Serayê: Hüzün, Aşk, İsyan, Bayram

 

isediyani

Yazar ve düşünür Gürgün Karaman, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

Serayê: Hüzün, Aşk, İsyan, Bayram

Gürgün Karaman

     Bayramsız bir bayramdır aşkımız. Meczuplara her gün aşktır.

     Dengbêj Şakiro’nun sesiyle çığlık olur Serayê… Aşk, sevgiliyle meczubane bir karşı karşıya geliş, sağır edici bir çığlık, şimşekler çakan bir gökyüzünden gelen ilahî esrimeler, kalbin volkanik patlamaları değilse ve Şakiro’yu dinleyen biri eğer ilahî melankoliye tutulmuyorsa, aşktan ve Şakiro’dan, Serayê’den nasibini alamamıştır.

     Acılarımızın üzerimizdeki basınç dalgalarını, aklın tüm pragmatist kuşatmalarını aşkın kılıcıyla parçalayarak çıkarız. Bizim varoluşumuz böylece çağları aşar. Aşk yoksa kâinat koca bir çamur çukurudur. Bizler Mezopotamya’nın tohumlarıyız, tohumlarımızı bu varlık çukurunda, çamurumuzu aşkla yoğurup çıkarız.

     Kozmik bir var oluştandır acılara dayanıklılığımız. Cudî’de karaya oturan Nûh’un Gemisi’nden indik ve hâlâ buradayız. Bu aşkı, burada boynubükük bırakmaya hiç ama hiç niyetimiz yok.

     Acılarımızı ilahî olanın bağrından devşirip dünyevî tüm acılara meydan okuruz. Tüm acılarımızı aşkın hamuruyla yoğururuz, acıya bağışıklık kazanmak için tarihin tüm yükünü sırtımızda ve bağrımızda taşırız. Bağrımız aşkın vatanı, sırtımız Çiyayê Agırî’dir. Bir volkanik dağın patlamasından fışkıran lavlardır aşkımız ve önünde durabilene de aşkolsun!

     “Bayêkurr û bayêşerq û bayêxerb û bayêçep û rast…” Nerden esersen essin, rüzgâr bizim aşkımızın kokusunu taşır tüm evrene; evren bizim aşkımızla mayalanır.

     Zerdeştê Kal ile başlar isyanımız, Baba Tahir Uryanî’yle içe çökeriz yeniden lavlarımızı püskürtmek için. Ehmedê Xanî ile tekrar feryâda başlarız, Melayê Cezirî ile bir daha içe çökeriz. Feqiyê Teyran ile alır başımızı gider, kuşlara dahi öğretmenlik yaparız. Çünkü varlığın dili bizdedir. Güzelliğin kendiliğinden cevher oluşudur aşkımız. Çirkin nedir bilmeyiz. Vefasız değiliz, sadakatsizlik aşkımızda yoktur. Sadece kabımıza sığmayız, hep esmek isteriz, savrulmak ve savurmak tabiâtımızda vardır. Bu bir oluş meselesidir.

     İhanetin ne olduğunu biliriz. İntikam yoktur ihanete karşı kitabımızda… Kitabımız hakkın bağrından her dem tecelli eder. Kâğıt ve kalem vız gelir… Hakk-ı Evvel’in ezel kelâmını her dem kalbimizde taşırız.

     Bizimkisi derinden bir hüzün ırmağıdır. Aşkın hem kaynağı hem yatağıdır hüznümüz. Başımız dik, alnımız açık… Hüzünle yoğrulan çehremizden dökülen gözyaşlarımızla besleriz aşk yatağını. Güzelliğe vurgun, özgürlüğe delicesine âşık bir esarettir bizimkisi. Aşkın boynu bükük mü kaldı, varlığın tüm hüznü benliğimizde toplanan bir gökyüzüne dönüşür. Bulutlar toplanır, evrenin tüm manyetik alanı biraraya gelir. Bu hüzne eşlik etmeyi ilahî bir dansa çeviren bulutlardan şimşekler çakmaya başlar. Şimşek olur varlığımız, Serayê’nin önüne atlarız. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayız. Kavuşmak istediklerimize bir türlü kavuşamayız…

     Hawarlarımız arş-ı âlâya yükselmeye başlar. İlahî olanın bizi bir geleceğe hazırladığını duyumsamaya başlarız. Bu bile umurumuzda olmaz. Ervah-ı ezelden gelen bir isyandır belki de bu deliliğimiz. Aşkın delisiyiz, aşkın vurgunu…

     Zilan’da bıraktığımız gözyaşlarımız ve kanlarımız aşkımızı sulamak içindi. Biz aşk uğruna, İbrahim’in rüyâsına girer; İsmail olup ilahî olana teslim olmayı iyi biliriz. Çünkü biliriz itaatimiz sadece ilahî olanadır. Put kırarız! Hem İbrahim’iz, hem O’nun elindeki baltayız. Korkusu bundandır aşka ve âşıklara düşman olanların…

     Enfal’de yok oluruz, görmezler, duymazlar, işitmezler. Halepçe’de sarin gazı bize elma kokusudur; Alan Kurdî oluruz, naaşlarımız sahile vursa dahi ölen biz değiliz… Biz ölümsüz bir coğrafyanın ve halkın evlatlarıyız… Köklerimiz kesildikçe daha derinlere kök salmayı biliriz.

     Biz Serhad’ın çocukları, ilahî olandan hiçbir zaman umut kesmeyen kutsal bir coğrafyanın müdavimleriyiz. Serayê’nin peşine düşer, aşka olan sadakatin tüm ağır bedellerini öderiz. Saçının bir tek teline tüm dünyayı yakarız. Kıyamet kopar aşkımızdan. Melekler alkış tutar, tarih selama durur. Ölümün üstüne üstüne yürürüz aşkımız için. Şeytanî olanın tüm ayartmaların girdabından Serayê’nin saçının teline tutunarak çıkarız. Kimseye eyvallahımız yoktur. Sadece Serayê’nin saçının bir tek teli olsun. Mîrler, beyler, ağalar kendi hünerlerini ortaya atar, över; bize Serayê’den gayrısı haramdır…

     Bayramınız aşk olsun, aşkınız bayramınız olsun… Cejna we pîroz be. Cejna we eşq be…

     SEDİYANİ HABER

     24 MAYIS 2020

 

634 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

3 Cevap Serayê: Hüzün, Aşk, İsyan, Bayram

  1. Nida Aytun dedi ki:

    Uzun süredir okurken beni bu kadar etkileyen bir yazı okumadım… Kaleminize sağlık… Sizi değerli kılan yaşadığınız bu hazin acı karşısında gösterdiğiniz asil tavırdır… İyi ki varsınız ve iyi ki acılarınızı daha yakından anlama fırsatı buldum

  2. Fesih dedi ki:

    Teşekkürler harika

  3. Zekeriya dedi ki:

    Okurken hislerim şaha kalktı. Yeni nesillere aktarılması gereken bir yazı. Özgüven verici, tarif edici ve Siwan Perver’in Kine Em? Sorusunun cevabi olmuş!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir