Başörtüsü Ataerkil Toplumun Tezahürü mü?

 

isediyani

Sosyolog ve yazar Tuba Çiçek, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

Başörtüsü Ataerkil Toplumun Tezahürü mü?

Tuba Çiçek

     Ataerkillik; erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzenidir. Bu düzenin temelini erkeğin üstünlüğü fikri oluşturur; soy erkekler tarafından belirlenir, hâkimiyet erkeklerindir. Bu toplumlarda erkeklere kadınlardan daha çok saygı gösterilir. (1)

     Daha çocuk denecek yaşlardan itibaren başörtüsü ile tanıştırılmış biri olarak böyle bir yazı yazmanın gerekli ve faydalı olacağı düşüncesinden hareketle araştırmaya başladım; başörtüsünün kaynağını, nedenini, sebeplerini ve adına İslam dünyası denilen coğrafyada birçok âyet varken başörtüsünün neden bu kadar gerekli, elzem bir obje olarak sunulduğunu.

     Herhangi bir açıklama / sebep sunulmadan başıma bir örtü geçirmem gerektiğini söylemişti babam. Bu taleple ilk karşılaştığım zaman, başörtüsü takmak utandırıcı ve saçma gelmişti. Sadece babam değildi örtü takmam gerektiğini söyleyen, sosyolojik tabirle “mahalle baskısı” denilen durumlar da vuku buluyordu. Kadınlar başta olmak üzere “kocaman olmuş, halen saçları açık dolanıyor” diye dolaylı olarak baskı yapılıyordu.

     Başörtülü biri olarak bu özeleştiriyi açıkyüreklilikle yapmamın sebebi, başörtüsü takan kesimi “ben de takıyorum” deyip küçük düşürmek değildir. İsteyen kadın özgür iradesi ile istediği şekilde örtünebilir ya da örtünmeyebilir. Bu tercih kadınların “Allah’ın emrini” baz alarak kendi iradesi ile seçecekleri bir durumdur. Siyaset başkanını, hocayı, şeyhi, partiyi, çağdaşı, yobazı, tarikatı, cemaati, babayı, ağabeyi, kocayı, içinde bulunulan mahalleyi, laikleri ve de dincileri ilgilendiren bir konu değildir.

     Ayrıca kutsal kitap Kur’ân’da, “Sizi dünyada ‘halifeler’ yapmış olan O’dur.” (En’âm, 165)

     “O nesneler / putlar mı üstün yoksa çaresiz kalıp kendisine yalvaran insanın dûâsını kabul edip sıkıntısını gideren ve sizi dünyada ‘halifeler’ yapan Allah mı?” (Neml, 62)

     “Hani Rabbin, meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Melekler, ‘Yâ Rabb, sen yeryüzünde kargaşalık çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor, takdis ediyoruz’ dediler. Allah meleklere, ‘Ben sizin bilmediklerinizi bilirim’ dedi.” (Bakara, 30)

     Biz insanlar için “her biriniz halifesiniz” denmiyor muydu? Kur’ân insanlara inen bir mesaj olarak bir rûhban sınıfına hitap etmez, “Ey imamlar, ey imam hatipliler, ey ilahiyatçılar” demez! Kur’ân “Ey imân edenler” diyen, tüm insanlığa indirilmiş bir kitaptır, evrenseldir. Bu doğrultuda Allah’ın varlığına inanmış biri ve halife olarak; yıllar yılı üzerinde tartışılan ve benim ömrümce taktığım başörtüsünü araştırıp, okuyup, irdeleyip analiz etme gibi bir hakkım olduğu düşüncesiyle yazıyorum.

     Bu bağlamda araştırınca, örneğin Prof. Süleyman Ateş’in “Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri”nde, “örtünme”nin, İslam’ın getirdiği orijinal bir hüküm olmadığı, İslam’dan önceki Arap Putperestliği’nde, Yahudîlik ve Hristiyanlık’ta da var olduğu, “örtünme”nin, namuslarına son derece düşkün olan Arap toplumunun bir geleneği olduğunu yazar kitabında. Arap toplumunda İslamiyet’ten önce hür kadınların çarşaf giydiklerinden, çarşafın eski bir Arap geleneği olduğundan bahseder. İslamiyet öncesi hür olan Arap kadınlarının başlarına örtü geçirip örtüyü arkaya atıp göğüs ve boyun bölgesini açıkta bırakacak şekilde taşıdıkları için bu âyetin indirildiği söylenir. Bu anlamda Süleyman Ateş, “Kur’ân’daki örtünmenin amacı kadını dört duvar arasına hapsetmek değildir” der. “Kadının toplumsal hayatta var olması ve çalışması gibi topluma vereceği hizmetler vardır. Vücûdu örten herhangi bir kıyafet giyilebilir, çarşaf giymek şart değildir” der. (2)

     Bu bağlamlar üzerinden “baş-örtüsü” ya da“örtü” ile ilgili Kur’ân ayetlerinden örnekler ile devam edelim:

     “(Resûlüm!) Mü’mîn erkeklere söyle; gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için daha temiz bir davranıştır. Kesinlikle Allah ne yaparlarsa haberdardır.” (Nûr, 30)

     “(Resûlüm!) Mü’mîn kadınlara da söyle; gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini açmasınlar – açıkta kalandan başka – ve örtülerini yakalarının üzerine örtsünler.” (Nûr, 31)

     “Nikâh (evlilik) ümidi kalmayan, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların, cinsel cazibelerini sergilemeksizin giysilerini çıkarmalarında onlar için bir sakınca (günâh) yoktur. Yine de iffetli olmaları kendileri için daha hayırlıdır.” (Nûr, 60)

     “Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’mînlerin kadınlarına söyle; dışarı çıkarken üstlerine elbiselerini (cilbablarını, dış elbiselerini) alsınlar. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da ezâ edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Ahzab, 59)

     Bu ayetler ışığında başörtüsü kelime kelime hangi Arapça cümleler kurularak ifade edilmiş, bunu inceleyelim: Kur’ân’da “Nûr” sûresinin 31. âyetinde geçen – yukarıda aktardığım – âyette geçen Arapça “hımar”, Türkçe’de  “örtmek / örtü” anlamına gelmektedir. Yani “hımar”, kesinlikle “baş örtmek” anlamına değil, sadece “örtmek” anlamına gelir. Arapça’da “baş” kelimesinin karşılığı “rayiys”, “res”dir. “Nûr” sûresinin 31. âyetini kelime kelime irdelerseniz, “rayiys” (baş) ya da “saç” anlamına gelen Arapça bir sözcük yoktur. Âyette geçen Arapça “cuyub’’ ise “yaka” veya “göğüs” anlamlarına gelir. “Cuyub” kelimesi “hımar” (örtmek) ile kullanıldığı zaman, “bihumûrihinne ala cuyubihinne’ olur ve bu, başını örtmek” değil, “göğsünün üzerini örtmek” anlamına gelmektedir. 

     Müslüman toplumlardaki kadınların olmazsa olmaz simgesi haline getirilmiş olan başörtüsü, kesin olarak İslam’ın emri değildir. Kur’ân’ da hiçbir biçimde “saçlarını, başını örteceksin” diye bir buyruk geçmez! Arap toplumunun gelenekleri içinde var olan başörtüsü, İslam’ın bir prensibi değildir. Yahudîler’de, Hristiyanlar’da hatta diğer dînsel inanışlarda da başörtüsüne rastlanır. Başörtüsünü İslam dîninin olmazsa olmazı haline getirenler, geleneksel bakış açısını takip edip kişisel görüşlerini de içine katarak yorum yapan ataerkil zihniyetin baskın olduğu Ortadoğu toplumlarının çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu dîn âlimlerdir.

    Örneğin; birçok Kur’ân araştırmacısı bu yönlü araştırmalar yapmış ve Kur’ân’da sadece “örtü” (hımar) kelimesi geçtiğini, “baş” veya “saç” anlamına gelen herhangi bir cümlenin geçmediğini, başörtüsünün geleneksel meâl ve tefsircilerinin birbirlerini taklit ve takip ederek bir yanlış üzerine ettikleri ısrar olduğunu söyler. (3)

     Allah kitabında; “(Resûlüm! ) Mü’mîn erkeklere söyle; gidip kız çocuklarına, eşlerine, kadınlara ‘saçlarınızı kapatın’ deyin, kapatmayanları dövün, zorla kapatın” diye uyarmıyor. Ne diyor, ilahî irade? “Ey peygamber; mü’mîn kadınlara söyle, örtülerini yakalarının üzerine bıraksınlar.” Bu âyette erkeklere bir bildiri veyahut görev verilmiyor. Ergin yaşa gelmiş, akıl buluğ çağındaki kadınlardan bahsediyor ve bir irade beyanı var. 

     Baş-örtüsünün anlam kazanıp yaygın ve zarurî olmasının yegâne sebebi, yukarıda belirtilen âyetlerdir. Ku’ân kadın ve erkeğe gözlerini haramdan korumalarını ve adaplı olmalarını, giyinmelerini emretmiştir. “Baş-örtüsü”, “saçının teli dahi görünmeyecek” gibi bir durum yoktur. Bu âyet kadınlara yönelik, öneri mahiyetinde sunulmuş olup, bu öneriyi ve yaptırımı uygulamayanların cezalandırılacağına dair herhangi bir ilahî hüküm de bulunmamaktadır.

     Bu anlamda Kur’ân’ı anlayarak okuyanlar bilir: Kur’ân-ı Kerîm’de ahlâklı olma, sözünde durma, güvenilir olma, dürüst, ilkeli, hayâsızlıktan, haramdan, çirkin ve kötü fiillerden kaçınma ile ilgili onlarca âyet mevcuttur. Kötü davranışlarda ısrar edenlerin ilahî cezalara çarptırılacağı âyetlerle sabittir. Kur’ân-ı Kerîm, adalet, insaf, hakka saygı gibi erdemlere sürekli vurgu yapmıştır, zûlümden sakındırmış zalimlere de tehdit savurmuştur. Bu içeriğe sahip onlarca âyet vardır.

     Peki buna rağmen, Müslümanlık iddiâsında bulunan coğrafyalarda baş-örtüsü neden bu kadar yaygın ve olmazsa olmazlar arasında iken, insanın ahlâkına yönelik âyetler gözardı edilmektedir? Nedeni; baş-örtüsü ya da örtü aracılığıyla kadınları baskı altında tutma ve durumu manipüle etmektir. Dîni hayat meşgalesi ve bazen kazanç yolu haline getirmiş bazı dînci grupların, örtü üzerinden siyaset yapmalarıdır. Ve karşıt unsur olarak kendilerini “laik, çağdaş” gören tayfanın da başörtüsünü dışlamasıdır. İki farklı dünya görüşüne sahip bu unsurlar yüzünden, yıllardır baş-örtüsü, ataerkil zihniyetçe siyasî ve dînî bir dâvâya dönüşmüştür. Kadınların giyim tercihi dahi kendilerini dîn menşeli “tarikatçı, cemaatçi, siyasetçi” diye tanımlayanlar ile “seküler, laik, çağdaş” gören ataerkil zihniyetin yorumundan nasibini almış ve bu zihniyetlerin yorumu çerçevesinde irade göstermiştir.

     Sonuç olarak: Kendi iradesi ile, “Allah’ın emri” olduğunu düşündüğü için kapananlara saygı duyulmalıdır. Bu kişilerin en demokratik ve insanî hakkıdır.  Baş-örtü takmayı tercih eden kadınlara “yobaz, gerici, sıkmabaş” diyerek aşağılayıp dışlayanları ve baş-örtüsü takmayı tercih etmeyen inançlı kadınları Müslüman saymayan, hatta “dînden çıkmış, kâfir, ateist” gören dışlayıcı, tehditkâr yapılarla başedebilmek için duyarlı bireyler olarak dîni ve onun mesajını iyi tanımalı, anlamalı ve anlatmalıyız.

     Kutsal mesajında Allah’ın belirttiği “halifeler” olduğumuz bilinciyle hareket etmeliyiz.  Kendi toplumumuz başta olmak üzere tüm toplumlara gerçeği en objektif ve önyargısız bir şekilde anlatmak ve bu gereksiz baş-örtüsü demagojisini ortadan kaldırmak için.

tubacck@hotmail.com

     KAYNAKÇA:

(1): https://tr.wikipedia.org/wiki/Ataerkillik

(2): Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, cilt 6, s. 176 – 186, cilt 7, s. 200 – 203, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1990

(3): Mustafa Sığ, Evrensel Çağrı: Kur’ân Meâli, https://www.hurriyet.com.tr/nur-suresi-31-ayet-24-31-7921304

     SEDİYANİ HABER

     31 MART 2020

 

 

637 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir