Kadın Peygamberler – 26

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Abigail bunları söyledikten sonra yutkundu ve sustu. Çaresiz ve sıkıntılı bir halde, alacağı cevabı beklemeye başladı.

     Oradaki tüm insanlar da susmuştu.

     Herkes Davud’un bu sözlere ne karşılık vereceğini bekliyordu.

     Fakat Abigail yalvarırcasına bir ses tonuyla bunları söylerken, Davud O’nun sözlerine değil gözlerine bakıyordu.

     Nabal’la arasındaki temâyla değil, Abigail’deki ay parçası simâyla ilgileniyordu.

     Davud, kadın peygamber Abigail’i görür görmez O’na âşık olmuştu…

     Abigail o kadar güzel bir kadındı ki, o kadar güzel bir kadındı ki, güzelliği karşısında görenlerin nutku tutulur, aklı dururdu. Güzelliğini sular, dereler, ağaçlar ve çiçekler kıskanırdı. Ay kıskanırdı O’nun güzelliğini, yıldızlar kıskanırdı.

     Abigail’in güzelliğini kutsal kitap Tevrat da vurgular. Tevrat, Abigail’i “aydın fikirli, zeki ve güzel” olarak tanımlar. (1683) Talmud ise, Abigail’i ve güzelliğini, “dünyadaki güzelliği aşan, dünyevî ve beşerî güzellik kavramının ötesinde bir güzelliğe sahip olan dört kadından biri” olarak tanımlar. “Dünyadaki güzelliği aşan” yani “insanüstü bir güzelliğe sahip olan” bu dört kadın; Hz. Sara (as), Rahab, Hz. Abigail (as) ve Hz. Esther (as)’dir. (1684)

     Davud, Abigail’e, “Bugün seni karşıma çıkaran İsrail’in Tanrısı Rabb’e övgüler olsun!” diye karşılık verdi, “Anlayışını kutlarım! Bugün kan dökmemi ve öcümü elimle almamı engellediğin için seni kutlarım. Doğrusu senin gibi bir kadına kötülük etmemi önleyen İsrail’in Tanrısı yaşayan Rabb’in adıyla derim ki, beni karşılamak için hemen gelmemiş olsaydın, gün doğuncaya dek kocan Nabal’ın adamlarından hiçbiri sağ kalmayacaktı.” (1685)

     Abigail’in kendisine getirdiklerini kabul eden Davud, “Esenlikle evine dön. Sözlerine kulak verip dileğini kabul ettim” dedi. (1686)

     Yahudilik’in medenî kanunu hükmündeki dînî kitabı “Talmud” (תלמוד)’da, Abigail ile Davud arasındaki bu sohbet veya tartışma, biraz farklı anlatılır. Talmud’un anlatımına göre Davud, Abigail’e, kocasını ve adamlarını bir gece düzenleyecekleri saldırıda tümden öldüreceklerini söyleyince, Abigail, “Sermaye dâvâları gece mi görülüyor?” karşılığını verdi, “Mal mülkle ilgili dâvâlar gündüz görülür”. Bu zekice söz üzerine afallayan Davud, “Ben İsrail Kralı olduğumdan ve Nabal da isteklerimi reddettiği için, Kral’a karşı isyan ettiği kabul ediliyor ve bu yüzden yargılanmadan ölüm cezasına çarptırılabiliyor” dedi. Bunun üzerine Abigail şöyle cevap verdi: “Sen İsrail Kralı değilsin. Saul henüz kral olarak hüküm sürüyor ve ne seni yeni kral olarak seçti, ne de seni seçmiş olsa bile krallık mazbatasını henüz sana teslim etmedi.” Abigail’in bu sözlerine yanıt veremeyen Davud, tartışmayı kaybetti ve eğer adamlarının önünde gerçekleşen bu tartışmadan sonra hâlâ Nabal’ın öldürülmesinde ısrar etseydi, “Tanrı’nın Yasaları’nı çiğnediği için” büyük bir prestij kaybına uğrayacaktı ve bu durumda yanındaki adamlarını dahi kaybedebilirdi, tamamen yalnız kalırdı. Böylece Davud, mecburen Nabal’ı bağışladığını söyledi ve Abigail’e “Senin sağduyun kazandı” dedi. (1687)

     İbraniler’in yüksek mâhkemesi Sanhedrin” (סנהדרין) kayıtlarında ise Abigail ile Davud arasındaki tartışma daha farklı anlatılır. Sanhedrin’in anlatımına göre, Abigail, kocası Nabal’ı affetmesi için Davud’a ricada bulununca Davud bunu kabul etmez ve Nabal’ı öldürmekte ısrar eder. Bunun üzerine, oldukça zeki ve akıllı bir kadın olan Abigail, Davud’a şunları söyler: “Ben bunu senin iyiliğin için de istiyorum. Sen gelecekte İsrail Kralı olacaksın, tüm İsrail’i yöneteceksin. Ama yarın hakkında dedikodu çıkarsa, krallığı sana vermezler. Çünkü bu konuşmaya da, şayet kocamı öldürürsen o cinayete de şahitlik edecek yüzlerce insan var. İnsanlar senin katil olduğunu söyleyecekler. Katil olan birini de İsrail Kralı yapmazlar, böylece krallık şansını kaybedersin. Ve sadece bu da değil: Evli bir kadınla günâh işlemek üzeresin! Geldiğimden beri bana nasıl baktığının farkındayım ve buradaki herkes de bunu görüyor. Evli bir kadına, başka birinin namusuna bu gözle bakan birine İsrail Kralı olmak yakışır mı?” Davud bu sözler karşısında şok olur ve utancından boynunu büker, birşey diyemez. Abigail şunları söyler, Davud’a: “Şimdi kararını ver: İki kez günâh işlemek mi senin için daha hayırlıdır, yoksa bir kez olsun gururunu kırıp yanlıştan dönme erdemini göstermek mi?” Davud, “Sen haklısın, bana doğruyu gösterdin” diyerek kocasını öldürmekten vazgeçtiğini söyler. (1688)

     Musevîlik’teki kutsal metinlerin haftalık sinagog toplantılarında okunması ve dinleyicilere ders olarak verilen açıklamalarından oluşan külliyat olan “Midraşlar” (מִדְרָשִׁים)’da yazdığına göre, Nabal, soyu gereği Saul’dan sonra İsrail Kralı olmayı hakkeden kişinin Davud değil kendisi olduğunu düşünüyordu. Davud’un yiyecek talebine dahi olumsuz yanıt vermesinin sebebi budur. (1689)

     Abigail kocası Nabal’ın yanına döndü. Nabal evinde krallara yaraşır bir şölen düzenlemişti. Çok sarhoş olduğundan neşeliydi. Bu yüzden karısı Abigail sabaha dek O’na birşey söylemedi. Ama ertesi sabah Nabal ayılınca, Abigail O’na olup bitenleri anlattı. İşte o an Nabal’ın kalbi sıkıştı ve felç oldu. Yaklaşık 10 gün sonra da kalp krizinden öldü. (1690)

     Davud, Nabal’ın öldüğünü duyunca, “Beni küçümseyen Nabal’a karşı dâvâma bakan, kulunu kötülük etmekten alıkoyan Rabb’e övgüler olsun!” dedi, “Rabb Nabal’ın kötülüğünü O’nun başına döndürdü.” (1691)

     Sonra Davud, dul kalan gizli aşkı Abigail’e evlenme teklifinde bulunmak için ulaklar gönderdi. Davud’un ulakları Karmel’e, Abigail’in yanına varıp, “Davud sana evlenme teklifinde bulunmak için bizi gönderdi” dediler. Abigail yüzüstü yere kapanarak, “Ben kölen sana hizmet etmeye ve efendimin ulaklarının ayaklarını yıkamaya hazırım” diye yanıtladı. Evlenme teklifini kabul etti. (1692)

     Hemen kalkıp eşeğe bindi. Yanına beş hizmetçisini alıp Davud’un ulaklarını izleyerek yola koyuldu. Sonra Davud ile kadın peygamber Abigail evlendiler. (1693)

     Davud Abigail’in ikinci kocası, Abigail de Davud’un üçüncü karısıdır. Davud, İsrailli Ahinoam’ı da eş olarak almıştı. Böylece ikisi de O’nun karısı oldular. Bu arada İsrail Kralı Saul, Davud’un ilk karısı olan kızı Mixal’ı Gallimli Layiş oğlu Palti’ye vermişti. (1694)

     Bazı teolog ve araştırmacılar, Davud’un kadın peygamber Abigail’le çok zengin olduğu için evlendiğini söylemişlerdir. Bir “halk kahramanı” olmasına rağmen İsrail Kralı olan kayınbabası Saul’dan yıllardır kaçtığı için hep fakir hatta bir lokma yiyeceğe dahi muhtaç yaşayan, bazen günlerce karınlarını doyuracak yiyecek bulamayan Davud’un, ölen kocasından kendisine sürülerle koyun ve keçi kalan süper zengin bir kadın olan Abigail’le evlenmesinin arkaplanında bu gerçeğin de olduğunu iddiâ etmişlerdir. (1695)

     Bunun yanısıra, İsrail toplumunda o dönem Nabal gibi zengin ve varlıklı kimselerin varlığının, yaşamak için İsrail Krallığı’na bağlı kalmaya ihtiyaç duymayan ve her yönden kendi kendilerine yeten bir sermayedar sınıfın var olduğunu ve böyle güçlü bir sınıfın varlığının da, halkın her kesiminin Krallık’a bağlı olmasını isteyen İsrail Kralı’nı veya İsrail Kralı olmaya hevesli kişileri (Davud gibi) rahatsız ettiğini, dolayısıyla bunları ortadan kaldırmak istediklerini söyleyen araştırmacılar da olmuştur. (1696)

     Midraşlar’a göre, Davud’dan aldığı evlenme teklifini günlerce düşünen kadın peygamber Abigail’e bu tefekkür gecelerinden birinde Allah’tan vahiy gelir. Vahiy, “İyi olanın gelip iyilik için seninle yaşamasına izin ver, kötü olanı da kötülüğüyle birlikte toprak altında bırak” diyordu. Allah’tan aldığı bu âyetin üzere sözkonusu evlilik teklifine olumlu karşılık vermesi gerektiğini anlayan Abigail, Davud’un evlilik teklifine “Evet” dedi. (1697)

     Midraşlar’ın sonlarında, Abigail, İsrail toplumuna gelmiş en erdemli ve dürüst 23 kadından biri olarak tanıtılıyor. (1698)

     Yahudî dînî metinleri, Tevrat (Tanah)’ta âyet olarak geçen ve Davud’un kendisini çok seven ve babasının kötülüklerine karşı hep koruyan kaynı (ilk eşi Mixal’ın kardeşi, Kral Saul’un oğlu) Yonathan’a söylediği “Senin için üzgünüm, kardeşim Yonathan. Benim için çok değerliydin. Sevgin kadın sevgisinden daha üstündü” (1699) şeklindeki sözlerden yola çıkarak, Davud’un Abigail’e âşık olduğunun kesin olduğunu, buradaki “kadın sevgisi” ifadesinde, kendi karısı olduğu halde sevmediği Mixal (Yonathan’ın kızkardeşi) ile başkasının karısı olduğu halde çok sevdiği Abigail’in kastedildiğini naklederler. (1700)

     Ancak kıssa ile ilgili olarak Yahudî dînî metinlerinde, Davud’un aşkından daha önemli bir tartışma daha var: Abigail’in doğurduğu çocuğun eski kocası Nabal’a mı yeni kocası Davud’a mı ait olduğu…

     Abigail’in doğurduğu çocuğun ismi, Tevrat’ın iki ayrı yerinde farklı şekilde verilir. Bu da Tevrat’ın içindeki başka bir çelişik durumdur. Örneğin Tevrat’ın “II. Samuel” kitabında Abigail’in doğurduğu çocuğun ismi Xileav olarak zikredilirken (1701), aynı Tevrat’ın “I. Tarihler” kitabında ise Abigail’in doğurduğu çocuğun ismi Daniel olarak zikredilir (1702).

     Yahudî dînî metinlerinde bu çocuğun babasının gerçekte kim olduğu, tartışmalıdır. Bazı metinlerde, Davud’un Abigail’le evlendikten sonra, eski kocası Nabal’dan hamile olup olmadığını anlamak için üç ay O’nunla cinsel ilişkiye girmediği anlatılır. Daha sonra ilişkiye girdiler ve Abigail hamile kaldı. Fakat aynı metinlerde, İsrail halkının bu duruma inanmadığı, bu çocuğun Nabal’dan olduğuna inandığını ve bu yüzden halkın sürekli Davud’la bu konu yüzünden alay ettiğini de okumaktayız. (1703)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Abigail ile Davud evlendikten sonra yaşananları anlatalım…

     Zifliler Giva’ya, Saul’un yanına gidip, “Davud Yeşimon’a bakan Hakila Tepesi’nde gizleniyor” dediler. Bunun üzerine Saul, 3000 seçme İsrailli askerle Zif Çölü’nde Davud’u aramaya çıktı. Yeşimon’a bakan Hakila Tepesi’nde, yol kenarında ordugâh kurdu. (1704)

     Kırda bulunan Davud, Saul’un peşine düştüğünü anlayınca, gözcü gönderdi. Böylece Saul’un oraya geldiğini saptadı. Bunun üzerine Davud, Saul’un ordugâh kurduğu yere gitti ve Saul’la ordusunun başkomutanı Ner oğlu Avner’in nerede yattıklarını gördü. Saul ordugâhın ortasında, askerler de çevresinde yatıyorlardı. (1705)

     O zaman Davud, Hititli Ahimelek ile Yoav’ın kardeşi, Seruya oğlu Avişay’a, “Kim benimle ordugâha, Saul’un yanına gelecek?” diye sordu. Avişay, “Ben seninle geleceğim” diye karşılık verdi. Davud’la Avişay o gece ordugâha girdiler. Saul, mızrağı başucunda yere saplanmış, ordugâhın ortasında uyuyordu. Avner’le askerler de çevresinde uyuyorlardı. (1706)

     Avişay Davud’a, “Bugün Tanrı düşmanını senin eline teslim etti” dedi, “Şimdi bırak da, O’nu kendi mızrağıyla bir atışta yere çakayım. İkinci kez vurmama gerek kalmayacak.” Ne var ki Davud, “O’nu öldürme!” dedi, “Rabb’in meshettiği kişiye kim el uzatırsa, suçlu çıkar. Yaşayan Rabb’in adıyla derim ki, Rabb kendisi O’nu öldürecektir; ya günü gelince ölecek, ya da savaşta vurulup yok olacak. Ama Rabb’in meshettiği kişiye el uzatmaktan Rabb beni uzak tutsun! Haydi, Saul’un başucundaki mızrakla su matarasını al da gidelim.” Böylece Davud Saul’un başucundan mızrağını ve su matarasını aldı. Sonra oradan uzaklaştılar. Onları gören olmadı. Kimse olup bitenin farkına varmadı, uyanan da olmadı. Hepsi uyuyorlardı, çünkü Rabb onlara derin bir uyku vermişti. (1707)

     Davud karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı. Davud askerlere ve Ner oğlu Avner’e, “Ey Avner, bana yanıt vermeyecek misin?” diye seslendi. Avner, “Sen kimsin ki Kral’a sesleniyorsun?” diye karşılık verdi. Davud, “Sen yiğit biri değil misin?” dedi, “İsrail’de senin gibisi var mı? Öyleyse neden efendin Kral’ı korumadın? Çünkü biri O’nu öldürmek için ordugâha girdi. Görevini iyi yapmadın. Yaşayan Rabb’in adıyla derim ki, hepiniz ölümü hakettiniz; çünkü efendinizi, Rabb’bin meshettiği kişiyi korumadınız. Bak bakalım, Kral’ın başucundaki mızrağıyla su matarası nerede?” (1708)

     Davud’un sesini tanıyan eski kayınbabası Kral Saul, “Davud, oğlum, bu senin sesin mi?” diye sordu. Davud, “Evet, efendim Kral, benim sesim” diye karşılık verdi, “Efendim, ben kulunu neden kovalıyorsun? Ne yaptım? Ne suç işledim? Lütfen, efendim Kral, kulunun sözlerine kulak ver. Eğer seni bana karşı kışkırtan Rabb ise, bir sunu O’nu yatıştırır. Ama bunu yapan insanlarsa, Rabb’in önünde lanetli olsunlar! Çünkü, ‘Git, başka ilâhlara kulluk et’ diyerek, Rabb’in mirasından bana düşen paydan bugün beni uzaklaştırdılar. Ne olur, kanım Rabb’den uzak topraklara dökülmesin. İsrail Kralı, dağlarda keklik avlayan avcı gibi, bir pireyi avlamaya çıkmış!” Bunun üzerine Saul, “Günâh işledim” diye karşılık verdi, “Davud, oğlum, geri dön. Bugün yaşamıma değer verdiğin için sana bir daha kötülük yapmayacağım. Gerçekten akılsızca davrandım, çok büyük yanlışlık yaptım.” Davud, “İşte Kral’ın mızrağı!” dedi, “Adamlarından biri gelip alsın. Rabb herkesi doğruluğuna ve bağlılığına göre ödüllendirir. Bugün Rabb seni elime teslim ettiği halde, ben Rabb’in meshettiği kişiye elimi uzatmak istemedim. Bugün ben senin yaşamına nasıl değer verdiysem, Rabb de benim yaşamıma öyle değer versin ve beni her sıkıntıdan kurtarsın.” Saul, “Davud, oğlum, Rabb seni kutsasın!” dedi, “Sen kesinlikle büyük işler yapacak, başarılı olacaksın!” Bundan sonra Davud yoluna koyuldu, Saul da evine döndü. (1709)

     Davud, “Bir gün Saul’un eliyle yok olacağım” diye düşündü, “Benim için en iyisi hemen Filist topraklarına kaçmak. O zaman Saul İsrail’in her yanında beni aramaktan vazgeçer; ben de O’nun elinden kurtulmuş olurum.” (1710)

     Böylece Davud’la yanındaki 600 kişi kalkıp Gat Kralı Maok oğlu Akiş’in tarafına geçtiler. Aileleriyle birlikte Gat’ta Akiş’in yanına yerleştiler. Davud’un iki hânımı, İsrailli Ahinoam ile kadın peygamber Abigail de Davud’un yanındaydı. (1711)

     Saul, Davud’un Gat’a kaçtığını duyunca, artık O’nu kovalamaktan vazgeçti. (1712)

     Davud, Akiş’e, “Benden hoşnut kaldıysan, çevre kentlerden birinde bana bir yer versinler de orada oturayım” dedi, “Çünkü ben kulunun seninle birlikte kral kentinde yaşamasına gerek yok.” (1713)

     Akiş o gün ona Ziklak kentini verdi, Davud ve ailesine. Bundan ötürü Ziklak bugün de Yahuda Kralları’na aittir. (1714)

     Davud ve hânımları Abigail ile Ahinoam, Filist topraklarında 1 yıl 4 ay yaşadılar. (1715)

     Bu süre içinde Davud’la adamları gidip Geşurlular’a, Girizliler’e ve Amalekliler’e baskınlar yaptılar. Bunlar uzun zamandan beri Şur’a, hatta Mısır’a dek uzanan topraklarda yaşıyorlardı. (1716)

     Kutsal kitap Tevrat’ta yazdığına göre, Davud bir bölgeye saldırdığında kadın – erkek demez tüm halkı öldürür, kimseyi sağ bırakmazdı. Sivil insanları kadın – erkek demeden öldürüp toplu katliâm yaptığı gibi, onların davarlarını, sığırlarını, eşeklerini, develerini ve giysilerini de ganimet olarak alıp Akiş’e dönerdi. Bunları anlatan, bizatihi Tevrat. (1717)

     Evet… Yahudîler’in ve Hristiyanlar’ın kral ve ulusal lider kabul edip taparcasına büyük bir sevgi besledikleri, Müslümanlar’ın ise daha da ileri gidip peygamber kabul ettikleri, hatta kendisine kutsal kitap indirilmiş büyük bir peygamber olarak saygı gösterdikleri David (Hz. Davud), bizzat en birinci kaynak olan kutsal kitapların anlattığına göre işte bu ve böyle bir adam.

     Akiş, “Bugün nerelere baskın düzenlediniz?” diye sorardı. Davud da övünerek, “Yahuda’nın güneyine, Yerahmeelliler’in ve Kenliler’in güney bölgesine saldırdık” derdi ve yaptığı korkunç katliâmları övüne övüne anlatırdı. Davud, kendisiyle Gat’a kimseyi götürmemek için kadın – erkek kimseyi sağ bırakmazdı. Çünkü, “Gat’a gidip, ‘Davut şöyle yaptı, böyle yaptı’ diyerek bize karşı bilgi aktarmasınlar” diye düşünürdü. Davud, Filist topraklarında yaşadığı sürece bu yöntemi uyguladı. (1718)

     Akiş Davud’a güven duymaya başladı. “Davud kendi halkı olan İsrailliler’in nefretine uğradı. Bundan böyle benim hizmetimde kalacak” diye düşünüyordu. (1719)

     O sırada Filistliler İsrail’le savaşmak için askerî birliklerini topladılar. Akiş, Davud’a, “Adamlarınla birlikte benim yanımda savaşacağını bilmelisin” dedi. Davud, “O zaman sen de kulunun neler yapabileceğini göreceksin” diye karşılık verdi. Akiş, “İyi” dedi, “Yaşadığın sürece seni kendime koruma görevlisi atayacağım.” (1720)

     Bu sırada, bir önceki kadın peygamber Hannah’ın oğlu Samuel ölmüş, bütün İsrail halkı O’nun için yas tutuyordu. O’nu kendi kenti Rama’da gömdüler. Saul da cincilerle rûhlara danışanları ülkeden kovmuştu. (1721)

     Filistliler bütün ordularını Afek’te topladılar. İsrailliler ise Yizreel’deki pınarın yanına kurdukları ordugâhta kalıyorlardı. Filist beyleri yüzer ve biner kişilik birliklerle ilerliyordu. Davud’la adamlarıysa Akiş’le birlikte geriden geliyorlardı. Filistli komutanlar, “Bu İbraniler’in burada ne işi var?” diye sorunca, Akiş şu karşılığı verdi: “Bu, İsrail Kralı Saul’un görevlisi Davud’dur. Bir yıldan uzun süredir yanımda kalıyor. Bana geldiğinden beri kendisinde hiçbir kötülük bulamadım.” Ama Filistli komutanlar Akiş’e öfkelendiler. “Adamı geri gönder, kendisine verdiğin yere dönsün” dediler, “Bizimle birlikte savaşa gelmesin; yoksa savaş sırasında bize karşı çıkar. Efendisinin beğenisini nasıl kazanabilir? Adamlarımızın başını ona vermekten daha iyi bir yol bulabilir mi? Çalıp oynarken, ‘Saul binlercesini öldürdü, Davud ise onbinlercesini’ diye hakkında ezgiler okudukları Davud değil mi bu?” (1722)

     Bunun üzerine Akiş, Davud’u çağırıp, “Yaşayan Rabb’in adıyla derim ki, sen dürüst bir kişisin” dedi, “Benimle birlikte savaşa katılmanı isterdim. Yanıma geldiğin günden bu yana ters bir davranışını görmedim. Ama Filist beyleri seni uygun görmedi. Şimdi geri dön ve esenlikle git. Filist beylerinin gözünde ters bir davranışta bulunma.” Davud, “Ama ben ne yaptım?” diye sordu, “Yanına geldiğimden bu yana bende ne buldun ki, gidip efendim kralın düşmanlarına karşı savaşmayayım?” Akiş, “Biliyorum, sen benim gözümde Tanrı’nın bir meleği gibi iyisin” diye yanıtladı, “Ne var ki Filistli komutanlar, ‘Bizimle savaşa gelmesin’ diyorlar. Seninle gelmiş olan efendin Saul’un kullarıyla birlikte sabah erkenden kalkın ve tan ağarır ağarmaz gidin.” (1723)

     Böylece Davud’la adamları Filist ülkesine dönmek üzere sabah erkenden kalktılar. Filistliler ise Yizreel’e gittiler. (1724)

     Davud’la adamları üçüncü gün Ziklak kentine vardılar. Bu arada Amalekliler, Negev bölgesiyle Ziklak’a baskın yapmış, Ziklak kentini yakıp yıkmışlardı. Kimseyi öldürmemişlerdi, ama kadınlarla orada yaşayan genç, yaşlı herkesi tutsak etmişlerdi. Sonra onları da yanlarına alıp yollarına gitmişlerdi. (1725)

     Davud’la adamları oraya varınca, kentin ateşe verildiğini, kadınlarının, oğullarının, kızlarının tutsak alındığını anladılar. Güçleri tükeninceye dek hıçkıra hıçkıra ağladılar. Davud’un iki hânımı, Ahinoam ile peygamber Abigail de esir alınmıştı. (1726)

     Davud büyük sıkıntı içindeydi. Çünkü herkes oğulları, kızları için acı çekiyor ve “Davud’u taşlayalım” diyordu. (1727)

     Davud, Ahimelek oğlu kâhin Aviyatar’a, “Bana efodu getir” dedi. Aviyatar efodu getirdi. Bunun üzerine Davud yanındaki 600 kişiyle yola çıktı. Besor Vadisi’ne geldiler. Vadiyi geçemeyecek kadar bitkin düşen 200 kişi orada kaldı. Davud 400 kişiyle akıncıları kovalamayı sürdürdü. (1728)

     Kırda bir Mısırlı bulup Davud’a getirdiler. Yiyip içmesi için O’na yiyecek, içecek verdiler. Bir parça incir pestili ile iki salkım kuru üzüm de verdiler. Adam yiyince canlandı. Üç gün üç gecedir yiyip içmemişti. Davud O’na, “Kime bağlısın? Nerelisin?” diye sordu. Genç adam, “Mısırlı’yım, bir Amalekli’nin kölesiyim” diye yanıtladı, “Üç gün önce hastalanınca, efendim beni bıraktı. Keretliler’in güney sınırlarına, Yahuda topraklarına, Kalev’in güneyine baskınlar düzenlemiş, Ziklak kentini de ateşe vermiştik.” Davud, “Beni bu akıncılara götürebilir misin?” diye sordu. Mısırlı genç, “Beni öldürmeyeceğine ya da efendimin eline teslim etmeyeceğine dair Tanrı’nın önünde ant içersen, seni akıncıların olduğu yere götürürüm” diye karşılık verdi. Böylece Mısırlı, Davud’u götürdü. (1729)

     Akıncılar dört bir yana dağılmışlardı. Filist ve Yahuda topraklarından topladıkları büyük yağmadan yiyip içiyor, eğlenip oynuyorlardı. (1730)

     Davud ertesi gün tan vaktinden akşama dek onları öldürdü. Develere binip kaçan 400 genç dışında içlerinden kurtulan olmadı. (1731)

     Davud, Amalekliler’in ele geçirdiği herşeyi, bu arada da iki karısı Ahinoam ile Abigail’i de kurtardı. Gençler, yaşlılar, oğullar, kızlar, yağmalanan mallar, kısacası Amalekliler’in aldıklarından hiçbir şey eksik kalmadı. Davut tümünü geri aldı. Bütün koyunlarla sığırları da aldı. Adamları, bunları öbür hayvanların önünden sürerek, “Bunlar Davud’un yağmaladıkları” diyorlardı. (1732)

     Bundan sonra Davud, daha ileriye gidemeyecek kadar bitkin düşüp Besor Vadisi’nde kalan 200 kişinin bulunduğu yere vardı. Onlar da Davud’la yanındakileri karşılamaya çıktılar. Davud yaklaşınca onlara esenlik diledi. Ama Davud’la giden adamlardan bazıları, “Madem bizimle birlikte gitmediler, elde ettiğimiz ganimetlerden onlara hiçbir pay vermeyeceğiz” dediler, “Her biri yalnız karısıyla çocuklarını alıp gitsin.” Ama Davud, “Hayır, kardeşlerim!” dedi, “Rabb’in bize verdikleri konusunda böyle davranamayız! O bizi korudu ve bize saldıran akıncıları elimize teslim etti. Sizin bu söylediklerinizi kim kabul eder? Savaşa gidenle eşyanın yanında kalanın payı aynıdır. Herşey eşit paylaşılacak!” O günden sonra Davud bunu İsrail için bugüne dek geçerli bir kural ve ilke haline getirdi. (1733)

     Davud Ziklak’a dönünce, dostları olan Yahuda ileri gelenlerine yağma mallardan göndererek, “İşte Rabb’in düşmanlarından yağmalanan mallardan size bir armağan” dedi. Sonra Beytel, Negev’deki Ramot, Yattir, Aroer, Sifmot, Eştemoa, Rakal, Yerahmeelliler’in, Kenliler’in kentlerinde, Horma, Bor-Aşan, Atak, Hebron’da oturanlara ve adamlarıyla birlikte sık sık uğradığı yerlerin tümüne yağmalanan mallardan gönderdi. (1734)

     Sonra Filistliler yeniden İsrailliler’le savaşa tutuştu. İsrailliler Filistliler’in önünden kaçtı. Birçoğu Gilboa Dağı’nda ölüp yere serildi. (1735)

     Filistliler, İsrail Kralı Saul’la oğullarının ardına düştüler. Saul’un oğulları Yonathan’ı, Avinadav’ı ve Malkişua’yı yakalayıp öldürdüler. Saul’un çevresinde savaş kızıştı. Derken Saul, Filistli okçular tarafından vuruldu ve ağır yaralandı. Saul, silahını taşıyan adama, “Kılıcını çek de bana sapla” dedi, “Yoksa bu sünnetsizler gelip bana kılıç saplayacak ve benimle alay edecekler.” Ama silah taşıyıcısı büyük bir korkuya kapılarak bunu yapmak istemedi. Bunun üzerine Saul kılıcını çekip kendini üzerine attı. Saul’un öldüğünü görünce, silah taşıyıcısı da kendini kılıcının üzerine attı ve Saul’la birlikte öldü. Böylece Davud’un eski kayınbabası İsrail Kralı Saul, üç oğlu, silah taşıyıcısı ve bütün adamları aynı gün öldüler. (1736)

     Bazı araştırmacılar, Kral Saul’un trajik sonunu, “Çaresiz ve umutsuz bir kurban” olarak görmekte ve O’nunla ilgili üç psikopatalojik durum tespitinde bulunmaktadırlar: Depresyon, paranoya ve öfke nöbetleri. (1737)

     Davud, hep kendisine düşmanlık beslemiş ve öldürmek istemiş eski kayınbabası Kral Saul ve oğlu, kendisini çok seven kaynı Yonathan’ın ölüm haberlerini alınca, onlar için gözyaşı döktü ve ağıt yaktı. Sonra “Yaşar Kitabı”nda yazılan “Yay” adındaki ağıtın Yahuda halkına öğretilmesini buyurdu:

     “Ey İsrail, senin yüceliğin yüksek tepelerinde yok oldu!
     Güçlüler nasıl da yere serildi…
 
     Haberi ne Gat’a duyurun,
     Ne de Aşkelon sokaklarında yayın.
     Öyle ki, ne Filistliler’in kızları sevinsin,
     Ne de sünnetsizlerin kızları coşsun.
 
     Ey Gilboa dağları,
     Üzerinize ne çiy ne de yağmur düşsün.
     Ürün veren tarlalarınız olmasın.
     Çünkü güçlünün kalkanı,
     Bir daha yağ sürülmeyecek olan Saul’un kalkanı
     Orada bir yana atıldı!
     Yonathan’ın yayı yere serilmişlerin kanından,
     Yiğitlerin bedenlerinden hiç geri çekilmedi.
     Saul’un kılıcı hiç boşa savrulmadı.
 
     Saul’la Yonathan tatlı ve sevimliydiler,
     Yaşamda da ölümde de ayrılmadılar.
     Kartallardan daha çevik,
     Aslanlardan daha güçlüydüler.
 
     Ey İsrail kızları!
     Sizi al renkli, süslü giysilerle donatan,
     Giysinizi altın süslerle bezeyen Saul için ağlayın!
     Güçlüler nasıl da yere serildi savaşta!
     Yonathan senin yüksek tepelerinde ölü yatıyor.
 
     Senin için üzgünüm, kardeşim Yonatan.
     Benim için çok değerliydin.
     Sevgin kadın sevgisinden daha üstündü.
 
     Güçlüler nasıl da yere serildi!
     Savaş silahları yok oldu…” (1738)
     .

     Vadinin öbür tarafında ve Şeria Irmağı’nın karşı yakasında oturan İsrailliler, İsrail ordusunun kaçtığını, Saul’la oğullarının öldüğünü anlayınca, kentlerini terkedip kaçmaya başladılar. Filistliler gelip bu kentlere yerleştiler. (1739)

     Ertesi gün Filistliler, öldürülenleri soymak için geldiklerinde, Saul’la üç oğlunun Gilboa Dağı’nda öldüğünü gördüler. Saul’un başını kesip silahlarını aldılar. Sonra bu iyi haberin putlarının tapınağında ve halk arasında duyurulması için Filist ülkesinin her yanına ulaklar gönderdiler. Saul’un silahlarını Aştoret’in tapınağına koyup cesedini Beytşean kentinin suruna çaktılar. (1740)

     Yaveş-Gilat halkı Filistliler’in Saul’a yaptıklarını duydu. Bütün yiğitler geceleyin yola koyularak Beytşean’a gittiler. Saul’la oğullarının cesetlerini Beytşean surundan indirip Yaveş’e götürdüler, orada yaktılar. Sonra kemiklerini toplayıp Yaveş’teki ılgın ağacının altına gömdüler ve 7 gün oruç tuttular. (1741)

     Bundan sonra Davud, iki hânımı Ahinoam ve Abigail’le birlikte gidip Hebron kentine yerleşti. Aileleriyle birlikte adamlarını da götürdü. Hebron’a ve ona bağlı kentlere yerleştiler. (1742)

      Yahudîler’in “Hebron”, Araplar’ın ise “El- Xelîl” (El- Halil) adıyla andıkları bu şehir, rivayete göre Hz. İbrahim (as), Hz. İshak (as) ve Hz. Yakub (as)’un mezarlarının yanında kurulmuş bir yerleşim birimidir. Yahudiye’deki bu eski Kenan şehrinden, Tevrat’ta Hz. İbrahim döneminden itibaren sözedilir. Patrikler zamanındaki öneminden dolayı, İbrani ulusal geleneğinde Hebron (El- Halil)’a geniş yer verilmiştir. (1743)

     Hem İsrail Kralı Saul hem de üç oğlu birden öldürüldüğü için, tahtın doğal varisi kalmamıştı. Bu yüzden, Yahudalılar Hebron’a giderek, orada Davud’u “İsrail Kralı” olarak meshettiler. (1744)

     Yıl, M. Ö. 1010. (1745) Hayatı boyunca arzuladığı amaca ulaşan Davud, 30 yaşındayken İsrail kralı oldu. (1746)

     Saul’u gömenlerin Yaveş-Gilatlılar olduğu yeni kral Davud’a bildirildi. Davud onlara ulaklar göndererek şöyle dedi: “Efendiniz Saul’u gömmekle O’na yaptığınız iyilikten dolayı Rabb sizi kutsasın. Rabb şimdi size bağlılıkla, iyilikle davransın. Bunu yaptığınız için ben de size aynı şekilde iyilik yapacağım. Şimdi güçlü ve yürekli olun, çünkü efendiniz Saul öldü. Yahuda halkı beni kralları olarak meshetti.” (1747)

     Saul’un ordu komutanı Ner oğlu Avner, Saul oğlu İş-Boşet’i yanına alıp Mahanayim’e götürmüştü. Avner O’nu orada Gilat, Aşurlular, Yizreel, Efrayim, Benyamin ve bütün İsrail’in kralı yaptı. Saul oğlu İş-Boşet 40 yaşında kral oldu ve İsrail’de 2 yıl krallık yaptı. Ancak Yahuda halkı Davud’u destekledi. Davud Hebron’da Yahuda halkına 7 yıl 6 ay krallık yaptı. (1748)

     Kadın peygamber Abigail, bu süre içinde doğum yapmıştı. Davud’la Abigail’in tek çocuğu Xileav (Daniel), bu esnada Hebron’da doğdu. (1749)

     Davud daha sonra Kudüs (Yeruşalayim)’ü de ele geçirdi ve orada da 33 yıl İsrail Krallığı yaptı. (1750) İsrail’e toplamda 40 yıl 6 ay krallık yapmıştır. (1751)

     Kutsal kitapta, bundan sonrasında kadın peygamber Abigail’den bahsedilmez.

     Ancak hem güzelliği hem de aklıyla, zekâsıyla, sonradan gelen kadınlar için örnek teşkil eden bir miras bırakmıştır.

     Hayatın bir gerçeği şu:

     Kadın isterse; yüzlerce binlerce insanın öleceği bir savaşı daha başlamadan bitirebilir ve önleyebilir. Aynı şekilde, kadın isterse; yüzlerce binlerce insanın öleceği bir savaşı da rahatlıkla başlatabilir.

     Dünyadaki her erkeğin böyle olduğuna inandığı ve fakat bütün kadınların inkâr ettiği bu gerçek, erkeklerin kadınlara nazaran haklı olduğu belki de tek görüş ayrılığıdır.

     Erkeklerin doğru düşündüğü, kadınların ise yanlış düşündüğü, dünyadaki belki de tek düşünce budur.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(1683): Tevrat, I. Samuel, 25:3

(1684): Talmud, Megillah 15 a

(1685): Tevrat, I. Samuel, 25:32 – 34

(1686): Tevrat, I. Samuel, 25:35

(1687): Talmud, Megillah 14 a – b

(1688): Sanhedrin 2:3, 20 b

(1689): Midraşlar, Radak, 25:13

(1690): Tevrat, I. Samuel, 25:36 – 38

(1691): Tevrat, I. Samuel, 25:39

(1692): Tevrat, I. Samuel, 25:39 – 41

(1693): Tevrat, I. Samuel, 25:42

(1694): Tevrat, I. Samuel, 25:43 – 44

(1695): Adele Berlin, Abigail: Bible, The Encyclopedia of Jewish Women, Jewish Women’s Archive, https://jwa.org/encyclopedia/article/abigail-bible

(1696): Rainer Kessler, Sozialgeschichte des Alten Israel, s. 82, Wiss Verlag, Darmstadt 2006

(1697): Midraşlar, Tehillim 53:1

(1698): Midraşlar, Midraş Tace, Ozar ha-Midraşim, s. 474

(1699): Tevrat, II. Samuel, 1:26

(1700): Midraşlar, Samuel 25:4

(1701): Tevrat, II. Samuel, 3:3

(1702): Tevrat, I. Tarihler, 3:1

(1703): Tanhuma, Toledot 6

(1704): Tevrat, I. Samuel, 26:1 – 3

(1705): Tevrat, I. Samuel, 26:3 – 5

(1706): Tevrat, I. Samuel, 26:6 – 7

(1707): Tevrat, I. Samuel, 26:8 – 12

(1708): Tevrat, I. Samuel, 26:13 – 16

(1709): Tevrat, I. Samuel, 26:17 – 25

(1710): Tevrat, I. Samuel, 27:1

(1711): Tevrat, I. Samuel, 27:2 – 3

(1712): Tevrat, I. Samuel, 27:4

(1713): Tevrat, I. Samuel, 27:5

(1714): Tevrat, I. Samuel, 27:6

(1715): Tevrat, I. Samuel, 27:7

(1716): Tevrat, I. Samuel, 27:8

(1717): Tevrat, I. Samuel, 27:9

(1718): Tevrat, I. Samuel, 27:10 – 11

(1719): Tevrat, I. Samuel, 27:12

(1720): Tevrat, I. Samuel, 28:1 – 2

(1721): Tevrat, I. Samuel, 28:3

(1722): Tevrat, I. Samuel, 29:1 – 5

(1723): Tevrat, I. Samuel, 29:6 – 10

(1724): Tevrat, I. Samuel, 29:11

(1725): Tevrat, I. Samuel, 30:1 – 2

(1726): Tevrat, I. Samuel, 30:3 – 5

(1727): Tevrat, I. Samuel, 30:6

(1728): Tevrat, I. Samuel, 30:6 – 10

(1729): Tevrat, I. Samuel, 30:11 – 16

(1730): Tevrat, I. Samuel, 30:16

(1731): Tevrat, I. Samuel, 30:17

(1732): Tevrat, I. Samuel, 30:18 – 20

(1733): Tevrat, I. Samuel, 30:21 – 25

(1734): Tevrat, I. Samuel, 30:26 – 31

(1735): Tevrat, I. Samuel, 31:1

(1736): Tevrat, I. Samuel, 31:2 – 6

(1737): Stanley A. Cook, Critical Notes on Old Testament History: The Traditions of Saul and David, s. 19, Macmillan Company Publishing, Londra & New York 1907 / Herman M. van Praag, The Downfall of King Saul: The Neurobiological Consequences of Losing Hope, Judaism, cilt 35, sayı 4, s. 425, 1986

(1738): Tevrat, II. Samuel, 1:17 – 27

(1739): Tevrat, I. Samuel, 31:7

(1740): Tevrat, I. Samuel, 31:8 – 10

(1741): Tevrat, I. Samuel, 31:11 – 13

(1742): Tevrat, II. Samuel, 2:1 – 3

(1743): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 140, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(1744): Tevrat, II. Samuel, 2:4

(1745): John Middleton, World Monarchies and Dynasties, s. 52, 228, 269, 384 ve 445, Routledge Publishing, Londra & New York 2015 / Israel Finkelstein – Neil Asher Silberman, David and Solomon, s. 20, Free Press, Londra & New York & Toronto & Sydney 2006 / David M. Carr, An Introduction to the Old Testament, s. 58, Wiley-Blackwell Publishing, West Sussex 2010 / The Worldview Study Bible, s. 318, 384 ve 452, Holman Bibles Publishing, Nashville 2018

(1746): Tevrat, II. Samuel, 5:4

(1747): Tevrat, II. Samuel, 2:5 – 7

(1748): Tevrat, II. Samuel, 2:8 – 11

(1749): Adele Berlin, Abigail: Bible, Jewish Women’s Archive, The Encyclopedia of Jewish Women, https://jwa.org/encyclopedia/article/abigail-bible

(1750): Tevrat, II. Samuel, 5:5; I. Krallar, 2:11 ve I. Tarihler, 29:27

(1751): Tevrat, II. Samuel, 5:4; I. Krallar, 2:11 ve I. Tarihler, 29:27

     SEDİYANİ HABER

     25 ŞUBAT 2020

Sen kaparsan gözlerini
soğur bütün tonları turuncunun
kaybolur yeşil
karlara bürünür türkümüzü çağıran dağlar
yumma kapanmasın gözkapakların
bak, her bahar yeni bir yaşamdır memleketimde
çocukların buğday renkli saçlarına düşer günışığı
her biri bir tomurcuktur bebelerimiz
hep güneşe doğru bakar ayçiçeği yüzleri
dağlar yükselir, ırmaklar akar, berfinler açar
iki memelerinin arasında
ve yitik coğrafyaların haritasıdır
minik avuç içlerindeki çizgiler.
 
Bir gül kopardım gönül bahçesinden
parmaklarımda kan
bir gül kopardım dilara lehçesinden
takmak için saçlarına
gül kokulu hicaba bürünesin diye
devrimdir iç dünyanda yaşadığın med – cezir
kendine yabancılaşma sandığın duygular
aslında öze dönüştür
yeni bir hayata başlar benliğimiz
güneş topraklarımıza da doğar bir gün
bir gece ansızın parçalanır zincirleri nefretin
bir seher vakti kaldırırlar başlarını ayçiçeği çocuklar
bir sabah yeni bir hayata açar gözlerini şiir kokulu kadınlar
bambaşka bir ezan sesi duyulur İshakpaşa sarayından
“Hayâ’lel hayr’ul- âmel”
“Hayâ’lel hayr’ul- âmel”
ve uyanır oniki bin yıllık uykudan Yukarı Fırat havzası.
 
(“Sakın Kapama Gözlerini” şiirinden, İbrahim Sediyani)
* * * 
620 Total Views 5 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir