Kadın Peygamberler – 31

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Fakat o gece “mucize gibi” bir şey oldu. Kral Axaşveroş (Xşayarşa; Xêrxwez)’un uykusu kaçtı. Yatağında bir o yana bir bu yana dönüyor, nedense gözüne uyku bir türlü girmiyordu. Uykusu gelmeyen ve ne yapacağını da bilmeyen Kral Axaşveroş, hem oyalanmak hem de belki uykusunu getirir diye, adamlarına emrederek tarih kayıtlarının getirilip kendisine okunmasını istedi. Adamları tarih kayıtlarını getirip, krallığı döneminde yaşanan hadiselerin yazılı olduğu notları kendisine okudular. Kayıtlar, Kral Axaşveroş’u öldürmeyi tasarlamış olan iki görevliden sözediyordu. Kapı nöbetçisi olarak görev yapmış olan Bigtan ve Tereş adındaki bu iki adamı Mordekay ele vermişti. (2039)

     Kral adetâ şok geçirdi. Kendisine suikast düzenlemek isteyen iki adamın haberini alıp o adamları idam edişini hatırladı. Fakat O, bu olayı karısı Kraliçe Esther (Hadassa)’in haber verdiğini biliyordu, öncesini bilmiyordu. Demek ki Esther’e de bu olayı haber veren kişi Mordekay’mış! Kral iki elini başına götürerek “Eyvah, ben ne yapıyorum” dedi. Meğerse yarın idam edilecek olan Mordekay, daha önce O’nun hayatını kurtarmıştı. Meğerse katliâmdan geçirilmeleri için ferman çıkarttığı bu Yahudîler sayesinde hayatı kurtulmuştu. “Ben ne kötü bir adamım! Beni ölümden kurtaranları öldürmeye çalışıyorum” diye söylendi. Utandı. Kral, “Bu yaptığı hizmetten dolayı Mordekay nasıl onurlandırıldı, O’na ne ödül verildi?” diye sordu. Hizmetkârlar, “O’nun için hiçbir şey yapılmadı” diye yanıtladılar. Kral iyice utandı. (2040)

     Kral Axaşveroş telaş içinde bu yanlışı düzeltebilecek birini aradı ve “Avluda kim var?” diye sordu. O sırada Haman sarayın dış avlusuna yeni girmişti. Anlaşılan o ki Mordekay’ı idam ettirmek üzere izin almak için kendinden emin ve keyifli bir şekilde erkenden oraya gitmişti. Kral’dan, hazırlattığı darağacına Mordekay’ın asılmasını isteyecekti. Hizmetkârlar Kral’a, “Haman avluda bekliyor” dediler. Kral, “Buraya gelsin” dedi. (2041)

     Haman içeri girince, Kral O’na mânâlı mânâlı bakarak, “Kral’ın onurlandırmak istediği biri için ne yapılmalı?” diye sordu. Aptal Haman, Kral’ın bunu kendisi için sorduğunu zannetti. “Kral benden başka kimi onurlandırmak isteyebilir ki?” diye düşünen Haman, bu yüzden aklına gelen en gösterişli şeyleri söyledi: “Kral onurlandırmak istediği kişi için kendi giydiği bir kral giysisini ve üzerine bindiği sorguçlu atı getirtir, 9 giysiyi ve atı en üst yöneticilerinden birine verir; o da Kral’ın onurlandırmak istediği kişiyi giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirir. Önden giderek, ‘Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır’ diye bağırır.” (2042)

     Kral Axaşveroş, Haman’a, “Öyleyse hemen git” dedi, “Giysiyle atı al ve bu söylediklerini Kral’ın kapı görevlisi Yahudî Mordekay için yap. Söylediklerinin hiçbirinde kusur etme.” (2043)

     Haman’ın o anki rûh halini ve yüz ifadesini varın tahayyül edin!.. Onurlandırılmak istenen kişinin kendisi olduğunu zannediyordu, ama meğerse en büyük düşmanlığı beslediği ve yarın idam etmeyi planladığı Mordekay’mış! Üstelik az önce saydığı o gösterişli “onurlandırma”yı da bizat kendi elleriyle Mordekay’a yapacaktı, Kral bunun için O’nu görevlendirmişti. Ölseydi daha iyiydi!

     Böylece Haman giysiyi ve atı aldı, Mordekay’ı giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirmeye başladı. Önden giderek, “Kral’ın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılııııır… Kral’ın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılıııır…” diye bağırıyordu. (2044)

     Sonra Mordekay saray kapısına döndü. (2045)

     Haman için bu berbat bir işti. Utanç içinde başını örterek perişan halde ve çabucak evine gitti. Başına gelenleri karısı Zêreş’e ve bütün dostlarına anlattı. Karısı Zêreş ve danışmanları O’na şöyle dediler: “Önünde gerilemeye başladığın Mordekay Yahudî soyundansa, O’na gücün yetmeyecek, önünde yok olup gideceksin.” (2046)

     Onlar daha konuşurken, Kral’ın haremağaları gelip Haman’ı apar topar Esther’in vereceği şölene götürdüler. (2047)

     Böylece Kral Axaşveroş ve veziri Haman, Kraliçe Esther’in şölenine gittiler. Esther Kral’la konuşmayı daha fazla erteleyemezdi; verdiği ikinci ziyafette herşeyi söylemek zorundaydı. Fakat bunu nasıl yapacaktı? O gün şarap içerlerken Kral Axaşveroş, Kraliçe Esther’e yine sordu: “İsteğin nedir, Kraliçe Esther? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.” (2048)

     Artık Esther için “konuşmanın vakti” gelmişti. Kocasını Yahudî halkı için düşündüğü katliâmdan vazgeçirtmeye çalışacak ve hatta kendisinin de bir Yahudî olduğunu itiraf edecekti. Kraliçe Esther şöyle yanıtladı: “Ey kralım! Eğer benden hoşnutsan ve uygun görüyorsan, isteğim canımı bağışlaman, dileğim de halkımı esirgemendir. Çünkü ben ve halkım öldürülüp yok edilmek, yeryüzünden silinmek üzere satıldık. Eğer köle ve cariye olarak satılmış olsaydık sesimi çıkartmazdım; böyle bir sorun için Kral’ı rahatsız etmek uygun olmazdı.” (2049)

     Oldukça zeki bir kadın olan Esther, akıllıca konuşmuştu. Kral’ın kararı ne olursa olsun buna saygı duyacağını ifade etmişti. Halbuki Axaşveroş’un önceki karısı Amestri (Vaşti), Kral’ı bile bile küçük düşürmüştü. Esther O’ndan ne kadar da farklıydı. (2050) Ayrıca O, Haman gibi birine güvendiği için Kral’ı eleştirmedi. Aksine hayatını kurtarması için O’na yalvardı. Bu, aynı zamanda kocası olan Kral’a duyduğu saygının bir göstergesiydi.

     Esther sorunu açıkça dile getirdi: Mesele sadece köle olarak satılmaları olsaydı sesini çıkarmayacaktı. Oysa soykırım, vicdanın alamayacağı bir kötülüktü. Esther, ikna etme sanatıyla ilgili ders veriyordu adetâ. Kutsal Kitap’ta yazıldığı gibi: “Bilge yüreklilere akıllı denir. Tatlı söz ikna gücünü artırır. Sağduyu sahibine yaşam kaynağı, ahmaklıksa ahmaklara cezadır. Bilgenin aklı diline yön verir, dudaklarının ikna gücünü artırır. Hoş sözler petek balı gibidir, cana tatlı ve bedene şifadır.” (2051)

     Kral Axaşveroş, Kraliçe Esther’e, “Böyle bir şeyi yapmaya cüret eden kim, nerede bu adam?” diye sordu. Esther parmağıyla Haman’ı göstererek, “Düşmanımız, hasmımız, işte bu kötü Haman’dır!” dedi. (2052)

     Ortalık bir anda sessizliğe büründü. Haman, Kral’la Kraliçe’nin önünde dehşete kapıldı. Zaten çabuk parlayan biri olan Kral’ın kan beynine sıçradı. Güvendiği danışmanı kendisini kandırmıştı. Çok sevdiği karısının öldürülmesine sebep olacak bir fermanı onaylatmıştı. Kral öfkeyle içki masasından kalkıp sarayın bahçesine çıktı. Haman ise Kraliçe Esther’den canını bağışlamasını istemek için içerde kaldı. Korkak bir entrikacı olan Haman, gerçek yüzü ortaya çıkınca Kraliçe Esther’in ayaklarına kapandı. Çünkü Kral’ın kendisini yok etmeye kararlı olduğunu anlamıştı. (2053)

     Kral sarayın bahçesinden şölen salonuna dönünce, Haman’ı Esther’in uzandığı divanın üzerinde oturmuş, Esther’e yalvarırken olarak gördü. Kraliçe’nin yatağının üzerine çıkıp oturmak, bu nasıl büyük bir terbiyesizlikti? Bunun üzerine çok öfkelendi ve Haman’ı Kral’ın evinde Kraliçe’ye tecavüze yeltenmekle suçladı. “Bu adam sarayda, gözümün önünde Kraliçe’ye, karıma bile el uzatmaya mı kalkıyor?” diye bağırdı. Bu Haman’ın ölüm fermanıydı. Kral sözlerini bitirir bitirmez adamları atak yaparak Haman’ı tuttular ve yüzünü örttüler. (2054)

     Kral’a hizmet eden haremağalarından biri olan Harvona, Kral’a, Haman’ın Mordekay’ı asmak için yaptırdığı direkten bahsetti: “Bakın, Kral’ı uyarıp hayatını kurtaran Mordekay için Haman’ın hazırlattığı elli arşın yüksekliğindeki darağacı Haman’ın evinin önünde hazır duruyor.” Kral, “Haman o darağacına asılsın!” diye buyurdu. (2055)

     Böylece Haman, Mordekay için kendisinin hazırlattığı darağacına asıldı. Kral’ın öfkesi de yatıştı. (2056)

     O gün Kral Axaşveroş, Yahudî düşmanı Haman’ın malını mülkünü Kraliçe Esther’e verdi. Esther, dürüstlüğüne, temiz kalpliliğine ve adaletine artık tam güvendiği kocası Kral Axaşveroş’a kendisi ve Mordekay’la ilgili tüm gerçekleri anlattı. Kendisinin yetim bir Yahudî kızı olarak Mordekay tarafından büyütüldüğünü, Mordekay’ın kendisinin amcasıoğlu olduğunu, bütün bu gerçekleri bir bir Kral’a anlattı. Kral sonunda Mordekay’ın kim olduğunu öğrendi; bu adam hem kendisini suikasttan kurtaran hem de Esther’i evlat edinerek büyüten kişiydi. Esther’in Mordekay’a yakınlığını açıklaması üzerine Mordekay Kral’ın huzuruna kabul edildi. (2057)

     Kral Axaşveroş, Haman’dan geri almış olduğu mühür yüzüğünü parmağından çıkarıp Mordekay’a verdi. Haman’ın başvezirlik görevi Mordekay’a verildi. Mordekay artık Kral’ın başveziriydi. Haman’ın evini ve olağanüstü servetini de Esther’e verdi, Esther de evin idaresine Mordekay’ı getirdi. (2058)

     Artık hem Esther hem de Mordekay güvendeydi. Ama gerçekten de öyle mi? Sadece kendilerini düşünen, bencil insanlar olsaydılar böyle düşünebilirlerdi. Halbuki o sırada Haman’ın Yahudîler’le ilgili fermanı imparatorluğun dört bir yanına götürülüyordu. (2059) Haman, bu büyük saldırıyı gerçekleştireceği en uygun zamanı belirlemek için “pur”, yani “kura” çektirmişti. (2060)

     O güne daha aylar vardı ancak zaman hızla ilerliyordu. Esther, bu felâketi önlemek için birşeyler yapmalıydı.

     Esther büyük bir özveri göstererek hayatını yeniden riske attı ve Kral’ın önüne bir kez daha çağrılmadan çıktı. Bu korkunç fermanı geçersiz kılması için ağlayarak kocası olan Kral Axaşveroş’un ayaklarına kapandı. Agaglı Haman’ın Yahudîler’e karşı kurduğu düzene ve kötü tasarıya engel olması için yalvardı. Kral altın âsâsını Esther’e doğru uzatınca Kraliçe Esther ayağa kalkıp Kral’ın önünde durdu ve şöyle dedi: “Kral benden hoşnutsa ve uygun görüyorsa, benden hoşlanıyorsa ve dileğimi uygun buluyorsa, Agaglı Hammedata oğlu Haman’ın krallığın bütün illerinde yaşayan Yahudîler’in yok edilmesini buyurmak için yazdırdığı mektupları yazılı olarak geçersiz kılsın. Halkımın felâkete uğradığını görmeye nasıl dayanırım? Soydaşlarımın öldürülmesine tanık olmaya nasıl dayanırım?” (2061)

     Ancak Pers krallarının ismiyle hazırlanan yasaların iptal edilmesi mümkün değildi. (2062)

     Kral Axaşveroş, hanımı Kraliçe Esther’e ve amcasıoğlu Vezir Mordekay’a, “Bakın” dedi, “Haman’ın malını mülkünü Esther’e verdim ve Yahudîler’i yok etmeyi tasarladığı için Haman’ı darağacına astırdım. Ama Kral adına yazılmış ve O’nun yüzüğüyle mühürlenmiş yazıyı kimse geçersiz kılamaz. Bunun için, uygun gördüğünüz biçimde Kral adına ‘Yahudî Sorunu’ konusunda şimdi siz yazın ve Kral’ın yüzüğüyle mühürleyin.” Böylece Kral, Esther’e ve Mordekay’a yeni kanunlar çıkarmaları için yetki verdi. (2063)

     Bunun üzerine 3. ay olan Sivan ayının 23. günü Kral’ın yazmanları çağrıldı. Mordekay, Kral Axaşveroş adına yazdırdığı mektupları Kral’ın yüzüğüyle mühürledi ve Kral’ın hizmetinde kullanılmak üzere yetiştirilen atlara binmiş ulaklarla her yere gönderdi. Mordekay’ın buyurduğu her şey, Hoddu’dan Kûş’a dek uzanan bölgedeki 127 ilde yaşayan Yahudîler’e, satraplara, vali ve önderlere yazıldı. Her il için kendi işaretleri, her halk için kendi dili kullanıldı. Yahudîler’e de kendi alfabelerinde ve kendi dillerinde yazıldı. (2064)

     Kral mektuplarda, Yahudîler’e bütün kentlerde toplanma ve kendilerini savunma hakkını veriyordu. Ayrıca kendilerine, çocuklarına ve kadınlarına saldırabilecek herhangi bir düşman halkın ya da ilin silahlı güçlerini öldürüp yok etmelerine, kökünü kurutmalarına ve mallarını mülklerini yağmalamalarına izin veriyordu. (2065)

     Bu izin, Hexamenîş ülkesinin bütün illerinde tek bir gün, Adar ayının 13. günü geçerli olacaktı. Bütün halklara duyurulan bu fermanın metni her ilde yasa yerine geçecekti. Böylece Yahudîler belirlenen gün düşmanlarından öç almaya hazır olacaklardı. (2066)

     Kral’ın hizmetindeki atlara binen ulaklar, Kral’ın buyruğuna uyarak hemen dörtnala yola koyuldular. Ferman Şuş Kalesi’nde de okundu. (2067)

     Mordekay, lacivert ve beyaz bir krallık giysisiyle, başında büyük bir altın taç ve sırtında ince ketenden mor bir pelerinle Kral’ın huzurundan ayrıldı. Şuş kenti sevinç çığlıklarıyla yankılandı. Yahudîler için aydınlık ve sevinç, mutluluk ve onur dolu günler başlamıştı. Kral’ın buyruğu ve fermanı ulaştığı her ilde ve her kentte Yahudîler arasında sevinç ve mutluluğa yol açtı. Şölenler düzenlendi, bir bayram havası doğdu. (2068)

     Tanrı’nın hikmeti böyle bir şeydi işte… Daha düna kadar, ülkedeki Yahudîler “bizi katliâma uğratacaklar” diye korkudan tir tir titrerken, şimdi ülkedeki diğer halklar “Yahudîler bizi katliâma uğratacak” diye korkudan tir tir titriyorlardı. Bu korku yüzünden birçok İranlı görevli Yahudîler’in tarafına geçti. Hatta ülkedeki halklardan çok sayıda kişi Yahudî oldu. Çünkü Yahudî korkusu hepsini sarmıştı. (2069)

     Sonunda belirlenen gün geldi çattı. Adar ayının 13. günüydü. Yahudîler kendilerini yok etmeyi tasarlayanlara saldırmak üzere Hexamenîş illerindeki kentlerde biraraya geldiler. Hiç kimse onlara karşı koyamadı. Çünkü Yahudî korkusu bütün halkları sarmıştı. İl önderleri, satraplar, valiler ve Kral’ın memurları, Mordekay’dan korktukları için Yahudîler’i desteklediler. Mordekay sarayda güçlü biriydi artık; ünü bütün illere ulaşmıştı. Gücü gittikçe artıyordu. (2070)

     Yahudîler bütün düşmanlarını kılıçtan geçirdiler, öldürdüler, yok ettiler. Kendilerinden nefret edenlere, kendileri için dilediklerini yaptılar. Şuş Kalesi’nde 500 kişiyi öldürüp yok ettiler. Yahudî düşmanı Hammedata oğlu Haman’ın 10 oğlunu (Parşandata, Dalfon, Aspata, Porata, Adalya, Aridata, Parmaşta, Arisay, Ariday ve Vayzata) öldürdüler. Ama yağmaya girişmediler. (2071)

     Şuş Kalesi’nde öldürülenlerin sayısı aynı gün Kral Axaşveroş’a bildirildi. O da Kraliçe Esther’e, “Yahudîler Şuş Kalesi’nde Haman’ın 10 oğlu dahil 500 kişiyi öldürüp yok etmişler” dedi, “Kim bilir, öbür illerimde neler yapmışlardır? İstediğin nedir, sana vereyim; başka dileğin var mı, yerine getirilecektir.” Esther, “Eğer Kral uygun görüyorsa, Şuş’taki Yahudîler bugünkü fermanını yarın da uygulasınlar” dedi, “Haman’ın 10 oğlunun cesetleri de darağacına asılsın.” (2072)

     Kral Axaşveroş bu isteklerin yerine getirilmesini buyurdu. Şuş’ta ferman çıkarıldı ve Haman’ın 10 oğlu asıldı. (2073)

     Ferdâsı gün, Adar ayının 14. günü, Şuş’taki Yahudîler yeniden toplanarak kentte 300 kişi daha öldürdüler; ama yağmaya girişmediler. Hexamenîş illerinde yaşayan öbür Yahudîler de canlarını korumak ve düşmanlarından kurtulmak için biraraya geldiler. Kendilerinden nefret edenlerden 75.000 kişiyi öldürdüler, ama yağmaya girişmediler. (2074)

     Katliâma uğrama tehlikesiyle karşı karşıya olan Yahudîler’in kendileri büyük bir katliâma imza atmış, İran’da iki gün içinde 76.000 (yetmişaltıbin) insanı öldürmüşlerdi.

     Yahudîler bu katliâmı Adar ayının 13. ve 14. günü yaptılar, 15. gün de dinlendiler. O günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler. Taşradaki kentlerde yaşayan Yahudîler işte bu nedenle Adar ayının 14. gününü şölen ve eğlence günü olarak kutlarlar ve birbirlerine yemek sunarlar. (2075)

     Mordekay bu olayları kayda geçirdi. Ardından Kral Axaşveroş’un uzak – yakın bütün illerinde yaşayan Yahudîler’e mektuplar gönderdi. Mektupta Yahudîler’e, her yıl Adar ayının 14. ve 15. günlerini kutlamalarını buyurdu. Çünkü o günler, Yahudîler’in düşmanlarından kurtulduğu günlerdir. O ay kederlerinin sevince, yaslarının mutluluğa dönüştüğü aydır. Mordekay o günlerde şölenler düzenleyip eğlenmelerini, birbirlerine yemek sunmalarını, yoksullara armağanlar vermelerini buyurdu. (2076)

     Böylece Yahudîler, Mordekay’ın buyruğunu kabul ederek başlattıkları kutlamaları sürdürdüler. “Pur” (kura) sözcüğünden ötürü bu günlere “Purim” adı verildi. Yahudîler’in halen dahi kutlamaya devam ettikleri “Purim Bayramı” işte bu şekilde doğmuştur. (2077)

     Geleneksel Yahudî inanışına göre, kadın peygamber Esther dönemin bir tür anayasa mahkemesi olan ve 72 bilgeden oluşan İbrani yüksek mahkemesi Sanhedrin” (סנהדרין)’e başvurarak, “Purim” mucizesinin, Tanah (Tevrat)’a dahil edilmesini istedi ve Tevrat’ın “Esther” bölümü böylece meydana geldi. Yahudî halkının Tevrat’ı Sina Dağı’ndan sonra kabul edişinin yine “Purim” mucizesi sayesinde gerçekleştiğine dair bir inanış da vardır. Yine inanışa göre, Mesih geldiğinde Pesah, Şavuot ve Sukot bayramları artık kutlanmayacak, buna karşın Rabinnik bayramlar olan Hannuka ve Purim kutlanmaya devam edecektir. (2078)

     Kral Axaşveroş ülkeyi en uzak kıyılarına dek haraca bağlamıştı. Büyüklüğü, kahramanlıkları ve Mordekay’ı her bakımdan nasıl onurlandırdığı Pers ve Med krallarının tarihinde yazılıdır. Yahudî Mordekay, Kral Axaşveroş’tan sonra ikinci adam olmuştu. Yahudî soydaşları arasında saygı gören ve çoğunluk tarafından sevilen biriydi. Çünkü halkının iyiliğini düşünüyor, bütün soydaşlarının esenliği için çaba gösteriyordu. (2079)

     O dönemin kayıtlarında, özellikle Yunan kaynaklarında, Kral Axaveroş dönemindeki Hexamenîş yönetimi ve İran toplumu hakkında – doğru veya yanlış – pekçok bilgi ve anekdota rastlamak mümkün. Aynı zaman diliminde yaşamış olan dünyaca ünlü Antik Yunan tarihçi Heredot (M. Ö. 484 – M. Ö. 425), M. Ö. 5. yy’da kaleme aldığı “İstoríai” (Tarih) adlı meşhur kitabında, İran gençlerine 5 yaşından 20 yaşına kadar üç şey öğretildiğini söylüyor: Ata binmek, ok atmak ve doğru konuşmak. Ayrıca şunu da not eder, Heredot: “İranlılar için dünyadaki en utanç verici şey yalan söylemek, bir sonraki en kötü şey ise borçlu olmaktır. Çünkü borçlu kişi yalan söylemek zorundadır.” (2080)

     Yalan söylemek, Zerdüştî bir devlet olan Hexamenîş İmparatorluğu’nda “ilahî olanı zedeleyen büyük bir günâh” olarak kabul edilir ve bazı durumlarda ölümle cezalandırılır. Persepolis (Parsa, Taxtê Cemşîd) bölgesinde 1930’lu yıllarda yapılan arkeolojik kazılarda keşfedilen tabletler, Hexamenîşler döneminde “hakikat kültürü”ne duyulan sevgi ve saygı hakkında yeterli bilgi veriyor. (2081) Bu tabletler, başta tüccarlar ve depo sahipleri olmak üzere sıradan İranlılar’ın adlarını içeriyor. (2082) Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Connecticut eyaletinde kurucularının ve sahiplerinin Yahudî olduğu Yale Üniversitesi’nden antik dilbilimci ve bilim insanlarının yaptığı analiz ve incelemeye göre, tabletlerde geçen 72 kadar resmî görevli ve katip, “gerçek” kelimesini içeren bir isim taşıyor. Örneğin; “Artapana” (Gerçeğin koruyucusu), “Artakama” (Gerçeğin sevgilisi), “Artamanah” (Gerçeği düşünen), “Artafarnah” (Gerçeğin ihtişamına sahip), “Artazusta” (Gerçeği savunan), “Artastuna” (Gerçeğin temel direği), “Artafrida” (Gerçeğin gücü) ve “Artahunara” (Gerçeğin asaleti) gibi. (2083)

     Dînî hoşgörü, Hexamenîş İmparatorluğu’nun en dikkat çekici özelliği olarak tanımlanmıştır ki bunu yukarıda detaylı bir şekilde anlatmıştık. Hexamenîş döneminde Zerdüştîlik, hükümdarlar tarafından kabul gördü ve onlar aracılığıyla İran kültürünün tanımlayıcı bir unsuru haline geldi. (2084) Hexamenîş krallarının himayesinde ve M. Ö. 5. yy’da devletin resmî ve fiilî dîni olarak Zerdüştîlik, imparatorluğun her köşesine ulaştı. Dîne sadece geleneksel İran panteonunun kavramlarının ve tanrısallıklarının resmîleştirilmesi eşlik etmedi, aynı zamanda özgür irade de dahil olmak üzere çeşitli yeni fikirler eklendi. (2085)

     “Purim mucizesi” hadisesinden sonra kadın peygamber ve aynı zamanda kraliçe olan Esther (Hadassa) hakkında dînî ve tarihî metinlerde herhangi bir bilgi yoktur. Ancak yaptığım araştırmalar, Kraliçe Esther ve kocası Kral Axaşveroş hakkında beni ilginç bir saptamayla karşı karşıya bıraktırmış, dikkatimi müthiş derecede çekmiştir. O da şudur:

     Esther, M. Ö. 465 yılında, henüz 27 yaşındayken vefat etmiştir. (2086) Kral Axaşveroş da aynı tarihte, M. Ö. 465 yılında, 54 yaşındayken ölmüştür. (2087)

     Kutsal kitap Tevrat’ta adına “Esther” diye özel bir kitap bulunan, doğumundan ve çocukluğundan kraliçe oluşuna ve ülkeyi idare ederken yaptıklarına varıncaya kadar yaşamıyla ilgili en ince ayrıntısına kadar bilgilerin bulunduğu kadın peygamber Kraliçe Esther’in ölümüyle ilgili kutsal metinlerde hiçbir bilginin bulunmayışı daha doğrusu verilmeyişi, oldukça dikkat çekicidir ve özellikle benim gibi “meraklı” araştırmacılar için kuşku uyandırıcıdır. Bilim adamlarından kahinlere, müfessirlerden nerdeyse Tanrı’ya varana dek güzelliğini yere göğe sığdıramadıkları, hatta ne yapmışsa ve ne gibi hadiselere sebebiyet vermişse hep güzelliğinden dolayı yapmış olan Esther bu kadar genç bir yaşta, 27 yaşındayken hayatını kaybetmişse, bunun sebebini merak edip sormak hakkımızdır diye düşünüyorum.

     Normal bir ölüm olsa, çok genç yaşta vefat ettiği için kutsal metinler muhakkak bundan da bir eleji üretip acındıra acındıra anlatırlardı ölümünü. Ama hakikaten gariptir, hiçbir bilgi yok! İnsan kuşkulanıyor, ciddi ciddi kuşkulanıyor. Hele ki bu genç hânım kocasıyla aynı zamanda ölmüşse, insan “kader” deyip geçemiyor işte.

     Dediğim gibi, 27 yaşında vefat eden Esther’in niçin ve nasıl öldüğüyle ilgili dînî metinlerde hiçbir bilgi yok. Fakat nesnel – bilimsel tarihte yaptığım araştırmalarda, kocası Kral Axaşveroş’un niçin ve nasıl öldüğüyle ilgili çoook ama çok ilginç bir bilgiye ulaştım:

     Vaşti (Amestri)’yi hatırlıyorsunuz, değil mi? Hani Kral Axaşveroş’un Esther’den önceki hanımı, ilk karısı?

     Evet, sevgili okurlar… Bir kadın, kendisine yapılan her türlü kötülüğü unutabilir, ama kalleşliği asla, ihaneti asla! Kadın, aşağılanmayı unutmaz! Kadın, paçavra gibi kullanılıp fırlatılmayı unutmaz! Kadın, kadınlık onurunun çiğnenmesini asla ve asla affetmez!

     Hatırlayacağınız üzere, Kral Axaşveroş, krallığının üçüncü yılında, M. Ö. 483 yılında bütün önderlerinin ve görevlilerinin onuruna bir şölen vermişti. Pers ve Med ordu komutanları, ileri gelenler ve il valileri de oradaydı. Axaşveroş tam 180 gün süren şenliklerle krallığının sonsuz zenginliğini, büyüklüğünün görkemini ve yüceliğini gösteriyordu. (2088) Bunun ardından, sarayının avlusunda küçük – büyük ayırmadan, Şuş Kalesi’nde bulunan bütün halka 7 gün süren bir şölen verdi. (2089) O sırada Kraliçe Vaşti (Amestri) de Kral Axaşveroş’un sarayındaki kadınlara bir şölen veriyordu. (2090) Yedinci gün, şarabın etkisiyle keyiflenen ve sarhoş olan Kral Axaşveroş, hizmetindeki yedi haremağasına (Mehuman, Bizta, Harvona, Bigta, Avagta, Zetar ve Karkas’a) Kraliçe Vaşti’yi başında tacıyla huzuruna getirmelerini buyurmuştu. Kraliçe olan karısını huzura çağıracak ve herkesin içinde teşhir ederek, “Bakın karım ne kadar güzel” diyecekti. Kraliçe Vaşti güzeldi. Kral halka ve önderlere O’nun ne kadar güzel olduğunu göstermek istiyordu. (2091) Ve sadece tacını giyerek! (2092) Yani çırılçıplak! (2093) Ama onurlu ve namuslu bir kadın olan Kraliçe Vaşti, haremağalarının Kral’dan getirdiği buyruğu reddedip gitmemişti, bu utanç verici emre itaat etmemişti, tabiî ki. Kral’ın emrine uymamış ve kendisinin teşhir edilmesine karşı çıkmıştı. Bunun üzerine Kral çok kızmış, öfkesinden küplere binmişti. (2094) Kral Axaşveroş, emrindeki danışmanlarına, “Kral’ın haremağaları aracılığıyla gönderdiği buyruğa uymayan Kraliçe Vaşti’ye yasaya göre ne yapmalı?” diye sormuş, onlar da şu yanıtı vermişti: “Kraliçe Vaşti yalnız Kral’a karşı değil, bütün önderlere ve Kral’ın bütün illerindeki halklara karşı suç işledi. Bütün kadınlar, Kraliçe’nin davranışıyla ilgili haberi duyunca, ‘Kral Axaşveroş Kraliçe Vaşti’nin huzuruna getirilmesini buyurdu, ama Kraliçe gitmedi’ diyerek kocalarını küçümsemeye başlayacaklar. Bugün Kraliçe’nin davranışını öğrenen Pers ve Medli soylu kadınlar da Kral’ın soylu adamlarına aynı biçimde davranacak. Bu da alabildiğine kadınların küçümsemesine, erkeklerin de öfkelenmesine yol açacak. Kral uygun görüyorsa ferman çıkarsın; bu ferman Persler’le Medler’in değişmeyen yasalarına eklensin: Buna göre Vaşti bir daha Kral Axaşveroş’un huzuruna çıkmasın ve Kral O’ndan daha iyi birini kraliçeliğe seçsin. Kral’ın fermanı büyük krallığının dört bir yanına ulaşınca, ister soylu ister halktan olsun, bütün kadınlar kocalarına saygı gösterecektir.” (2095) Bunun üzerine Kral Axaşveroş, krallığın bütün illerine yazılı buyruklar göndermiş, her erkeğin kendi evinin egemeni olduğu her dilde vurgulanmıştı. (2096) Bu hadiseden sonra Kral Axaşveroş, karısı Vaşti’yi boşamıştı ve O’nu kraliçelikten azletmişti. (2097) Sonra da ülkede bir “Güzellik Yarışması” tertip edip (2098), ülkenin en güzel kızı seçtiği Esther’le evlenmişti (2099).

     İran Hexamenîş Kralı Axaşveroş (Xşayarşa, I. Xêrxwez)’un M. Ö. 465’teki ölümüyle ilgili bilimsel – nesnel tarihte yaptığım araştırmalarda ulaştığım kaynaklar, O’nun eski karısı yani önceki kraliçe Vaşti (Amestri) tarafından öldürtüldüğünü yazıyor. (2100)

     18 yıl önce, M. Ö. 483 yılında boşayıp kraliçelikten azlettiği, hem de bunu kadınlık onurunu ve haysiyetini ayaklar altında çiğneyerek yaptığı Vaşti (Amestri), bu olayın kinini – haklı olarak – yıllarca içinde saklı tutmuş, sonunda 18 yıl sonra, M. Ö. 465 yılında intikamını almıştır.

     Kral Axaşveroş, 18 yıl önceki o olayda karısı Kraliçe Vaşti’yi boşayıp kraliçelikten azlettiğinde, çiftin Artaxşaça adında bir oğulları vardı. Vaşti, işte eski kocası Axaşveroş’u öldürtme görevini bizzat öz oğlu Artaxşaça’ya vermiş, Artaxşaça da babası Kral Axaşveroş’un muhafızlığını yapan komutanlardan birini ayarlayarak, o komutan aracılığıyla öz babasını gözünü kırpmadan öldürtmüştür. (2101)

     Sonra ne mi olmuştur? Eh, bu dünya “etme bulma dünyası”; olacağı belli: Babasını öldüren Artaxşaça, aynı yıl, M. Ö. 465 yılında I. Artaxşaça adıyla yeni İran Hexamenîş Kralı olmuştur. 18 yıl önce kadınlık onuru ayaklar altına alınan eski kraliçe annesi Vaşti (Amestri) de, “Kraliçeler Kraliçesi” ünvânıyla, hiçbir kraliçeye bile nasip olmayan en yüce bir ünvanla yeniden tahtı ele geçirmiştir. (2102)

     Elimde bu hususta herhangi bir belge yok ama, muhtemeldir ki yalnızca Axaşveroş değil, hanımı Esther de Vaşti tarafından öldürtülmüştür. Zirâ Axaşveroş ile henüz 27 yaşında olan Esther’in aynı zamanda ölmüş olması, akıllarda soru işareti oluşturuyor. Şayet Esther normal bir şekilde ölmüş olsaydı, genç yaşta öldüğü için Tevrat O’nun vefatından bahsederdi. Bahsetmediğine göre, bahsetmek istememiştir!

     Vaşti ve oğlu Artaxşaça yeniden iktidarı ele geçirince, eski kral Axaşveroş döneminde Tek Tanrılı Zerdüştîlik’in yönetim ve toplum indinde bozulan ve ifsad olan tevhîdî, erdemli ve adaletli yönetim ve anlayışına geri dönülmüş, Zerdüştîlik yeniden devletin resmî dînî olmuş, cahiliye adetlerinin, zûlüm ve adaletsizliklerin, eğlence ve şatafatların yerini yeniden insanî erdemlerin yücelmesi, ahlâk ve adalet umdeleri almıştır. (2103)

     Evrende her şey yeniden aslına rücû eder. Burda da öyle olmuştur…

     Bizim yaşadığımız 20. ve 21. yy’da her ne kadar İran İslam Cumhuriyeti ve İsrail Devleti birbirlerine en düşman iki devlet iseler de, İran ve İsrail tarihi arasındaki bu büyük tarihsel bağ gözönüne alındığında, bugünkü siyasî ve ideolojik vaziyet biraz “üzücüdür” de. Günümüzde İran’da onbinlerce Yahudî yaşamaktadır ve İranlı Yahudîler’e “Kudekanê Esther” (کودکان استر) yani “Esther’in Çocukları” denir. Kadın peygamber Kraliçe Esther ve kendisini kızı gibi büyüten amcasıoğlu Mordekay’ın mezarları, İran’ın bugünkü Hamedan ilindedir. (2104)

     İran’ın başkenti Tahran’da bugün 18.000 Yahudî yaşamaktadır ve bunlar toplam şehir nüfûsunun % 2’sine tekabül ederler. Sadece Tahran şehrinde Yahudîler’e ait tam 18 tane sinagog vardır. Bununla birlikte Yahudîler’e ait Tahran’da onlarca Yahudî Kütüphanesi ve yine pekçok resmî okulları (ilkokul, ortaokul, lise, yüksekokul) vardır. İran İslam Cumhuriyeti vatandaşı Yahudîler’in çocukları okullarda hem Farsça hem de kendi anadilleri olan İbranice eğitim görürler. Dünyaca ünlü olan “Rahê Danîş Kız Okulu”, İslam dünyasındaki en büyük Yahudî okuludur. (2105)

     Evet… İlginç, sürükleyici ve bir o kadar da ibretlerle ve derslerle dolu bir öykü.

     İnancın, umudun, sevgi ve nefretin, kalleşliğin, ihanetin, aşkın ve intikamın hikâyesi.

     Axaşveroş, Vaşti, Haman, Mordekay, Esther, Artaxşaça; bu beş karakterin şekillendirdiği ve her yılı, hey ayı, her günü heyecan ve gerilim ile dolu yaşanmış gerçek bir tarihtir.

     Hiçbir kötülüğün de hiçbir iyiliğin de karşılıksız kalmayacağını, evrene gönderdiğimiz negatif ve pozitif tüm enerjilerin bize geri döneceğini öğreten hikmet ve bilgelik öyküsüdür.

     Yaşadığımız evrenin ve tüm kâinatın yaratıcısı olan Yüce Yaratıcı’nın ilk kitabı olan “Evrenin Yasaları” kitabında öğretilen ilk hakikatin öyküsüdür.

     O hakikat şudur:

     İyilik, insana sadece başkalarından gelir. Kötülük ise, kim yaparsa ancak kendisine yapar.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(2039): Tevrat, Esther, 6:1 – 2

(2040): Tevrat, Esther, 6:3

(2041): Tevrat, Esther, 6:4 – 5

(2042): Tevrat, Esther, 6:6 – 9

(2043): Tevrat, Esther, 6:10

(2044): Tevrat, Esther, 6:11

(2045): Tevrat, Esther, 6:12

(2046): Tevrat, Esther, 6:12 – 13

(2047): Tevrat, Esther, 6:14

(2048): Tevrat, Esther, 7:1 – 2

(2049): Tevrat, Esther, 7:3 – 4

(2050): Tevrat, Esther, 1:10 – 12

(2051): Tevrat, Süleyman’ın Özdeyişleri, 16:21 – 24

(2052): Tevrat, Esther, 7:5 – 6

(2053): Tevrat, Esther, 7:6 – 7

(2054): Tevrat, Esther, 7:8

(2055): Tevrat, Esther, 7:9

(2056): Tevrat, Esther, 7:10

(2057): Tevrat, Esther, 8:1

(2058): Tevrat, Esther, 8:2

(2059): Tevrat, Esther, 3:5 – 6 ve 3:12 – 14

(2060): Tevrat, Esther, 3:7 ve 9:24

(2061): Tevrat, Esther, 8:3 – 6

(2062): Tevrat, Danyel, 6:12 – 15

(2063): Tevrat, Esther, 8:7 – 8

(2064): Tevrat, Esther, 8:9 – 10

(2065): Tevrat, Esther, 8:11

(2066): Tevrat, Esther, 8:12 – 13

(2067): Tevrat, Esther, 8:14

(2068): Tevrat, Esther, 8:15 – 17

(2069): Tevrat, Esther, 8:17

(2070): Tevrat, Esther, 9:1 – 4

(2071): Tevrat, Esther, 9:5 – 10

(2072): Tevrat, Esther, 9:11 – 13

(2073): Tevrat, Esther, 9:14

(2074): Tevrat, Esther, 9:15 – 16

(2075): Tevrat, Esther, 9:17 – 19

(2076): Tevrat, Esther, 9:20– 22

(2077): Tevrat, Esther, 9:23– 28

(2078): Estraya Seval Vali, Yahudilik’in Kadın Peygamberleri – 8: Kendini Gizleyen Güzel Ester, Şalom Gazetesi, 11 Ocak 2012

(2079): Tevrat, Esther, 10:1– 3

(2080): Heredot, İstoríai, s. 43 – 44, M. Ö. 5. yüzyıl

(2081): Mark B. Garrison – Margaret C. Root, Seals on the Persepolis Fortification Tablets, cilt 1, “Images of Heroic Encounter” bölümü, Oriental Institute of the University of Chicago Publications, Chicago 2001

(2082): Ehsan Yarshater, Encyclopædia Iranica, Muhammad Dandamayev, “Persepolis Elamite Tablets” maddesi, Center for Iranian Studies, Columbia Universirty Press, New York 2013

(2083): Stanley Insler – J. Duchesne-Guillemin, The Gāthās of Zarathustra, Acta Iranica, cilt 8, “The Love of Truth in Ancient Iran” bölümü, Brill Publishing, Liege 1975

(2084): Avesta, Yasna, 11:17; Vendidad Fragard, 1:1; Xorda Avesta, 3:14 ve 13:74 / Tevrat, Ezra, 6:2 – 5 ve Yeşaya, 41:2 – 4; 45:1 – 3 / Nabonid Kronikleri, II.1 – 4, M. Ö. 6. yüzyıl / Nabonid Silindirleri, I.8 – II.25, M. Ö. 6. yüzyıl / Paulys Realencyclopädie der Classischen Altertunswissenschaft, Franz Heinrich Weißbach, Kyros II, cilt 4, s. 1129 – 1131, Supplementband, Stuttgart 1924 / The Cambridge Ancient History, G. Buchaman Gray – D. Littt, “The Foundation and Extension of the Persian Empire”, cilt 4, s. 15 ve 42, Cambridge University Press, Cambridge 1927 / Klaas R. Veenhof, Geschichte des Alten Orients bis zur Zeit Alexanders des Großen – Grundrisse zum Alten Testament, s. 288 – 291, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 2001 / Pierre Briant, From Cyrus to Alexander: A History of the Persian Empire, s. 17 ve 31 – 33, Pennsylvania State University Press, University Park 2002 / Lisbeth S. Fried, Cyrus the Messiah, Bible Review, sayı 19, bölüm 5, The Biblical Archaeology Society, Ekim 2003 / Jona Lendering, Messiah – Roots of the Concept: From Josiah to Cyrus, Livius, 26 Ocak 2012

(2085): Abraham Valentine Williams Jackson, Zoroastrian Studies: The Iranian Religion and Various Monographs, s. 224, Columbia University Press, New York 1928 / Virginia Schomp, The Ancient Persians, s. 24, Marshall Cavendish & Benchmark Publishing, New York 2010

(2086): Emil Kautzsch, Die Apokryphen und Pseudepigraphen des Alten Testaments, Victor Ryssel, “Zusätzen zum Buch Esther”, s. 193 – 212, Mohr Siebeck Verlag, Tübingen 1900 / Lewis Bayles Paton, A Critical and Exegetical Commentary on the Book of Esther, s. 51 – 54, Charles Scribner’s Sons Publishing, New York 1908 / Jacob Hoschander, The Book of Esther in the Light of History, s. 30 – 41, 77 – 79 ve 118 – 138, Dropsie College for Hebrew and Cognate Learning, Philadelphia 1923 / Elias J. Bickerman, The Colophon on the Greek Book of Esther, JBL, sayı 63, s. 339 – 362, Aralık 1944 / Elias J. Bickerman, Notes on the Greek Book of Esther, Proceedings of the American Academy for Jewish Research, sayı 20, s. 101 – 133, 1951 / Robert J. Littman, The Religious Policy of Xerxes and the Book of Esther, The Jewish Quarterly Review, sayı 65, bölüm 3, s. 145 – 155, Ocak 1975

(2087): Hexamenîş İmparatorluğu ile ilgili bütün ansiklopedilerde yer alan bilgi

(2088): Tevrat, Esther, 1:3 – 4

(2089): Tevrat, Esther, 1:5

(2090): Tevrat, Esther, 1:9

(2091): Tevrat, Esther, 1:10 – 11

(2092): Şabatay ben Yofes Bass, Sifre Hahamim, Tevrat’ın Esther bölümünün yorumu, Amsterdam 1680

(2093): Talmud, Megillah, Tevrat’ın Esther bölümünün yorumu

(2094): Tevrat, Esther, 1:12

(2095): Tevrat, Esther, 1:15 – 20

(2096): Tevrat, Esther, 1:21 – 22

(2097): Talmud, Megillah, Tevrat’ın Esther bölümünün yorumu

(2098): Tevrat, Esther, 2:1 – 4

(2099): Tevrat, Esther, 2:17

(2100): İran-ê Bestan, cilt 1, s. 873, İran Millî Müzesi, Tahran 1933 / Albert Ten Eyck Olmstead, History of the Persian Empire, s. 289 – 290, University of Chicago Press, Chicago 1948 / Encyclopaedia Iranica, Muhammad A. Dandamayev, “Artabanus” maddesi, Routledge & Kegan Paul Publishing, Londra 1989 / André Heller, Das Babylonien des Spätzeit (7. – 4. Jh.) in den Klassischen und Keilschriftlichen Quellen, cilt 7, s. 305, Antike Verlag, Berlin 2010

(2101): age / age / age / age

(2102): Hexamenîş İmparatorluğu ile ilgili ansiklopedilerde yer alan bilgi

(2103): Michael C. Howard, Transnationalism in Ancient and Medieval Societies, s. 41, McFarland & Company Publishing, Jefferson 2012 / Denny Rose – Rowan Allen, Ancient Civilizations of the World, s. 261 – 264, Ed – Tech Press, Essex 2019

(2104): Parvaneh Vahidmanesh, Sad Fate of Iran’s Jews, Payvand, Institute for War & Peace Reporting – Washington, 13 Mayıs 2010, http://www.payvand.com/news/10/may/1135.html

(2105): İbrahim Sediyani, Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 22, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 6, bölüm 22, İran gezisi, 7 Haziran 2012 / İbrahim Sediyani, Gayr-ı Müslim Olmak Laik Cumhuriyet’te mi Zor, İslam Cumhuriyeti’nde mi?, Taraf Gazetesi, 17 Mayıs 2015

     SEDİYANİ HABER

     7 NİSAN 2020

Gökyüzünü hep simsiyah gördüm
gündüzleri kördür gözlerim
maviyi seçemiyorum anla beni
ne göğün mavisini tanırım
ne denizlerin
ne de beklemenin
bildiğim tek mavi ateş mavisidir
onu da ancak yanabilenler görür
yangınlar var gözlerinde yangınlar
gözyaşlarında yangınlar var gûla jiyan
sakın kapama gözlerini
üşürüm sonra.
 
Sen kaparsan gözlerini
soğur bütün tonları turuncunun
kaybolur yeşil
karlara bürünür türkümüzü çağıran dağlar
yumma kapanmasın gözkapakların
bak, her bahar yeni bir yaşamdır memleketimde
çocukların buğday renkli saçlarına düşer günışığı
her biri bir tomurcuktur bebelerimiz
hep güneşe doğru bakar ayçiçeği yüzleri
dağlar yükselir, ırmaklar akar, berfinler açar
iki memelerinin arasında
ve yitik coğrafyaların haritasıdır
minik avuç içlerindeki çizgiler.
 
(“Sakın Kapama Gözlerini” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
665 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir