Kadın Peygamberler – 28

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     ■ HZ. ESTHER (AS)

     Allah tarafından insanlığı doğru yola ve kurtuluşa götürmek için gönderilmiş olan kadın peygamberlerden biri de Hz. Esther (as)’dir.

     Yahudîlik inancına göre Esther, Tanrı tarafından gönderilmiş son kadın peygamberdir. (1807) Ancak Hristiyanlık inancına göre son kadın peygamber Hz. Anna (as) (1808), İslam inancına göre ise Hz. Meryem (as)’dir (1809).

     Kadın peygamber Esther’i anlatacağımız bu bölümde, hikâyemiz, önceki kadın peygamberleri anlatırken hikâyelerimizin geçtiği coğrafyalardan farklı olarak, bambaşka bir coğrafyada geçecektir. Daha önceki kadın peygamberleri anlatırken, hikâyelerimiz genel olarak dört coğrafyada geçmişti. Bunlar; Kürdistan (Sara, Asiye), İsrail (Sara, Hacer, Miryam, Deborah, Hannah, Abigail, Hulda), Mısır (Sara, Hacer, Yoxebed, Miryam) ve Arabistan (Hacer, Miryam) idi. Fakat Esther’i anlatacağımız bu bölümde, hikâyemiz bambaşka bir coğrafyada, İran’da geçmektedir.

     Esther’in yalnızca yaşadığı coğrafya diğerlerininkinden tamamen farklı değil, aynı zamanda hikâyesi ve yaşam öyküsü de diğer hepsininkinden daha ilginçtir. Öylesine ilginç bir hayat ki, onu yalnızca bilimsel ve akademik çalışmalarla kaleme almak yetmez; romanı da yazılmalı, filmi de çekilmeli. Ki bunlar yapılıyor da.

     İran Kralı’yla evlenip İran Kraliçesi olan ve fakat Yahudî olduğunu gizleyen bir kadının öyküsüdür zirâ, Esther’in hikâyesi.

     Kutsal kitap Tevrat’ın bir bölümünün ismi “Esther” olup, O’nun ismini taşımaktadır. Yaşamı ve mücadelesi de kendi ismini taşıyan bu kitapta anlatılmaktadır. (1810)

     “Esther”, O’nun gerçek adı değildir. Kürtçe’de ve Farsça’da “Yıldız” anlamına gelen “Éstrık / Stêrk / Stare” (ﺴﺘﺎﺮﻩ / ﺴﺘﻴﺮﮎ /ﺇﺴﺘﺮﮎ ) kelimesi olan “Esther”, bu kadın peygamberin kendisine seçtiği takma bir isimdir. Yani kullandığı ve kutsal kitap Tevrat’ta da zikredilen “Esther” ismi, Kürtçe / Farsça bir isimdir ve “Éstrık / Stêrk / Stare” kelimesi olup “Yıldız” demektir. (1811) Eski Mezopotamya Tanrıçası “İştar”ın ismi de Kürtçe’de ve Farsça’da “Yıldız” anlamına gelen “Éstrık / Stêrk / Stare” kelimesinden doğmuştur; ya da belki de tam tersi, Kürtçe’deki ve Farsça’daki “Éstrık / Stêrk / Stare” kelimesi Eski Mezopotamya Tanrıçası “İştar”ın isminden doğmuştur. (1812) Esther’in gerçek ismi “Hadassa” (ההֲדַסָּ) olup, bu isim İbranice’dir ve “Mersin ağacı” (Murt ağacı) demektir. (1813) Hadassa (Esther)’in gerçek ismini saklayıp takma isim kullanmasının sebebi, Yahudî olduğunu gizleme zaruretidir.

     Kadın peygamber Esther, M. Ö. 492 – M. Ö. 465 yılları arasında yaşamıştır. (1814) Yani bir önceki kadın peygamber Hz. Hulda (as)’dan takriben 150 yıl sonra. Esther, İran topraklarında M. Ö. 550 – M. Ö. 330 yılları arasında hüküm süren Zerdüştî bir devlet (1815) olan Hexamenîş İmparatorluğu’nun kraliçelerinden biridir. Hexamenîş Kralı Axaşveroş (Xşayarşa; Xêrxwez)’un hanımıdır. (1816)

     Kadın peygamber Esther’in yaşamını ve mücadelesini anlatmaya başlamadan önce, bir önceki kadın peygamber Hulda’nın yaşadığı M. Ö. 7. yy ile Esther’in yaşadığı M. Ö. 5. yy arasında yaşanan hadiselere ve İsrail ulusunun başına gelen musibetlere bakmamız gerekiyor. Çünkü bu süreç bilinmezse, bu bölümdeki konumuz da pek anlaşılmaz:

     İsrail Kralı olup Musevîlik ve Hristiyanlık inancına göre peygamber olmayıp sadece bir kral ve ulusal lider olan (1817), İslam inancına göre ise bir peygamber hatta kendisine kitap verilmiş bir peygamber olan (1818) Davud’un oğlu, aynı şekilde İsrail Kralı olup Musevîlik ve Hristiyanlık inancına göre peygamber olmayıp sadece bir kral ve ulusal lider olan (1819), İslam inancına göre ise bir peygamber olan (1820) Süleyman’ın ölümünden sonra, Kudüs (Yeruşalayim)’ün güneyindeki Yahuda ve Benyamin kabileleri Süleyman’ın oğlu Rehavam’ı kral olarak seçerken (1821), reform taleplerine karşılık bulamayan kuzeydeki kabileler, Kral Süleyman’dan kaçıp Mısır’a yerleşen (1822), Efraim kabilesinden Nevat oğlu Yarovam’ı kral seçerek bağımsızlıklarını ilan ettiler (1823). Fakat Yahudî geleneğinde krallık Tanrı tarafından Davud’un soyuna tahsis edilmişti. (1824) Musevî inancı gereğince Tanrı, bu hareketi başkaldırı olarak değerlendirdi (1825) ve Tevrat’taki anlatıma göre Yahudîler, dönemin peygamberlerinin bütün uyarılarına rağmen Tevrat öğretisinden sapmış, çoktanrılıcılığa ve putperestliğe yönelmişlerdi. (1826)

     İsrail Krallığı da bu olay üzerine Tanrı tarafından cezalandırıldı ve Asurlular tarafından M. Ö. 722 – M. Ö. 721 tarihlerinde işgal edildi. Asur Kralı Sanherib, bu işgal sırasında Yahuda, Benyamin ve Levi kabileleri dışında tüm Yahudî kabilelerin varlıklarını sona erdirdi. Süleyman’ın inşâ ettiği mabed de yıkıldı. (1827)

     Kuzeyde bulunan İsrail Krallığı’nın işgal edilmesi sonrasında güneyde M. Ö. 640 – M. Ö. 609 yılları arasında İsrail Krallığı yapan (1828) Kral Yoşiya döneminde İsrail Krallığı tekrar vücûd buldu. Yoşiya M. Ö. 640 yılında İsrail Kralı olduğunda Ortadoğu’da ve dünyada siyasî hareketlilik sözkonusuydu. Doğuda Asur İmparatorluğu çözülmeye başlamış, Babil İmparatorluğu henüz Asurlular’ın yerini almamış ve batıda Mısır yeni yeni Asur hakimiyetinden kurtulmuş olarak kendine istikrar sağlamaya çalışıyordu. Komşu ülkelerdeki bu iktidar boşluğu nedeniyle Kudüs (Yeruşalayim), kendi kendini dış baskılar olmadan idare edebiliyordu. (1829) Putperestliğe meyleden babası Amon’un aksine Yoşiya, Bir Olan Tanrı’ya imân eden ve O’na şirk koşmayan muvahhid bir kraldı. Tevhidî çizgiden sapmadı. (1830) Yoşiya döneminde Yahudîler, Hz. Musa (as) aracılığıyla verilmiş olan “Rabb’in Yasa Kitabı”nı buldu. (1831)

     Fakat kısa süre sonra güneydeki krallık da Asurlular tarafından işgal edilmeye başlandı. Bir asır sonra ise İsrail Krallığı Babilliler’in denetimine girdi. Babil Kralı Nabukadnezar komutasındaki Babil orduları tarafından yıkılarak, Yahudîler’e sürgün yolu gösterildi. (1832) Başta âlimler, kâhinler ve diğer seçkinler olmak üzere milyonlarca Yahudî M. Ö. 597 – M. Ö. 539 yılları arasında Babil’e sürüldü. Babil sürgünü yaklaşık yarım asır sürdü. (1833)

     O sırada Babil’e komşu İran topraklarında Zerdüştî bir Pers krallığı (1834) olan Hexamenîş İmparatorluğu kurulmuştu. Hexamenîş İmparatorluğu ya da Eski Persçe’de “İmparatorluk” anlamına gelen orijinal ismiyle “Xşaşşa” (1835), M. Ö. 550 yılında Büyük Kiros veya Büyük Keyhüsrev olarak da anılan II. Kiros (M. Ö. 576 – M. Ö. 529) tarafından kurulmuş bir devletti. (1836) Bu tarihte Persler Büyük Kiros önderliğinde birleşerek kuzeydeki Med İmparatorluğu’nu yıkmış ve bir devlet haline gelmişlerdir. (1837)

     Aynı dönemde yaşamış olan dünyaca ünlü Antik Yunan tarihçi Heredot (M. Ö. 484 – M. Ö. 425), M. Ö. 5. yy’da kaleme aldığı “İstoríai” (Tarih) adlı meşhur kitabında, Pers ulusunu üç ayrı kabile halinde listeler: Pasargadae, Maraphii ve Maspii. Bunlardan Pasargadalar en seçkin olanlarıdır ve Hexamenîş Devleti’ni kuranlar da bunlardır. Diğer kabileler; hepsi de toprağa bağlı olan Panthialaei, Derusiaei ve Germanii’dir. Geri kalanlar da; göçebe olan Dai, Mardi, Dropici ve Sagarti kabileleridir. (1838)

     Devletini kurduktan sonra Büyük Kiros fetih hareketlerine girişti. Bu fetihlerde ise Babil, Fenike gibi zengin yerleri fethedip ülkeyi zengin bir krallık haline getirmiştir. Med, Urartu, Manna devletlerini, Lidya’yı da ele geçirip tüm Kürdistan’ı ve Anadolu’yu hakimiyeti altında birleştirmiştir. Kürdistan’ı ve Anadolu’yu ele geçirdikten sonra Babil’e saldırmış ve orayı fethedip kendini ayrıca Babil Kralı da ilan etmiştir. Büyük Kiros’un 30 yıl süren saltanatı boyunca Hexamenîş İmparatorluğu, Filistin / İsrail topraklarını da içine alarak neredeyse tüm Ortadoğu’yu hükümdarlığı altına almıştır. Ortadoğu’nun ve Orta Asya’nın tümünü, Kuzeydoğu Afrika’yı ve Avrupa’da Balkanlar’ın doğu kıyılarını ele geçirmiştir. Bugünkü Yunanistan ve Mısır topaklarından bugünkü Hindistan topraklarına kadar uzanan devâsâ bir coğrafyaya hükmeden büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. (1839)

     Ege ve Akdeniz’den Hind Okyanusu ve Bengal Körfezi’ne, Nil deltasından İndus vadisine dek uzanan Hexamenîş İmparatorluğu’nun toprakları, 5, 5 milyon km²’lik devâsâ bir coğrafyayı kapsıyordu. (1840)

     “Guinnes Rekorlar Kitabı”, Hexamenîş İmparatorluğu’nu “tüm zamanların en büyük imparatorluğu” olarak niteler ve Axamenîş’in toplam nüfûsunu da verir. Buna göre; M. Ö. 500 yıllarında dünyanın toplam nüfûsu 112 milyon 400 bin iken, sadece Hexamenîş devletinin nüfûsu 49 milyon 400 bindir. “Guinnes Rekorlar Kitabı”na göre, o dönemde dünya nüfûsunun % 44’ü Hexamenîş vatandaşıydı. (1841)

     Böylesine büyük ve kudretli bir imparatorluğun, ilk başlarda zalim ve gaddar olduğu düşünülebilir. Ama aslında hayır, tam tersi: Hexamenîş İmparatorluğu adil ve hakkaniyetli bir yönetime sahipti; farklı dîn, dil, kültür, etnik köken ve inanca saygılı, adaletin ve hoşgörünün hakim olduğu bir devlet anlayışına sahipti. (1842)

     Hexamenîşler zaten Zerdüştîlik dînine mensup idiler ve haliyle Tek Tanrı inancına sahiptiler. (1843) Kutsal kitabı Avesta’ya bağlı olan ve Evrenin Yaratıcısı Olan Tek Tanrı Ahura Mazda’ya (Musevîlik’te Yehova, İslamiyet’te Allah) imân eden Zerdüştîler, felsefî yönü ile önplana çıkan Zerdüştîlik’in insan ve doğa sevgisi, insanî erdemlerin yüceltilmesi ve karşılıklı hoşgörü öğretileri ışığında hareket ettikleri için, dönemin şartlarına göre çok ileri bir hoşgörü anlayışına sahiptiler ve bunu devlet yönetimine de egemen kılmışlardı. Çünkü kutsal kitap Avesta, bu erdemi tavsiye eder, erdemli bir toplum olmayı ve erdemli bir dünyayı emreder. (1844)

     Kutsal kitap Avesta’nın “erdemli bir toplum – aydınlık bir ülke” ilkesi ışığında hareket eden Zerdüştî Hexamenîş İmparatorluğu, pekçok tarihçi ve bilim insanının kaydettiği üzere, insan hakları ve siyasî hoşgörü temelinde bir devlet sistemi kurmuşlar, kurdukları bu muazzam medeniyet de insan hakları ve farklılılara hoşgörü noktasında insanlık tarihine öncülük etmiş, bu sevgi ve erdem kültürü buradan dünyanın diğer yerlerine sirayet etmiştir. Büyük Kiros, bu mirasla modern İran millî kimliğinin oluşmasında başat rol oynamıştır. (1845) Hatta birçok tarihçi ve bilim insanı, daha sonraları Yunanistan’da ortaya çıkan felsefî ilerleme ve yeşeren Demokrasi kültürünün, Hexamenîş etkisiyle gerçekleştiğini ve Antik Yunan Medeniyeti’nin Zerdüştî Hexamenîş Medeniyeti’nden etkilendiğini belirtmektedirler. Hatta birçok Atinalı’nın günlük yaşamlarında Hexamenîş kültürünü yaşattıkları dahi tarihçiler tarafından kaydedilmektedir. (1846)

     Büyük Kiros ve Hexamenîşler’in taşıdığı yüksek ahlâk ve başka toplumlara iyi örnek olmaları, Zerdüştîlik dîninin doğuda tâ Çin’e kadar yayılmasında etkili olmuştur. (1847)

     Büyük Kiros, günümüzde dahi İranlılar arasında kült bir şahsiyettir ve İran’ın Fars ilinin merkezi Şiraz’a 130 km uzaklıktaki Pasargade kentinde (ki M. Ö. 550 yılında kurulan Hexamenîş Devleti’nin ilk başkentiydi) bulunan mezarı halen dahi İranlılar tarafından büyük bir saygıyla ziyaret edilmektedir. (1848) 1970’li yıllarda, İran’ın son şâhı Muhammed Rıza Pehlevî (1919 – 80), M. Ö. 6. yy’da Büyük Kiros tarafından yazılan “Kiros Silindirleri”ni, bilinen “en eski insan hakları beyanı” olarak tanımlamıştır. (1849) Şâh Rıza Pehlevî’nin bu açıklamasından sonra “Kiros Silindirleri” dünya çapında popüler bir hale gelmiş, pekçok tarihçi ve antik uygarlıklar meraklılarının ilgisini çekmiştir. (1850)

     1971 yılında Birleşmiş Milletler (BM) teşkilâtı, İran hükûmetinin “tarihin ilk insan hakları sözleşmesi” olarak adlandırdığı “Kiros Silindirleri”ni tüm BM resmî dillerinde yayınladı. Ancak BM, metnin propaganda amaçlı kritik konuları hakkında yorum yapmadı. (1851)

     BM’nin “Kiros Silindirleri”ni yayınlaması, İran Şâhlığı’nın o yıl büyük bir coşkuyla kutladığı “İran İmparatorluğu’nun 2500. Yılı” törenleri ile direk bağlantılıydı. 1971 yılında, İran topraklarında hüküm süren Şâhlık sultası tam 2 bin 500 yaşına girmekteydi. Pers İmparatorluğu’nun 2500. yıldönümü anısına, İran Şâhı Rıza Pehlevî tarafından başkent Tahran’ın ortasına “Burcê Şâhyâd Aryamehr” (Aryamehr Şâhlarını Anma Kulesi / İran Şâhlarını Anma Kulesi) inşâ edilir. Rıza Pehlevî, Şâhlık hanedanının 2500. yıldönümü anısına “İran Şâhlarını Anma Kulesi”ni inşâ ettirmekle kalmıyor, bir şey daha yapıyordu o gün: Şâh Rıza Pehlevî, kendisini “Şehinşâh” (Şâhların Şâhı) ilan ediyor, kendi kendisine bu yaldızlı ve tumturaklı sıfatı veriyordu. 2 bin 500 yıldır hüküm sürme anısına böyle gösterişli bir yapı inşâ edip tüm dünyaya nispet yaparcasına törenler düzenleyen, gücünü, yıkılmazlığını, karşı koyulmazlığını bütün dünyaya gösteren İran Şâhlığı, hayatın cilvesi veya kaderin tokadı olacak ki, bunu yaptıktan sadece 7 yıl 4 ay sonra devrilecek, İslam Devrimi’nden sonra bu kulenin adı “Burcê Azadî” (Özgürlük Kulesi), meydanın adı da “Meydanê Azadî” (Özgürlük Meydanı) olarak değişecektir. (1852)

     İran Şâhı Muhammed Rıza Pehlevî’nin yanısıra, ABD’nin 3. Başkanı ve 1776 yılındaki “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi”nin asıl yazarı olan Thomas Jefferson (1743 – 1826) ile İsrail’in İlk Başbakanı ve 1948 yılındaki “İsrail Bağımsızlık Bildirgesi”ni okuyan David Ben-Gurion (1886 – 1973) da İran Hexamenîş Kralı Büyük Kiros’un büyük hayranları idiler. (1853)

     2003 yılında “Nobel Barış Ödülü”nü alan ve bu ödülü kazanan ilk Müslüman kadın durumundaki İranlı yazar, hukukçu ve insan hakları savunucusu Şirin İbadî (1947 – halen hayatta), 10 Aralık 2003’te Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen ödül töreninde ödülünü alırken yaptığı konuşmada, aldığı ödülü Hexamenîş Kralı Büyük Kiros’a ithaf ederek O’nun adını anmıştır. Şirin Hanım konuşmasında şunları söylemiştir: “Ben bir İranlı’yım, Büyük Kiros’un soyundan geliyorum. Bu imparator, 2500 yıl önce iktidarının zirvesindeyken, ‘halklar istemese devletin onlar üzerinde hüküm süremeyeceğini’ ilan etmiştir. Hiç kimsenin dînini ve inancını değiştirmeye zorlanamayacağını belirterek, herkes için dîn özgürlüğü garantisi verdi ve Hexamenîş egemenliği altında herkesin dînini ve inancını özgürce yaşayacağını yasalarla güvence altına aldı. Büyük Kiros Silindirleri, insan hakları tarihinde mutlaka incelenmelidir.” (1854)

     Büyük Kiros ile ilgili en eski kaynaklar, çivi yazısı biçimindedir. 1850 yılında bugünkü Irak’ın güneyindeki antik Ur şehrinde bulunan “Kiros Silindirleri”, yazılı dört satırlı bir tuğra kitabeye sahiptir. (1855)

     Zerdüştî Hexamenîş İmparatorluğu ve kurucusu Büyük Kiros’un en önemli özelliklerinden biri de, hatta ele aldığımız konu itibariyle bizler için en önemli yönü ve bütün bunları anlatmamızın sebebi, Büyük Kiros ve Hexamenîşler’in, Babil Sürgünü’nden beri onyıllardır köle statüsünde yaşayan İsrailliler’i özgürlüklerine yeniden kavuşturmasıdır. (1856) Büyük Kiros, yalnızca Yahudîler’i sürgünden kurtarmakla ve özgürlüklerine yeniden kavuşturmakla yetinmemiş, İkinci Tapınak (İkinci Bet Amikdaş) da dahil olmak üzere Kudüs (Yeruşalayim)’in çoğunun yeniden inşâsına izin vermekle de onurlandırılmıştır. (1857) Bu yüzden Büyük Kiros’un Babil fethi, Tevrat’ta övülmektedir. (1858)

     Zerdüştî Kral Büyük Kiros, adil ve erdemli bir yönetici olduğu için ve ayrıca Tek Tanrı inancına sahip, tevhidî çizgide muvahhid bir insan olduğu için, hem Yahudîler’in kutsal kitabı Tevrat’ta, hem de Müslümanlar’ın kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerîm’de övülmektedir. Her iki kutsal kitap da Zerdüştî Kiros’u övmekte, yüceltmektedir.

     Tevrat’ta tam 23 yerde Hexamenîş Kralı Büyük Kiros’tan bahsedilmektedir. (1859) Ki kutsal kitaplar, birçok peygamberden dahi bu kadar fazla bahsetmezler.

     Önce Tevrat’ta nasıl anlatıldığına bakalım:

     “Pers Kralı Koreş (Kiros)’in krallığının birinci yılında Rabb, (peygamber) Yeremya aracılığıyla bildirdiği sözü yerine getirmek amacıyla, Pers Kralı Koreş’i harekete geçirdi. Koreş, yönetimi altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi duyurdu: ‘Pers Kralı Koreş şöyle diyor: ‘Göklerin Tanrısı Rabb, yeryüzünün bütün krallıklarını bana verdi. Beni Yahuda’daki Yeruşalim (Kudüs) kentinde kendisi için bir tapınak yapmakla görevlendirdi. Aranızda O’nun halkından kim varsa oraya gitsin. Tanrısı Rabb onunla olsun! Yahuda’daki Yeruşalim kentine gidip İsrail’in Tanrısı Rabb’in, Yeruşalim’deki Tanrı’nın Tapınağı’nı yeniden yapsınlar. Krallığımda yaşayan yerliler, sürgün oldukları yerlerde sağ kalmış olanlara altın, gümüş, mal ve hayvanlar sağlamakla birlikte Yeruşalim’deki Tanrı’nın Tapınağı’na gönülden sunular sunsun!’” (1860)

     Gördüğünüz gibi Tevrat, Pers Kralı Büyük Kiros’un “Tanrı’nın emriyle” hareket ettiğini söylemekte ve Yahudîler’i sürgün ve kölelikten kurtarma görevini bizzat Tanrı’nın kendisine verdiğini beyan etmektedir. Oysa Kiros ne peygamberdir ne de Yahudî. Buna rağmen kutsal kitap Tevrat’ta sanki bir peygambermiş gibi anlatılmaktadır.

     Tevrat’ta hatta, örneğin “II. Samuel” kitabında İsrailliler’i kurtuluşa ve özgürlüğe kavuşturacak, onlar için tapınak inşâ edecek bir “Mesih” (Kurtarıcı) geleceği müjdelenirken (1861), aynı Tevrat’ın “Yeşaya” kitabında, hem de iki yerde bu Mesih’in Pers Kralı Kiros olduğu vurgulanmaktadır:

     “Sizi kurtaran, size rahimde biçim veren Rabb diyor ki: ‘Herşeyi yaratan, gökleri yalnız başına geren, yeryüzünü tek başına seren, sahte peygamberlerin belirtilerini boşa çıkaran, falcılarla alay eden, bilgeleri geri çeviren, bilgilerini saçmalığa dönüştüren, kulunun sözlerini yerine getiren, ulaklarının peygamberlik sözlerini gerçekleştiren, Yeruşalim (Kudüs) için ‘İçinde oturulacak’, Yahuda kentleri için ‘Yeniden kurulacak, yıkıntılarını onaracağım’ diyen, engine, ‘Kuru! Sularını kurutacağım’ diyen, Koreş (Kiros) için ‘O çobanımdır, her istediğimi yerine getirecek’, Yeruşalim için ‘Yeniden kurulacak’, tapınak için ‘Temeli atılacak’ diyen Rabb benim.’” (1862)

     “Rabb meshettiği kişiye, sağ elinden tuttuğu Koreş (Kiros)’e sesleniyor. Uluslara onun önünde baş eğdirecek, kralları silahsızlandıracak, bir daha kapanmayacak kapılar açacak. Ona şöyle diyor: ‘Senin önünsıra gidip dağları düzleyecek, tunç kapıları kırıp demir sürgülerini parçalayacağım. Seni adınla çağıranın, Ben Rabb, İsrail’in Tanrısı olduğumu anlayasın diye, karanlıkta kalmış hazineleri, gizli yerlerde saklı zenginlikleri sana vereceğim.’” (1863)

     İçinde bulunduğumuz 21. yy’da her ne kadar İsrail ve İran birbirlerine en düşman iki devlet olsalar da, kaderin bir cilvesi olsa gerek, aslında İsrailliler’i kölelikten ve sürgünden kurtarıp özgürlüklerine kavuşturan, onların güven içinde Arz-ı Mevud’a dönüşlerini sağlayan hatta orada onlara yeniden Büyük Tapınak’ı yaptıranlar İranlılar’dır. Bu durum günümüz uluslararası siyasetinde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İsrail Devleti ve İran İslam Cumhuriyeti arasında polemiklere ve laf dalaşına da sebep olmuştur. Mart 2019’da, ABD Dışişleri Bakanı Michael Richard Pompeo (1963 – halen hayatta)’nun, “Tanrı’nın, ABD Başkanı Donald Trump’ı Yahudîler’i kurtarması için gönderdiğini” söylemesi üzerine dünya kamuoyu şaşkınlık yaşamış, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Xoensarî (1960 – halen hayatta) bu sözlere sert tepki göstererek, Yahudîler’i hem kölelikten hem soykırımdan kurtaranların İranlılar olduğunu belirtmiş, Tevrat’ta belirtilen “Mesih”in Eski İran Hexamenîş Kralları olduğunu hatırlatmıştır. Zarif, “Bir İranlı kral Yahudîler’i Babil’de kölelikten kurtardı. Bir başka İranlı kral da Yahudîler’i soykırımdan kurtardı” ifadelerini kullanarak, Pers Hexamenîş Kralı Büyük Kiros’un Tevrat’ta “Mesih” olarak adlandırıldığına dikkat çekmiştir. (1864)

     Kur’ân-ı Kerîm’de, kendisinden Zûlqarneyn ismiyle bahsedilen bir karakter var. “Kehf” sûresinde ismi geçer ve şöyle bahsedilir:

     “Bir de sana Zûlqarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: ‘Size ondan bir anı okuyacağım:’

     Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda bir yol verdik. O da (batıya doğru) bir yol tuttu. Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. ‘Ey Zûlqarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın’ dedik. Zûlqarneyn, ‘Her kim zûlmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabb’ine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır’ dedi, ‘Her kim de imân eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. Ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.’

     Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu. Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.

     Sonra yine bir yol tuttu. İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu. Dediler ki: ‘Ey Zûlqarneyn! Yecüc ve Mecüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?’ Zûlqarneyn, ‘Rabbim’in bana verdiği daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım’ dedi, ‘Bana demir madeni getirin’. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, ‘Körükleyin!’ dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, ‘Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım’ dedi.

     Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler. Zûlqarneyn, ‘Bu, Rabbim’in bir râhmetidir. Rabbim’in vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabbim’in vaadi gerçektir’ dedi.” (1865)

     Kur’ân’daki bu âyetlerde Zûlqarneyn denilerek bahsedilen imparator, birçok İslam âlimine ve Kur’ân müfessirine göre Hexamenîş İmparatoru Büyük Kiros’tur. Bunu söyleyen Müslüman ilim erbâbının başında; Hindistanlı düşünür ve yazar Mewlânâ Muhammed Ali (1874 – 1951) (1866), Hindistanlı dünyaca ünlü İslam âlimi ve Hindistan Millî Bağımsızlık Mücadelesi’nin en üst düzeyde siyasî liderlerinden biri olan Mewlânâ Seyyîd Ebû’l- Kelam Ğulam Muhiyuddîn Ahmed bin Xayruddîn el- Hûseynî Azad (1888 – 1958) (1867), 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903 – 79) (1868), 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan İranlı ünlü İslam âlimi ve filozof Allame Seyyîd Muhammed Hûseyn Tabatabaî (1903 – 81) (1869), Pakistanlı dînbilimci ve filozof Israr Ahmed (1932 – 2010) (1870), İranlı dînbilimci Nasır Mekarem Şirazî (1927 – halen hayatta) (1871) ve Pakistanlı dînbilimci Cevad Ahmed Ğamidî (1952 – halen hayatta) (1872) zikredilebilir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Zerdüştî Hexamenîş Kralı Büyük Kiros (Zûlqarneyn), Yahudîler’i özgürlüklerine kavuşturduktan sonra, Yahudîler için sürgün ve kölelik dönemi bitmiş, vatanlarına (İsrail) akın akın dönmeye başlamışlardı. Böylece Yahuda ve Benyamin oymaklarının boy başları, kâhinler, Levililer ve diğer Yahudî olan herkes, Kudüs (Yeruşalayim)’teki tapınağı yeniden yapmak için gidiş hazırlıklarına başladılar. Komşuları gönülden verdikleri armağanların yanısıra, altın, gümüş kaplar, mal, hayvan ve değerli armağanlarla onları desteklediler. Hexamenîş Kralı Kiros da Nebukadnezar’ın Kudüs’teki Rabb’in Tapınağı’ndan alıp kendi ilâhının tapınağına koymuş olduğu kapları çıkardı. Bunları hazine görevlisi Mitredat’a getirterek sayımını yaptırdı ve Yahuda önderi Şeşbassar’a verdi. (1873)

     Sayım sonucu şuydu: 30 altın leğen, 1000 gümüş leğen, 29 tas, 1030 altın tas ve birbirinin benzeri 410 gümüş tas, 1000 parça değişik kap. (1874)

     Altın ve gümüş eşyaların toplamı 5400 parçaydı. Sürgünler Babil’den İsrail’e dönerken Şeşbassar bunların hepsini birlikte getirdi. (1875)

     Babil Kralı Nebukadnezar’ın Babil’e sürgün ettiği insanlar, sürgün yaşadıkları topraklardan vatanları İsrail’e geri döndüler. Akın akın ülkelerine geri dönen bu kafileler, Zerubbabil, Yeşu, Nehemya, Seraya, Reelaya, Mordekay, Bilşan, Mispar, Bigvay, Rehum ve Baana’nın önderliğinde bu zorlu yolculuğu yaptılar. (1876)

     Sürgünden dönen İsrailliler’in sayıları şöyleydi:

     Paroşoğulları → 2172 kişi

     Şefatyaoğulları → 372 kişi

     Arahoğulları → 775 kişi

     Yeşu ve Yoav soyundan Pahat – Moavoğulları → 2812 kişi

     Elamoğulları → 1254 kişi

     Zattuoğulları → 945 kişi

     Zakkayoğulları → 760 kişi

     Banioğulları → 642 kişi

     Bevayoğulları → 623 kişi

     Azgatoğulları → 1222 kişi

     Adonikamoğulları → 666 kişi

     Bigvayoğulları → 2056 kişi

     Adinoğulları → 454 kişi

     Hizkiya soyundan Ateroğulları → 98 kişi

     Besayoğulları → 323 kişi

     Yoraoğulları → 112 kişi

     Haşumoğulları → 223 kişi

     Gibbaroğulları → 95 kişi

     Beytlehemliler → 123 kişi

     Netofalılar → 56 kişi

     Anatotlular → 128 kişi

     Azmavetliler → 42 kişi

     Kiryat – Yearimliler, Kefiralılar ve Beerotlular → 743 kişi

     Ramalılar ve Gevalılar → 621 kişi

     Mikmaslılar → 122 kişi

     Beytel ve Ay kentlerinden olanlar → 223 kişi

     Nevolular → 52 kişi

     Magbişliler → 156 kişi

     Öbür Elam Kenti’nden olanlar → 1254 kişi

     Harimliler → 320 kişi

     Lod, Hadit ve Ono kentlerinden olanlar → 725 kişi

     Erihalılar → 345 kişi

     Senaalılar → 3630 kişi

     Yeşu soyundan kâhin Yedayaoğulları → 973 kişi

     Kâhin İmmeroğulları → 1052 kişi

     Kâhin Paşhuroğulları → 1247 kişi

     Kâhin Harimoğulları → 1017 kişi

     Levili Hodavya soyundan Yeşu ve Kadmieloğulları → 74 kişi

     Ezgici Asafoğulları → 128 kişi

     Tapınak kapı nöbetçileri Şallumoğulları, Ateroğulları, Talmonoğulları, Akkuvoğulları, Hatitaoğulları ve Şovayoğulları → 139 kişi

     Tapınak görevlileri Sihaoğulları, Hasufaoğulları, Tabbaotoğulları, Kerosoğulları, Siahaoğulları, Padonoğulları, Levanaoğulları, Hagavaoğulları, Akkuvoğulları, Hagavoğulları, Şalmayoğulları, Hananoğulları, Giddeloğulları, Gaharoğulları, Reayaoğulları, Resinoğulları, Nekodaoğulları, Gazzamoğulları, Uzzaoğulları, Paseahoğulları, Besayoğulları, Asnaoğulları, Meunimoğulları, Nefusimoğulları, Bakbukoğulları, Hakufaoğulları, Harhuroğulları, Baslutoğulları, Mehidaoğulları, Harşaoğulları, Barkosoğulları, Siseraoğulları, Temahoğulları, Nesiahoğulları, Hatifaoğulları ve Süleyman’ın soyundan gelen Sotayoğulları, Hassoferetoğulları, Perudaoğulları, Yalaoğulları, Darkonoğulları, Giddeloğulları, Şefatyaoğulları, Hattiloğulları, Pokeret – Hassevayimoğulları ve Amioğulları → 392 kişi

     Tel- Melah, Tel- Harşa, Keruv, Addan ve İmmer’den dönen ancak hangi aileden oldukları bilinmeyen ve soylarının İsrail’den geldiği kanıtlanamayan Delayaoğulları, Toviyaoğulları ve Nekodaoğulları → 652 kişi

     Kâhinlerin soyundan Hovayaoğulları, Hakkosoğulları ve Gilatlı Barzillay’ın kızlarından biriyle evlenip kayınbabasının adını alan Barzillay’ın oğulları. Bunlar soy kütüklerini aradılar. Ama yazılı bir kayıt bulamayınca, kâhinlik görevi ellerinden alındı. Vali, Urim ile Tummim’i kullanan bir kâhin çıkıncaya dek en kutsal yiyeceklerden yememelerini buyurdu.

     Bütün halk toplam 42 bin 360 kişiydi. (1877)

     Ayrıca 7 bin 337 erkek ve kadın köle, kadınlı – erkekli 200 ezgici, 736 at, 245 katır, 435 deve, 6720 eşek vardı. (1878)

     Bazı aile başları Kudüs’teki Rabb’in Tapınağı’na varınca, tapınağın bulunduğu yerde yeniden kurulması için gönülden armağanlar verdiler. Her biri gücü oranında hazineye bu iş için toplam 61.000 darik altın, 5.000 mina gümüş, 100 kâhin mintanı bağışladı. Kâhinler, Levililer, halktan bazı kişiler – ezgiciler, tapınak görevlileri ve kapı nöbetçileri – kendi kentlerine yerleştiler. Böylece bütün İsrailliler kentlerinde yaşamaya başladılar. (1879)

     İsrailliler kendi kentlerine yerleştikten sonra, 7. ay Kudüs (Yeruşalayim)’te tek vücûd halinde toplandılar. Yosadak oğlu Yeşu ve kâhin olan kardeşleri, Şealtiel oğlu Zerubbabil’le kardeşleri İsrail’in Tanrısı’nın sunağını yeniden kurdular. Amaçları, Hz. Musa (as)’nın yasası uyarınca, sunağın üzerinde kurbanlar kesmek için yakmalık sunular sunmaktı. Çevrelerinde yaşayan halklardan korkmalarına karşın, sunağı eski temeli üzerine yeniden kurdular. Sonra kurbanlarını kestiler ve yazılanlara uygun biçimde Çardak Bayramı’nı kutladılar. (1880)

     İsrailliler taşçılarla marangozlara para ödediler. Ayrıca sedir tomruklarını Lübnan’dan denize indirerek Yafa’ya getirmeleri için Saydalılar’a ve Surlular’a yiyecek, içecek, zeytinyağı sağladılar. Bütün bunlara Hexamenîş Pers Kralı Kiros izin vermişti. (1881)

     Adaletli ve hakkaniyetli bir imparator olan, mazlum İsrail halkını sürgün ve kölelikten kurtarıp özgürlüklerine ve vatanlarına kavuşturan, Zerdüştî olduğundan Tek Tanrı inancına sahip muvahhid bir insan olan ve hem Tevrat hem Kur’ân’da kendisinden övülerek bahsedilen İran Hexamenîş Kralı Büyük Kiros, M. Ö. 529 yılında gerçekleştirdiği Orta Asya Seferi esnasında burada Seyhun (Sri Derya) Nehri kıyısında yine kendileri gibi İranî bir topluluk olan Massagetler’le yaptığı savaşta öldürüldü. (1882)

     Büyük Kiros’un yerine Hexamenîş tahtına oğlu II. Kambuçiya (M. Ö. 558 – M. Ö. 522), O da ölünce yerine oğlu Berdiya (? – M. Ö. 522), O da ölünce yerine oğlu Büyük Deryuş olarak anılan I. Deryuş (M. Ö. 549 – M. Ö. 486), O da ölünce yerine oğlu Xşayarşa olarak da anılan I. Xêrxwez (M. Ö. 519 – M. Ö. 465), O da ölünce yerine oğlu I. Artaxşaça (? – M. Ö. 424) geçmiştir. (1883)

     İşte bu silsilede adı geçen I. Xêrxwez (Xşayarşa), kutsal kitap Tevrat’ta Axaşveroş ismiyle bahsedilen ve kadın peygamber Esther ile evlenen İran kralıdır.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(1807): Talmud, Megillah 14 a

(1808): İncil, Luka, 2:36

(1809): Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmran 42 ve Meryem 16 – 19 / Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150 / İbn-i Hazm, El- Fasl fi’l- Milel we’l- Ehwaî we’n- Nihal, cilt 5, s. 120 – 121, Tahkik: Dr. Muhammed İbrahim Nasr – Dr. Abdurrahman Umeyra, Mektebet’ul- Ukaz Neşriyat, 1981 / İbn-i Hazm, El- Usûl we’l- Furûu, cilt 2, s. 275 – 276, Tahkik: Dr. Muhammed Âtıf el- Iraqî başkanlığındaki komisyon, Kahire 1978 / Beycurî, Şerh-u Cewherat’ut- Tewhîd, cilt 8 / İbn-i Hacer, Feth’ul- Barî, cilt 6, s. 471 – 473 / Alusî, Rûh’ul- Meânî, cilt 14, s. 147

(1810): Tevrat, Esther bölümü

(1811): Jewish Encyclopedia, Emil G. Hirsch – John Dyneley Prince – Solomon Schechter, “Esther”, Funk & Wagnalls Company Publishing, Londra & New York 1906 / The Oxford Encyclopedia of the Books of the Bible, Mary Joan Winn Leith, “Esther and Additions to Esther”, s. 252, Oxford University Press, Oxford 2011 /The New Oxford Annotated Bible: New Revised Standard Version, Marc Brettler – Carol Newsom – Pheme Perkins, “Esther”, s. 715, Oxford University Press, Oxford 2018 / Michael V. Fox, Character and Ideology in the Book of Esther, s. 30, Wipf & Stock Publishing, Eugene 2010

(1812): age / age / age / age

(1813): Rabbi Yaakov ibn Chaviv – Avraham Yaakov Finkel, Ein Yaakov: The Ethical and Inspirational Teachings of the Talmud, s. 263 – 267 ve 648, Rowman & Littlefields Publishers, Oxford & Lanham & Boulder & New York & Toronto 1999 / Ellen Frankel – Betsy Platkin Teutsch, The Encyclopedia of Jewish Symbols, s. 49 ve 117, Rowman & Littlefields Publishers, Oxford & Lanham & Boulder & New York & Toronto 1992 / Lewis Bayles Paton, A Critical and Exegetical Commentary on the Book of Esther, s. 88 ve 170,  T & T Clark Publishing, Edinburgh 1976 / Barry Dov Walfish, Esther in Medieval Garb – Jewish Interpretation of the Book of Esther in the Middle Ages, s. 39, State University of the New York Press, New York 1993 / Jill Hammer, The Jewish Book of Days, s. 184, The Jewish Publication Society, Philadelphia 2006 / David J. Zucker, The Bible’s Writings – An Introduction for Christians and Jews, s. 114, Wipf & Stock Publishing, Eugene 2013

(1814): Emil Kautzsch, Die Apokryphen und Pseudepigraphen des Alten Testaments, Victor Ryssel, “Zusätzen zum Buch Esther”, s. 193 – 212, Mohr Siebeck Verlag, Tübingen 1900 / Lewis Bayles Paton, A Critical and Exegetical Commentary on the Book of Esther, s. 51 – 54, Charles Scribner’s Sons Publishing, New York 1908 / Jacob Hoschander, The Book of Esther in the Light of History, s. 30 – 41, 77 – 79 ve 118 – 138, Dropsie College for Hebrew and Cognate Learning, Philadelphia 1923 / Elias J. Bickerman, The Colophon on the Greek Book of Esther, JBL, sayı 63, s. 339 – 362, Aralık 1944 / Elias J. Bickerman, Notes on the Greek Book of Esther, Proceedings of the American Academy for Jewish Research, sayı 20, s. 101 – 133, 1951 / Robert J. Littman, The Religious Policy of Xerxes and the Book of Esther, The Jewish Quarterly Review, sayı 65, bölüm 3, s. 145 – 155, Ocak 1975

(1815): İbrahim Sediyani, Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 60, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 6, bölüm 60, İran gezisi, 22 Haziran 2014

(1816): Esther ile ilgili tüm kaynaklar

(1817): Tevrat, I. Samuel, 16:1 – 13; 23:16 – 17; 28:16 – 17; II. Samuel, 2:1 – 11; 8:1 – 8 ve I. Tarihler, 18:1 – 8 / İncil, Yuhanna, 7:40 – 43; Romalılar, 1:3 ve II. Timoteos, 2:8

(1818): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 251; Nisa 163; Maide 78; En’âm 84; İsra 55; Enbiya 78 – 79 ve 105; Sebe 10 ve Sâd 17 – 19

(1819): Tevrat, I. Krallar, 1. – 11. bölümler ve II. Tarihler, 1. – 9. bölümler / İncil, Matta, 12:42 ve Luka, 11:31

(1820): Kur’ân-ı Kerîm, Neml ve Sebe sûreleri

(1821): Tevrat, II. Tarihler, 9:31

(1822): Tevrat, II. Tarihler, 10:2

(1823): Tevrat, II. Tarihler, 10:17

(1824): Tevrat, II. Tarihler, 13:5

(1825): Tevrat, II. Tarihler, 10:19

(1826): Tevrat, II. Tarihler, 11:14 – 15 ve 12:1 – 2

(1827): Tevrat, II. Tarihler, 32:1 – 19

(1828): Edward Greswell, Dissertations upon the Principles and Arrangement of an Harmony of the Gospels, cilt 3, s. 500, Oxford University Press, Oxford 1837 / Edwin Richard Thiele, The Mysterious Numbers of the Hebrew Kings, s. 217, Macmillan Publishing, New York 1951 / Eric J. Carlson, Decoding Spacetime – God’s Space, God’s Time, s. 333, Xlibris Publishing, Bloomington 2010 / Phil Johnson, Funny Stuff in the Bible, s. 93, Resource Publications, Eugene 2013

(1829): Marvin A. Sweeney, King Josiah of Judah, s. 309, Oxford University Press, Oxford 2001 / Michael David Coogan, The Oxford History of the Biblical World, Oxford University Press, Oxford 2001

(1830): Tevrat, II. Krallar, 22:2 ve II. Tarihler, 34:2

(1831): Tevrat, II. Krallar, 22:8 – 20 ve II. Tarihler, 34:14 – 28 / ayrıca bkz. Elinizdeki kitabın “Hz. Hulda (as)” bölümü

(1832): Tevrat, II. Krallar, II. Tarihler, 36:5 – 21

(1833): Herbert Donner, Geschichte des Volkes Israel und seiner Nachbarn in Grundzügen, cilt 2, s. 370 – 381 ve 416, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 1986 / James D. G. Dunn – John William Rogerston, Eerdmans Commentary on the Bible, s. 545, William B. Eerdmans Publishing, Cambridge & Grand Rapids 2003 / Megan Bishop Moore – Brad E. Kelle, Biblical History and Israel’s Past, s. 357 – 358, William B. Eerdmans Publishing, Cambridge & Grand Rapids 2011 / Jonathan Stökl – Caroline Waerzegger, Exile and Return: The Babylonian Context, s. 7 – 11, 30 ve 226, De Gruyter Verlag, Berlin 2015

(1834): İbrahim Sediyani, Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 60, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 6, bölüm 60, İran gezisi, 22 Haziran 2014

(1835): Alireza Shapour Shahbazi – Touraj Daryaee, The Oxford Handbook of Iranian History, s. 131, Oxford University Press, Oxford 2012 / Vesta Sarkhosh Curtis – Sarah Stewart, The Sasanian Era, I. B. Tauris Publishing, Londra 2010

(1836): Nabonid Kronikleri, II.1 – 4, M. Ö. 6. yüzyıl / Nabonid Silindirleri, I.8 – II.25, M. Ö. 6. yüzyıl

(1837): Gareth C. Sampson, The Defeat of Rome: Crassus, Carrhae and the Invasion of the East, s. 33, Pen & Sword Books Publishing, Barnsley 2008 / Pierre Briant, From Cyrus to Alexander: A History of the Persian Empire, s. 17 ve 31 – 33, Pennsylvania State University Press, University Park 2002

(1838): Heredot, İstoríai, cilt 1, bölüm 101 ve 125, M. Ö. 5. yüzyıl

(1839): Kiros Silindirleri, 23 – 35 ve 43, M. Ö. 6. yüzyıl / Nabonid Kronikleri, III.12 – 16, M. Ö. 6. yüzyıl

(1840): Rein Taagepera, Size and Duration of Empires: Growth-Decline Curves (600 B. C. to 600 A. D.), Social Science History, sayı 3, s. 121, Cambridge University Press, Cambridge 1979 / Peter Turchin – Jonathan M. Adams – Thomas D. Hall, East – West Orientation of Historical Empires, Journal of World-Systems Research, sayı 12, s. 223, Aralık 2006

(1841): Guinnes Rekorlar Kitabı, “Largest Empire by Percentage of World Population” bölümü, “Achaemenid Empire” maddesi, https://www.guinnessworldrecords.com/world-records/largest-empire-by-percentage-of-world-population/

(1842): The Cambridge Ancient History, G. Buchaman Gray – D. Littt, “The Foundation and Extension of the Persian Empire”, cilt 4, s. 15 ve 42, Cambridge University Press, Cambridge 1927 / Klaas R. Veenhof, Geschichte des Alten Orients bis zur Zeit Alexanders des Großen – Grundrisse zum Alten Testament, s. 288 – 291, Vandenhoeck & Ruprecht Verlag, Göttingen 2001

(1843): İbrahim Sediyani, Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 60, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 6, bölüm 60, İran gezisi, 22 Haziran 2014 / ayrıca bkz. Ehsan Yarshater, Encyclopædia Iranica, cilt 16, “Kyros II” maddesi, Center for Iranian Studies, Columbia Universirty Press, New York 2013 / Mary Boyce, A History of Zoroastrianism, cilt 2, s. 30, Brill Publishing, Köln & Leiden 1988 / Manfred Mayrhofer, Zum Namensgut des Avesta, s. 10, Österreichische Akademie der Wissenschaften, Viyana 1977 / Norbert Ehrhardt, Wiederstand – Anpassung – Integration, s. 161, Steiner Verlag, Stuttgart 2002 / Geo Widengren, Die Religionen Irans, s. 142 – 145, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 1965

(1844): Avesta, Yasna, 11:17; Vendidad Fragard, 1:1; Xorda Avesta, 3:14 ve 13:74

(1845): Shabnam J. Holliday, Defining Iran: Politics of Resistance, s. 38 – 40, Ashgate Publishing, Farnham & Burlington 2011 / Vesta Sarkhosh Curtis – Sarah Stewart, Birth of the Persian Empire, s. 7, I. B. Tauris Publishing, Londra 2005 / Amélie Kurt, The Persian Empire: A Corpus of Sources from the Achaemenid Period, cilt 1, s. 47, Routledge Publishing, Londra & New York 2007

(1846): Margaret Christina Miller, Athens and Persia in the Fifth Century BC: A Study in Cultural Receptivity, s. 243, Cambridge University Press, Cambridge 2004

(1847): Vesta Sarkhosh Curtis – Sarah Stewart, Birth of the Persian Empire, s. 7, I. B. Tauris Publishing, Londra 2005

(1848): Touraj Daryaee, King of the Seven Climes: A History of the Ancient Iranian World (3000 BCE – 651 CE), Lloyd Llewellyn-Jones, “The Achaemenid Empire”, s. 67, UCI Jordan Center for Persian Studies, Irvine 2017

(1849): Barbara T. Hoffman, Art and Cultural Heritage: Law, Policy and Practice, Neil MacGregor, “The Whole World in Our Hands”, s. 383 – 384, Cambrisge University Press, Cambridge 2006

(1850): Cyrus Cylinder, World’s Oldest Human Rights Charter, Returns to Iran on Ioan, The Guardian, 10 Eylül 2010, https://www.theguardian.com/world/2010/sep/10/cyrus-cylinder-returns-iran

(1851): Harry de Quetteville, Cyrus Cylinder’s Ancient Bill of Rights is Just Propaganda, The Daily Telegraph, 16 Temmuz 2008, https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/germany/2420263/Cyrus-cylinders-ancient-bill-of-rights-is-just-propaganda.html / Matthias Schulz, Der Falsche Friedenfürst, Der Spiegel, 7 Temmuz 2008, https://www.spiegel.de/spiegel/a-564395.html

(1852): İbrahim Sediyani, Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 22, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 6, bölüm 22, İran gezisi, 7 Haziran 2012

(1853): The Cyrus Cylinder – Diplomatic Whirl, The Economist, 23 Mart 2013, https://www.economist.com/books-and-arts/2013/03/23/diplomatic-whirl

(1854): Shirin Ebadi, In the Name of the God of Creation and Wisdom, Nobel Barış Ödülü konuşması, Oslo – Norveç, 10 Aralık 2003, https://www.nobelprize.org/prizes/peace/2003/ebadi/26081-shirin-ebadi-nobel-lecture-2003/

(1855): Otto Kaiser, Texte aus der Umwelt des Alten Testaments, cilt 1, s. 409 – 410, Mohn Verlag, Gütersloh 1985

(1856): Paulys Realencyclopädie der Classischen Altertunswissenschaft, Franz Heinrich Weißbach, Kyros II, cilt 4, s. 1129 – 1131, Supplementband, Stuttgart 1924 / Pierre Briant, From Cyrus to Alexander: A History of the Persian Empire, s. 17 ve 31 – 33, Pennsylvania State University Press, University Park 2002 / Lisbeth S. Fried, Cyrus the Messiah, Bible Review, sayı 19, bölüm 5, The Biblical Archaeology Society, Ekim 2003 / Jona Lendering, Messiah – Roots of the Concept: From Josiah to Cyrus, Livius, 26 Ocak 2012

(1857): Tevrat, Ezra, 6:2 – 5

(1858): Tevrat, Yeşaya, 41:2 – 4 ve 45:1 – 3

(1859): Tevrat, II. Tarihler, 36: 22 – 33; Ezra, 1:1 – 8, 3:7, 4:3 – 5, 5:13 – 17 ve 6:3 – 14; Yeşaya, 44:28 ve 45:1 – 13; Daniel, 1:21, 6:28 ve 10:1

(1860): Tevrat, II. Tarihler, 36:22 – 23 ve Ezra, 1:1 – 4

(1861): Tevrat, Samuel, 7:12 – 13

(1862): Tevrat, Yeşaya, 44:24 – 28

(1863): Tevrat, Yeşaya, 45:1 – 3

(1864): İran Pompeo’nun Yahudiler’e Yönelik Açıklamasına Tepki Gösterdi, Anadolu Ajansı, 23 Mart 2019, https://www.haberler.com/iran-pompeo-nun-yahudilere-yonelik-aciklamasina-11867768-haberi/

(1865): Kur’ân-ı Kerim, Kehf 83 – 98

(1866): M. R. M. Abdur Raheem, Muhammad the Prophet, s. 231, Pustaka Nasional Pte. Ltd. Publishing, Singapur 1988

(1867): Mewlânâ Ebû’l- Kelam Azad, Ashab-ı Kehf: Zûlqarneyn, s. 29 – 93 ve 102 – 118, Lahor 1958

(1868): Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî, Tefhîm’ul- Qur’ân, cilt 3, s. 174 – 180, İnsan Yayınları, İstanbul 1986

(1869): Allame Tabatabaî, El- Mizan fi Tefsîr’el- Qur’ân, cilt 26, Mûessese’tul- Âlemî li’l- Matbuat, Beyrut 1972

(1870): Kyros der Große im Koran, HaltenRaum – Bibliothek von Artikeln zu Einem Beliebigen Thema, 27 Kasım 2016

(1871): Nasır Mekarem Şirazî, Bergûzide Tefsîr Nemune, cilt 3, s. 69, Dar’ul- Qutb el- İslamiyye Neşriyat, Tahran 1985

(1872): Kyros der Große im Koran, HaltenRaum – Bibliothek von Artikeln zu Einem Beliebigen Thema, 27 Kasım 2016

(1873): Tevrat, Ezra, 1:5 – 8

(1874): Tevrat, Ezra, 1:9 – 10

(1875): Tevrat, Ezra, 1:11

(1876): Tevrat, Ezra, 2:1 – 2

(1877): Tevrat, Ezra, 2:3 – 64

(1878): Tevrat, Ezra, 2:65 – 67

(1879): Tevrat, Ezra, 2:68 – 70

(1880): Tevrat, Ezra, 3:1 – 4

(1881): Tevrat, Ezra, 3:7

(1882): Heredot, İstoríai, cilt 1, s. 204 – 215, M. Ö. 5. yüzyıl / Knidoslu Ktesias, Persiká, s. 133, M. Ö. 4. yüzyıl / ayrıca bkz. Encyclopaedia Iranica, Muhammad A. Dandamayev, “Cyrus II The Great” maddesi, cilt 6, fasikül 7, s. 516 – 521, Center for Iranian Studies, Columbia Universirty Press, New York 1993 / Ilya Gershevitch, The Cambridge History of Iran: The Median and Achaemenian Periods, cilt 2, s. 392 – 398, Cambridge University Press, Cambridge 1985 / Nino Luraghi, The Historian’s Craft in the Age of Herodotus, s. 155, Oxford University Press, Oxford 2001 / Christopher Beckwith, Empires of the Silk Road: A History of Central Eurasia from the Bronze Age to the Present, s. 63, Princeton University Press, Princeton & Oxford 2009

(1883): Hexamenîş İmparatorluğu ile ilgili bütün ansiklopedilerde yer alan bilgi

     SEDİYANİ HABER

     25 MART 2020

Bir yanım Ural, keskin bir bıçak gibi keser Hazar’ı,
Bir yanım Kamçatka, seyreyler Atlasötesi toplu mezarı,
İlk ben vardım dünyada, ilk ben yurt oldum insana,
Honşu’dan Kapadokya’ya, Sumatra’dan Horasan’a,
Ben Asya’lıyım…
 
Özüm, sömürgeciliğe ve barbarlığa karşı direniş tarihidir,
Loristan, Kerbelâ, Güney Lübnan, Bahreyn, kıyamın şahididir,
Kavgam, direniş ve ihanet arasında yazgısal bir şerid,
Ne Dehhak takmışım, ne Bizans ne Moğol ne de Yezid,
Ben Ortadoğu’luyum…
 
Hammurabi’den Urugakina’ya dek yasalar kısasa kısas,
Medeniyetler kurdum en gelişmiş, hayatlar başlattım en has,
Bitmedi hiç Ninova’nın yolu, kurumadı Gılgameş’in huyu,
Kupkuru toprağımı cennete çevirdi Dicle ve Fırat suyu,
Ben Mezopotamya’lıyım…
 
İnkâr edilmiş benliğimin özünden direniş bilincini dirilttim,
Botan’dan Serhat’a topluca kaldık mustaz’âf ve yetim,
Takrir-i Sükûn, Dersim yasaları ve sonu gelmez kararnameler,
Ve ihanetten de beter kardeş kavgaları, faili meçhul cinayetler,
Ben Kürdistan’lıyım…
 
Şeyh Said ve Seyyîd Rıza’nın torunuyum ben, korkmadım ordulardan,
Kıyamlar, ayaklanmalar başlattım yaylalardan ve dağlardan,
Var mı yerküresinde benim isyanlarla dolu tarihime eş,
Çêwlîk, Dersim, Dara Hênê, Piran, Azapêrt ve Kaniya Reş,
Ben Karakoçan’lıyım…
 
Umut ve hasret akar çeşmesinden köyümün,
Haberi siner armut ağaçlarına öldüğümün,
Bir çiçektir Mart’ta açar ve bahara dönüştürür her ayı,
Açan her bir filizi anne sevgisiyle sular Peri Çayı,
Ben Sêdiyan’lıyım…
 
(“Ben Asya’lıyım” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
704 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir