Tarihin Seyrini Değiştirecek Yeni Salgın: Koronavirüs

 

isediyani

Araştırmacı – yazar İbrahim Altun, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

Tarihin Seyrini Değiştirecek Yeni Salgın: Koronavirüs

İbrahim Altun

     Çin’in Wuhan kentinde Aralık ayında ortaya çıkan koronavirüs (covid – 19), Antarktika hariç tüm kıtalarda hızla yayılmaya devam ediyor.

     Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi” (küresel salgın) olarak ilan edilen bu yeni virüs, dünyayı etkisi altına almaya devam ederken, virüs kaynaklı vaka ve ölü sayısı her geçen dakika daha korkunç boyutlara ulaşıyor.

     Virüsün “merhaba, ben geldim” dediği her ülkede büyük bir korku ve telaş hakim. Öyle ki dünyadaki egemen güçler bile çaresizlik içinde bir çözüm bulmaya ve bu küresel krizin içinden en az zararla çıkmaya çalışıyor.

     Virüs, zengin fakir ayrımı yapmadığı gibi her yerde ayrıcalıklı olan üst düzey devlet yöneticilerini ve para babası milyarderleri de sıradan insanlardan ayırmıyor. Bu duruma alışık olmayan günümüz derebeylerinin ve milyarderlerinin kendilerini karantinaya başka bir deyişle garantinaya almalarının sebebi de bu olsa gerek.

     Düşünebiliyor musunuz? Mikroskobik boyutlarda olan bu küçücük virüs, koca dünyayı tüm canlılara dar eden, doğayı kendi babasının malıymış gibi gören, para ve iktidar uğruna ekolojik dengeyi altüst eden kibir ve güç abidelerini tir tir titretiyor ve onların egolu rûhlarına korku saçmaya yetiyor! Hiçbir gücün kendilerini durduramayacağını düşünen kodamanlara “portakal orda kal” dercesine meydan okuyor. Dev fabrikaların ve büyük şirketlerin kapısına kilit vurarak şımarık para babalarına “Durun da doğaya ve canlılara verdiğiniz zararın hesabını verin” dercesine racon kesiyor. Anlaşılan gözle görülemeyecek kadar küçücük olan bu dev, çağımız dünyasında çok ama çok büyük değişimlere neden olacağa benziyor. Tıpkı kendisi gibi küçücük olan ama insanlık tarihinde büyük değişimlere ve dönüşümlere neden olan diğer virüs kardeşleri gibi.

     Evet, tarih boyunca insanlık şimdi olduğu gibi pekçok salgınla savaştı. Bu salgınlar nicelerini canlarından nicelerini de evinden barkından, yerinden yurdundan etti. Ama bazı salgınlar vardı ki giderken sadece yaktığı canları yanında götürmedi; bilakis o dönemin egemen sistemlerini, otoriter rejimlerini ve dahi tüm düzenlerini de altüst edip her birini tarihe gömerek çekip gitti.

     Şimdi dilerseniz, insanlık tarihinde yaşanan salgın hastalıkları bir sinema şeridi gibi gözlerimizin önünden geçirelim ve tarihin tedrisatından ders alarak yolumuza devam edelim.

     İşte tarihin seyrini değiştiren o salgınlar:

     ■ ANTONİNUS SALGINI

     165 – 80 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nda yaşanmış olan ve doğu seferlerinden dönen askerler tarafından getirilmiş salgın bir hastalık olan Antoninus vebası günde 2000 kişinin ölümüne neden olmuş, bilinen ilk büyük veba salgınlarından biri.

     Araştırmacılar yaşanan hastalığın çiçek ya da kızamık olduğundan şüphelenmiş olsa da gerçek sebebi hâlâ belirsizliğini koruyor. Salgın, Roma imparatorları Lucius Verus ve Marcus Aurelius Antoninus’un da hayatlarını kaybetmesine sebep olurken, imparatorluk toplam nüfûsunun % 30’unu yitirmişti.

     ■ JÜSTİNYEN VEBASI

     541 yılında Konstantinopolis (şimdiki İstanbul)’de İmparator Jüstinyen tahtta otururken Avrupa’da başlayan bir salgın önce Mısır’a oradan Filistin’e, Suriye’ye ve oradan da Kürdistan’a ve Anadolu’ya ulaştı.

     Jüstinyen Konstantinopolis’e tüm giriş çıkışları kapattıysa da salgın hastalık askerî birliklerin şehre getirdiği malzemeler arasında yer alan fareler yoluyla girdi. Farelerin tüyleri arasına gizlenen ve bir milimetreden küçük “xenopsylla” isimli uçucu bir böcek, midesinde “pasteurellapestie” denen ölümcül veba bakterisi taşıyordu. Bu böcekler uçarak çevrede bulunan diğer farelerin tüyleri arasına yerleşip hızla üredi. İnsan vücûdunun herhangi bir noktasına konup ısırarak veba mikrobunu aktaran böcekler hastalığı bulaştırdıkları kişilerin birkaç gün içerisinde ölmesine neden oldu.

     Bir hafta içinde veba şehirde hızla yayıldı ve ölümler başladı. Sarayın çevresi askerî birliklerce karantinaya alındı. Başlangıçta günde birkaç yüz olan ölü sayısı, kısa süre sonra binlere ulaştı. Mezar yerleri dolunca, ölüler denize atılmaya başlandı.

     Hastalık normal seyrini sürdürdü ve zamanla kendiliğinden yok oldu ancak o zamana kadar dönemin en kalabalık şehirlerinden olan Konstantinopolis nüfûsunun % 40’ını kaybetti. Salgın işgücü ve asker sayısını kaybeden Bizans’ın zayıflamasına ve saldırılara açık hale gelmesine neden oldu ki bu durum Avrupa tarihini kökten değiştiren gelişmelerin yaşanmasına vesile oldu.

     ■ ÇİN’DEKİ VEBA SALGINI VE MİNG HANEDANLIĞI’NIN ÇÖKÜŞÜ

     Ming Hanedanlığı, Doğu Asya’nın geniş kısmında büyük bir siyas’i ve kültürel etki kullanarak Çin’i neredeyse 300 yıl boyunca yönetti. Ama bu yönetim, korkunç bir salgın hastalık sonrası son buldu.

     Salgın, Çin’in kuzeyine 164 yılında, muazzam can kayıplarıyla birlikte geldi. Bazı bölgelerde nüfûsun % 20’si, bazılarında % 40’ı öldü. Veba, kıtlık ve çekirgelerle aynı zamanda ortaya çıktı.

     Tarlalarda mahsul bulamayan insanların yiyecekleri yoktu ve bazıları salgın kurbanlarının cansız bedenlerini yemeye başladı. En sonunda ülke çapında yayılan ölümcül veba salgını, yüzyıllardır hüküm süren Ming Hanedanlığı’nın çöküşüne yol açtı.

     ■ KARA VEBA

     1346 – 53 yılları arasında meydana gelen “kara veba” salgınının 75 ilâ 200 milyon arasında insanı öldürdüğü düşünülüyor. Tam sayıları bilmek mümkün olmasa da özellikle bu salgında Avrupa nüfûsunun üçte birinin yok olduğu tahmin ediliyor. Ancak milyonlarca insanın ölümü sonrası, salgından etkilenen ülkeler büyük bir hızla büyüdü ve bugün dünyanın en zengin ülkeleri haline geldi.

     Yüksek oranda insanın ölümüne sebep olan salgın daha çok köylülerin hayatına mal oldu. Bu da toprak sahiplerinin işgücü sıkıntısı yaşamasına yol açtı. Geride kalan sağlıklı tarım işçileri, daha fazla pazarlık gücüne sahip oldu. İşçilerin, toprak sahiplerinin borçlarını ödemek adına çalıştırıldığı eski feodal sistem parçalanmaya başladı. Bu parçalanma Batı Avrupa’yı daha modern, ticaret odaklı ve nakit bazlı bir sisteme itti. İşlerini yaptırmak için insanları çalıştırmak daha pahalı hale geldiğinden, iş sahipleri işçilerin yerine geçecek işgücü tasarruflu teknolojilere yatırım yapmaya başladı. Sanayileşmenin, insanın yerini makinelerin almasının önü böylece açılmış oldu. Bu sebeple salgının Avrupa emperyalizmini cesaretlendiği görüşü hâkim.

     Deniz yolculukları ve keşifler o döneme kadar son derecede tehlikeli görülmüştü. Ancak vebanın neden olduğu yüksek ölüm oranları, insanları salgından kaçmak için uzun deniz yolculuklarına çıkmaya daha istekli hale getirdi. Bu da Avrupa sömürgeciliğinin yayılmasına yardımcı oldu.

     Yaşanan kıyım sonrası toplumda Tanrı’nın ve kilisenin sorgulanmasına sebep olan kara veba salgınının Dînde Reform’un ve hayatın pek çok alanında Rönesans’ın başlamasının başlıca nedenlerinden biri oldu.

     ■ SUÇİÇEĞİ SALGINI

     Avrupalılar 15. yy’da Yeni Dünya’yı keşfetti. Amerika kıtasındaki Kızılderili yerliler ile temas eden Avrupalı “kâşifler”, beraberlerinde getirdikleri virüs ve bakterileri buradaki insanlara bulaştırdılar.

     Suçiçeği halihazırda Avrupa’nın üçte birini öldürmüştü ancak bağışıklık sistemleri Avrupalılar gibi gelişmemiş olan ve ilaçları da yetersiz kalan Amerikan yerlilerinin hiçbir şansı yoktu. Milyonlarca insan öldü ve o dönem yerli nüfûsun % 90’ı yok oldu. Bu durum Amerika kıtasının Avrupalılarca kolonileştirilmesini son derece kolaylaştırdı. 19. yy’ın başına kadar toplamda her iki Amerikan yerlisinden biri Avrupa’dan gelen hastalıklar nedeniyle öldü.

     Bunların bölgedeki yıkıcı etkisinin yanısıra tüm dünyada da bazı sonuçları oldu. Hayatta kalan az sayıda insan, elde kalan arazileri yeterince işleyemediği için çok büyük alanlar ormana veya çayıra dönüştü. Tahminî 560 .000 km² alan, yani neredeyse Kenya büyüklüğünde bir yer bu yönde değişti. Bitki ve ağaçlardaki bu muazzam büyüme, karbondioksit seviyesinde azalma sağlayıp dünyanın geniş bölgelerinde sıcaklığın düşmesine sebep oldu. Bilim insanları, volkanik patlamalar ve güneş aktivitelerinin azalmasıyla beraber bu olayın da, dünyanın pekçok yerinde sıcaklığın düştüğü ve Küçük Buz Çağı adı verilen dönemin başlamasına neden olduğuna inanıyor. İronik olan ise, bu olaydan en çok etkilenen alanlardan biri, düşük oranda mahsul ve kıtlıklarla mücadele eden Avrupa’ydı.

     ■ COCOLİZTLİ SALGINLARI

     Meksika’da 16. yy’da görülen birkaç farklı hastalığın aynı dönemde oluşmasıyla yaşanmış salgın felaketi “Cocoliztli salgınları” olarak anılıyor.

     Bugün yapılan incelemeler sonucunda balıklarda bulunan “salmonella bakterisi” kaynaklı olduğu düşünülen salgınların 1520 – 76 yılları arasında toplamda 15 milyona yakın insanı öldürdüğü, Meksika topraklarında kurulmuş en muazzam medeniyetlerden biri olan Maya Uygarlığı için sonun başlangıcı olduğu ve yıllar içerisinde Venezuela’dan Kanada’ya kadar yayıldığı sanılıyor.

     ■ KOLERA SALGINI

     Uygarlık tarihimizde yedi büyük kolera salgını yaşandı ancak bunlardan en ölümcül olanı üçüncüsü olan ve 1852 – 60 tarihleri arasında meydana gelen salgındı. Koleranın başlıca sebebi içme sularının kirlenmesi ancak sebebin bu olduğu üçüncü salgına kadar anlaşılamadı. Uzun dönemler boyunca insan dışkıları ve atıkları aynı zamanda içme ve pişirme için kullanılan su kaynaklarına döküldü. Bunun büyük bir felâket haline geldiği yer ise o tarihlerde Hindistan oldu.

     Bugün bile dünyanın en kirli nehirlerinden biri olan Ganj Nehri, 2011’de yapılan bir çalışmaya göre 100 mililitresinde 1, 1 milyar dışkı bakterisi barındırıyor. Bu oran içerisinde yıkanabileceğiniz en kötü suda olması kabul edilebilecek oranın 500 bin katı. Hindular bu nehirde yıkanmanın kutsal olduğuna inanıyor ve günlük işlerinde nehir suyundan azamî şekilde istifade ediyorlar. Bu nedenle kolera bu bölgede sıklıkla karşılaşılan bir hastalık türü.

     Ne var ki 19. yy’da yaşanan büyük salgın ile kolera tüm Hindistan’a, oradan Afganistan’a ve Rusya’ya yayıldı. Resmî kayıtlara göre sadece Rusya’da bile 1 milyon insanın ölümüne neden olan salgın oradan Avrupa’ya ve Afrika’ya, son olarak da Amerika’ya ulaştı.

     Kolera bulaşan her 5 kişiden 1’inde tehlikeli derecede ishal görülüyor. Hızla tedavi edilmezse bu kişilerden yarısı hayatını kaybediyor. Yedi kolera salgınında toplamda ölen insan sayısı tam olarak bilinmese de bunu milyonlarla ifade etmek mümkün.

     Üçüncü salgın ile doktorlar koleranın nedenini buldu ve o tarihten sonra içme suyunun arıtılması ve kaynatılması gerektiği bilgisi dünyada yaygınlaştı.

     ■ ÜÇÜNCÜ VEBA SALGINI

     1855 – 59 yılları arasında Çin’de başlayarak dünyaya yayılan ve sadece Çin’de ve Hindistan’da bile 12 milyon insanın ölümüne neden olan bu salgına “Jüstinyen vebası” ve “Avrupa’nın kara vebası”, ardından “üçüncü veba” denildi.

     Etkileri bir asır kadar süren salgın Amerika kıtasına Uzakdoğu’dan gelen farelerle taşındı. Daha önceki vebalardan farklı olarak ilerlemiş olan Tıp bilimi bu hastalığın incelenmesine ve tedavi edici ilaçlar oluşturulmasına imkân sağladı. Bunların başında da antibiyotikler geldi.

     ■ BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDAKİ TİFÜS SALGINI

     1914 – 18 yılları arasında tifüs bakterisini taşıyan bitlerin neden olduğu salgın, savaşın beraberinde getirdiği bir olguydu. Avrupa ve Asya’da 25 milyon kişi hastalandı ve özellikle Sovyetler Birliği ülkelerinde 3 milyona yakın insan hayatını kaybetti.

     Batılı ülkeler salgına neyin neden olduğunu daha hızlı anladı ve bitlerden kurtulmak üzere önlemler alındı. Doğu ülkeleri ise daha geç önlem aldı ve bu nedenle dünyanın bu kısmında çok daha fazla sayıda insan hayatını kaybetti.

     ■ 1918 İSPANYOL GRİBİ SALGINI

     Birinci Dünya Savaşı’nın bitimini takip eden yıllarda 500 milyon insana bulaşan H1N1 enflüanza virüsü, neden olduğu yüksek ateş ile dünya genelinde 50 ilâ 100 milyon arasında sağlıklı insanın ölümüne neden oldu. Bu sayı I. ve II. Dünya Savaşları’nda ölen insan sayısının toplamından kat kat daha fazladır.

     Bu virüsü diğerlerinden ayıran şey, saldırdığı bünyenin bağışıklık sistemi ne kadar güçlüyse ateşin de o kadar yüksek meydana gelmesiydi. “İspanyol gribi” tarihteki en büyük felâketlerden biri olarak kayıtlara geçti.

     ■ 1957 ASYA GRİBİ SALGINI

     1957 yılında Çin’den başlayarak tüm Uzakdoğu’ya, daha sonra da Avustralya, Amerika ve Avrupa’ya yayılmış olmasından ötürü bu adla anılmaktadır. “Asya gribi”nden ölenlerin sayısının 24 milyon olduğu tahmin ediliyor.

     Salgın sonrasında geliştirilen aşı geniş kitlelere uygulandı. Bu yönüyle Asya gribi, kitlesel aşılanmanın önemini ve etkisini gösteren en önemli örneklerden biri oldu.

     * * *

     Görüldüğü üzere adları, mekânları ve zamanları farklı olsa da salgın hastalıklar, tarih boyunca hep vardı ve var olmaya da edecek. Yalnız burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki; salgın sadece insan anatomisini etkilemiyor; insanın sosyokültürel hayatını, ekonomik yaşantısını, fikir ve inanç dünyasını da müthiş derecede etkiliyor.

     Bu tarihî hakikatten yola çıkarak şunu belirtmeliyim ki; globalleşen ve Kapitalizm’in ayakları altında gün geçtikçe yaşanmaz bir hal alan dünyamızın belki de değişim zamanı gelmiştir. Bu değişimi ve dönüşümü doğuracak ana neden yine bir salgın hastalık olmasın? Kimbilir, belki ilerde bir gün dünya tarihi “Korona’dan Önce” (K. Ö.) ve “Korona’dan Sonra” (K. S.) diye iki döneme ayrılacak.

     Abarttığımızı düşünenler olabilir. Allah aşkına, bugünlerde şu olan bitene şöyle bir bakın. Daha düne kadar biri çıkıp “yarın bunlar bunlar olacak” deseydi kesinlikle deli ilan edilirdi.

     Düşünün ki, Müslümanlar’a, her gün 5 vakit yöneldikleri Kâbe’nin kendi elleriyle tavafa kapatılacağı hatta üç büyük Harem-i Şerif dâhil olmak üzere yeryüzündeki bütün camilerin ve türbelerin kapısına kilit vurulacağı, hem de tüm bunların Müslümanlar’ın rızasıyla ve imamların eliyle yapılacağı söylenseydi, içlerinden hangisi inanırdı buna?

     Ya da Yahudîler’e, her gün önünde ağlayarak dûâ ettikleri Süleyman Mabedi’nin Ağlama Duvarı’ndan uzaklaştırılacakları, hem de kendi devletleri tarafından uzaklaştırılacağı denilseydi, hangisi ciddiye alırdı bunu?

     Yahut üzerinde güneşin batmadığı Büyük Britanya Krallığı’nın imparatoriçesi olan ve bilmem doksan kaçıncı yaşdönümünü kutlayan Kraliçe Elizabeth’e, “Korkudan odandan çıkamayacaksın, sana yaklaşan her insandan korkup kaçacaksın” denildiğinde Elizabeth, ne derdi acaba?

     Sahi dünyada insan görünce öcü görmüş gibi korkan ve insandan kaçan doğadaki herhangi bir canlıya, “Bir süre dünya sizin olacak, zirâ dünyadaki tüm insanlar evlerine kapanacak. Bütün dağlar, taşlar, ağaçlar, hatta insanların cadde ve sokakları bile size kalacak” denilseydi hangi hayvan ya da bitki bu sözlere inanırdı ki değil mi?

     Tüm bu olmazlar olduğuna göre büyük bir değişim ve dönüşüm de olabilir herhalde. Kim bilir?  Belki de bu köklü değişimin kodları, yeni bir salgın olan koronavirüste saklıdır. Hep birlikte bekleyip göreceğiz; zirâ tarih yazmaya ve yazılmaya devam ediyor.

     Gelgelelim halihazırdaki durumumuza…

     Dünyanın ve insanlığın hafızâsında bu kadar acı ve ölüm dolu sayısız salgın hastalık varken günümüz insanının geçmişinden hiç ders çıkarmamış gibi davranması açıkçası bende büyük bir hayret uyandırıyor.

     Cadde ve sokaklara bakınca “Bizi virüs değil ama cehalet öldürecek” demekten kendimi alamıyorum. Genci yaşlısı, çoluğu çocuğu, kadını erkeği birçok kişi dışarıda umarsızca dolaşıyor. Dışarıda olmaları yetmezmiş gibi bir de evinde duran duyarlı insanları da dışarı çağırıyor.

     Dışarıdaki gence, “Virus var, niye dışarıdasın?” diye soruyorum: Virüs gençlere birşey yapmıyor, ben virüsü ezer geçerim” diyor. Oysa bünyesi zayıf yüzlerce yaşlı var, kronik hastalığı olan onlarca insan var. “Onlara bulaştırırsam onların katili olurum” diye düşünmüyor.

     Yaşlısına soruyorum:  “Niye dışarıdasın? Bak salgın var, siz risk altındasınız” diyorum, aldığım cevaba şaşıp kalıyorum: “Rahat ol, kaderde ne varsa onu görürüz. Biz Müslüman’ız, imân etmişiz. Herşey Allah’ın takdiri” deyip işin içinden çıkıyor. Tedbirin de tevekkülün de Allah’ın emri ve Peygamber’in tavsiyesi olduğunu bilmiyor olacak ki kendi rızasıyla ölüme yürüyor.

     Rabbim akıl fikir versin.

     Bence devlet bir an önce herkes için sokağa çıkma yasağı ilan etmeli. Daha yolun başındayız ve radikal kararlar almak zorundayız; yoksa çok daha vahim sonuçlarla karşı karşıya kalacağız.

     Alın size İtalya!

     Umursamazlığın ve dahi kaderciliğin korku ve hüsran dolu kederini yaşıyor İtalyanlar. Virüsü küçük görerek önlem almayan İtalya, bunun bedelini her gün ölerek ödüyor ve ödemeye devam edeceğe benziyor.

     Ne garip bir ironidir ki, tarihte salgına karşı karantina sistemini dünyada ilk kurumsallaştıranlar İtalyanlar’ın ataları olan Venedikliler’dir. Hatta “karantina” sözcüğü diğer dillere İtalyanca’dan geçmiştir. Kısaca anlamı şu: “40 (quaranta) gün”.

     1468’den itibaren Venedikli yetkililer, yaşanan salgın hastalıklardan korunmak için kente gelen tüm gemilerin 6, 5 km uzaktaki başka bir adada bir lagünde 40 gün bekletilmesi emreder. Zira tüm yolcu ve tayfanın gemiden inmesi, yüklerin boşaltılarak adanın ortasındaki depoya taşınması, sirke, kaynar su ve şifalı bitkilerin tütsüsü ile dezenfekte edilmesi gerekiyordu.

     Lazaretto Nuovo adıyla bilinen adadaki bu binalar, sadece Venedikliler’i değil, kenti de korumak amacıyla Venedik Devleti tarafından yaptırılmıştı. Zirâ ticaretin sonu, kentin de ölümü olacaktı.

     Böylece Venedik Devleti, dünyadaki ilk karantina sistemini kurumsallaştırmış oldu. Yalıtma işlemi süresinin 30 günden 40 güne çıkarılması nedeniyle de “Terentino” (30 gün) ismi “Quarantino” (40 gün) ile değişmiş oldu. Daha sonra bu sözcük diğer milletlerin de dillerine girmiştir.

     Geçmişten ve tarihten ders çıkarmamak bu olsa gerek.

     Bir tarafta Çin’den binlerce kilometre uzakta olan ve salgının ortaya çıkmasından aylar sonra virüsle tanışan ama buna rağmen önlem almadığı için virüsün pençesine düşen ve ölüm döşeğinde inim inim inleyen İtalya!

     Beri tarafta Çin’in hemen yanıbaşında duran ve hemen hemen bütün ticareti Çin ile olan ve virüs ile ilk tanışan  ülkelerden olmasına rağmen vaka sayısının 200’e bile ulaşmadığı ve şu ana dek tek bir can kaybının bile yaşanmadığı Singapur!

     Viruse karşı savaşta toplumsal izolasyonun ne denli önemli olduğunu anlamak için özellikle bu iki ülkeyi çok iyi analiz etmek lazım.

     İsşin ciddiyetini anlayamayan ve bu yüzden sıkı önlemler almayan İtalya ve İran gibi ülkeler ağır bedeller ödeyip bu acınası hale düşmüşken, Singapur ve Güney Kore gibi ülkeler aldıkları radikal kararlar sayesinde salgının yayılmasını önlediler ve en az zararla virüsün üstesinden gelmeyi başardılar.

     Toplum olarak şimdi önümüzde iki yol var: Ya İtalyanlar ve İranlılar gibi kendi rızamızla hüsrana uğrayacağız, ya da Singapurlular ve Güney Koreliler gibi virüsü hüsrana uğratacağız.

     İşin ciddiyetini bedel ödedikten sonra anlayanlardan olmayız inşallah!

     Önlemini al!

     Evinde kal!

     SEDİYANİ HABER

     23 MART 2020

 

613 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir