İnsan Türü Etçil midir Yoksa Otçul mu?

 

isediyani

Vegan düşünür ve aktivist Elîda Zerrî, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

İnsan Türü Etçil midir Yoksa Otçul mu?

Elîda Zerrî

     İşte geldik zurnanın zırt dediği yere!

     Birileri sürekli olarak insanların etçil varlıklar olduğunu ve hayvanları yemesinin doğası gereği normal bir davranış olduğunu, hatta “et” yemezse sağlıklı kalamayacağını söyleyip duruyor.

     Bunun, gerçeği yansıtıp yansıtmadığına gelin birlikte bakalım…

     Biz insanlar fizyolojik olarak kesinlikle etle beslenmeye uygun yapıda değiliz. Anatomik yapımız ve sindirim sistemimiz, milyonlarca yıl boyunca meyveler, kuruyemişler, tohumlar ve sebzelerle beslenerek geliştiğimizi göstermektedir. Evrim teorisyeni Charles Darwin de dahil olmak üzere, birçok bilim insanının görüşleri bu yöndedir.

     Et yeme alışkanlığımız, Buzul Çağı’nda ortaya çıkmıştır. Nitekim Buzul Çağı’nda, ana besinlerimiz olan bitkiler ve kuruyemişlere ulaşamayınca etçil hayvanların avlarından arta kalan leşleri tüketmeye başladık. Buzul Çağı sonrasında ateşin de bulunmuş olması ile bu kötü alışkanlığı devam ettirdik.

     “Etçil değilsek neden azı dişlerimiz var?” diyenler olacaktır. Evet, insanların azı dişleri vardır, çünkü insanlar meyvecildir ve sert kuruyemişleri de yerler. Azı dişleri, meyveleri ısırıp koparabilmek için vardır. Yani sanıldığı gibi azı dişlerimiz “et” yemek için değildir. Örneğin etçillerde varolan azı dişleri, diğer dişlerinden uzundur. Lakin bizim azı dişlerimiz otçullarınki gibidir, diğer dişlerimizden uzun değildir. Bunun dışında; insanın ağzı, avını yutabilmek için etçillerinki gibi açılmaz. Yiyeceğini aç – kapa hareketiyle değil de, otçullar gibi geviş getirme hareketi ile dişleriyle öğütür.

     Bağırsak yapımız da otçullarınki gibidir. Uzun yapıdadır. Oysa ki etçillerin bağırsak yapısı, çabuk çürüyen bir gıda olan eti bir an önce sindirip dışarı aktarabilmek için kısadır. Ortalama 1 metre civarındadır. Otçullarda bağırsak yapısı, sindirimi yavaş olan bitkileri, lifli gıdaları sindirebilmek için daha uzundur. Ortalama 6 metre civarı…

     Et yiyen insanlar, eti tam olarak sindiremez, bağırsaklarında zararlı bakteriler oluşur ve bu da bağırsak hastalıklarına sebebiyet verir.

     Et yiyenlerin dilleri kirlidir, nefesleri kokar dışkıları düzensizdir.

     Midemiz ince ve güçsüzdür. Mide salgılarımız eti çözündürmez. Karaciğerimiz ise etteki azotu uzaklaştıramaz. Bu sebeple et tüketenler gut, romatizma ve sinir hastalıklarına yakalanırlar.

     Canlı hayvanlar, insanların ağzını sulandırmaz. Canlı bir kuzuyu görünce eminim ki herkes onu içgüdüsel olarak sevmek isteyecektir. Yapılan araştırmalar da insanların canlı bir hayvan görünce iştahlarında bir artış olduğunu göstermiyor.

     Bir çocuğun yanına tavşan ve elma koyarsanız, tavşanı sevip elmayı yiyecektir. Eğer et yemek bizim için içgüdüsel bir durum olsaydı, bebek muhtemelen tavşanı yemeye çalışacaktı.

     Bir hayvanı avlayabilecek pençelerimiz yoktur. Meselâ bir tavşanı çıplak ellerimizle yakalayıp parçalara ayırarak çiğ çiğ yiyemeyiz, kanı ile susuzluğumuzu gideremeyiz.  Eğer bunu yapabiliyorsanız, etçil olduğunuz konusunda haklısınız! Lakin bizler hayvanları koşup çıplak elle değil de gelişmiş araçlarla, silahlarla avlayıp baharatlayıp soslayıp tuzluyor ve pişiriyoruz. Eti ancak böyle yiyebiliyoruz.

     İnsanlar etçil hayvanlar gibi kan kokusunu kilometrelerce uzaktan alamaz. Veya gece görüşü için uygun değildir göz yapımız. Otçullar gibi deri yoluyla terleriz. Etçiller ise ağız / dil vasıtası ile vücûdunun ateşini dengeler.

     İnsanlar da otçullar gibi, suyu emerek içer. Dilini kullanmazlar etçiller gibi.

     Görüldüğü üzere insanlar kesinlikle etçil varlıklar değildir. Otçullara daha yakınız. Hatta bildiğin otçuluz işte.

     Sürekli olarak etçil olduğumuzu ve aslanların da et yediğini söyleyen gürûhun “aslanlığı”, sanırım karşılarında hırlayan bir köpeği görene dektir! İnsanların, kendilerini sürekli olarak aslanla kıyaslamaları ve et yeme istekleri, sanıyorum ki “güç” ile bağdaştırılıyor. Esasen et yemek, eril bir zihniyetin ürünüdür.

     Güçlü olmak için et yemek gerektiği vurgulanır hep. Oysa ki doğadaki en güçlü hayvanlar (goril, fil, bizon..) bitkisel beslenirler. Bugün dünya üzerinde binlerce sporcu tamamen bitkisel besleniyor.

     Beyin gelişimimizi et yemeye bağlayanlar da olacaktır. Lakin araştırmalar gösteriyor ki, insan beyninin gelişimini sağlayan, et değil nişastadır.

     Et yemeyenlerde zekâ eksikliği olacağı söyleniyor. Oysa ki Albert Einstein’a kadar, zirveye imza atmış pekçok dehâ, pekçok bilim insanı etsiz bir yaşamı benimsemişlerdir.

     Et yemeyenlerde protein eksikliği olacağını söyleyenler de var, oysa ki günlük protein ihtiyacımız ortalama 30 – 40 gram kadardır. Ve bunu rahatlıkla sebzelerden, bakliyat ve kuruyemişlerden alabiliriz. “Bitkilerdeki protein yeterli olmaz, onun yapısı farklıdır” diyenler olacaktır. Bilmezler ki; yedikleri hayvanlar da proteinini bitkilerden alırlar.

     Bitkisel beslenme bizler için en sağlıklı diyet biçimidir. Ki bunu, birçok sağlık örgütü onaylar.  Yapılan araştırmalarda, et ağırlıklı beslenen kişilerin, bitkisel beslenmeye geçiş yaptıklarında, vitamin değerlerinde artış olduğu ve birtakım hastalıklarında gerileme olduğu gözlemlenmiştir.

     Tamamen bitkisel beslenen toplumlar da vardır. Herhangi bir sağlık sorunu yaşamadıkları görülmüştür.. Bunun aksine, et ağırlıklı beslenen toplumlarda başta kanser olmak üzere, kalp, inme, diyabet gibi birçok hastalık yüksek orandadır.

     Et yiyor olmamızın doğal döngü olduğunu söyleyenler de var tabiî. Doğada bazı hayvanlar diğer birçok hayvanı yiyerek hayatta kalıyor, evet. Bu bir döngüdür, ve bunun doğaya, gezegenimize bir zararı yoktur. Meselâ bir aslanın bir ceylanı yemesi, doğal dengeyi bozmaz ama insanların hayvanları yiyor olması maalesef ki gezegenimizin sonunu getiriyor. Bu sebeple, bilim insanları 30 – 40 yıl içerisinde veganlığa geçişin sağlanmaması durumunda dünyanın sonunun geleceğini söylüyorlar. Abartılı bulabilirsiniz, ama “#cowspiracy” belgeselini izlerseniz, hak vereceksiniz. Nitekim hayvan sektörü, küresel ısınmanın en birincil sebebidir.

     Velhasıl hayvanları yiyor olmamız kesinlikle doğal döngü değildir. Gezegenimizin sonunu getiren, doğal dengeyi alt üst eden kötü bir alışkanlıktır.

     Eğer gerçek bir hepçil veya bir etçil olsaydık, fizyolojik yapımızın büyük anlamda farklı olması gerekirdi. Ama şu koşullarda otçul bir varlık olduğumuzu kabul etmek zorundayız.

     Herşey bir kenara, tabiî ki öncelikle etçil olup olmadığımıza değil de, hayvanlara karşı adil olup olmadığımıza odaklanmalıyız.

     Hayvanları yemek zorunda değiliz.

     Hem kendimiz, hem gezegenimiz, hem de hayvanlar için bu keyfi alışkanlıktan vazgeçmeliyiz.

elida_zerri@hotmail.com

     SEDİYANİ HABER

     6 NİSAN 2020

 

367 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir