Kadın Peygamberler – 25

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Kadın peygamber Hz. Abigail (as)’in ve sonradan evlendiği ikinci kocası Davud’un hangi tarihlerde doğdukları ile ilgili dînî ve tarihî kaynaklarda herhangi bir bilgi yoktur, ancak Davud’un M. Ö. 1010 – M. Ö. 970 yılları arasında İsrail Krallığı yaptığı bilinmektedir. (1585)

     Bu durumda Abigail ile Davud’un M. Ö. 11. yy’ın sonları ile M. Ö. 10. yy’ın başlarında yaşadıkları netlik kazanmaktadır. Bu da, kadın peygamber Hz. Abigail’in, bir önceki kadın peygamber Hz. Hannah (as)’tan bir kuşak sonra yaşadığı hatta belki de Hannah’ın yaşlı bir kadın olduğu zamanın Abigail’in küçük bir kız çocuğu olduğu zamana denk geldiği sonucunu “doğuruyor”.

     Kutsal kitap Tevrat’ta, Davud’un 30 yaşında kral olduğu (1586), 7 yıl 6 ay Hebron’da (1587) ve 33 yıl da Kudüs (Yeruşalayim)’te (1588) olmak üzere toplam 40 yıl 6 ay İsrail Krallığı yaptıktan (1589) sonra 71 yaşında vefat ettiği (1590) yazılmaktadır. Öldüğünde, Kudüs şehrine defnedilmiştir. (1591)

     Davud, İsrail Kralı olduğu M. Ö. 1010 yılında 30 yaşında olduğuna göre ve 40 yıl hükümranlık sürdükten sonra 71 yaşında öldüğüne göre, demek ki Davud, tam olarak M. Ö. 1040 yılında doğmuş, M. Ö. 969 yılında vefat etmiştir.

     Kadın peygamber Abigail’i anlatacağımız bu çalışmamızda, Abigail ile tanışmasına kadar, yani bu tanışmadan ve evlilikten önce kocası Davud’un eski yaşantısını biraz anlatmamız gerekiyor:

     Tevrat’a göre Davud, Yahudî kavminin ileri gelenlerinden ve Beytullahim (Bethlehem)’de ikamet eden Yesse (İşay)’nin oğludur. (1592) Davud’un babası İşay’ın, Tevrat’ın bir âyetine göre 7 oğlu ve 2 kızı (1593), başka bir âyetine göre de 8 oğlu vardır (1594).

     Tevrat her ne kadar Davud’un annesinin ismini vermese de, Yahudilik’in medenî kanunu hükmündeki dînî kitabı “Talmud” (תלמוד)’a göre Davud’un annesi, Adael’in kızı Nitzeved’dir. (1595)

     Tevrat’a göre Davud, kardeşlerin en küçüğüdür. (1596) İslamî kaynaklar da aynı şekilde nakletmektedir. (1597)

     Davud’un Yahuda’ya kadar olan şeceresi Tevrat’ta şu şekilde verilmekte: Davud, babası İşay, onun da babası Ovet, onun da babası Boaz, onun da babası Salmon, onun da babası Nahşon, onun da babası Amminadav, onun da babası Ram, onun da babası Hesron, onun da babası Peres, onun da babası Yahuda. (1598)

     Kusal kitap İncil’de ise, Davud’un Hz. İbrahim (as)’e kadar olan şeceresi şu şekilde veriliyor: Davud, babası İşay, onun da babası Ovet, onun da babası Boaz, onun da babası Salmon, onun da babası Nahşon, onun da babası Amminadav, onun da babası Ram, onun da babası Hesron, onun da babası Peres, onun da babası Yahuda, onun da babası Hz. Yakub (as), onun da babası Hz. İshak (as), onun da babası Hz. İbrahim (as). (1599)

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923) de Davud’un şeceresini bu şekilde vermektedir. (1600)

     Davud, Tevrat’ta “kızıl saçlı, yakışıklı, gözleri pırıl pırıl bir delikanlı” (1601), “kızıl saçlı, yakışıklı bir genç” (1602) ve “iyi lir çalar, yürekli, güçlü bir savaşçı, akıllıca konuşan, yakışıklı” (1603) şeklinde nitelendirilrken, İslamî kaynaklarda “bedeni ve saçı kızıl, mavi gözlü, az saçlı ve kısa boylu” (1604), “kısa boylu, sarı benizli ve mavi gözlü” (1605) ve “gür ve güzel sesli, iyi huylu, temiz kalpli, çok anlayışlı ve çok güçlü” (1606) olarak tasvir edilir.

     Davud hakkında gerek Yahudî gerek İslamî kaynaklarda yazılanlar, insan aklının ve hafsalasının alamayacağı “doğaüstü” özellikler, “süper güçlere sahip” bir karakter profilidir. Babasının koyunlarını otlatırken aslan yahut ayı geldiğinde bunları vurup kaptıkları kuzuyu ağızlarından kurtarmakta, onları tutup yere çalmakta (1607), sapanıyla attığı herşeyi vurmakta, rastladığı aslanın üzerine binip kulaklarından tutmakta, fakat aslan ona birşey yapmamaktadır (1608).

     Kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de Davud’a hem hükümdarlık hem hikmet verildiği bildirilir. (1609) İslam âlimlerine göre İsrailoğulları’nın tarihinde hem hükümdarlık hem peygamberlik ilk kez Davud’un şahsında biraraya gelmiştir. (1610)

     Kur’ân’a göre, Allah İsrailoğulları’nı savaşın şiddetinden korumak için Davud’a zırh yapmayı öğretmiş, demiri yumuşatmak suretiyle ustaca işlenmiş geniş zırhlar yapmasını bildirmiş (1611), Allah dağları ve kuşları Davud’un buyruğuna vermiş, onlar da akşam sabah O’nun tesbihine katılmış (1612), Davud günâh işlemekten titizlikle kaçınmış, Allah’ı çok zikretmiş, ibadete ve salih amele düşkün biridir (1613).

     Tevrat, Davud’dan, İsrail’in yeni kralı seçildiği andan itibaren bahsetmeye başlar. (1614) Daha sonra İsrailliler ile Filistiler arasında yapılan bir savaşı anlatır. Bu savaşta İsrailliler’in komutanı Davud, Filistiler’in komutanı da Golyat’tır. (1615) Kur’ân-ı Kerîm de Davud’dan tam olarak bu savaştan itibaren bahsetmeye başlar ve Kur’ân’da düşman ordunun komutanı Golyat’ın adı Calut olarak zikredilir. (1616)

     Savaşmak üzere ordularını biraraya getiren Filistliler, Yahuda’nın Soko kentinde toplandılar. Soko ile Azeka kenti arasındaki Efes – Dammim’de ordugâh kurdular. Saul ile İsrailliler de toplandılar. Ela Vadisi’nde ordugâh kurup Filistliler’e karşı savaş düzeni aldılar. Filistliler tepenin bir yanında, İsrailliler de karşı tepede yerlerini aldı. Aralarında vadi vardı. (1617)

     Filist ordugâhından Gatlı Golyat adında (Kur’ân’da Calut diye bahsedilen komutan) usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu altı arşın bir karıştı. Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı beşbin şekeldi. Baldırları zırhlarla korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı. Mızrağının sapı dokumacı tezgâhının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı altıyüz şekeldi. Golyat’ın önüsıra kalkanını taşıyan bir adam yürüyordu. (1618)

     Golyat (Calut) durup İsrail ordusuna, “Neden savaş düzeni aldınız?” diye haykırdı, “Ben Filistli’yim, sizse Saul’un kölelerisiniz. Aranızdan karşıma çıkacak birini seçin. Dövüşte beni yenip öldürebilirse, biz sizin köleniz oluruz. Ama ben üstün gelip onu yok edebilirsem, siz bizim kölemiz olur, bize kulluk edersiniz.” Filistli Golyat (Calut) konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bugün İsrail ordusuna meydan okuyorum! Benimle dövüşecek birini çıkarın karşıma!” Golyat (Calut)’ın bu sözlerini duyunca, Saul da İsrailliler de çok korkup dehşet içinde kaldılar. (1619)

     Golyat (Calut), 40 gün boyunca sabah akşam ortaya çıkıp bu şekilde meydan okudu. (1620)

     Bir gün İşay (Yesse), oğlu Davud’a şöyle dedi: “Kardeşlerin için şu kavrulmuş bir efa buğdayla on somun ekmeği al, çabucak ordugâha, kardeşlerinin yanına git. Şu on parça peyniri de birlik komutanına götür. Kardeşlerinin ne durumda olduğunu öğren ve iyi olduklarına ilişkin bir belirti getir. Kardeşlerin Saul ve öbür İsrailliler’le birlikte Ela Vadisi’nde Filistliler’e karşı savaşıyorlar.” (1621)

     Ertesi sabah Davud erkenden kalktı. Sürüyü bir çobana bıraktı. Babası İşay’ın buyurduğu gibi erzağı alıp yola koyuldu. Ordugâha vardığı sırada askerler savaş nârâları atarak savaş düzenine giriyorlardı. İsrailliler’le Filistliler karşı karşıya savaş düzeni almışlardı. Davud getirdiklerini levazım görevlisine bırakıp cepheye koştu; kardeşlerinin yanına varıp onları selamladı. Davud onlarla konuşurken, Filist komutanı Gatlı Golyat (Calut), Filist cephesinden ileri çıkarak daha önce yaptığı gibi meydan okudu. Davud bunu duydu. (1622)

     İsrailliler Golyat (Calut)’ı görünce büyük korkuyla önünden kaçıştılar. Birbirlerine, “İsrail’e meydan okumak için ortaya çıkan şu adamı görüyorsunuz ya!” diyorlardı, “Kralımız O’nu öldürene büyük bir armağanın yanısıra kızını da verecek. Babasının ailesini de İsrail’e vergi ödemekten muaf tutacak.” (1623)

     Davud yanındakilere, “Bu Filistli’yi öldürüp İsrail’den bu utancı kaldıracak kişiye ne verilecek?” diye sordu, “Bu sünnetsiz Filistli kim oluyor da yaşayan Tanrı’nın ordusuna meydan okuyor?” Adamlar daha önce verilmiş olan söze göre Golyat (Calut)’ı öldürecek kişiye neler verileceğini anlattılar. (1624)

     Ağabeyi Eliav, küçük kardeşi Davud’un adamlarla konuştuğunu duyunca öfkelendi. “Ne işin var burada?” diyerek kardeşi Davud’a fırça attı, “Çöldeki üç beş koyunu kime bıraktın? Ne kadar kendini beğenmiş ve ne kadar kötü yürekli olduğunu biliyorum. Sadece savaşı görmeye geldin.” Davud, “Ne yaptım ki?” dedi, “Bir soru sordum, o kadar.” Sonra başka birine dönüp aynı soruyu sordu. Adamlar öncekine benzer bir yanıt verdiler. (1625)

     Davud’un söylediklerini duyanlar bunu İsrail Kralı Saul’a ilettiler. Saul Davud’u çağırttı. Davud, Kral Saul’a, “Bu Filistli yüzünden kimse yılmasın! Ben kulun gidip O’nunla dövüşeceğim” dedi. Saul, “Sen bu Filistli’yle dövüşemezsin” dedi, “Çünkü daha gençsin, O ise gençliğinden beri savaşçıdır.” Ama Davud, “Kulun babasının sürüsünü güder” diye karşılık verdi, “Bir aslan ya da ayı gelip sürüden bir kuzu kaçırınca, peşinden gidip ona saldırır, kuzuyu ağzından kurtarırım. Eğer aslan ya da ayı üzerime gelirse, boğazından tuttuğum gibi vurur öldürürüm. Kulun, aslan da ayı da öldürmüştür. Bu sünnetsiz Filistli de onlar gibi olacak. Çünkü yaşayan Tanrı’nın ordusuna meydan okudu. Beni aslanın, ayının pençesinden kurtaran Rabb, bu Filistli’nin elinden de kurtaracaktır.” Saul, “Öyleyse git, Rabb seninle birlikte olsun” dedi. Sonra kendi giysilerini Davud’a verdi; başına tunç miğfer taktı, O’na bir zırh giydirdi. Davud giysilerinin üzerine kılıcını kuşanıp yürümeye çalıştı. Çünkü bu giysilere alışık değildi. Saul’a, “Bunlarla yürüyemiyorum” dedi, “Çünkü alışık değilim.” Sonra giysileri üzerinden çıkardı. Değneğini alıp dereden beş çakıl taşı seçti. Bunları çoban dağarcığının cebine koyduktan sonra sapanını alıp Filistli Golyat (Calut)’a doğru ilerledi. (1626)

     Golyat (Calut) da önünde kalkan taşıyıcısı, Davud’a doğru ilerliyordu. Davud’u tepeden tırnağa süzdü. Kızıl saçlı, yakışıklı bir genç olduğu için O’nu küçümsedi. “Ben köpek miyim ki üzerime değnekle geliyorsun?” diyerek kendi ilâhlarının adıyla Davud’u lânetledi. “Bana gelsene! Bedenini gökteki kuşlara ve kırdaki hayvanlara yem edeceğim!” dedi. Davud, “Sen kılıçla, mızrakla, palayla üzerime geliyorsun” diye karşılık verdi, “Bense meydan okuduğun İsrail ordusunun Tanrısı, herşeye egemen Rabb’in adıyla senin üzerine geliyorum. Bugün Rabb seni elime teslim edecek. Seni vurup başını gövdenden ayıracağım. Bugün Filistli askerlerin leşlerini gökteki kuşlarla yerdeki hayvanlara yem edeceğim. Böylece bütün dünya İsrail’de Tanrı’nın var olduğunu anlayacak. Bütün bu topluluk Rabb’in kılıçla, mızrakla kurtarmadığını anlayacak. Çünkü savaş zaten Rabb’indir! O sizi elimize teslim edecek.” (1627)

     Sonra Davud, içinden Tanrı’ya şöyle dûâ etti: “Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl ve bu kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (1628)

     Golyat (Calut) saldırmak amacıyla Davud’a doğru ilerledi. Davud da O’nunla dövüşmek üzere hemen Filist cephesine doğru koştu. Elini dağarcığına sokup bir taş çıkardı, sapanla fırlattı. Taş Filistli Golyat (Calut)’ın alnına çarpıp saplandı. Golyat yüzükoyun yere düştü. Böylece Davud Golyat (Calut)’ı sapan ve taşla yendi. Elinde kılıç olmaksızın O’nu yere serdi. Sonra koşup üzerine çıktı. Golyat (Calut)’ın kılıcını tutup kınından çektiği gibi O’nu öldürdü ve başını kesti. (1629)

     Kahramanları Golyat (Calut)’ın öldüğünü gören Filistliler kaçtılar. İsrailliler’le Yahudalılar kalkıp Gat’ın girişine ve Ekron kapılarına kadar nârâ atarak onları kovaladılar. Filistliler’in ölüleri Gat’a, Ekron’a kadar Şaarayim yolunda yerlere serildi. Filistliler’i kovaladıktan sonra geri dönen İsrailliler Filist ordugâhını yağmaladılar. (1630)

     Davud, Golyat (Calut)’ın başını alıp Kudüs (Yeruşalayim)’e götürdü, silahlarını da kendi çadırına koydu. (1631)

     İsrail Kralı Saul, Davud’un Golyat (Calut)’la dövüşmeye çıktığını görünce, savaşın galibi olan İsrail ordusunun komutanı Avner’e, “Ey Avner, kimin oğlu bu yiğit genç?” diye sordu. Avner de, “Yaşamın hakkı için, ey kral, inanın bilmiyorum” diye yanıtladı. (1632)

     İsrail Kralı Saul, “Bu gencin kimin oğlu olduğunu öğren” diye buyurdu. Davud, Golyat (Calut)’ı öldürüp ordugâha döner dönmez, İsrail Ordusu Komutanı Avner O’nu alıp Saul’a götürdü. Golyat (Calut)’ın kesik başı Davud’un elindeydi. Saul, “Kimin oğlusun, delikanlı?” diye sordu. Davud, “Kulun Bethlehemli İşay’ın oğluyum” diye karşılık verdi. (1633)

     Saul’la Davud’un konuşması sona erdiğinde, İsrail Kralı Saul’un oğlu Yonathan’ın yüreği Davud’a bağlandı. Yonathan O’nu canı gibi sevdi. O günden sonra Kral Saul Davud’u yanında tuttu ve babasının evine dönmesine izin vermedi. Yonathan, Davud’a beslediği derin sevgiden ötürü, O’nunla bir dostluk antlaşması yaptı. Üzerinden kaftanını çıkarıp zırhı, kılıcı, yayı ve kuşağıyla birlikte Davud’a verdi. (1634)

     Davud Kral Saul’un kendisini gönderdiği her yere gitti ve başarılı oldu. Bu yüzden Saul O’na ordusunda üstün bir rütbe verdi. Bu olay bütün halkı, Saul’un görevlilerini bile hoşnut etti. (1635)

     Davud’un Golyat (Calut)’ı öldürmesinden sonra, askerler geri dönerken, İsrail’in bütün kentlerinden gelen kadınlar, tef ve çeşitli çalgılar çalarak, sevinçli ezgiler söyleyip oynayarak Kral Saul’u karşılamaya çıktılar. Bir yandan oynuyor, bir yandan da şu ezgiyi söylüyorlardı: “Saul binlercesini öldürdü / Davud ise onbinlercesini.” (1636)

     Bu sözlere gücenen İsrail Kralı Saul çok öfkelendi. “Davud’a onbinlercesini, banaysa ancak binlercesini verdiler. Artık kral olmaktan başka O’nun ne eksiği kaldı ki?” diye düşündü. Böylece o günden sonra Saul, Davud’u kıskanmaya başladı. (1637)

     Ertesi gün “Tanrı’nın gönderdiği kötü bir rûh” Saul’un üzerine güçlü bir biçimde indi. Saul evinde sayıklamaya başladı. Davud her zamanki gibi yine lir çalıyordu. Saul’un elinde bir mızrak vardı. “Davud’u vurup duvara çakacağım” diye düşünerek mızrağı O’na fırlattı. Ama Davud iki kez ondan kurtuldu. (1638)

     Saul Davud’dan korkuyordu. Çünkü Rabb Davud’laydı, oysa kendisinden ayrılmıştı. Bu yüzden Saul, Davud’u yanından uzaklaştırdı. O’nu bin kişilik birliğe komutan olarak atadı. Davud askerlere öncülük yapıyordu. Davud, yaptığı her işte başarılıydı. Davud’un büyük başarısını gördükçe Saul’un korkusu daha da artıyordu. Ne var ki bütün İsrail ve Yahuda halkı Davud’u çok seviyordu. (1639)

     İsrail Kralı Saul, Davud’a, “İşte büyük kızım Merav” dedi, “O’nu sana eş olarak vereceğim. Yalnız hatırım için yiğitçe davran ve Rabb’in savaşlarını sürdür.” Çünkü, “Davud’un ölümü benim elimden değil, Filistliler’in elinden olsun” diye düşünüyordu. Davud, “Ben kim oluyorum, İsrail’de ailem ve babamın oymağı ne ki, koskoca Kral’a damat olayım?” diye karşılık verdi. Ne var ki, Saul’un kızı Merav’ın Davud’a verileceği zaman geldiğinde, kız Davud yerine Meholalı Adriel’e eş olarak verildi. (1640)

     Bu arada Saul’un öbür kızı Mixal, Davud’a gönül vermişti. Bunu duyan Saul sevindi. “Davud’a Mixal’ı veririm” diye düşündü, “Öyle ki, Mixal Davud’u tuzağa düşürür, Filistliler de O’nu öldürür.” Davud’a, “Bugün damadım olmak için yine fırsatın var” dedi. Sonra görevlilerine, Davud’a gizlice şunları söylemelerini buyurdu: “Bak, Kral senden hoşnut, bütün görevlileri de seni seviyor. Kral’ın damadı olmanın zamanı geldi.” Saul’un görevlileri bu sözleri Davud’a ilettiler. Davud, “Yoksul ve önemsiz biriyken Kral’ın damadı olmak sizce küçük birşey mi?” diye karşılık verdi. Görevliler Davud’un dediklerini Saul’a bildirdiler. Saul şöyle buyurdu: “Davud’a deyin ki, ‘Kral düşmanlarından öç almak için başlık parası olarak 100 Filistli’nin sünnet derisinden başka birşey istemiyor’.” Davud’un Filistliler’in eline düşüp öleceğini tasarlıyordu. Görevliler Saul’un söylediklerini Davud’a ilettiler. Davud, Kral’ın damadı olacağına sevindi. Tanınan süre dolmadan Davud’la adamları gidip 200 Filistli öldürdüler. Kral’ın damadı olabilmek için Davud, öldürülen Filistliler’in sünnet derilerini tam tamına getirip Kral’a sundu. Saul da buna karşılık kızı Mixal’ı eş olarak O’na verdi. Saul, Rabb’in Davud’la birlikte olduğunu ve kızı Mixal’ın O’nu sevdiğini apaçık gördü. Bu yüzden Davud’dan daha çok korktu ve kayınbabası olarak yaşamı boyunca O’na düşmanlık besledi. (1641)

     Davud ölmek yahut öldürülmek bir yana, girdiği her savaşta başarılı olunca ve şöhreti de sürekli bir biçimde arttıkça, kayınbabası İsrail Kralı Saul artık O’ndan mutlaka kurtulması gerektiğine karar verdi. Saul, oğlu Yonathan’a ve bütün görevlilerine Davud’u öldürmeleri için emir verdi. Ama Davud’u çok seven kaynı Yonathan, O’na, “Babam Saul seni öldürmek için fırsat kolluyor” diye haber verdi, “Lütfen yarın sabah dikkatli ol, gizlenebileceğin bir yere gidip saklan. Ben de saklandığın tarlaya gidip babamın yanında duracağım ve O’nunla senin hakkında konuşacağım. Birşey öğrenirsem, sana bildiririm.” (1642)

     Davud’un kaynı Yonathan, babası Saul’a Davud’u överek şunları söyledi: “Kral kulu Davud’a haksızlık etmesin. Çünkü O sana hiç haksızlık etmedi ve yaptığı her şeyde sana büyük yararı dokundu. Yaşamını tehlikeye atarak Golyat’ı öldürdü. Rabb de bütün İsrail’i büyük bir zafere ulaştırdı. Sen de bunu görüp sevindin. Öyleyse neden Davud’u yok yere öldürerek suçsuz birine haksızlık edesin?” Saul oğlu Yonathan’ın söylediklerinden etkilenerek yemin içti: “Yaşayan Rabb’in adıyla derim ki, Davud öldürülmeyecektir.” Bunun üzerine Yonathan Davud’u çağırıp O’na herşeyi anlattı. Sonra Davud’u Saul’un yanına getirdi. Davud da önceden olduğu gibi Kral Saul’un hizmetine girdi. (1643)

     Savaş yine patlak verdi. Davud gidip Filistliler’e karşı savaştı. Onları öyle büyük bir bozguna uğrattı ki, önünden kaçtılar. (1644)

     Bir gün İsrail Kralı Saul, mızrağı elinde evinde oturuyor, Davud da lir çalıyordu. Derken kıskançlık ve kötülük düşüncesi yine Saul’u yakaladı. Saul mızrağıyla damadı Davud’u duvara çakmaya çalıştı. Ancak Davud yana kaçınca Saul’un mızrağı duvara saplandı. O gece Davud kaçıp kurtuldu. (1645)

     İsrail Kralı Saul, damadı Davud’u gözetlemeleri, ertesi sabah da öldürmeleri için evine ulaklar gönderdi. Ama kızı Mixal, kocası Davud’a, “Bu gece kaçıp kurtulamazsan, yarın öldürüleceksin” dedi. Sonra Davud’u pencereden aşağıya indirdi. Böylece Davud kaçıp kurtuldu. Mixal aile putunu alıp yatağa koydu, üstüne yorganı örttü, baş tarafına da keçi kılından bir yastık yerleştirdi. Saul’un gönderdiği ulaklar Davud’u yakalamaya geldiğinde, Mixal, “Davud hasta” dedi. (1646)

     İlginçtir: Tevrat burada İsrail Kralı’nın kızını ve Davud’un karısını hatta tüm aileyi putperest olarak takdim etmektedir.

     Saul Davud’u görmeleri için ulakları yeniden göndererek, “O’nu yatağıyla buraya getirin de öldüreyim” diye buyurdu. Ulaklar eve girince, yatakta başında keçi kılından yastık olan putu gördüler. Saul kızı Mixal’a, “Neden beni böyle kandırıp düşmanımın kaçmasını sağladın?” diye sordu. Mixal mecburen yalan söyleyerek, “Davud bana, ‘Bırak beni gideyim, yoksa seni öldürürüm’ dedi” diye yanıtladı. (1647)

     Kaçıp kurtulan Davud, Rama’da yaşayan ve bir önceki kadın peygamber Hz. Hannah (as)’ın oğlu (1648) olan Samuel’in yanına gitti. Saul’un kendisine bütün yaptıklarını O’na anlattı. Sonra Samuel’le birlikte Nayot mahallesine gidip orada kaldı. (1649)

     Davud’un Rama’nın Nayot mahallesinde olduğu haberi Kral Saul’a ulaştırıldı. Bunun üzerine Saul, Davud’u yakalamaları için ulaklarını oraya gönderdi. Ulaklar Samuel’in önderliğinde bir peygamber topluluğunun oynayıp coştuğunu gördüler. Onlar da oynayıp coşmaya başladılar. Saul olup bitenleri duyunca, başka ulaklar gönderdi. Onlar da oynayıp coştular. Saul’un üçüncü kez gönderdiği ulaklar da öncekiler gibi yaptı. Sonunda Saul kendisi Rama’ya doğru yola çıktı. Seku’daki büyük sarnıca varınca, “Samuel’le Davud neredeler?” diye sordu. Biri, “Rama’nın Nayot mahallesinde” dedi. Saul Rama’daki Nayot’a doğru ilerlerken, “Tanrı’nın rûhu” O’nun üzerine de indi. Nayot’a varıncaya dek yol boyunca oynayıp coştu. Giysilerini de çıkarıp Samuel’in önünde oynayıp coştu. Bütün gün ve gece çıplak yattı. (1650)

     Davud Rama’nın Nayot mahallesinden kaçtıktan sonra kaynı Yonathan’a gitti. O’na, “Ne yaptım? Suçum ne?” diye sordu, “Babana karşı ne günâh işledim ki, beni öldürmek istiyor?” Yonathan, “Bu senden uzak olsun, ölmeyeceksin!” diye yanıtladı, “Babam bana bildirmeden ister büyük, ister küçük olsun hiçbir iş yapmaz. Neden bunu benden gizlesin? Olmaz öyle şey!” Ancak Davud ant içerek, “Senin beni sevdiğini baban çok iyi biliyor” diye yanıtladı, “‘Yonathan ne yapacağımı bilmemeli, yoksa üzülür’ diye düşünmüştür. Rabb’in ve senin yaşamın hakkı için derim ki, ölüm ile aramda yalnız bir adım var.” Yonathan Davud’a, “Ne dilersen dile, senin için yaparım” diye karşılık verdi. Davud Yonathan’a, “Bak, yarın Yeni Ay Töreni” dedi, “Kral’la birlikte yemeğe oturmam gerekir. Ama izin ver, ertesi günün akşamına dek tarlada gizleneyim. Eğer baban yokluğumu sezerse O’na, ‘Davud aceleyle kendi kenti Bethlehem’e gitmek için benden ısrarla izin istedi; orada bütün ailenin yıllık kurban töreni var’ dersin. Baban, ‘İyi’ derse, kulun güvenlikte demektir. Ama öfkelenirse, bil ki, bana kötülük yapmaya karar vermiştir. Sana gelince, bana yardım et; çünkü Rabb’in önünde benimle antlaşma yaptın. Suçluysam, beni sen öldür! Neden beni babana teslim edesin?” Yonathan, “Olmaz öyle şey!” diye yanıtladı, “Babamın sana kötülük yapmaya karar verdiğini bilsem, sana söylemez miydim?” Davud, “Baban sana sert bir karşılık verirse, kim bana bildirecek?” diye sordu. Yonathan, “Gel, tarlaya gidelim” dedi. Böylece ikisi tarlaya gittiler. Yonathan Davud’la konuşmasını sürdürdü: “İsrail’in Tanrısı Rabb tanık olsun! Yarın ya da öbür gün bu saate kadar babamın ne düşündüğünü araştıracağım. Babamın sana karşı tutumu olumluysa, sana haber göndereceğim. Ama babam seni öldürmeyi tasarlıyorsa, bunu sana bildirip güvenlik içinde gitmeni sağlamazsam, Rabb bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın! Rabb önceden babamla olduğu gibi seninle de birlikte olsun! Ama sen yaşamım boyunca Rabb’in iyiliğini bana göster ki ölmeyeyim. Rabb, Davud’un bütün düşmanlarını yeryüzünden yok edeceği zaman bile, Sen soyuma iyiliklerini sonsuza dek esirgeme.” Böylece Yonathan Davud soyuyla bir antlaşma yaptı ve “Rabb Davud’un düşmanlarını cezalandırsın” dedi. Davud’a beslediği sevgiden ötürü Yonathan O’na bir daha ant içirtti. Çünkü O’nu canı kadar seviyordu. Yonathan, Davud’a, “Yarın Yeni Ay Töreni” dedi, “Yerin boş kalacağından, yokluğun anlaşılacak. Öbür gün, geçen sefer gizlendiğin yere çabucak git. Ezel Taşı’nın yanında bekle. Ben hedefe atar gibi taşın bir yanına üç ok atacağım. Sonra hizmetkârımı gönderip, ‘Git okları bul’ diye buyruk vereceğim. Eğer özellikle O’na, ‘Bak, oklar senin bu yanında, onları alıp buraya getir’ dersem, gel. Yaşayan Rabb’in adıyla derim ki, güvenliktesin, tehlike yok. Ama hizmetkâra, ‘Bak, oklar ötende’ dersem, git; çünkü Rabb seni uzaklaştırmıştır. Birbirimizle yaptığımız antlaşmaya gelince, Rabb sonsuza dek seninle benim aramda tanık olsun.” (1651)

     Böylece Davud tarlada gizlendi. Yeni Ay Töreni başlayınca, İsrail Kralı Saul gelip yemeğe oturdu. Her zamanki gibi duvarın yanındaki yerine oturmuştu. Yonathan karşısında, Avner de yanında yerlerini aldılar. Davud’un yeriyse boş kaldı. Ama Saul o gün birşey söylemedi. “Davut’un başına birşey gelmiş olmalı. Dînî açıdan kirli olsa gerek, evet dînî açıdan temiz değildir” diye düşündü. Ertesi gün, ayın ikinci günü, Davud’un yeri yine boştu. Bunun üzerine Saul, oğlu Yonathan’a, “İşay’ın oğlu neden dün de, bugün de yemeğe gelmedi?” diye sordu. Yonathan, “Davud Bethlehem’e gitmek için benden ısrarla izin istedi” diye karşılık verdi, “‘Lütfen izin ver. Çünkü ailemizin kentte bir kurbanı var, ağabeyim orada bulunmamı buyurdu. Gözünde lütuf bulduysam gidip kardeşlerimi göreyim’ dedi. İşte bu yüzden Kral’ın sofrasına gelemedi.” İsrail Kralı Saul oğlu Yonathan’a öfkelenerek ve annesine (kendi hânımına) küfürler ederek, “Seni sapık ve dikbaşlı kadının oğlu!” diye bağırdı, “İşay’ın oğlunu desteklediğini bilmiyor muyum? Bu kendin için de, seni doğuran annen için de utanç verici. Çünkü İşay’ın oğlu yeryüzünde yaşadıkça ne sen güvenlikte olabilirsin, ne de krallığın. Şimdi adam gönder, O’nu bana getir. O ölmeli!” Yonathan babası Saul’a, “Neden ölmeli? Ne yaptı ki?” diye karşılık verdi. Ama öfkeli Saul kendi öz oğlu Yonathan’ı öldürmek amacıyla mızrağını O’na fırlattı. Böylece Yonathan babasının Davud’u öldürmeye kararlı olduğunu anladı. Büyük bir öfkeyle sofradan kalktı ve ayın ikinci günü hiç yemek yemedi. Babasının hem kendi öz annesini hem de çok sevdiği eniştesi Davud’u böyle aşağılamasına üzüldü. (1652)

     Sabahleyin Yonathan eniştesi Davud’la buluşmak üzere tarlaya gitti. Yanına bir uşak almıştı. Uşağa, “Haydi koş, atacağım okları bul” dedi. Uşak koşarken, Yonathan O’nun ötesine bir ok attı. Uşak Yonathan’ın attığı okun düştüğü yere varınca, Yonathan, “Ok ötende!” diye seslendi, “Çabuk ol! Koş, yerinde durma!” Yonathan’ın uşağı oku alıp efendisine getirdi. Yonathan’ın niçin kendisiyle böyle bir ok oyunu oynadığından habersizdi. Olanları yalnız Yonathan’la Davud biliyordu. Yonathan, silahlarını yanındaki uşağa vererek, “Al bunları şehre götür” dedi. Uşak gider gitmez, Davud taşın güney yanından ayağa kalktı ve yüzüstü yere kapanarak üç kez eğildi. İki arkadaş gibi olan enişte – kayınço birbirlerini öpüp ağladılar, ancak Davud daha çok ağladı. Yonathan, “Esenlikle yoluna git” dedi, “İkimiz Rabb’in adıyla ant içmiştik. Rabb seninle benim aramda ve soylarımız arasında sonsuza dek tanık olsun.” Bundan sonra Davud yoluna gitti. Yonathan da şehre döndü. (1653)

     Davud Nov kentine, kâhin (İbranice’de kohen) Ahimelek’in yanına gitti. Ahimelek titreyerek Davud’u karşılamaya çıktı. “Neden yalnızsın? Neden yanında kimse yok?” diye sordu. Davud mecburen yalan söyleyerek şöyle yanıtladı: “Kral bana bir görev verdi. ‘Sana verdiğim görevden ve buyruklardan kimsenin haberi olmasın’ dedi. Adamlarıma gelince, belli bir yere gitmelerini söyledim. Şu an elinde ne var? Bana beş somun ekmek ya da başka ne varsa ver.” Kâhin, “Taze ekmeğim yok” diye karşılık verdi, “Ama adamların kadından uzak kaldılarsa, kutsanmış ekmek var.” Davud, “Yola çıktığımızdan her zaman olduğu gibi, kadından uzak kaldık” dedi, “Sıradan bir yolculuğa çıktığımızda bile adamlarım kendilerini temiz tutarlar; özellikle bugün her zamankinden daha çok temiz olacaklar.” Bunun üzerine kâhin O’na kutsanmış ekmek verdi, çünkü orada huzura konan ekmekten başka ekmek yoktu. (1654)

     O gün Kral Saul’un görevlilerinden Edomlu Doek adındaki baş çoban, “Rabb’in önünde” dînî vazifelerini yerine getirmek üzere orada bulunuyordu. Davud, Ahimelek’e, “Yanında mızrak ya da kılıç yok mu?” diye sordu, “Kral’ın işi acele olduğundan, yanıma ne kılıcımı aldım, ne de başka bir silah.” Kâhin, “Ela Vadisi’nde öldürdüğün Filistli Golyat’ın kılıcı var” diye karşılık verdi, “Efodun arkasında beze sarılı duruyor. Burada başka silah yok. İstersen onu alabilirsin.” Davud, “Onun gibisi yoktur, onu bana ver” dedi. (1655)

     İsrail Kralı Saul’dan kaçan Davud, o gün Gat Kralı Akiş’e gitti. Akiş’in görevlileri, “Bu İsrail Kralı Davud değil mi?” dediler, “Çalıp oynarken, ‘Saul binlercesini öldürdü, Davud ise onbinlercesini’ diye hakkında ezgiler okudukları kişi bu değil mi?” Bu sözler ve o kişilerin Davud’dan “İsrail Kralı Davud” diye bahsetmesi Davud’u derin derin düşündürdü. Gat Kralı Akiş’ten çok korkan Davud, onların önünde tutumunu değiştirerek deli gibi davrandı. Kentin kapılarını tırmaladı, salyasını sakalına akıttı. Akiş görevlilerine, “Şu adama bakın!” dedi, “Delinin biri! O’nu neden bana getirdiniz? Bizde deliler eksik mi ki, önümde delilik yapsın diye bu adamı getirdiniz? Bu adamın sarayıma girmesi şart mı?” (1656)

     Davud Gat’tan ayrılıp Adullam Mağarası’na kaçtı. Bunu duyan kardeşleri ve ailesinin öteki bireyleri yanına gittiler. Sıkıntısı, borcu, hoşnutsuzluğu olan herkes Davud’un çevresinde toplandı. Davud sayısı 400’e varan bu adamlara önderlik yaptı. (1657)

     Davud oradan Moav bölgesindeki Mispa kentine gitti. Moav Kralı’ndan, “Tanrı’nın bana ne yapacağı belli oluncaya dek annemle babamın gelip yanınızda kalmasına izin verir misin?” diye bir istekte bulundu. Böylece Davud annesiyle babasını Moav Kralı’nın yanına bıraktı. Davud sığınakta kaldığı sürece onlar da Moav Kralı’nın yanında kaldılar. (1658)

     Ne var ki, Peygamber Gad, Davud’a, “Sığınakta kalma. Yahuda ülkesine git” dedi. Bunun üzerine Davud oradan ayrılıp Heret Ormanı’na gitti. (1659)

     Bu sırada İsrail Kralı Saul, damadı Davud’la yanındakilerin nerede olduklarını öğrendi. Saul elinde mızrağıyla Giva’da bir tepedeki ılgın ağacının altında oturuyordu. Askerleri de çevresinde duruyordu. Saul onlara şöyle dedi: “Ey Benyaminliler, şimdi dinleyin! İşay’ın oğlu her birinize tarlalar, bağlar mı verecek? Her birinizi binbaşı, yüzbaşı mı yapacak? Hepiniz bana karşı düzen kurdunuz. Çünkü oğlum, İşay’ın oğluyla antlaşma yaptığında bana haber veren olmadı. İçinizden bana acıyan tek kişi çıkmadı. Bugün olduğu gibi, bana pusu kurması için oğlumun kulum Davud’u kışkırttığını bana bildiren olmadı.” Bunun üzerine Saul’un askerlerinin yanında duran Edomlu Doek, “İşay oğlu Davud’un Nov kentine, Ahituv oğlu Kâhin Ahimelek’in yanına geldiğini gördüm” dedi, “Ahimelek Davud için Rabb’e danıştı. O’na hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyat’ın kılıcını verdi.” (1660)

     Kral Saul, Ahituv oğlu kâhin Ahimelek’i ve babasının ailesinden Nov’da yaşayan bütün kâhinleri çağırmak için ulaklar gönderdi. Hepsi Kral’ın yanına geldiler. Saul, Ahimelek’e, “Ey Ahituv oğlu, beni dinle!” dedi. Ahimelek, “Buyur, efendim” diye yanıtladı. Saul, “Neden sen ve İşay oğlu bana karşı düzen kurdunuz?” dedi, “Çünkü O’na ekmek, kılıç verdin ve O’nun için Tanrı’ya danıştın. O da bana karşı ayaklandı ve bugün yaptığı gibi pusu kurdu.” Ahimelek, “Bütün görevlilerin arasında Davud kadar sana bağlı biri var mı?” diye karşılık verdi, “Davud senin damadın, muhâfız birliği komutanın ve ailende saygın biridir. Ben Davud için Tanrı’ya danışmaya o gün mü başladım? Kesinlikle hayır! Kral ben kulunu ve babasının ailesini suçlamasın. Çünkü kulun, aranızdaki sorun konusunda hiçbir şey bilmiyor.” Ama Saul, “Ey Ahimelek, sen de bütün ailen de kesinlikle öleceksiniz” dedi. Sonra yanında duran nöbetçi askerlere, “Gidin ve Davud’u destekleyen Rabb’in kâhinlerini öldürün!” dedi, “Çünkü O’nun kaçtığını bildikleri halde bana haber vermediler.” Ne var ki, Kral’ın görevlileri el kaldırıp Rabb’in kâhinlerini öldürmek istemediler. (1661)

     İsrailliler’in tarihlerindeki en ilginç ve trajedik olaylardan biridir bu: İsrail Kralı, bizzat kendi İsrail halkını ve hatta Musevî kâhinleri öldürterek toplu katliâm yapıyor!..

     İsrail Kralı Saul, Doek’e, “Sen git, kâhinleri öldür” diye buyurdu. Edomlu Doek de gidip kâhinleri öldürdü. O gün Doek keten efod giymiş 85 kişi öldürdü. Kadın erkek, çoluk çocuk demeden kâhinler kenti Nov’un halkını kılıçtan geçirdi. Sığırları, eşekleri, koyunları da öldürdü. (1662)

     Yalnız Ahituv oğlu kâhin Ahimelek’in oğullarından Aviyatar adında biri kurtulup Davud’a kaçtı. Aviyatar, Saul’un Rabb’in kâhinlerini öldürttüğünü Davud’a söyledi. Davud Aviyatar’a, “O gün orada bulunan Edomlu Doek’in olup biteni Saul’a bildireceğini anlamıştım zaten” dedi, “Babanın bütün aile bireylerinin ölümüne ben neden oldum. Yanımda kal ve korkma! Seni öldürmek isteyen beni de öldürmek istiyor. Yanımda güvenlikte olursun.” (1663)

     Daha sonraki günlerde Davud’a, “Filistliler Keila kentine saldırıp harmanları yağmalıyorlar” diye haber verdiler. Davud gidip Filistiler’e saldırmak ve Keila kentini savunmak istedi. Ama adamları Davud’a, “Bak, biz burada Yahuda’dayken korkuyoruz” dediler, “Keila’ya Filist ordusuna karşı savaşmaya gidersek büsbütün korkarız.” Ama Davud dayanamadı ve adamlarıyla birlikte Keila’ya gidip Filistliler’e karşı savaştılar. Davud onların hayvanlarını ele geçirdi. Filistliler’i ağır bir yenilgiye uğratarak Keila halkını kurtardı. Ahimelek’in oğlu Aviyatar kaçıp Keila’da bulunan Davud’a gittiğinde, efodu da birlikte götürmüştü. (1664)

     İsrail Kralı Saul, damadı Davud’un Keila kentine gittiğini duyunca, “Tanrı Davud’u elime teslim etti” dedi, “Davud sürgülü kapıları olan bir kente girmekle kendini hapsetmiş oldu.” Böylece Saul, Keila’ya yürüyüp Davud’la adamlarını kuşatmak amacıyla bütün halkı savaşa çağırdı. (1665)

     Bunun üzerine Davud ile yanındaki 600 kadar kişi Keila’dan ayrılıp oradan oraya yer değiştirmeye başladılar. Davud’un Keila’dan kaçtığını öğrenen Saul oraya gitmekten vazgeçti. Davud kırsal bölgedeki sığınaklarda ve Zif Çölü’nün dağlık kesiminde kaldı. Saul her gün Davud’u aradığı halde O’nu bulamıyordu. (1666)

     Davud Zif Çölü’nde, Horeş’teyken, kayınbabası Saul’un kendisini öldürmek için yola çıktığını öğrendi. Bu arada kaynı Yonathan kalkıp Horeş’e, Davud’un yanına geldi ve O’nu Tanrı’nın adıyla yüreklendirdi. “Korkma!” dedi, “Babam Saul sana dokunmayacak. Sen İsrail Kralı olacaksın, ben de senin yardımcın olacağım. Babam Saul da bunu biliyor.” İkisi de Tanrı’nın huzurunda aralarındaki antlaşmayı yenilediler. Sonra Yonathan evine döndü, Davud ise Horeş’te kaldı. (1667)

     Zifliler Giva’ya gidip İsrail Kralı Saul’a, “Davud aramızda” dediler, “Yeşimon’un güneyinde, Hakila Tepesi’ndeki Horeş sığınaklarında gizleniyor. Ey kral, ne zaman gelmek istersen gel! Davud’u Kral’ın eline teslim etmeyi ise bize bırak.” Kral Saul, “Rabb sizi kutsasın! Bana acıdınız” dedi, “Gidin ve bir daha araştırın; Davud’un genellikle nerelerde gizlendiğini, orada O’nu kimin gördüğünü iyice öğrenin. Çünkü O’nun çok kurnaz olduğunu söylüyorlar. Gizlendiği yerlerin hepsini öğrenip bana kesin bir haber getirin. O zaman ben de sizinle gelirim. Eğer Davud o bölgedeyse, bütün Yahuda boyları içinde O’nu arayıp bulacağım.” (1668)

     Böylece Zifliler kalkıp Saul’dan önce Zif’e gittiler. O sırada Davud’la adamları Yeşimon’un güneyindeki Arava’da, Maon Çölü’ndeydiler. Saul ile adamlarının kendisini aramaya geldiklerini öğrenince Davud aşağıya inip Maon Çölü’ndeki kayalığa sığındı. Saul bunu duyunca Davud’un ardından Maon Çölü’ne gitti. Saul dağın bir yanından, damadı Davud’la adamları ise öbür yanından ilerliyordu. Davud Saul’dan kaçıp kurtulmaya çalışıyordu. Saul’la askerleri Davud’la adamlarını yakalamak üzere yaklaşırken, bir ulak gelip Saul’a şöyle dedi: “Çabuk gel! Filistliler ülkeye saldırıyor.” Bunun üzerine Saul Davud’u kovalamayı bırakıp Filistliler’le savaşmaya gitti. Bu yüzden oraya Sela – Hammahlekot adı verildi. Davud oradan ayrılıp Eyn – Gedi bölgesindeki sığınaklara gizlendi. (1669)

     Saul Filistliler’i kovalamaktan dönünce, damadı Davud’un Eyn – Gedi Çölü’nde olduğu haberini aldı. Davud’la adamlarını Dağ Keçisi Kayalığı dolaylarında arayıp bulmak için, bütün İsrail’den 3000 seçme asker alıp yola çıktı. (1670)

     Yolda koyun ağıllarına rastladı. Yakında bir de mağara vardı. İsrail Kralı Saul tuvalet ihtiyacını gidermek için mağaraya girdi. Davud’la adamları mağaranın en iç bölümünde kalıyorlardı. Adamları, Davud’a, “İşte Rabb’in sana, ‘Dilediğini yapabilmen için düşmanını eline teslim edeceğim’ dediği gün bugündür” dediler. Davud kalkıp o sırada tuvalet ihtiyacını gideren kayınbabası Kral Saul’a arkadan gizlice yaklaşarak cüppesinin eteğinden gizlice bir parça kesti. Ama sonradan Saul’un eteğinden bir parça kestiği için kendini suçlu buldu. Adamlarına, “Efendime, Rabb’in meshettiği kişiye karşı böyle birşey yapmaktan, el kaldırmaktan Rabb beni uzak tutsun” dedi, “Çünkü o Rabb’bin meshettiği kişidir.” Davud bu sözlerle adamlarını engelledi ve Saul’a saldırmalarına izin vermedi. Saul mağaradan çıkıp yoluna koyuldu. (1671)

     O zaman Davud da mağaradan çıktı. Kayınbabası Saul’a arkadan, “Efendim Kral!” diye seslendi. Saul arkasına bakınca, damadı Davud eğilip yüzüstü yere kapandı. “‘Davud sana kötülük yapmak istiyor’ diyenlerin sözlerini neden önemsiyorsun?” dedi, “Bugün Rabb’in mağarada seni elime nasıl teslim ettiğini gözünle görüyorsun. Bazıları seni öldürmemi istedi. Ama ben seni esirgeyip, ‘Efendime el kaldırmayacağım, çünkü o Rabb’in meshettiği kişidir’ dedim. Ey baba, cüppenin eteğinden kesilmiş, elimdeki şu parçaya bak; evet, bak! Cüppenden bir parça kestim, ama seni öldürmedim. Bundan ötürü içimde kötülük ve başkaldırma düşüncesi olmadığını iyice bilesin. Sana kötülük yapmadığım halde sen beni öldürmeye çalışıyorsun. Rabb aramızda yargıç olsun ve benim öcümü senden O alsın. Ama ben elimi sana karşı kaldırmayacağım. Eskilerin şu, ‘Kötülük kötü kişilerden gelir’ deyişi uyarınca elim sana karşı kalkmayacaktır. İsrail Kralı kime karşı çıkmış? Sen kimi kovalıyorsun? Ölü bir köpek mi? Bir pire mi? Rabb yargıç olsun ve hangimizin haklı olduğuna O karar versin. Rabb dâvâma baksın ve beni savunup senin elinden kurtarsın.” Davud söylediklerini bitirince, Saul, “Davud oğlum, bu senin sesin mi?” diye sordu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonra, “Sen benden daha doğru bir adamsın” dedi, “Sana kötülük yaptığım halde sen bana iyilikle karşılık verdin. Bugün bana iyi davrandığını kanıtladın. Rabb beni eline teslim ettiği halde beni öldürmedin. Düşmanını yakalayan biri onu güvenlik içinde salıverir mi? Bugün bana yaptığın iyiliğe karşılık Rabb de seni iyilikle ödüllendirsin. Şimdi anladım ki, sen gerçekten kral olacaksın ve İsrail Krallığı senin egemenliğin altında sürecek. Benden sonra soyumu ortadan kaldırmayacağına, babamın ailesinden adımı silmeyeceğine dair Rabb’in önünde ant iç.” Davud kayınbabası Saul’un istediği gibi ant içti. Sonra Saul evine döndü. Davud’la adamları da sığınağa gittiler. (1672)

     Bu sırada bir önceki kadın peygamber Hannah’ın oğlu Samuel öldü. Bütün İsrailliler toplanıp O’nun için yas tuttular. O’nu Rama’daki evine gömdüler. Bundan sonra Davud, Maon Çölü’ne gitti. (1673)

     Davud ile sonradan kendisiyle evleneceği kadın peygamber Abigail’in tanışması, bundan sonra gerçekleşiyor…

     Maon’da çok varlıklı bir adam vardı; işi Karmel’deydi. 3000 koyunu, 1000 keçisi vardı. Bu adam, kadın peygamber Abigail’in kocası Nabal idi. O sırada Karmel’de koyunlarını otlatmaktaydı. (1674)

     Tevrat, şeriât izin verdiği halde Abigail gibi bir kadının neden Nabal gibi aptal bir adamla evli kalmayı sürdürdüğünü açıklamaz, ancak bazı ipuçlarını verir ve gerekli dersi çıkarmamıza olanak tanır. Abigail’in öyküsünden öncelikle alınması gereken ders, mutsuz evliliğine karşın dürüstlükte hareket etmesidir ki bu, her dönem ve yörede geçerli olan bir durumdur. Zirâ mutsuz bir evlilik, aldatma nedeni değildir. (1675)

     Nabal’ın hanımı peygamber Abigail, sağgörülü ve güzeldi. Ama Kalev soyundan gelen kocası Nabal kaba, kötü huylu biriydi. (1676)

     Davud kırdayken, Nabal’ın koyunlarını kırktığını duydu. 10 uşağını şu buyrukla O’na gönderdi: “Karmel’de Nabal’ın yanına gidin. Benden O’na selam söyleyip şöyle deyin: ‘Ömrün uzun olsun! Sana, ailene ve sana bağlı olan herkese esenlik olsun! Şimdi koyunların kırkma zamanı olduğunu duydum. Çobanların bizimle birlikteyken, onları incitmedik. Karmel’de kaldıkları sürece hiçbir kayıpları olmadı. Uşaklarına sor, sana söyleyecekler. Bunun için adamlarıma yakınlık göster. Çünkü sana şenlik zamanında geldik. Lütfen kullarına ve oğlun Davud’a elinden geleni ver’.” Davud’un adamları varıp Davud adına bu sözleri Nabal’a ilettiler ve beklemeye başladılar. Ne var ki Nabal, Davud’un adamlarına şu karşılığı verdi: “Bu Davud da kim? İşay’ın oğlu da kim oluyor? Bu günlerde birçok köle efendilerini bırakıp kaçıyor. Ekmeğimi, suyumu, kırkıcılarım için kestiğim hayvanların etini alıp nereden geldiklerini bilmediğim kişilere mi vereyim?” Davud’un adamları geldikleri yoldan döndüler ve Nabal’ın bütün söylediklerini Davud’a bildirdiler. Davud adamlarına, “Herkes kılıcını kuşansın!” diye buyruk verdi. Davud da, adamları da Nabal’a karşı kılıçlarını kuşandılar. Yaklaşık 400 adam Davud’la birlikte gitti; 200 kişi de erzağın yanında kaldı. (1677)

     Kendisine yiyecek vermediği için 400 adamıyla kılıç kuşanarak, karısıyla birlikte tek başına yaşayan bir adama saldırıp O’nu öldürmek isteyen bir Davud var burada ve bunları anlatan da bizzat Tevrat…

     Nabal’ın uşaklarından biri, Nabal’ın hanımı Abigail’e, “Davud efendimiz Nabal’a esenlik dilemek için kırdan ulaklar gönderdi” dedi, “Ama Nabal onları tersledi. Oysa adamlar bize çok iyi davrandılar. Bizi incitmediler. Kırda onlarla birlikte kaldığımız sürece hiçbir şeyimiz kaybolmadı. Koyunlarımızı güderken, yanlarında kaldığımız sürece gece gündüz bizi korudular. Şimdi ne yapman gerektiğini iyi düşün. Çünkü efendimize ve bütün ailesine kötülük yapmayı tasarlıyorlar. Üstelik efendimiz o kadar kötü ki, kimse ona birşey söyleyemiyor.” (1678)

     Bunun üzerine Abigail, hiç zaman yitirmeden 200 ekmek, 2 tulum şarap, hazırlanmış 5 koyun, 5 sea (bir sea, 470 çorba kaşığına denk geliyor) kavrulmuş buğday, 100 salkım kuru üzüm ve 200 parça incir pestili alıp eşeklere yükledi. Sonra uşaklarına, “Önümden gidin, ben arkanızdan geliyorum” dedi. Nabal’a hiçbir şey söylemedi. Kocası Nabal’la hiç tanımadığı Davud’un arasını bulmak isteyen kadın peygamber Abigail, bu planını kocasından habersiz yürürlüğe koymuştu. (1679)

     Abigail eşeğe binmiş, dağın öbür yolundan inerken, Davud’la adamları da O’na doğru ilerliyorlardı. Abigail onlarla karşılaştı. (1680)

     Davud, “Bu adamın kırdaki malını doğrusu boş yere korudum” demişti, “O’nun mallarından hiçbir şey eksilmedi. Öyleyken bana iyilik yapacağına kötülükle karşılık verdi. Eğer sabaha dek adamlarından tek birini bile sağ bırakırsam, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!” Davud, Nabal’a karşı çok kinlenmişti. (1681)

     Abigail, Davud’u görünce hemen eşekten indi. Davud’la kocası Nabal’ın arasını düzeltmek ve ikisini barıştırmak için Davud ve adamlarına getirdiği hediyeleri onlara sundu. Davud’un önünde eğilip yüzüstü yere kapandı. O’nun ayaklarına kapanarak şöyle yalvardı: “Efendim, suçu ben, yalnız ben üstüme alıyorum. İzin ver, ben kölen seninle konuşsun, onun söyleyeceklerini dinle. Yalvarırım, efendim, o kötü adam Nabal’a aldırma. Çünkü kişiliği tıpkı adı gibidir. Adı ‘Akılsız’ anlamına gelir; kendisi de akılsızın biridir. Ben kulun, efendim Davud’un gönderdiği ulakları görmedim. Ama şimdi, ey efendim, Rabb senin kan dökmene ve kendi elinle öç almana engel oldu. Yaşayan Rabb’in adı ve senin yaşamın hakkı için yalvarırım, düşmanların ve efendime kötülük tasarlayanların tümü Nabal gibi olsun. Ben kölenin efendime getirdiği bu armağan, seni izleyen adamlarına verilsin. Lütfen kölenin suçunu bağışla. Rabb kesinlikle efendimin soyunu sürdürecektir; çünkü efendim Rabb’in savaşlarını sürdürüyor. Yaşadığın sürece sende hiçbir haksızlık bulunmasın. Biri kalkıp seni öldürmek amacıyla ardına düşerse, yaşamını Tanrın Rabb güven altında tutacaktır; düşmanlarını sapanla taş atar gibi fırlatıp atacaktır. Rabb, efendime söz verdiği bütün iyilikleri yerine getirip onu İsrail’e önder atadığında, kendi öcünü almak uğruna boş yere kan dökmediğin için pişmanlık ve üzüntü duymayacaksın. Rabb efendimi başarıya ulaştırdığında köleni anımsa.” (1682)

     Abigail bunları söyledikten sonra yutkundu ve sustu. Çaresiz ve sıkıntılı bir halde, alacağı cevabı beklemeye başladı.

     Oradaki tüm insanlar da susmuştu.

     Herkes Davud’un bu sözlere ne karşılık vereceğini bekliyordu.

     Fakat Abigail yalvarırcasına bir ses tonuyla bunları söylerken, Davud O’nun sözlerine değil gözlerine bakıyordu.

     Nabal’la arasındaki temâyla değil, Abigail’deki ay parçası simâyla ilgileniyordu.

     Davud, kadın peygamber Abigail’i görür görmez O’na âşık olmuştu…

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(1585): John Middleton, World Monarchies and Dynasties, s. 52, 228, 269, 384 ve 445, Routledge Publishing, Londra & New York 2015 / Israel Finkelstein – Neil Asher Silberman, David and Solomon, s. 20, Free Press, Londra & New York & Toronto & Sydney 2006 / David M. Carr, An Introduction to the Old Testament, s. 58, Wiley-Blackwell Publishing, West Sussex 2010 / The Worldview Study Bible, s. 318, 384 ve 452, Holman Bibles Publishing, Nashville 2018

(1586): Tevrat, II. Samuel, 5:4

(1587): Tevrat, II. Samuel, 2:11; 5:5; I. Krallar, 2:11 ve I. Tarihler, 29:27

(1588): Tevrat, II. Samuel, 5:5; I. Krallar, 2:11 ve I. Tarihler, 29:27

(1589): Tevrat, II. Samuel, 5:4; I. Krallar, 2:11 ve I. Tarihler, 29:27

(1590): Tevrat, I. Tarihler, 29:28

(1591): Tevrat, I. Krallar, 2:10

(1592): Tevrat, Rut, 4:22 ve I. Samuel, 16:6 – 13

(1593): Tevrat, I. Tarihler, 2:13 – 16

(1594): Tevrat, I. Samuel, 16:10 – 11 ve 17:12

(1595): Babil Talmudu, Baba Batra 91 a

(1596): Tevrat, I. Samuel, 16:11

(1597): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 476, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991 / Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 210, Kahire 1955

(1598): Tevrat, Rut, 4:12 ve 4:18 – 22

(1599): İncil, Matta, 1:1 – 6 ve Luka, 3:31 – 34

(1600): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 476, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(1601): Tevrat, I. Samuel, 16:12

(1602): Tevrat, I. Samuel, 17:42

(1603): Tevrat, I. Samuel, 16:18

(1604): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 476 – 477, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(1605): Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 206, Kahire 1955

(1606): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 246, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(1607): Tevrat, I. Samuel, 17:34 – 36

(1608): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 472, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991 / Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 206, Kahire 1955

(1609): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 251

(1610): İbn-i Kesir, Qasas’ul- Enbiyâ, cilt 2, s. 248, Beyrut 1996 / Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 210, Kahire 1955

(1611): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 80 ve Sebe 10 – 11

(1612): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 79; Sebe 10 ve Sâd 18 – 19

(1613): Kur’ân-ı Kerîm, Sâd 17

(1614): Tevrat, I. Samuel, 16:12 – 13

(1615): Tevrat, I. Samuel, 17:1 – 7

(1616): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 250 – 251

(1617): Tevrat, I. Samuel, 17:1 – 3

(1618): Tevrat, I. Samuel, 17:4 – 7

(1619): Tevrat, I. Samuel, 17:8 – 11

(1620): Tevrat, I. Samuel, 17:16

(1621): Tevrat, I. Samuel, 17:17 – 19

(1622): Tevrat, I. Samuel, 17:20 – 23

(1623): Tevrat, I. Samuel, 17:24 – 25

(1624): Tevrat, I. Samuel, 17:26 – 27

(1625): Tevrat, I. Samuel, 17:28 – 30

(1626): Tevrat, I. Samuel, 17:31 – 40

(1627): Tevrat, I. Samuel, 17:41 – 47

(1628): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 250

(1629): Tevrat, I. Samuel, 17:48 – 51 / Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 251

(1630): Tevrat, I. Samuel, 17:51 – 53

(1631): Tevrat, I. Samuel, 17:54

(1632): Tevrat, I. Samuel, 17:55

(1633): Tevrat, I. Samuel, 17:56 – 58

(1634): Tevrat, I. Samuel, 18:1 – 4

(1635): Tevrat, I. Samuel, 18:5

(1636): Tevrat, I. Samuel, 18:6 – 7

(1637): Tevrat, I. Samuel, 18:8 – 9

(1638): Tevrat, I. Samuel, 18:10 – 11

(1639): Tevrat, I. Samuel, 18:12 – 16

(1640): Tevrat, I. Samuel, 18:17 – 19

(1641): Tevrat, I. Samuel, 18:20 – 29

(1642): Tevrat, I. Samuel, 19:1 – 3

(1643): Tevrat, I. Samuel, 19:4 – 7

(1644): Tevrat, I. Samuel, 19:8

(1645): Tevrat, I. Samuel, 19:9 – 10

(1646): Tevrat, I. Samuel, 19:11 – 14

(1647): Tevrat, I. Samuel, 19:15 – 17

(1648): Tevrat, I. Samuel, 1:20

(1649): Tevrat, I. Samuel, 19:18

(1650): Tevrat, I. Samuel, 19:19 – 24

(1651): Tevrat, I. Samuel, 20:1 – 23

(1652): Tevrat, I. Samuel, 20:24 – 34

(1653): Tevrat, I. Samuel, 20:35 – 42

(1654): Tevrat, I. Samuel, 21:1 – 6

(1655): Tevrat, I. Samuel, 21:7 – 9

(1656): Tevrat, I. Samuel, 21:10 – 14

(1657): Tevrat, I. Samuel, 22:1 – 2

(1658): Tevrat, I. Samuel, 22:3 – 4

(1659): Tevrat, I. Samuel, 22:5

(1660): Tevrat, I. Samuel, 22:6 – 10

(1661): Tevrat, I. Samuel, 22:11 – 17

(1662): Tevrat, I. Samuel, 22:18 – 19

(1663): Tevrat, I. Samuel, 22:20 – 23

(1664): Tevrat, I. Samuel, 23:1 – 6

(1665): Tevrat, I. Samuel, 23:7 – 8

(1666): Tevrat, I. Samuel, 23:13 – 14

(1667): Tevrat, I. Samuel, 23:15 – 18

(1668): Tevrat, I. Samuel, 23:19 – 23

(1669): Tevrat, I. Samuel, 23:24 – 29

(1670): Tevrat, I. Samuel, 24:1 – 2

(1671): Tevrat, I. Samuel, 24:3 – 7

(1672): Tevrat, I. Samuel, 24:8 – 22

(1673): Tevrat, I. Samuel, 25:1

(1674): Tevrat, I. Samuel, 25:2 – 3

(1675): Estreya Seval Vali, Yahudilik’in Kadın Peygamberleri – 6: Kral David’in Âşık Olduğu Avigail, Şalom Gazetesi, 2 Kasım 2011

(1676): Tevrat, I. Samuel, 25:3 / Talmud, Megillah 14 a

(1677): Tevrat, I. Samuel, 25:4 – 13

(1678): Tevrat, I. Samuel, 25:14 – 17

(1679): Tevrat, I. Samuel, 25:18 – 19

(1680): Tevrat, I. Samuel, 25:20

(1681): Tevrat, I. Samuel, 25:21 – 22

(1682): Tevrat, I. Samuel, 25:23 – 31

     SEDİYANİ HABER

     21 ŞUBAT 2020

Bir şiir yazdım gül yapraklarına
şiir reçeli yiyesin diye
bir türkü çağırdım göçmen kuşların ardından
sanırsın ki saçları okşayan rüzgâr
sanırsın ki Kapuzbaşı’nda su sesi
sanırsın ki ayağında halhal bêrivan’ların
Hıdırnebi yaylasında mendil sallar içimdeki çocuk ben
yemenileri rüzgâra karışır Lazca konuşan kadınların
kolkola girip süreriz bulutları güneyine ülkemin
bembeyaz olup düşerler tarlalarına Çukurova’nın
toplarız düşen bulutları pamuk tarlalarında nasırlı ellerimizle
Urfa’dan gelen ırgatlarla birlikte
benim güneşim her zaman güzeldir
Kaniya Reş’ten Karlıova’dan doğar
ve Side’de Athena Tapınağı’nın arkasında batar benim güneşim
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
yeşile çalar Amik ovası
yeşile çalar Nazilli
yeşile Seddülbahir, Kekova ve Aspendos
daha bir gür akar Gediz sen ağladıkça
daha bir durudur Kurşunlu
ve daha bir yüksekten dökülür Tortum.
 
Emzirmesi biten bir bebeğin
ağzının iki yanından süzülen
anne sütü gibi akıyor Dicle ve Fırat
çocukların iki memesi arasında büyüyor
ve özgürleşiyor yitik ülkem Gülistan
ana kucağı gibi sıcaktır Ğarzan ovası
ve bir babanın merhametini saklar bağrında Serhat
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
yeşile çalar Zigana geçidi
yeşile çalar Eleşkirt
yeşile Beytüşşebap, Erbaa ve Şebinkarahisar
daha bir asildir Kızılırmak sen ağladıkça
daha bir ulaşılmaz kılınır Erciyes
ve Ninova’ya daha bir yakın durur Hattuşaş.
 
(“Ağladıkça Yeşile Çalar Gözlerin” şiirinden, İbrahim Sediyani)
* * * 
783 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir