En Akıllı Canlı Kim?

 

isediyani

Sporcu ve gazeteci Şirin Mine Kılıç, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

En Akıllı Canlı Kim?

Şirin Mine Kılıç

     “Siteme yazı yazar mısın?” dedi, İbrahim Sediyani. “Yazarım” dedim.

     Bir dur, bir düşün değil mi? Atlama hemen!

     Peki ne oldu? O ilk yazıyı bir türlü yazamadım.

     Kadın ve spor mu, kadın hakları mı, hayvan hakları mı, pandemi öğretileri mi derken, kelimeler kafamda mantıklı cümlelere değil, sele dönüştü.

     12 Mayıs’ta, dört kedimin her sabah kum havuzuna çevirdiği evimi süpürürken… Koşamaz ve dışarı “az çıkarken” en büyük eğlencem haline gelen hamur işleri ve kurabiyeleri hazırlayıp pişirirken… Covid – 19’a rağmen, “işe devam kararı alan” canım müşterilerimin dergilerini hazırlarken…

     İşte tüm bunları yaparken… Bana geldiler. 12 Mayıs’ı 13’e bağlayan gecede, 01:22’de yazmaya başladım.

     AVM’LERİ CANINDAN ÇOK SEVENLER

     Aslına bakarsanız bizim memlekette malzeme bol. Sokağa bir kere çıkmak yeter.

     Şu ara virüs korkusundan pek çıkamasam da, çıktığım anlar malzeme toplama açısından yetiyor da artıyor bile… Çünkü sokaklar insan kaynıyor. Meğer ben kendimi, annemi, kardeşlerimi, yeğenlerimi sakınırken; covid, korona, pandemi, ölümler falan bizim milletin çok da umurunda değilmiş.

     Bu umursamazlık ortamında 11 Mayıs’ta ülkede “normalleşme” adımları atıldı. Halihazırda sokaklarda fink atanlar çok sevindi. Çünkü artık çok sevdikleri AVM’lere gidip kamikaze dalışı yapma fırsatı da yakaladılar.

     Ben saf saf “Yok canım kimse gitmez, klimalar, deneme kabinleri, tuvaletler çok tehlikeli” diye düşünüyordum.

     11 Mayıs günü saat 10:00 sularında sosyal medyaya fotoğraflar düşmeye başladı. Bunlar AVM’lerin önündeki uzun kuyrukları gösteren fotoğraflardı.

     Aynı gün markete gittiğimde fotoğrafların gerçekliğini teyit etme fırsatım oldu. Ürünlerimi almış, paketlerken, marketin üst katındaki AVM’de çalışan bir güvenlik görevlisi benden sonraki müşteriydi. Bu AVM, nispeten küçük ve normal zamanda bile çok kalabalık olmayan bir mekân. Güvenlik görevlisine müşteri yoğunluğunu sorma fırsatım oldu. Beklediklerinin üzerinde insan geldiğini ve bunu beklemediklerini söyledi. Kendi sağlığı için oldukça endişeliydi. 

     YETİ’YE DÖNÜŞÜRKEN…

     Normalleşme adımları içinde beni “öncelikle” ilgilendiren kuaförlerin açılmasıydı. Haftalardır çok geç saatlerde yatıp, sabah 11 – 12 gibi uyanıyordum. Zaten gece insanıyım, herkes uyur ben uyumam. Geceleri enerjim ve iş konsantrasyonum artar. Bu özelliğim, en büyük hobim “koşu” için de her daim büyük avantaj sağlar bana…Bir günün üzerine çıkan ultra maraton (42, 2 km’den uzun koşular) yarışlarında zaman ilerledikçe bedenim yorulsa da beynim yorulmaz. Ve üç basamaklı kilometrelerde geldiğimde artık bedenimle değil, beynimle ilerlerim. (Sonraki yazılarımda koşudan da bahsedeceğim elbette)

     Sözün kısası, gece olduğunda, sabahki mızmız, uyuz, üşengeç kadın gider, yerine wonderwoman gelir (vampir gelecek değil).  Bir yandan da, herkes uyurken uyanık olmaktan garip bir zevk alırım. Çünkü, ev, sokak, mahalle, şehir, ülke huzurlu bir sessizliğe bürünür. İş ve hayat stresi, aciliyet, telefon zili, whatsapp gevezelikleri, iş teslimi yoktur. Hatta, devam eden işlerim ve evde yemek bekleyen kedilerim olmasa, gündüz tamamen uyuyup, gece ayakta gezebilirdim.

     Neyse, kuaförde kalmıştık. Sabah 09:00’da dükkânını açacak kuaförüme her türlü yalakalığı yapıp “8:30’a” randevu aldım. Gerekirse sabaha kadar oturur, sıfır uykuyla giderdim. O derece odaklanmıştım kuaföre…

     Nasıl odaklanmam ki? Eve tıkılmamız vücûdumuzda olan biten aksiyonları durdurabileceğimiz anlamına gelmiyor maalesef. Vücûdumuzun her yerini çeşitli yoğunluklarda kaplayan, kimi gerekli, kimi son derece gereksiz kıllara söz geçirmemiz mümkün değil. Bedenimizle, kediler arasında çok büyük bir benzerlik var. Bir kediye “gel” dediğinizde gelmez, “sus” dediğinizde susmaz, “yapma” dediğinizde ise ne yapıyorsa devam eder. Yani, kafanızda, bacağınızda, kulağınızda, burnunuzda, kaşınızda, kıçınızda o kıllar çıkar, uzar, şekilden şekile girer ve bir bakarsınız yarı insan yarı hayvan, efsanevî canavar “Yeti”yi dönüşmüşsünüz.

     MAKASLAR VE KREMLER

     Evde oturduğumuz 50 günün son 10 gününde aynalara küsmüştüm. Artık ben de bir Yeti’ydim.

     Aksi gibi evin her yanında küçüklü büyüklü makaslar var. (Makas takıntılıyım. Evin her yerine makas tıkıştırıyorum. Bir çeşit hastalık olmalı. Çok şükür ayna takıntım yok).

     Birkaç kez makaslarla yakınlaştım, hatta bir kez saçımın önlerini yamuk yumuk kestim de…

     Ellerim ayrı alarm veriyordu. Kendimi temizlik ve yemek yapma işine vermiştim. İnternetten, her şeyi temizleme gücü olan kimyasalları ısmarlayıp, evin her tarafına püskürtüyordum.  Ellerimin özellikle üst kısmı, yıkamaktan aşındı, kurudu, tırnaklarım kırıldı, yamuldu. (Yine de manikür yaptırmaya niyetim yoktu)

     Makaslarla birlikte, evin her tarafına el kremleri de serpiştirdim. Küçücük evimin neresinde olursam olayım, kesebilmeli ve kremlenebilmeliydim! Kremler ve makaslar 50 günlük eziyeti ifade eden sembollerdi artık…

     İKİNCİ DALGAYA KOŞAR ADIM

     11 Mayıs sabahı erkenden uyandım (zaten yatalı 3 saat bile olmamıştı). Uyanmak çok zor oldu ama aynaya bakar bakmaz kararlılığım hemen yerine geldi. Hazırlanıp yola koyuldum.

     Yolumun üzerinde bir erkek kuaförü var.  Erkek berberleri artık kendilerine “kuaför” deseler de değişmeyen birşey var: Dükkânda olan biteni herkese göstermek. Bunlar da içeriyi gösteriyordu ve dükkân doluydu.

     Bu kalabalığın nedenini daha sonra öğrendim: Randevu almamak. Belki bazıları almıştır ama “bekleyen” varsa, randevu işi pek iyi yürümüyor demektir.  

     8:30’da kuaförümün kapısındaydım. Kuaförümün karşısında da bir tane erkek kuaförü var. Onun manikürcüsü de işbaşı yapmıştı. Meğer erkekler de artık sıklıkla manikür, pedikür, ağda yaptırıyormuş. Kalabalık salonda traşını olup, üzerine manikür, pedikür hizmeti alıp, finali AVM’de yapanlar, dünya çapında beklenen 2. dalga pandemide ön saflarda savaşacaklar elbette. Yaşama savaşı verecekler. Hem onlar, hem de kazara onların 1, 5 m’lik etki alanlarına girenler…

     Yani hepimiz tehlikedeyiz.

     ÜLKEDE İSYAN ÇIKMIŞ, HABERİM YOK

     Benim saç kesimi ve dip boyası yaklaşık 90 dakika sürdü. Kuaförüm Emine sağolsun, konuşkan biridir, uzun uzun dükkanı nasıl dezenfekte ettiğini anlattı. Tek kullanımlık havlu zorunluluğu gelmiş ama havlu bulamamış. Bu yüzden kendi havlularını 90 derecede yıkamış. El dezenfektanı almış ama evde unutmuş (beni bırakıp markete gitti ve bir tane aldı). Randevusuz kimseyi kabul etmeyeceğini, maskesiz olanı içeri almayacağını, bunun için uyarılar asacağını söyledi (ki onca gündür hazırlamamış).

     Kuaförden çıktıktan sonra sokaklar iyice kalabalıklaşmıştı. Biraz yürüyüş yaptım. “Ülkede isyan çıkmış, benim haberim yok” diye düşündüm.

     65 yaş üzeri pekçok insan (tek tük de olsa çocuklar da) dışarıdaydı. Gayet rahatlardı. Kiminin elinde alışveriş poşetleri vardı. Bazıları parkta diğer 65 yaş üzeri arkadaşlarıyla “sosyal mesafe kaygısız” sohbet ediyordu.

     Neredeyse bir saat dolaştım, insanların maske takması dışında, “eski günler”den farklı hiçbir şey görmedim. Büyük bankaların önü de bu şuursuzluktan nasibini almıştı. Çok kalabalıktı ve sosyal mesafe hak getireydi.

     10 yıl önce şirketimi kurarken, sırf kalabalık yüzünden zaman kaybetmemek için küçük bir bankayla anlaşmıştım. Bankamdan hiçbir zaman iyi hizmet almadım ama hiçbir zaman da işlerim olsun diye uzun uzun beklemedim. İyi hizmet veren banka olduğuna inanmadığımdan pişman da olmadım.

     MUSİBETİ YAŞARKEN, NASİHAT DİNLEMEK

     Türkiye’deki ve dünyadaki pandemi haberlerini “paranoyalara kapılmadan” takip etmeye çalışıyorum. Hangi kanalın haber bültenini açsam, benim sokakta gördüklerimin benzeri haberleri görüyorum. 

     Bu denli disiplinsiz, ciddiyetsiz, saygısız ve umursamazken, felâketi yaşayan İtalya ya da İspanya’ya dönüşmemiş olmamız mucize…

     Uzak ya da yakın bir tanıdığını covid – 19 yüzünden kaybetmeyen insan neredeyse kalmadı. Yani musibeti yaşadık ama hâlâ nasihat dinliyoruz.

     Bu iş, sigara içenlere gösterilen hoşgörüye doğru evriliyor. Pekçok insan sigarayı gördüğü halde zehirinden kaçmazken, görmediği virüsten de kaçmıyor işte…

     Belli ki insan en akıllı canlı değil…

     Doğada hiç kendi kendini yok etmeye çalışan bir canlı gördünüz mü? Hem de açgözlülük ve bencillikte sınır tanımazken…

sirinminekilic@gmail.com

     SEDİYANİ HABER

     13 MAYIS 2020

 

420 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir