi. Bunun üzerine İsrail Kralı Hirodes Agrippa, kardeşinin karısı Hirodiya’yla ilgili olayı ve kendi yapmış olduğu bütün kötülükleri yüzüne vuran Yahya’yı hapse attırarak kötülüklerine bir yenisini ekledi. (2725)

     Bu duruma içerleyen Hirodiya, kaynı (aynı zamanda âşığı) Hirodes’i kışkırtarak, Yahya’nın öldürülmesini istedi. Hirodes Yahya’yı öldürtmek istemiş, ama halktan korkmuştu. Çünkü halk Yahya’yı peygamber sayıyordu. (2726)

     İsa, Yahya’nın tutuklandığını duyunca Celile’ye döndü. (2727) Sonra Nasıra’dan ayrılarak Zevulun ve Naftali yöresinde, Celile Gölü kıyısında bulunan Kefarnahum’a yerleşti. (2728) O günden sonra İsa şu çağrıda bulunmaya başladı: “Tövbe edin, Müjde’ye inanın! Çünkü zaman doldu, Göklerin Egemenliği yaklaştı.” (2729)

     Yahya hapse atıldıktan sonra İsa tek başına kaldı. Ama halka dîni tebliğ etmeye devam ediyordu.

     Tam burada bir dipnot düşelim; ama aşağıya değil, yazının içine: İncil’deki anlatıma bakılacak olursa, insanların İsa’yı “Tanrı’nın oğlu” olarak gördükleri ve bu şekilde hitap ettikleri görülür. İsa da bunu reddetmez ve kendisini “Tanrı’nın oğlu” olduğunu kabul eder, hatta bizzat kendisi bu iddiâdadır. Fakat bu Tevhîd’e aykırıdır ve İslam inancına terstir. İncil’in aksine Kur’ân, İsa’nın asla böyle bir iddiâ içinde olduğunu söylemez. Bilakis Kur’ân’a göre, İsa’nın tebliği ve halkına yaptığı dâvet şu şekildedir:

     “Allah, onu İsrailoğulları’na bir peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): ‘Şüphesiz ben size Rabb’inizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde birşey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’mînler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim ve Rabb’iniz tarafından size bir mucize de getirdim. Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah, benim de Rabb’im, sizin de Rabb’inizdir. Öyleyse O’na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.’

     İsa, onların inkârlarını sezince, ‘Allah yolunda yardımcılarım kim?’ dedi. Havariler, ‘Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a imân ettik. Şahîd ol, biz Müslümanlar’ız’ dediler, ‘Rabb’imiz! Senin indirdiğine imân ettik ve Peygamber’e uyduk. Artık bizi (hakikate) şahîdlik edenlerle beraber yaz.’ (2730)

     “Andolsun, ‘Allah, Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: ‘Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.’

     Andolsun, ‘Allah, üçün üçüncüsüdür’ diyenler kâfir oldu. Halbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer dediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan inkâr edenlere elbette elem dolu bir azap dokunacaktır. Hâlâ mı Allah’a tevbe etmezler ve O’ndan bağışlanma istemezler? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

     Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi (Nasıl ilâh olabilirler?). Bak, onlara âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Sonra bak ki, nasıl da (haktan) çevriliyorlar.

     (Ey Muhammed!) De ki: ‘Allah’ı bırakıp da sizin için ne bir zarara ne de bir yarara gücü yeten şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.’

     De ki: ‘Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dîninizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın.’

     İsrailoğulları’ndan inkâr edenler, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlendi. Bu, onların isyan etmeleri ve hadlerini aşıyor olmalarından ötürüydü. İşledikleri herhangi bir kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yapmakta oldukları ne kötüydü!” (2731)

     “Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: ‘Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, ‘Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin’ dedin?’ İsa da şöyle diyecek: ‘Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan birşeyi söylemem, benim için sözkonusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette Sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca Sen gaybları hakkıyla bilensin. Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: ‘Benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kulluk edin.’ Aralarında bulunduğum sürece onlara şahîd (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen herşeye hakkıyla şahîdsin. Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki Sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.’

     Allah, şöyle diyecek: ‘Bugün doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür. Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük başarıdır. Göklerin, yerin ve bunlardaki herşeyin hükümranlığı yalnızca Allah’ındır. O herşeye hakkıyla gücü yetendir.’ (2732)

     “İsa apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: ‘Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah benim de Rabb’im, sizin de Rabb’inizdir. O halde O’na kulluk edin, işte bu doğru yoldur.’ Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azabından vay o zûlmedenlerin hâline!” (2733)

     Yahya hapse atılmış, İsa tek başına kalmıştı. Ama İsa peygamberlik vazifesini sürdürüyor, halka dîni tebliğ etmeye devam ediyordu.

     Bundan sonrasında her 4 İncil, İsa’nın peygamberlik vazifesi boyunca halka yaptığı konuşmaları, öğütleri, gerçekleştirdiği mucizeleri oldukça geniş ve ayrıntılı biçimde anlatır.

     İsa bütün tebliğini sözlü olarak yapmakta, insanlarla sadece konuşmaktadır. Önünde veya elinde yazılı hiçbir metin yoktur. (2734)

     İsa’nın mucizeleri ile ilgili kutsal kitaplarda anlatılanlar, hakikaten insan akıl ve hafsalasının alamayacağı şeyler. Ancak ister Hristiyan olun ister Müslüman, aşağıda aktaracağımız ve hayretler içinde kalarak okuyacağınız tüm hadiselere inanmanız gerekiyor. Elbette isteyen istediği şeye inanır, herkesin aklı var ve herkes özgürdür. Ancak şunu bilmekte fayda var ki, aşağıda anekdotlar halinde anlatacağımız bütün bu olayların gerçek olduğuna, bunların gerçekten yaşandığına inanmanız, sadece Hristiyanlık’ın değil, İslamiyet’in de sizden beklediği bir inançtır.

     Bunların tamamını yorum yapmadan, kısa paragraflarla ve birkaç cümleyle aktaralım. İşte Yahya hapse girdikten sonra İsa’nın yaptığı faaliyetler, yaşanan olaylar ve İsa’nın mucizeleri…

     İsa, büyüdüğü Nasırâ kentine geldiğinde her zamanki gibi Şabat günü havraya gitti. “Kutsal Yazılar”ı okumak üzere ayağa kalkınca O’na “Peygamber Yeşaya’nın Kitabı” verildi. Kitabı açarak şu sözlerin yazılı olduğu yeri buldu: “Rabb’in Rûhu üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara Müjde’yi iletmek için meshetti. Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak ve Rabb’in lütûf yılını ilan etmek için beni gönderdi.” Sonra kitabı kapattı, görevliye geri verip oturdu. Havradakilerin hepsi dikkatle O’na bakıyordu. İsa, “Dinlediğiniz bu yazı bugün yerine gelmiştir” diye konuşmaya başladı. Herkes İsa’yı övüyor, ağzından çıkan lütûfkâr sözlere hayran kalıyordu, “Yusuf’un oğlu değil mi bu?” diyorlardı. İsa onlara şöyle dedi: “Kuşkusuz bana şu deyimi hatırlatacaksınız: ‘Ey hekim, önce kendini iyileştir! Kefarnahum’da yaptıklarını duyduk. Aynısını burada, kendi memleketinde de yap.’” Sonra, “Size doğrusunu söyleyeyim” diye devam etti İsa, “Hiçbir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. Yine size gerçeği söyleyeyim, gökyüzünün 3 yıl 6 ay kapalı kaldığı, bütün ülkede korkunç bir kıtlığın baş gösterdiği İlyas zamanında İsrail’de çok sayıda dul kadın vardı. İlyas bunlardan hiçbirine gönderilmedi; yalnız Sayda bölgesinin Sarefat kentinde bulunan dul bir kadına gönderildi. Peygamber Elişa’nın zamanında İsrail’de çok sayıda cüzzamlı vardı. Bunlardan hiçbiri iyileştirilmedi; yalnız Suriyeli Naaman iyileştirildi.” Havradakiler bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular. Ayağa kalkıp İsa’yı kentin dışına kovdular. O’nu uçurumdan aşağı atmak için kentin kurulduğu tepenin yamacına götürdüler. Ama İsa onların arasından geçerek oradan uzaklaştı. (2735)

     İsa, Celile Gölü’nün kıyısında yürürken Petrus diye de anılan Simon’la kardeşi Andreas’ı gördü. Balıkçı olan bu iki kardeş göle ağ atıyorlardı. Onlara “Ardımdan gelin” dedi, “Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım.” Onlar da hemen ağlarını bırakıp O’nun ardından gittiler. İsa daha ileri gidince başka iki kardeşi, Zebedi’nin oğulları Yakub’la Yuhanna’yı gördü. Babaları Zebedi’yle birlikte teknede ağlarını onarıyorlardı. Onları da çağırdı. Hemen tekneyi ve babalarını bırakıp İsa’nın ardından gittiler. (2736)

     İsa, Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Buralardaki havralarda öğretiyor, “Göksel egemenliğin Müjdesi”ni duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu. Ünü bütün Suriye’ye yayılmıştı. Türlü hastalıklara yakalanmış bütün hastaları, acı çekenleri, cinlileri, saralıları, felçlileri O’na getirdiler; hepsini iyileştirdi. Celile, Dekapolis, Yeruşalayim, Yahudiye ve Şeriâ Irmağı’nın karşı yakasından gelen büyük kalabalıklar O’nun ardından gidiyordu. (2737)

     İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi. Orada İsa uzun bir konuşma yaptı ve helâl ile haramları bildirdi. İsa bu çok uzun konuşmasını bitirince, halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı. Çünkü onlara kendi dîn bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu. (2738)

     İsa dağdan inince büyük bir kalabalık O’nun ardından gitti. Bu sırada cüzzamlı bir adam yaklaşıp, “Efendim, istersen beni temiz kılabilirsin” diyerek O’nun ayaklarına kapandı. İsa’nın yüreği sızladı, elini uzatıp adama dokundu, “İsterim, temiz ol!” dedi. Adam anında cüzzamdan kurtulup tertemiz oldu. Sonra İsa adama, “Sakın kimseye birşey söyleme!” dedi. “Git, kâhine görün ve cüzzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musa’nın buyurduğu sunuyu sun.” Ne var ki adam çıkıp gitti, olayla ilgili haberi her tarafa yayıp duyurmaya başladı. Öyle ki, İsa artık hiçbir kente açıkça giremez oldu. Ancak dışarıda, ıssız yerlerde kalıyordu. Ve halk her yerden O’na akın ediyordu. (2739)

     İsa, kendisini dinleyen halka bütün bu sözleri söyledikten sonra Kefarnahum’a gitti. İsa Kefarnahum’a varınca bir yüzbaşı O’na gelip, “Efendim” diye yalvardı, “Uşağım felç oldu, evde yatıyor; korkunç acı çekiyor.” İsa, “Gelip onu iyileştireceğim” dedi. Ama yüzbaşı, “Efendim, evime girmene layık değilim” dedi, “Yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. Ben de buyruk altında bir adamım, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine ‘Git’ derim, gider; ötekine ‘Gel’ derim, gelir; köleme ‘Şunu yap’ derim, yapar.” İsa duyduğu bu sözlere hayran kaldı. Ardından gelenlere, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Ben İsrail’de böyle imânı olan birini görmedim. Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakub’la birlikte sofraya oturacaklar. Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.” Sonra İsa yüzbaşıya, “Git, inandığın gibi olsun” dedi. Ve uşak o anda iyileşti. (2740)

     Kefarnahum’da Şabat günü İsa havraya gidip öğretmeye başladı. Halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı. Tam o sırada havrada bulunan ve kötü rûha tutulmuş bir adam, “Ey Nasıralı İsa, bizden ne istiyorsun?” diye bağırdı, “Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrı’nın kutsalısın sen!” İsa, “Sus, çık adamdan!” diyerek kötü rûhu azarladı. Kötü rûh adamı sarstı ve büyük bir çığlık atarak içinden çıktı. Herkes şaşıp kaldı. Birbirlerine, “Bu nasıl şey?” diye sormaya başladılar. “Yepyeni bir öğreti! Kötü rûhlara bile yetkiyle buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyor.” Böylece İsa’yla ilgili haber, Celile bölgesinin her yerine hızla yayıldı. (2741)

     İsa Petrus’un evine geldiğinde O’nun kaynanasının ateşler içinde yattığını gördü. Eline dokununca kadının ateşi düştü. Kadın kalkıp İsa’ya hizmet etmeye başladı. Akşam olunca birçok cinliyi kendisine getirdiler. İsa onlardaki kötü rûhları tek sözle kovdu, hastaların hepsini iyileştirdi. (2742)

     Ondan sonra Yakub ve Yuhanna ile birlikte Simon ve Andreas’ın evine gitti. Simon’un kaynanası da ateşler içinde yatıyordu. Durumu hemen İsa’ya bildirdiler. O da hastaya yaklaştı, elinden tutup kaldırdı. Kadının ateşi düştü, onlara hizmet etmeye başladı. Akşam olup güneş batınca, bütün hastaları ve cinlileri İsa’ya getirdiler. Bütün kent halkı kapıya toplanmıştı. İsa, çeşitli hastalıklara yakalanmış birçok kişiyi iyileştirdi, birçok cini kovdu. Cinlerin konuşmasına izin vermiyordu. Çünkü onlar kendisinin kim olduğunu biliyorlardı. (2743)

     İsa, çevresindeki kalabalığı görünce gölün karşı yakasına geçilmesini buyurdu. O sırada dîn bilginlerinden biri O’na yaklaşıp, “Öğretmenim” dedi, “Nereye gidersen, senin ardından geleceğim.” İsa O’na, “Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama insanoğlunun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi. Başka bir öğrencisi İsa’ya, “Efendim, izin ver, önce gidip babamı gömeyim” dedi. İsa O’na “Ardımdan gel” dedi, “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün.” (2744)

     İsa tekneye binince, ardından öğrencileri de bindi. Gölde ansızın büyük bir fırtına koptu. Öyle ki, dalgalar teknenin üzerinden aşıyordu. İsa bu arada uyuyordu. Öğrenciler gidip O’nu uyandırarak, “Efendim, kurtar bizi, yoksa öleceğiz!” dediler. İsa, “Neden korkuyorsunuz, ey kıt imânlılar?” dedi. Sonra kalkıp rüzgârı ve gölü azarladı. Ortalık sütliman oldu. Hepsi hayret içinde kaldı. “Bu nasıl bir adam ki, rüzgâr da göl de O’nun sözünü dinliyor?” dediler. (2745)

     Gölün karşı yakasına, Gerasalılar’ın memleketine vardılar. İsa tekneden iner inmez, kötü rûha tutulmuş bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp O’nu karşıladı. Mezarların içinde yaşayan bu adamı artık kimse zincirle bile bağlı tutamıyordu. Birçok kez zincir ve kösteklerle bağlandığı halde, zincirleri koparmış, köstekleri parçalamıştı. Hiç kimse O’nunla başa çıkamıyordu. Gece gündüz mezarlarda, dağlarda bağırıp duruyor, kendini taşlarla yaralıyordu. Uzaktan İsa’yı görünce koşup geldi, O’nun önünde yere kapandı. Yüksek sesle haykırarak, “Ey İsa, yüce Tanrı’nın peygamberi, benden ne istiyorsun? Tanrı hakkı için sana yalvarırım, bana işkence etme!” dedi. Çünkü İsa, “Ey kötü rûh, adamın içinden çık!” demişti. Sonra İsa adama, “Adın ne?” diye sordu. “Adım Tümen. Çünkü sayımız çok” dedi. Rûhları o bölgeden çıkarmaması için İsa’ya yalvarıp yakardı. Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. Kötü rûhlar İsa’ya, “Bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim” diye yalvardılar. İsa’nın izin vermesi üzerine kötü rûhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Yaklaşık 2000 domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu. Domuzları güdenler kaçıp kentte ve köylerde olayın haberini yaydılar. Halk olup biteni görmeye çıktı. İsa’nın yanına geldiklerinde, önceleri bir tümen cine tutulan adamı giyinmiş, aklı başına gelmiş, oturmuş görünce korktular. Olayı görenler, cinli adama olanları ve domuzların başına gelenleri halka anlattılar. Bunun üzerine halk, bölgelerinden ayrılması için İsa’ya yalvarmaya başladı. İsa tekneye binerken, önceleri cinli olan adam O’na, “Seninle geleyim” diye yalvardı. Ama İsa adama izin vermedi. O’na, “Evine, yakınlarının yanına dön” dedi, “Rabb’in senin için neler yaptığını, sana nasıl merhamet ettiğini onlara anlat.” Adam da gitti, İsa’nın kendisi için neler yaptığını Dekapolis’te duyurmaya başladı. Anlattıklarına herkes şaşıp kalıyordu. (2746)

     İsa tekneye binip karşı kıyıya geçti ve kendi kentine gitti. Birkaç gün sonra İsa’nın evde olduğu duyuldu. O kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. İsa onlara Tanrı sözünü anlatıyordu. Kendisine, dört kişinin taşıdığı, yatak üzerinde felçli bir adam getirdiler. Kalabalıktan O’na yaklaşamadıkları için, bulunduğu yerin üzerindeki damı delip açarak felçliyi üstünde yattığı şilteyle birlikte aşağı indirdiler. İsa onların imânını görünce felçliye, “Cesur ol oğlum, günâhların bağışlandı” dedi. Bunun üzerine bazı dîn bilginleri içlerinden, “Bu adam Tanrı’ya küfrediyor! Tanrı’dan başka kim günâhları bağışlayabilir?” dediler. Onların ne düşündüklerini bilen İsa dedi ki, “Yüreğinizde neden kötü düşüncelere yer veriyorsunuz? Hangisi daha kolay? ‘Günâhların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, yürü’ demek mi?” Sonra felçliye, “Kalk, yatağını topla, evine git!” dedi. Adam da kalkıp evine gitti. Halk bunu görünce korkuya kapıldı. İnsana böyle bir yetki veren Tanrı’yı yücelttiler. (2747)

     İsa oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan birini gördü. Matta adındaki bu adama, “Ardımdan gel” dedi. Adam da kalkıp İsa’nın ardından gitti. Sonra İsa, Matta’nın evinde sofrada otururken, birçok vergi görevlisiyle günahkâr gelip O’nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturdu. Bunu gören Ferisîler, İsa’nın öğrencilerine, “Sizin öğretmeniniz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?” diye sordular. İsa bunu duyunca şöyle dedi: “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Gidin de, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.” (2748)

     İsa yine çıkıp göl kıyısına gitti. Bütün halk yanına geldi, O da onlara öğretmeye başladı. Yoldan geçerken, vergi toplama yerinde oturan Alfay oğlu Levi’yi gördü. O’na, “Ardımdan gel” dedi. Levi de kalkıp İsa’nın ardından gitti. Sonra İsa, Levi’nin evinde yemek yerken, birçok vergi görevlisiyle günahkâr O’nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturmuştu. O’nu izleyen böyle birçok kişi vardı. Ferisîler’den bazı dîn bilginleri, O’nu günahkârlar ve vergi görevlileriyle birlikte yemekte görünce öğrencilerine, “Niçin vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?” diye sordular. Bunu duyan İsa onlara, “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var” dedi, “Ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.” (2749)

     Yair adındaki bir havra yöneticisi gelip İsa’nın önünde yere kapanarak, “Kızım az önce öldü. Ama sen gelip elini O’nun üzerine koyarsan, dirilecek” dedi. İsa kalkıp öğrencileriyle birlikte adamın ardından gitti. Tam o sırada, 12 yıldır kanaması olan bir kadın İsa’nın arkasından yetişip giysisinin eteğine dokundu. Birçok hekimin elinden çok çekmiş, varını yoğunu harcamış, ama iyileşeceğine daha da kötüleşmişti. Kadın, İsa hakkında anlatılanları duymuştu. İçinden, “Giysisine bir dokunsam kurtulurum” diyordu. İsa arkasına dönüp O’nu görünce, “Cesur ol kızım! İmânın seni kurtardı” dedi. Ve kadın o anda iyileşti. Kadın, bedeninin derinliğinde acıdan kurtulduğunu hissetti. İsa ise, kendisinden bir gücün akıp gittiğini hemen anladı. Kalabalığın ortasında dönüp, “Giysilerime kim dokundu?” diye sordu. Öğrencileri O’na, “Seni sıkıştıran kalabalığı görüyorsun! Nasıl oluyor da, ‘Bana kim dokundu’ diye soruyorsun?” dediler. İsa kendisine dokunanı görmek için çevresine bakındı. Kadın da kendisindeki değişikliği biliyordu. Korkuyla titreyerek geldi, İsa’nın ayaklarına kapandı ve O’na bütün gerçeği anlattı. İsa O’na, “Kızım” dedi, “İmânın seni kurtardı. Esenlikle git. Acıların son bulsun.” İsa daha konuşurken, havra yöneticisinin evinden adamlar geldi. Yöneticiye, “Kızın öldü” dediler, “Öğretmeni neden hâlâ rahatsız ediyorsun?” İsa bu sözlere aldırmadan havra yöneticisine, “Korkma, yalnız imân et!” dedi. İsa, Petrus, Yakub ve Yakub’un kardeşi Yuhanna’dan başka hiç kimsenin kendisiyle birlikte gitmesine izin vermedi. Havra yöneticisinin evine vardıklarında İsa, acı acı ağlayıp feryâd eden gürültülü bir kalabalıkla karşılaştı. İsa, yöneticinin evine varıp kaval çalanlarla gürültülü kalabalığı görünce, “Çekilin! Niye gürültü edip ağlıyorsunuz?” dedi, “Kız ölmedi, uyuyor.” Onlar ise kendisiyle alay ettiler. Ama İsa hepsini dışarı çıkardıktan sonra çocuğun annesini babasını ve kendisiyle birlikte olanları alıp çocuğun bulunduğu odaya girdi. İsa kızın elini tutarak, “Talita kumi!” dedi. Bu söz, “Kızım sana söylüyorum, kalk!” demektir. 12 yaşında olan kız hemen ayağa kalktı, yürümeye başladı. Bu haber bütün bölgeye yayıldı. (2750)

     İsa oradan ayrılırken iki kör, “Ey Davud’un oğlu, halimize acı!” diye feryâd ederek O’nun ardından gittiler. İsa eve girince körler yanına geldi. Onlara, “İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz?” diye sordu. Körler, “İnanıyoruz, Efendim!” dediler. Bunun üzerine İsa körlerin gözlerine dokunarak, “İmânınıza göre olsun” dedi. Ve adamların gözleri açıldı. İsa, “Sakın kimse bunu bilmesin” diyerek onları sıkı sıkı uyardı. Onlar ise çıkıp İsa’yla ilgili haberi bütün bölgeye yaydılar. Adamlar çıkarken İsa’ya dilsiz bir cinli getirdiler. Cin kovulunca adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde, “İsrail’de böylesi hiç görülmemiştir” diyordu. Ferisîler ise, “Cinleri, cinlerin önderinin gücüyle kovuyor” diyorlardı. (2751)

     İsa 12 öğrencisini yanına çağırıp onlara kötü rûhlar üzerinde yetki verdi. Böylece kötü rûhları kovacak, her hastalığı, her illeti iyileştireceklerdi. Bu 12 elçinin adları şöyle: Birincisi Petrus adıyla bilinen Simon, O’nun kardeşi Andreas. Zebedi’nin oğulları, “Beni Regeş” yani “Gökgürültüsü Oğulları” adını verdiği Yakub ve Yuhanna, Filipus ve Bartalmay, Tomas ve vergi görevlisi Matta, Alfay oğlu Yakub ve Taday, yurtsever Simon ve İsa’ya ihanet eden Yahuda İskariot. İsa, Onikiler’i birtakım buyruklarla halkın arasına gönderdi. Buyruklar şöyleydi: “Yolculuk için yanınıza hiçbir şey almayın: Ne değnek, ne torba, ne ekmek, ne para, ne de yedek mintan. Hangi eve girerseniz, kentten ayrılıncaya dek orada kalın. Sizi kabul etmeyenlere gelince, kentten ayrılırken onlara uyarı olsun diye ayaklarınızın tozunu silkin.” Onlar da yola çıktılar, her yerde Müjde’yi yayarak ve hastaları iyileştirerek köy köy dolaştılar. (2752)

     İsa, 12 öğrencisine bu buyrukları verdikten sonra onların kentlerinde öğretmek ve Tanrı sözünü duyurmak üzere oradan ayrıldı. Yahya’nın öğrencileri bütün bu olup bitenleri kendisine bildirdiler. Hapishanede bulunan Yahya, İsa’nın yaptığı işleri duyunca, O’na gönderdiği öğrencileri aracılığıyla şunu sordu: “Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?” Adamlar İsa’nın yanına gelince şöyle dediler: “Bizi sana Vaftizci Yahya gönderdi. ‘Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?’ diye soruyor.” Tam o sırada İsa, çeşitli hastalıklara, illetlere ve kötü rûhlara tutulmuş birçok kişiyi iyileştirdi, birçok körün gözünü açtı. Sonra İsa, Yahya’nın öğrencilerine şöyle karşılık verdi: “Gidin, işitip gördüklerinizi Yahya’ya bildirin. Körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, cüzzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve Müjde yoksullara duyuruluyor. Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu!” Yahya’nın gönderdiği haberciler gittikten sonra İsa, halka Yahya’dan sözetmeye başladı. (2753)

     Sonra İsa, mucizelerinin çoğunu yapmış olduğu kentleri, tevbe etmedikleri için şöyle azarlamaya başladı: “Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Sayda’da yapılmış olsaydı, çoktan çul kuşanıp kül içinde oturarak tevbe etmiş olurlardı. Size şunu söyleyeyim, yargı günü sizin haliniz Sur ve Sayda’nın halinden beter olacaktır! Ya sen, ey Kefarnahum, göğe mi çıkarılacaksın? Hayır, ölüler diyarına indirileceksin! Çünkü sende yapılan mucizeler Sodom’da yapılmış olsaydı, bugüne dek ayakta kalırdı. Sana şunu söyleyeyim, yargı günü senin halin Sodom bölgesinin halinden beter olacaktır!” (2754)

     Bir Şabat günü İsa havraya gitti. Orada eli sakat bir adam vardı. İsa’yı suçlamak amacıyla kendisine, “Şabat günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasa’ya uygun mudur?” diye sordular. İsa onlara şu karşılığı verdi: “Hanginizin bir koyunu olur da Şabat günü çukura düşerse onu tutup çıkarmaz? İnsan koyundan çok daha değerlidir! Demek ki, Şabat günü iyilik yapmak Yasa’ya uygundur.” Onlardan ses çıkmadı. İsa, çevresindekilere öfkeyle baktı. Yüreklerinin duygusuzluğu O’nu kederlendirmişti. Sonra adama, “Elini uzat” dedi. Adam elini uzattı. Eli öteki gibi yine sapasağlam oluverdi. Bunun üzerine Ferisîler dışarı çıktılar, İsa’yı yok etmek için anlaştılar ve Hirodes yanlılarıyla hemen görüşmeye başladılar. İsa bunu bildiği için oradan ayrıldı. Birçok kişi ardından gitti. İsa hepsini iyileştirdi. Kim olduğunu açıklamamaları için onları uyardı. (2755)

     Daha sonra İsa’ya kör ve dilsiz bir cinli getirdiler. İsa adamı iyileştirdi. Adam konuşmaya, görmeye başladı. Bütün kalabalık şaşırıp kaldı. “Bu, Davud’un oğlu olabilir mi?” diye soruyorlardı. Ferisîler bunu duyunca, “Bu adam cinleri, ancak cinlerin önderi Baalzevul’un gücüyle kovuyor” dediler. Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Kendi içinde bölünen ülke yıkılır. Kendi içinde bölünen kent ya da ev ayakta kalamaz. Eğer Şeytan Şeytan’ı kovarsa, kendi içinde bölünmüş demektir. Bu durumda onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir? Eğer ben cinleri Baalzevul’un gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücüyle kovuyor? Bu durumda sizi kendi adamlarınız yargılayacak. Ama ben cinleri Tanrı’nın Rûhu’yla kovuyorsam, Tanrı’nın Egemenliği üzerinize gelmiş demektir. Bir kimse güçlü adamın evine girip malını nasıl çalabilir? Ancak onu bağladıktan sonra evini soyabilir. Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir. Bunun için size diyorum ki, insanların işlediği her günâh, ettiği her küfür bağışlanacak; ama Rûh’a edilen küfür bağışlanmayacaktır. İnsanoğlu’na karşı bir söz söyleyen, bağışlanacak; ama Kutsal Rûh’a karşı bir söz söyleyen, ne bu çağda, ne de gelecek çağda bağışlanacaktır. Ya ağacı iyi, meyvesini de iyi sayın; ya da ağacı kötü, meyvesini de kötü sayın. Çünkü her ağaç meyvesinden tanınır. Sizi engerekler soyu! Kötü olan sizler nasıl iyi sözler söyleyebilirsiniz? Çünkü ağız yürekten taşanı söyler. İyi insan içindeki iyilik hazinesinden iyilik, kötü insan içindeki kötülük hazinesinden kötülük çıkarır. Size şunu söyleyeyim, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı günü hesap verecekler. Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.” Bunun üzerine bazı dîn bilginleri ve Ferisîler, “Öğretmenimiz, senden doğaüstü bir belirti görmek istiyoruz” dediler. İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Peygamber Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecektir. Yunus, nasıl üç gün üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, insanoğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır. Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunus’un çağrısı üzerine tevbe ettiler. Bakın, Yunus’tan daha üstün olan buradadır. Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın tâ öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleyman’dan daha üstün olan buradadır. Kötü rûh insandan çıkınca kurak yerlerde dolanıp huzur arar, ama bulamaz. O zaman, ‘Çıktığım eve, kendi evime döneyim’ der. Eve gelince orayı bomboş, süpürülmüş, düzeltilmiş bulur. Bunun üzerine gider, yanına kendisinden kötü yedi rûh daha alır ve eve girip yerleşirler. Böylece o kişinin son durumu ilkinden beter olur. Bu kötü kuşağın başına gelecek olan da budur.” İsa daha halka konuşurken, annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durmuş, O’nunla konuşmak istiyorlardı. Biri İsa’ya, “Bak, annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seninle görüşmek istiyorlar” dedi. İsa, kendisiyle konuşana, “Kimdir annem, kimdir kardeşlerim?” karşılığını verdi. Eliyle öğrencilerini göstererek, “İşte annem, işte kardeşlerim!” dedi. “Tanrı’nın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.”  (2756)

     Aynı gün İsa evden çıktı, gidip göl kıyısında oturdu. Celile’den büyük bir kalabalık O’nun ardından geldi. Bütün yaptıklarını duyan büyük kalabalıklar Yahudiye’den, Kudüs (Yeruşalayim)’ten, İdumeya’dan, Şeriâ Nehri’nın karşı yakasından, Sur ve Sayda bölgelerinden kendisine akın etti. Çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Birçoklarını iyileştirmiş olduğundan, çeşitli hastalıklara yakalananlar O’na dokunmak için üzerine üşüşüyordu. İsa, kalabalığın arasında sıkışıp kalmamak için öğrencilerine bir kayık hazır bulundurmalarını söyledi. Bu yüzden İsa tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık kıyıda duruyordu. İsa onlara benzetmelerle birçok şey anlattı. Fakat birçoğu O’nun dediklerini anlamadı. İmânsızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı. (2757)

     İsa oradan ayrılarak kendi memleketine gitti. Öğrencileri de ardından gittiler. Şabat günü olunca İsa havrada öğretmeye başladı. Söylediklerini işiten birçok kişi şaşıp kaldı. “Bu adam bunları nereden öğrendi?” diye soruyorlardı, “Kendisine verilen bu bilgelik nedir? Nasıl böyle mucizeler yapabiliyor? Meryem’in oğlu, Yakub, Yose, Yahuda ve Simon’un kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?” Ve gücenip O’nu reddettiler. İsa da onlara, “Bir peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez” dedi. Orada birkaç hastayı, üzerlerine ellerini koyarak iyileştirmekten başka hiçbir mucize yapamadı. (2758)

     Halk, Ginnesar Gölü’nün kıyısında duran İsa’nın çevresini sarmış, Tanrı’nın sözünü dinliyordu. İsa, gölün kıyısında iki tekne gördü. Balıkçılar teknelerinden inmiş ağlarını yıkıyorlardı. İki tekneden Simon’a ait olanına binen İsa, O’na kıyıdan biraz açılmasını rica etti. Sonra oturdu, teknenin içinden halka öğretmeye devam etti. Konuşmasını bitirince Simon’a, “Derin sulara açılın, balık tutmak için ağlarınızı atın” dedi. Simon şu karşılığı verdi: “Efendimiz, bütün gece çabaladık, hiçbir şey tutamadık. Yine de senin sözün üzerine ağları atacağım.” Bunu yapınca öyle çok balık yakaladılar ki, ağları yırtılmaya başladı. Öbür teknedeki ortaklarına işaret ederek gelip yardım etmelerini istediler. Onlar da geldiler ve her iki tekneyi balıkla doldurdular; tekneler neredeyse batıyordu. Simon Petrus bunu görünce, “Ey efendim, benden uzak dur, ben günâhlı bir adamım” diyerek İsa’nın dizlerine kapandı. Kendisi ve yanındakiler, tutmuş oldukları balıkların çokluğuna şaşıp kalmışlardı. Simon’un ortakları olan Zebedioğulları Yakub’la Yuhanna’yı da aynı şaşkınlık almıştı. İsa Simon’a, “Korkma” dedi, “Bundan böyle balık yerine insan tutacaksın.” Sonra onlar tekneleri karaya çektiler ve herşeyi bırakıp İsa’nın ardından gittiler. (2759)

     Bundan kısa bir süre sonra İsa, Nain denilen bir kente gitti. Öğrencileriyle büyük bir kalabalık O’na eşlik ediyordu. İsa kentin kapısına tam yaklaştığı sırada, dul annesinin tek oğlu olan bir adamın cenazesi kaldırılıyordu. Kent halkından büyük bir kalabalık da kadınla birlikteydi. İsa kadını görünce O’na acıdı. Kadına, “Ağlama” dedi. Yaklaşıp cenaze sedyesine dokununca sedyeyi taşıyanlar durdu. İsa, “Delikanlı” dedi, “Sana söylüyorum, kalk!” Ölü doğrulup oturdu ve konuşmaya başladı. İsa O’nu annesine geri verdi. Herkesi bir korku almıştı. “Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı!” ve “Tanrı, halkının yardımına geldi!” diyerek Tanrı’yı yüceltmeye başladılar. İsa’yla ilgili bu haber bütün Yahudiye’ye ve çevre bölgelere yayıldı. (2760)

     Ferisîler’den biri İsa’yı yemeğe çağırdı. O da Ferisî’nin evine gidip sofraya oturdu. O sırada, kentte günahkâr olarak tanınan bir kadın, İsa’nın Ferisi’nin evinde yemek yediğini öğrenince kaymaktaşından bir kap içinde güzel kokulu yağ getirdi. İsa’nın arkasında, ayaklarının dibinde durup ağlayarak, gözyaşlarıyla O’nun ayaklarını ıslatmaya başladı. Saçlarıyla ayaklarını sildi, öptü ve yağı üzerlerine sürdü. İsa’yı evine çağırmış olan Ferisî bunu görünce kendi kendine, “Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı” dedi. Bunun üzerine İsa Ferisî’ye, “Simon” dedi, “Sana bir söyleyeceğim var.” O da, “Buyur, öğretmenim” dedi. İsa şunu sordu: “Tefeciye borçlu iki kişi vardı. Biri 500, öbürü de 50 Dinar borçluydu. Borçlarını ödeyecek güçte olmadıklarından, tefeci her ikisinin de borcunu bağışladı. Buna göre, hangisi onu çok sever?” Simon, “Sanırım, kendisine daha çok bağışlanan” diye yanıtladı. İsa O’na, “Doğru söyledin” dedi. Sonra kadına bakarak Simon’a şunları söyledi: “Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldim, ayaklarım için bana su vermedin. Bu kadın ise ayaklarımı gözyaşlarıyla ıslatıp saçlarıyla sildi. Sen beni öpmedin, ama bu kadın eve girdiğimden beri ayaklarımı öpüp duruyor. Sen başıma zeytinyağı sürmedin, ama bu kadın ayaklarıma güzel kokulu yağ sürdü. Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günâhları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur. Oysa kendisine az bağışlanan, az sever.” Sonra kadına, “Günâhların bağışlandı” dedi. İsa’yla birlikte sofrada oturanlar kendi aralarında, “Kim bu adam? Günâhları bile bağışlıyor!” şeklinde konuşmaya başladılar. İsa ise kadına, “İmânın seni kurtardı, esenlikle git” dedi. (2761)

     Bundan kısa bir süre sonra İsa, 12 öğrencisiyle birlikte köy kent dolaşmaya başladı. Tanrı’nın Egemenliği’ni duyurup müjdeliyordu. Kötü rûhlardan ve hastalıklardan kurtulan bazı kadınlar, içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli denilen Meryem, Hirodes’in kâhyası Yohanna’nın karısı Kuza, Suzanna ve daha birçokları İsa’yla birlikte dolaşıyordu. Bu kadınlar kendi olanaklarıyla İsa’ya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı. (2762)

     Ferisîler, İsa’nın Yahya’dan daha çok öğrenci edinip vaftiz ettiğini duydular. Aslında İsa’nın kendisi değil, öğrencileri vaftiz ediyorlardı. İsa bunu öğrenince Yahudiye’den ayrılıp yine Celile’ye gitti. Giderken Samiriye’den geçmesi gerekiyordu. Böylece Samiriye’nin Sihar denilen kentine geldi. Burası Hz. Yakub (as)’un kendi oğlu Hz. Yusuf (as)’a vermiş olduğu toprağın yakınındaydı. Yakub’un kuyusu da oradaydı. İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat 12:00 sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, “Bana su ver, içeyim” dedi. İsa’nın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi. Samiriyeli kadın, “Sen Yahudi’sin, bense Samiriyeli bir kadınım” dedi, “Nasıl olur da benden su istersin?” Çünkü Yahudîler’in Samiriyeliler’le ilişkileri iyi değildir. İsa kadına şu yanıtı verdi: “Eğer sen Tanrı’nın armağanını ve sana ‘Bana su ver, içeyim’ diyenin kim olduğunu bilseydin, sen O’ndan dilerdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.” Kadın, “Efendim” dedi, “Su çekecek birşeyin yok, kuyu da derin, yaşam suyunu nereden bulacaksın? Sen, bu kuyuyu bize vermiş, kendisi, oğulları ve davarları ondan içmiş olan atamız Yakub’dan daha mı büyüksün?” İsa şöyle yanıt verdi: “Bu sudan her içen yine susayacak. Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.” Kadın, “Efendim” dedi, “Bu suyu bana ver. Böylece ne susayayım, ne de su çekmek için buraya kadar geleyim.” İsa, “Git, kocanı çağır ve buraya gel” dedi. Kadın, “Kocam yok” diye yanıtladı. İsa, “Kocam yok demekle doğruyu söyledin” dedi. “Beş kocaya vardın. Şimdi birlikte yaşadığın adam kocan değil. Doğruyu söyledin.” Kadın, “Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin” dedi, “Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalayim’de olduğunu söylüyorsunuz.” İsa O’na şöyle dedi: “Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Tanrı’ya ne bu dağda, ne de Yeruşalayim’de tapınacaksınız! Siz bilmediğinize tapıyorsunuz, biz bildiğimize tapıyoruz. Çünkü kurtuluş Yahudîler’dendir. Ama içtenlikle tapınanların Tanrı’ya rûhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor. İşte, o saat şimdidir. Tanrı da kendisine böyle tapınanları arıyor. Tanrı rûhtur, O’na tapınanlar da rûhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.” Kadın İsa’ya, “Mesih denilen meshedilmiş olanın geleceğini biliyorum” dedi, “O gelince bize herşeyi bildirecek.” İsa, “Seninle konuşan ben, O’yum” dedi. Bu sırada İsa’nın öğrencileri geldiler. O’nun bir kadınla konuşmasına şaştılar. Bununla birlikte hiçbiri, “Ne istiyorsun?” ya da, “O kadınla neden konuşuyorsun?” demedi. Sonra kadın su testisini bırakarak kente gitti ve halka şöyle dedi: “Gelin, yaptığım herşeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba Mesih bu mudur?” Halk da kentten çıkıp İsa’ya doğru gelmeye başladı. Bu arada öğrencileri O’na, “Efendim, yemek ye!” diye rica ediyorlardı. Ama İsa, “Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var” dedi. Öğrenciler birbirlerine, “Acaba biri O’na yiyecek mi getirdi?” diye sordular. İsa, “Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır” dedi, “Sizler, ‘Ekinleri biçmeye daha 4 ay var’ demiyor musunuz? İşte, size söylüyorum, başınızı kaldırıp tarlalara bakın. Ekinler sararmış, biçilmeye hazır! Eken ve biçen birlikte sevinsinler diye, biçen kişi şimdiden ücretini alır ve sonsuz yaşam için ürün toplar. ‘Biri eker, başkası biçer’ sözü bu durumda doğrudur. Ben sizi, emek vermediğiniz bir ürünü biçmeye gönderdim. Başkaları emek verdiler, siz ise onların emeğinden yararlandınız.” O kentten birçok Samiriyeli, “Yaptığım herşeyi bana söyledi” diye tanıklık eden kadının sözü üzerine İsa’ya imân etti. Samiriyeliler O’na gelip yanlarında kalması için rica ettiler. O da orada iki gün kaldı. O’nun sözü üzerine daha birçokları imân etti. Bunlar kadına, “Bizim imân etmemizin nedeni artık senin sözlerin değil” diyorlardı, “Kendimiz işittik, O’nun gerçekten dünyanın kurtarıcısı olduğunu biliyoruz.” (2763)

     İsa yolda giderken doğuştan kör bir adam gördü. Öğrencileri İsa’ya, “Efendim, kim günâh işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?” diye sordular. İsa şu yanıtı verdi: “Ne kendisi, ne de annesi babası günâh işledi. Tanrı’nın işleri O’nun yaşamında görülsün diye kör doğdu. Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz. Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı benim.” Bu sözleri söyledikten sonra yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı ve çamuru adamın gözlerine sürdü. Adama, “Git, Şiloah Havuzu’nda yıkan” dedi. “Şiloah”, “Gönderilmiş” anlamına gelir. Adam gidip yıkandı, gözleri açılmış olarak döndü. Komşuları ve O’nu daha önce dilenirken görenler, “Oturup dilenen adam değil mi bu?” dediler. Kimi, “Evet, O’dur” dedi, kimi de “Hayır, ama O’na benziyor” dedi. Kendisi ise, “Ben O’yum” dedi. (2764)

     Beytanya köyünde bir adam hastalanmıştı. Burası, daha önce İsa’ya güzel kokulu yağ sürüp saçlarıyla O’nun ayaklarını silen güahkâr kadın Meryem’in kızkardeşi Marta’nın köyüydü. Hasta adam Lazar da O’nun kardeşiydi. İki kızkardeş İsa’ya, “Efendim, sevdiğin kişi hasta” diye haber gönderdiler. İsa bunu işitince, “Bu hastalık ölümle sonuçlanmayacak; Tanrı’nın yüceliğine, Peygamber’in yüceltilmesine hizmet edecek” dedi. İsa Meryem’i, Marta’yı ve Lazar’ı severdi. Bu nedenle, Lazar’ın hasta olduğunu duyunca bulunduğu yerde iki gün daha kaldıktan sonra öğrencilere, “Yahudiye’ye dönelim” dedi. Öğrenciler “Efendim” dediler, “Yahudî yetkililer seni taşlamaya kalkıştılar. Yine oraya mı gidiyorsun?” İsa şu karşılığı verdi: “Günün oniki saati yok mu? Gündüz yürüyen sendelemez. Çünkü bu dünyanın ışığını görür. Oysa gece yürüyen sendeler. Çünkü kendisinde ışık yoktur.” Bu sözleri söyledikten sonra “Dostumuz Lazar uyudu” diye ekledi, “O’nu uyandırmaya gidiyorum.” Öğrenciler, “Efendim” dediler, “Uyuduysa iyileşecektir.” İsa Lazar’ın ölümünden sözediyordu, ama onlar olağan uykudan sözettiğini sanmışlardı. Bunun üzerine İsa açıkça, “Lazar öldü” dedi. “İmân edesiniz diye, orada bulunmadığıma sizin için seviniyorum. Şimdi O’nun yanına gidelim.” İkiz diye anılan Tomas öbür öğrencilere, “Biz de gidelim, O’nunla birlikte ölelim!” dedi. İsa Beytanya’ya yaklaşınca Lazar’ın 4 gündür mezarda olduğunu öğrendi. Beytanya, Yeruşalayim’e 15 ok atımı kadar uzaklıktaydı. Birçok Yahudî, kardeşlerini yitiren Marta’yla Meryem’i avutmaya gelmişti. Marta İsa’nın geldiğini duyunca O’nu karşılamaya çıktı, Meryem ise evde kaldı. Marta İsa’ya, “Efendim” dedi, “Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi. Şimdi bile, Tanrı’dan ne dilersen Tanrı’nın onu sana vereceğini biliyorum.” İsa, “Kardeşin dirilecektir” dedi. Marta, “Son gün, diriliş günü O’nun dirileceğini biliyorum” dedi. İsa O’na, “Diriliş ve yaşam benim” dedi, “Bana imân eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana imân eden asla ölmeyecek. Buna imân ediyor musun?” Marta, “Evet efendim” dedi, “Senin, dünyaya gelecek olan Mesih olduğuna imân ettim.” Bunu söyledikten sonra gidip kızkardeşi Meryem’i gizlice çağırdı. “Öğretmen burada, seni çağırıyor” dedi. Meryem bunu işitince hemen kalkıp İsa’nın yanına gitti. İsa henüz köye varmamıştı, hâlâ Marta’nın kendisini karşıladığı yerdeydi. Meryem’le birlikte evde bulunan ve kendisini teselli eden Yahudîler, O’nun hızla kalkıp dışarı çıktığını gördüler. Ağlamak için mezara gittiğini sanarak O’nu izlediler. Meryem İsa’nın bulunduğu yere vardı. O’nu görünce ayaklarına kapanarak “Efendim” dedi, “Burada olsaydın kardeşim ölmezdi.” Meryem’in ve O’nunla gelen Yahudîler’in ağladığını gören İsa’nın içini hüzün kapladı, yüreği sızladı. “O’nu nereye koydunuz?” diye sordu. O’na, “Efendim, gel gör” dediler. İsa ağladı. Yahudîler, “Bakın, O’nu ne kadar seviyormuş!” dediler. Ama içlerinden bazıları, “Körün gözlerini açan bu kişi, Lazar’ın ölümünü de önleyemez miydi?” dediler. İsa yine derinden hüzünlenerek mezara vardı. Mezar bir mağaraydı, girişinde de bir taş duruyordu. İsa, “Taşı çekin!” dedi. Ölenin kızkardeşi Marta, “Efendim, o artık kokmuştur, öleli dört gün oldu” dedi. İsa O’na, “Ben sana, ‘İmân edersen Tanrı’nın yüceliğini göreceksin’ demedim mi?” dedi. Bunun üzerine taşı çektiler. İsa gözlerini gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi: “Tanrım, beni işittiğin için sana şükrediyorum. Beni her zaman işittiğini biliyordum. Ama bunu, çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine imân etsinler diye söyledim.” Bunları söyledikten sonra yüksek sesle, “Lazar, dışarı çık!” diye bağırdı. Ölü, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkirle sarılmış olarak dışarı çıktı. İsa oradakilere, “O’nu çözün, bırakın gitsin” dedi. O zaman, Meryem’e gelen ve İsa’nın yaptıklarını gören Yahudîler’in birçoğu İsa’ya imân etti. (2765)

     Bu sırada elem verici bir olay yaşandı. Olay kısa sürede duyuldu ve İsa’yla havarilerinin kulağına da geldi. Herkesi derin bir hüzün kapladı.

     Uzun süredir hapishanede olan peygamber Yahya, hapiste vahşîce öldürüldü.

     Hem de barbarca bir şekilde: Kafası kesilerek.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(2652): İncil, Luka, 3:1 – 2

(2653): İncil, Luka, 3:2

(2654): İncil, Matta, 3:1 – 2

(2655): İncil, Markos, 1:4

(2656): İncil, Luka, 3:3

(2657): İncil, Matta, 3:4; Markos, 1:6

(2658): İncil, Matta, 3:5 – 6; Markos, 1:5

(2659): İncil, Markos, 1:7 – 8

(2660): İncil, Matta, 3:7 – 12; Luka, 3:7 – 9 ve 3:15 – 17

(2661): İncil, Luka, 3:10 – 11

(2662): İncil, Luka, 3:12 – 14

(2663): İncil, Resûllerin İşleri, 19:1 – 7

(2664): İncil, Yuhanna, 1:11

(2665): İncil, Luka, 3:15

(2666): İncil, Yuhanna, 1:15 – 27

(2667): İncil, Matta, 3:13

(2668): İncil, Matta, 3:14 – 15

(2669): Jerome, Dialogue Against Pelagius, 3:2

(2670): İncil, Matta, 3:16; Markos, 1:9; Luka, 3:21; Yuhanna, 1:29 – 33

(2671): İncil, Yuhanna, 1:28

(2672): Florentino García Martínez – Gerard P. Luttikhuizen, Jerusalem, Alexandria, Rome – Studies in Ancient Cultural Interaction in Honour of A. Hilhorst, s. 233, Brill Publishing, Leiden & Boston 2003 / John F. McHugh, A Critical and Exegetical Commentary on John 1 – 4, s. 144 – 146, T &T Clark Publishing, Londra & New York 2009 / Paul John Wigowsky, Pilgrimage in the Holy Land: Israel, s. 155, AuthorHouse Publishing, Bloomington 2013 / P. R. Kumaraswamy, The Palgrave Handbook of the Hashemite Kingdom of Jordan, s. 89, Palgrave & MacMillan Publishing, Singapur 2019 / Elena D. Corbett, Competitive Archaeology in Jordan, s. 199 – 200, University of Texas Press, Austin 2014 / Ishaan Tharoor, U. N. Backs Jordan’s Claim On Site Where Jesus Was Baptized, The Washington Post, 13 Temmuz 2015

(2673): Paul John Wigowsky, Pilgrimage in the Holy Land: Israel, s. 156 ve 189, AuthorHouse Publishing, Bloomington 2013

(2674): Evaluations of Nominations of Cultural and Mixed Properties to the World Heritage List, WHC – UNESCO, http://whc.unesco.org/archive/2015/whc15-39com-inf8B1-en.pdf / Baptism Site “Bethany Beyond the Jordan” (Al-Maghtas), WHC – UNESCO, whc.unesco.org/en/list/1446/documents/%23ABevaluation

(2675): Daniel J. Harrington, Sacra Pagina – The Gospel of Matthew, cilt 1, s. 62 – 63, The Liturgical Press, Collegeville 1991 / Mark Allan Powell, Jesus as a Figure in History: How Modern Historians View the Man from Galilee, s. 47, Westminster John Knox Press, Louisville 1998 / Bruce David Chilton – Craig Alan Evans, Studying the Historical Jesus: Evaluations of the State of Current Research, s. 187 – 198, Brill Publishing, Köln & Leiden & Boston 1998 / John Dominic Crossan – Richard G. Watts, Who is Jesus?, s. 31 – 32, Westminster John Knox Press, Louisville 1999 / James Douglas Grant Dunn, Jesus Remembered, s. 339, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2003 / Kathryn Muller Lopez – Donald N. Penny – W. Glenn Jonas – Adam C. English, Christianity: A Biblical, Historical and Theological Guide for Students, s. 95 – 96, Mercer University Press, Macon 2010

(2676): Yosef ben Matityahu ha Kohen, Antiquitates Iudaicae, cilt 18, bölüm 5, paragraf 2, M. S. 94

(2677): İncil, Luka, 3:23

(2678): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 87, 136, 253; Âl-i İmran 84; Nisa 157, 163 ve 171; Maide 46 ve 110 – 116; Ahzab 7; Şûrâ 13; Zuhruf 63; Hadid 27; Saf 6

(2679): Kur’ân-ı Kerîm, Şûrâ 13

(2680): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 87, 136 ve 253; Âl-i İmran 45 – 55, 59 ve 84; Nisa 155 – 159, 163 ve 171 – 172; Maide 17, 46, 72 – 75, 78 ve 110 – 118; En’âm 85; Tewbe 30 – 31; Meryem, 16 – 35 ve 50; Mü’mînun 50; Ahzab 7; Şûrâ 13; Zuhruf 57 – 65; Hadid 27; Saf 6; Saff 14

(2681): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 45 – 55 ve 59; Maide 17, 46, 72 – 75 ve 110 – 118; Meryem, 16 – 35 ve 50

(2682): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 172; Maide 72; Tewbe 30

(2683): Kur’ân-ı Kerîm, Mâide 17, 72 ve 75; Tewbe 31

(2684): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 45; Nisa 157 ve 171

(2685): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 87

(2686): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 171

(2687): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 39

(2688): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 45

(2689): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 46

(2690): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 49

(2691): Kur’ân-ı Kerîm, Saf 6

(2692): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 49

(2693): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 50

(2694): Kur’ân-ı Kerîm, Mü’mînun 50; Meryem 21

(2695): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 158

(2696): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 55

(2697): Kur’ân-ı Kerîm, Meryem 26

(2698): Kur’ân-ı Kerîm, Meryem 30

(2699): Kur’ân-ı Kerîm, Meryem 30

(2700): Kur’ân-ı Kerîm, Meryem 31

(2701): Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf 61

(2702): Kur’ân-ı Kerîm, Meryem 21

(2703): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 39; En’âm 85; Meryem 12

(2704): Bahaullah – Abdulbaha – Şuqî Efendi, compiled by: Helen Hornby, Lights of Guidance: A Bahá’i Reference File, s. 475, Bahá’i Publishing Trust, Yeni Delhi 1983

(2705): New Bible Dictionary, I. H. Marshall – A. R. Millard – J. I. Packer, “John the Baptist” maddesi, IVP Reference Collection, 1988 / Stephen L. Harris, Understanding the Bible, s. 382, Palo Alto Publishing, Mayfield 1985

(2706): İncil’in tamamı

(2707): Taberî, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, cilt 3, s. 849, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara 1991, https://archive.org/details/TaberiMilletlerVeHukumdarlarTarihiCiltIII

(2708): İncil, Yuhanna, 1:35 – 42

(2709): İncil, Yuhanna, 1:43 – 51

(2710): İncil, Yuhanna, 2:1 – 2

(2711): İncil, Yuhanna, 2:3 – 11

(2712): William Temple, Readings in St. John’s Gospel, s. 35 – 36, MacMillan Publishing, Londra 1961

(2713): NLT, Yuhanna, 2:4; NCV, Yuhanna, 2:4; AMP, Yuhanna, 2:4; NIV, Yuhanna, 2:4

(2714): İncil, Yuhanna, 2:12

(2715): İncil, Matta, 4:1; Markos, 1:12 – 13; Luka, 4:1 – 2

(2716): İncil, Markos, 1:13

(2717): İncil, Matta, 4:2 – 11; Luka, 4:2 – 13

(2718): İncil, Matta, Luka, 4:14 – 15

(2719): Andrew Martin Fairbairn, Studies in the Life of Christ, “The Temptation of Christ” bölümü, Hodder and Stoughton Publishing, Londra 1899, https://archive.org/details/studiesinlifeofc00fair/page/372/mode/2up

(2720): William Barclay, Discovering Jesus, s. 22, Westminster John Knox Press, Louisville 2000 / Thomas Aquinas, Question 41. Christ’s Temptation, Summa Theologica, 1920, https://www.newadvent.org/summa/4041.htm#article2

(2721): The Catholic Encyclopedia, cilt 14, Francis Gigot, “Temptation of Christ” maddesi, Robert Appleton Publishing, New York 2015

(2722): The Catholic Encyclopedia, cilt 14, Francis Gigot, “Temptation of Christ” maddesi, Robert Appleton Publishing, New York 2015 / Robert A. Powell, Chronicle of the Living Christ, s. 206, Anthroposophic Press, Hudson 1996 / Alexander Jones, The Gospel According to St. Matthew, Geoffrey Chapman Publishing, Londra 1965 / Charles S. Tidball, Jesus, Lazarus and the Messiah, Steiner Books, Great Barrington 2005 / Charles S. Tidball, Holy Visions Sacred Stories, Steiner Books, Great Barrington 2012 /

(2723): Robert H. Gundry, Matthew: A Commentary on his Literary and Theological Art, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1982

(2724): İncil, Luka, 3:18

(2725): İncil, Matta, 14:3 – 5; Markos, 6:17 – 18; Luka, 3:19 – 20

(2726): İncil, Matta, 14:5; Markos, 6:19 – 20

(2727): İncil, Matta, 4:12; Markos, 1:14; Luka, 4:14

(2728): İncil, Matta, 4:13

(2729): İncil, Matta, 4:17; Markos, 1:15

(2730): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 49 – 53

(2731): Kur’ân-ı Kerîm, Maide 72 – 79

(2732): Kur’ân-ı Kerîm, Maide 116 – 120

(2733): Kur’ân-ı Kerîm, Zuhruf 63 – 65

(2734): James Douglas Grant Dunn, The Oral Gospel Tradition, s. 290 – 291, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2013

(2735): İncil, Luka, 4:16 – 30

(2736): İncil, Matta, 4:18 – 22; Markos, 1:16 – 20

(2737): İncil, Matta, 4:23 – 25

(2738): İncil, Matta, 5., 6. ve 7. bölümlerin tamamı

(2739): İncil, Matta, 8:1 – 4; Markos, 1:40 – 45; Luka, 5:12 – 16

(2740): İncil, Matta, 8:5 – 13; Luka, 7: 1 – 10; Yuhanna, 4:46 – 54

(2741): İncil, Markos, 1:21 – 28; Luka, 4:31 – 37

(2742): İncil, Matta, 8:14 – 16

(2743): İncil, Markos, 1:29 – 34; Luka, 4:38 – 41

(2744): İncil, Matta, 8:18 – 22

(2745): İncil, Matta, 8:23 – 27; Luka, 8:22 – 25

(2746): İncil, Matta, 8:28 – 34; Markos, 5:1 – 20; Luka, 8:26 – 39

(2747): İncil, Matta, 9:1 – 8; Markos, 2:1 – 12; Luka, 5:17 – 26

(2748): İncil, Matta, 9:9 – 13; Luka, 5:27 – 32

(2749): İncil, Markos, 2:13 – 17

(2750): İncil, Matta, 9:18 – 26; Markos, 5:21 – 43; Luka, 8:41 – 56

(2751): İncil, Matta, 9:27 – 34

(2752): İncil, Matta, 10:1 – 42; Markos, 3:13 – 19 ve 6:7 – 13; Luka, 6:12 – 16 ve 9:1 – 6

(2753): İncil, Matta, 11:1 – 6; Luka, 7:18 – 35

(2754): İncil, Matta, 11:20 – 24; Luka, 10:13 – 15

(2755): İncil, Matta, 12:9 – 16; Markos, 3:1 – 6; Luka, 6:1 – 11

(2756): İncil, Matta, 12:22 – 50; Markos, 3:20 – 35; Luka, 8:19 – 21

(2757): İncil, Matta, 13:1 – 58; Markos, 3:7 – 12 ve 4:1 – 41

(2758): İncil, Markos, 6:1 – 5

(2759): İncil, Luka, 5:1 – 10

(2760): İncil, Luka, 7:11 – 17

(2761): İncil, Luka, 7:36 – 50

(2762): İncil, Luka, 8:1 – 3

(2763): İncil, Yuhanna, 4:1 – 42

(2764): İncil, Yuhanna, 9:1 – 9

(2765): İncil, Yuhanna, 11:1 – 45

     SEDİYANİ HABER

     27 MAYIS 2020

Ne Nûh’un tufanı, ne de İbrahim’in evreni sorgulaması
gerçek sandığım sahte bir rüyâdan uyandığımda başlamıştı yeni hayatım
birbirlerine selam veriyorlardı yeryüzündeki tüm hayvanlar
güzelliğine iltifat ettim yanından geçtiğim her ağacın
elinden tutup kaldırdım acımasızca yerlere indirilmiş bir haysiyetin
altı aylık bir bebeği öptüm çenesi ile alt dudağı arasındaki en tatlı yerinden
bütün dînlerin tapınaklarını besliyordu abdest aldığım çeşmenin suyu
melekler ekmek bıraktılar her öğün tek başıma oturduğum sofraya
yüzyirmidörtbin peygamber ortak oldu her Ramazan yalnız yediğim iftarlara
parmağımla kadim bir ülkenin haritasını çizdim ellerimden tutan kadının avuçlarına
bir dut ağacının gölgesinde okudum kendisine Apaçi kadını Oşinna’nın sözlerini
yağan yağmur altında ıslandı birbirimize verdiğimiz namus ve şeref sözü
büyük bir ateş yakıldı okyanusun altında onbinlerce yıldır üşüyen kayıp kıtada
kadınlar ve erkekler elele tutuşup halay çekiyordu denizin altında
gençler sevdikleri cümlelerin altını çiziyordu suya yazdığım makalelerin
mor elbise giymiş Fenikeli bir kıza kaptırdım gönlümü
çocuklara okuma – yazma öğretiyordu bir köy okulunda
seni tanıdım ya, Fenike kızı Yelizabel
baktığım her nehir Yeşilırmak, gördüğüm her şehir İsfahan
sevdim ya hani seni, kadınım
sevmişim ya seni
kıldığım her namaz akşamın üçüncü rekâtı.
 
(“Fenike Kızı Yelizabel” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
317 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Kadın Peygamberler – 39

  1. Zekeriya dedi ki:

    Allah razi olsun abi.
    Masallah yine cok güzel olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir