“Ben Kürd’üm! Varım ve Karşınızdayım!”

 

isediyani

Eğitimci ve yazar İbrahim Altun, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

“Ben Kürd’üm! Varım ve Karşınızdayım!”

İbrahim Altun

     Son birkaç gündür sosyal medyada dolaşan bir video var. Kameranın kadrajında tanıdık bir yüz (özünde yüzsüz) görülüyor. Belli ki bir topluluğa konferans veriyor. Kıvrana kıvrana, kem küm ede ede birşeyler anlatmaya çalışıyor. Ama her nedense sürekli kaşı gözü oynuyor. Tam bir söz ebesi olduğu halde bir türlü adamakıllı iki cümleyi biraraya getiremiyor ancak yarım yamalak da olsa birşeyler ima etmeye çalışıyor. Nihayet en sonunda ağzındaki baklayı çıkarıveriyor. Bakla dediğime bakmayın sözün gelişi öyle. İçinde biriktirdiği ve ağzında gevelediği faşizminin zehrini kusuyor desem daha uygun olur herhalde.

     Sözü Kürtler’e getiriyor. Ancak Kürtler’den bahsederken ilginç bir şekilde içinde Kürt geçen kelimeleri kullanmamaya muazzam derecede özen gösteriyor. Anlaşılan ağızdan Kürt diye çıkan bu tek heceli kelimeden müthiş derecede korkuyor olmalı ki Kürt sözcüğünü duymaya da söylemeye de tahammül edemiyor. 

     En sonunda daha fazla dayanamıyor ve bu acınacak halinden kurtulmak istercesine, “Kürt diye birşey yoktur. Kürt diye bir ulus olmadığı için Kürtçe diye bir dil de yoktur. Bunlar tümüyle Amerika’nın uydurmaları ve aslında o Kürd’üm diyenler, Amerika’nın onlara öğrettiği kadar Kürt’tür” diyor.

     Sonrasında nefretiyle yoğurduğu ve faşizmin sosuna buladığı sözlerine devam ediyor. Ağzından çıkan her söz, bir aşağılamanın utanç verici kırbacı gibi. Sözü çok uzatmadan TRT Kurdî’ye getiriyor. “Benim verdiğim vergilerle bu kanalı açamazsınız” diyor. Hem de 30 milyon Kürd’ün verdiği vergilerle ayakta duran bir ülkede yaşadığını unutarak! Onların emeğini ve ekmeğini hiçe sayarak! Verdiği küçücük bir vergiyi koca bir milletin başına kalkarak ve alaya alarak!

     Tüm bunları niçin mi yapıyor? Hemen söyleyeyim: Kürt halkını, kendine borçlu çıkarmak için! Kendince onları minnet altına almak için!

     Oysa kimin kime borçlu olduğunu âlim geçinen bu cahil bilmese de tarih ve insanlık çok ama çok iyi biliyor.

     Kimin borçlu olduğunu görmek isteyen dönüp Malazgirt’e, Kudüs’e, Çaldiran’a, Ridaniye’ye, Sarıkamış’a, Çanakkale’ye, Irak’a, Hicaz’a ve Kurtuluş Savaşı’na baksın!

     Sonra…

     Selahaddîn Eyyubî, El Cezerî, Molla Goranî, İdris-i Bitlisî, Ahmed-ê Xanî, Said Nursî ve dahi niceleri borçlu olanı bu şovenist rûhlara haykırsın!

     Bakalım kim kime borçluymuş açıkça ortaya çıksın!

     Okuduğu ve yazdıkları, insanı insanlaştırmalıdır. Eğer okuyup yazdıkları kendisini, insanlaştırmaya yetmemişse, o insanın ne okuyup ne yazdığının hiçbir anlamı ve kıymet-i harbiyesi yoktur.

     Zirâ iyi bir edip ya da büyük bir hatip olmak kişiyi büyük ve iyi bir insan yapmadığı gibi, zayıf bir hatip olmak da kişiyi kötü bir adam ya da küçük bir insan yapmaz.

     Musa, hitabeti oldukça zayıf olan peltek bir adamdı; ama aynı Musa, huzurunda herkesin boyun eğdiği Firavun’a başkaldıran, korkusuzca hakkı haykıran, denizleri yarıp mazlumları kurtaran büyük bir insan ve yüce bir peygamberdi.

     İnsanı insandan ayıran, kir saçarak fikir savunduğunu sanan, rûhlara zehir kusan her dile ve anlayışa hayatım boyunca daima karşı çıktım ve karşı çıkmaya da devam edeceğim. İsmet Özel, seni büyük bir şair olarak okudum; ama ne yazık ki küçük bir insan olarak buldum.

     Koca bir milletin dilini, kimliğini, benliğini yok sayan hatta bununla da yetinmeyip o milletin değer yargılarını ayaklar altına alan ve onları alaya almayı entelektüellik sanan tüm kirli anlayışları reddediyor, bu kokuşmuş zihniyete alkış tutan herkesi kınıyorum.

     Günün adamı olmaya çalışanlar asla gönül adamı olamazlar. Tarih şahittir ki gönül adamları, her zaman gönüllerde var olmaya devam etmiştir ve edecekler de. Ne var ki bugünün adamı olmaya çalışanlar, yarın dünün çöplüğünde kaybolup gitmeye mâhkumdurlar.

     Ağzı güzel laf yapan ancak yüreği zehir saçan bu münafıklar bu gerçeği anlarlar mı bilmiyorum, ama tarih bunun nice örnekleriyle doludur.

     Ey İsmet Özel! “Sen yoksun!” dediğinde ben, yok olmuyorum! Bilakis, sen görmek istemesen de “Ben hep vardım, varım ve her dem var olacağım!”

     Şimdi gözlerini aç ve bana iyi bak!

     O yok dediğin halkın onurlu bir adamı olarak işte tam karşında duruyorum ve Yüce Yaratıcı’nın âyetiyle bildirdiği ama senin  “yoktur” diyerek inkâr ettiğin o kadim dilimle, güzel Kürtçe’mle haykırıyorum sana ve senin gibi ırkçı faşist rûhlara:

     Ez Kurdım! Ez heme û li pêşiyawe me!

     Ben Ķürd’üm! Varım ve karşınızdayım!

     SEDİYANİ HABER

     17 ŞUBAT 2020

 

699 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap “Ben Kürd’üm! Varım ve Karşınızdayım!”

  1. Yaşar dedi ki:

    Ya hocam sen ne güzel bir insansın bu kendini bilmez kendini var sanıp’ta aslında hiç olmayan yaratığa ne güzel bir cevap vermişsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir