Kadın Peygamberler – 24

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     ■ HZ. ABİGAİL (AS)

     Allah tarafından insanlığı doğru yola ve kurtuluşa götürmek için gönderilmiş olan kadın peygamberlerden biri de Hz. Abigail (as)’dir.

     Abigail o kadar güzel bir kadındı ki, o kadar güzel bir kadındı ki, güzelliği karşısında görenlerin nutku tutulur, aklı dururdu. Güzelliğini sular, dereler, ağaçlar ve çiçekler kıskanırdı. Ay kıskanırdı O’nun güzelliğini, yıldızlar kıskanırdı.

     Abigail’in güzelliği, yeryüzü coğrafyasının bugüne dek şahid olduğu en güzel kadın olan Hz. Sara (as) annemizin güzelliğine en çok yaklaşan bir güzellikti. Belki de Sara’dan sonra, bu gezegende yaşamış en güzel ikinci kadındı.

     Daha önceki “Hz. Sara (as)” bölümünden hatırlayacağınız üzere, Sara o kadar güzel bir kadındı ki, o kadar güzel bir kadındı ki, Ortadoğu coğrafyası ne O’ndan önce ne de O’ndan sonra O’nun kadar güzel bir kadını görmemiştir. (1487) İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi kabul edilen Kürt tarihçi İbn-i Esir ya da tam adıyla Bavê Hesen İzzeddîn Ali Kurê Muhammed Kurê Muhammed eş- Şeybanî el- Cezirî el- Kurdî (1160 – 1233), Sara’nın güzelliğinden övgü dolu sözlerle bahsetmekte, “Sara çok güzel bir kadındı” demektedir. (1488) İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923) ise Sara’nın güzelliğine iltifat ederken daha da ileri gitmekte ve “Sara, dünyanın en güzel kadınıydı” demektedir. (1489)

     Sara’nın çok güzel bir kadın olduğu, kutsal kitap Tevrat’ta da belirtilir. (1490) Hatta Tevrat’ta, bu durum bizzat kocası İbrahim’in ağzından dile getirilir. İbrahim, hanımı Sara’ya, “Sen çok güzel bir kadınsın” der. (1491)

     Yahudilik’in medenî kanunu hükmündeki dînî kitabı “Talmud” (תלמוד)’da ise Sara’nın güzelliği anlatılırken yine büyük iltifatlar yapılmakta, “Sara o kadar güzeldi ki, hangi memlekete gitse, güzelliğinden dolayı herkes O’nu seyrederdi” denilmektedir. (1492) Hatta Talmud’da Sara’nın güzelliğine iltifat edilirken öyle ifadeler kullanılmaktadır ki, insan gerçekten hayret etmektedir. Sara’nın güzelliğini şöyle övmektedir, Talmud: “Sara o kadar güzel bir kadındı ki, diğer kadınlar O’nun yanında maymun gibi kalırdı.” (1493)

     Abigail de işte böyle güzel bir kadındı.

     Abigail’in güzelliğini kutsal kitap Tevrat da vurgular. Tevrat, Abigail’i “aydın fikirli, zeki ve güzel” olarak tanımlar. (1494)

     Talmud ise, Abigail’i ve güzelliğini, “dünyadaki güzelliği aşan, dünyevî ve beşerî güzellik kavramının ötesinde bir güzelliğe sahip olan dört kadından biri” olarak tanımlar. “Dünyadaki güzelliği aşan” yani “insanüstü bir güzelliğe sahip olan” bu dört kadın; Hz. Sara (as), Rahab, Hz. Abigail (as) ve Hz. Esther (as)’dir. (1495) (NOT: Kadın peygamber Esther’i kitabımızın ileriki bölümlerinde anlatacağız.)

     Talmud, Abigail’i, Tanrı tarafından gönderilmiş yedi kadın peygamberden biri olarak tanımlar. (1496) Birçok teolog ve araştırmacı, Abigail’in bu kadar zeki ve aydın (entelektüel) olmasının sebebini peygamber oluşuna bağlar ve sahip olduğu ilmi Tanrı’nın kendisine verdiğini belirtir. Ancak bazı teolog ve araştırmacılar da tam tersini savunarak, peygamber olduğu için zeki olmadığını, aksine çok zeki olduğu için peygamber seçildiğini söylerler. (1497)

     Abigail, Nabal’ın hanımıydı. (1498) Nabal’ın ölümünden sonra, gelecekte “İsrail Kralı” olacak olan, Musevîlik ve Hristiyanlık inancına göre peygamber olmayıp sadece bir kral ve ulusal lider olan (1499), İslam inancına göre ise bir peygamber hatta kendisine kitap verilmiş bir peygamber olan (1500) Davud ile evlendi. (1501) Abigail, Davud’un üçüncü hanımıdır. (1502) Davud’un ilk karısı Mixal (1503), ikinci karısı Ahinoam (1504), üçüncü karısı da Abigail’dir.

     Tevrat’ın söylediğine göre, Davud Hebron’dan ayrıldıktan sonra Kudüs (Yeruşalayim)’te kendisine daha birçok kadın ve cariye alır ve onlardan birçok erkek ve kız çocukların doğduğunu söyler, ancak sayı vermez. (1505) Klasik inanca göre Davud’un 100 karısı olduğu söyleniyorsa da (1506), gerçekte o dönem Yahudî bir kralın en fazla 18 kadın almasına izin verilirdi (1507).

     Bu arada Davud’un birçok karısı ve cariyesi (klasik inanca göre 100 karısı) olmasına binaen, şunu da ek bir bilgi notu olarak belirtelim ki, Davud’un oğlu Süleyman’ın (Musevîlik ve Hristiyanlık inancına göre peygamber olmayıp sadece bir kral ve ulusal lider olan, fakat İslam inancına göre bir peygamber olan Hz. Süleyman’ın), bizzat kutsal kitapta yazdığına göre tam 700 karısı ve 300 cariyesi vardı, yani 1000 kadına sahipti. (1508)

     Tevrat’ta Davud’un yalnızca ilk 8 karısından bahsedilir. Buna göre, ilk üç hanımı Mixal, Ahinoam ve Abigail’den sonraki beş hanımı; Batşeba, Maaka, Haggiz, Avital ve Eglah’tır. (1509) Tevrat, bu kadınlardan bahseder ve doğurdukları çocukların isimlerini zikreder. Buna göre, ilk karısı Mixal’dan hiç çocuğu olmaz, fakat Mixal daha sonra Davud’dan boşanıp Adriel adlı bir adamla evlenir ve O’ndan beş oğlu olur. (1510) Davud’un diğer hanımlarından doğan çocukları ise şunlardır: İsrailli Ahinoam’dan ilk oğlu Amnon, ikincisi Abigail’den Xileav, üçüncüsü Geşur Kralı Talmay’ın kızı Maaka’dan Avşalom, dördüncüsü Haggiz’den Adoniya, beşincisi Avital’dan Şefatya, altıncısı da Eglah’tan Yitream. (1511)

     Ancak Abigail’in doğurduğu çocuğun ismi, Tevrat’ın iki ayrı yerinde farklı şekilde verilir. Bu da Tevrat’ın içindeki başka bir çelişik durumdur. Örneğin Tevrat’ın “II. Samuel” kitabında Abigail’in doğurduğu çocuğun ismi Xileav olarak zikredilirken (1512), aynı Tevrat’ın “I. Tarihler” kitabında ise Abigail’in doğurduğu çocuğun ismi Daniel olarak zikredilir (1513).

     Tarihteki sekizinci kadın peygamber olan Hz. Abigail (as)’i kaleme alacağımız ve fakat aynı anda iki kişiyi anlatacağımız (Abigail ve Davud) bu bölümde, esas konuya başlamadan önce, en az onun kadar önemli olan ve ondan daha fazla ilgi çekici olduğunu düşündüğüm üç mevzûyu açıklığa kavuşturmamız gerekiyor:

     Birincisi; “Abigail”, “Nabal” ve “Davud” (David) isimlerinin etimolojisi. Bu kelimeler hangi dile ait sözcüklerdirler ve ne anlama gelmektedirler?

     İkincisi; Davud sadece bir kral ve ulusal / millî lider mi, yoksa aynı zamanda peygamber mi? Bu konuda Tevrat / İncil ve Kur’ân arasındaki temel farklılıklar.

     Üçüncüsü ve “can alıcı” olanı da; Yahudîler’in kutsal kitabı Tevrat’ın (Tanah’ın) Ketuvim kısmında bulunan bir bölümün ismi olan ve İbranice ismi “Tehillim” (תהילים) olup Müslümanlar’ın ayrı bir kutsal kitap zannettikleri “Zebur”, nasıl bir şeydir? Zebur gerçekte nedir? Tevrat’ın sonundaki şiirler midir, yoksa ayrı bir kitap mıdır?

     Bunları konuşmaya başlamadan önce, şu hususu ehemmiyetle berlirtmek isteriz: Bizim amacımız, ele aldığımız ve üzerinde çalıştığımız konuda Yahudî, Hristiyan ve İslamî kaynakları tarayıp sizlerle paylaşmak ve bunlar üzerinde tahlil ve tefekkür ederek nesnel bir yapıt ortaya koymaktır. Bunları yaparken de, çalışmamızın başından beri riayet ettiğimiz ve sonuna kadar da riayet etmeye devam edeceğimiz disipline ve “bilimsel ahlâka” bağlı kalmaya devam edecek, aktardığımız her “bilgi” ve “olgu”yu dînî ve ilmî kaynaklarıyla birlikte ortaya dökerek okurlarımızın istifadesine sunacak ve kendi subjektif yorumlarımızı mümkün mertebe katmamaya çalışacağız. Yani amacımız tamamen “bilimsellik”tir; “doğru bilgi”dir, “gerçek”tir. Arayışımız budur. Bu yoldaki kaynaklarımız, rehberlerimiz ise kutsal kitaplar (Tevrat, İncil, Kur’ân) ve bilim dalları (Tarih, Coğrafya, Arkeoloji) olup, bu iki ışık kaynağıyla yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Dînler ve inançlar hakkında ne herhangi bir yorumda bulunuyoruz, ne de amacımız bunların mensuplarını güç durumda bırakmaktır. İsteyen istediği şeye inanır, herkes özgürdür. Bizi ilgilendiren tek şey, Tevrat, İncil ve Kur’ân’ın olayları nasıl yansıttığı ve şahsiyetleri nasıl tanıttığı, Yahudî, Hristiyan ve Müslüman kaynaklarında neler yazılı olduğudur ve bu yazılmışları okurlarımızla paylaşıyoruz. Ama paylaştığımız bu yazılmışları, yani Musevî, Hristiyan ve İslamî kaynaklarda yazılı olan şeyleri bizler kaleme almış değiliz. Tevrat’ı da, İncil’i de, Kur’ân’ı da – hâşâ – biz yazmadık. Onları biz yazmadık, onlar yazılı halde binlerce yıldır duruyor ve bizim yaptığımız tek şey onları paylaşmak, üzerinde tefekkür etmektir. Eğer “aynı Tanrı’dan geldiğine” inandığımız bu kutsal kitaplar arasında çelişki varsa, verdikleri bilgiler birbirleriyle çelişiyorsa, bunun sorumluluğu bize ait değildir ve – kimse kusura bakmasın ama – bunları “görmemek, gözünü kapatmak, yazıp paylaşmamak” gibi mecburiyetimiz de yoktur. Bilerek kör olmayı ve cahil kalmayı “imânın şartları” arasında gören bir anlayış, bize göre insan aklına da, insan onur ve haysiyetine de hakarettir. Biz, kutsal kitaplar neler yazmış, neler anlatmış, bunları sadece aktarmakla ve paylaşmakla yetiniyoruz. Sağlıklı bir akla sahip her birey kendi yorumunu ve değerlendirmesini kendi içinde yapabilir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Kadın peygamber “Abigail” (אביגיל)’in ismi, İbranice bir isim olup, “baba” anlamına gelen “ab” (Arapça’da “eb”) sözcüğü ile “sevinmek” anlamına gelen “gyl” fiilinden türetilmiş bir kelimedir ve “Babasının sevinci” ya da “Babasının mutluluğu” demektir. (1514)

     Abigail’in ilk kocası olan “Nabal” (נבל)’ın ismi, İbranice bir ifade olup, garip bir biçimde “Aptal” veya “Gerizekâlı” demektir. (1515) Muhtemeldir ki, bu O’nun gerçek ismi olmayıp, kendisini aşağılamak amacıyla Yahudîler tarafından kendisine künye olarak takılmış bir isimdir. Zirâ hiçbir anne – baba çocuğuna “Aptal”, “Gerizekâlı” ismini takmaz ve hiç kimse de böyle bir isimle ortalıkta dolaşmaz. Garip olan, kutsal kitap Tevrat’ın da, bu şahıstan bahsederken “Nabal” diyerek bahsetmesi. (1516)

     Gerçi aynı duruma İslam geleneğinde, Hz. Muhammed (sav) ve sahabeleri ile Kur’ân-ı Kerîm’de de şahid olmaktayız. Örneğin; gerçek ismi Amr bin Hişam ve künyesi de “Bilgeliğin Babası” anlamında “Ebû Hakem” olan şahsa İslam Peygamberi ve sahabeler “Cehaletin Babası” anlamında “Ebû Cehil” ismini (1517), gerçek ismi Abduluzza bin Abdulmuttalib ve künyesi de “Utbe’nin Babası” anlamında “Ebû Utbe” olan şahsa da İslam Peygamberi ve sahabeler “Ateşin Babası” anlamında “Ebû Leheb” ismini (1518) takmışlardır. Kur’ân da, bu şahıstan bahsederken, “Ebû Leheb” diyerek bahseder. (1519)

     Abigail’in ikinci kocası olan meşhur Davud (David)’un ismi Tevrat’ta İbranice olarak “David” (דוד) şeklinde (1520), Kur’an’da ise Arapça telaffuz edilerek “Dawud” (داود) şeklinde (1521) geçer. “Sevilen kişi” anlamına gelir. (1522)

     Tevrat’a göre dolayısıyla Yahudîler’e göre Davud peygamber değildir, sadece bir İsrail kralıdır ve bir ulusal kahramandır. (1523) İncil’e göre dolayısıyla Hristiyanlar’a göre de böyledir. (1524) Fakat Kur’ân’a göre dolayısıyla Müslümanlar’a göre Davud bir peygamberdir, hatta kendisine Allah tarafından kutsal kitap indirilmiş (Zebur) bir peygamberdir. (1525)

     İlginçtir: Yahudîler Davud’u peygamber olarak kabul etmezler ama hanımı Abigail’i peygamber olarak kabul ederler. (1526) Müslümanlar ise tam tersi, Abigail’i bırakın peygamber olarak kabul etmeyi, kim olduğunu dahi bilmezler, ama kocası Davud’u peygamber olarak kabul ederler.

     Bu çelişik durum, insanın hakikaten garibine gitmektedir. Aynı Tanrı’dan geldiğine inanılan iki kitap, aynı kaynaktan doğduğuna inanılan ve hatta birbirinin devamı ve “tamamlayıcısı” olduğu söylenen iki dîn ve fakat, birbirine taban tabana zıt, birinin söylediğini öbürünün inkâr ettiği, birinin verdiği bilgiyi öbürünün ters çevirdiği söylemler…

     Kur’ân’da Davud ile ilgili âyetler 12 ayrı yerde geçer. Kur’ân’a göre Davud bir peygamber, hatta kendisine kitap verilmiş bir peygamberdir:

     “Ve ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nûh’u ve onun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.” (1527)

     Ancak Tevrat’a göre Davud bir peygamber değil, sadece İsrail’in bir kralı ve ulusal kahramanıdır:

     “Bu arada Saul oğlu Yonathan kalkıp Horeş’e, Davud’un yanına gitti ve onu Tanrı’nın adıyla yüreklendirdi. ‘Korkma’ dedi, ‘Babam Saul sana dokunmayacak. Sen İsrail Kralı olacaksın, ben de senin yardımcın olacağım. Babam Saul da bunu biliyor’.” (1528)

     “Yahudalılar Hebron’a giderek orada Davud’u Yahuda Kralı olarak meshettiler.” (1529)

     Tevrat hiçbir biçimde Davud’u bir peygamber olarak lanse etmez. O bir kraldır ama peygamber değildir, Tevrat’taki anlatıma göre.

     Kaldı ki, Davud’un yaşadığı sözkonusu zamanda erkek peygamber olarak gönderilmiş olan kişi Gad’dır ve Davud da O’na tabidir, O’na imân etmiş olan bir mü’mîndir. Müslümanlar’ın anlayacağı dilde söylemek gerekirse: Allah tarafından gönderilen peygamber Gad’dır ve Davud da Peygamber Gad’ın bir sahabesidir. Davud, Peygamber Gad’ın sahabesi olduğu için ve O’na tabi olduğu için, Gad’ın bütün emir ve nasihatlerine uymakta, Gad kendisine ne derse onu yapmaktadır. Bu durum Tevrat’ta da açık biçimde belirtilir:

     “Davud oradan Moav’daki Mispa kentine gitti. Moav Kralı’ndan, ‘Tanrı’nın bana ne yapacağı belli oluncaya dek annemle babamın gelip yanınızda kalmasına izin verir misin?’ diye bir istekte bulundu. Böylece Davud annesiyle babasını Moav Kralı’nın yanına bıraktı. Davud sığınakta kaldığı sürece onlar da Moav Kralı’nın yanında kaldılar. Ne var ki Peygamber Gad, Davud’a, ‘Sığınakta kalma. Yahuda ülkesine git’ dedi. Bunun üzerine Davud oradan ayrılıp Heret Ormanı’na gitti.” (1530)

     Hatta Tevrat, Peygamber Gad’dan Davud’la münasebeti üzerinden bahsederken, “Davud’un bilicisi Peygamber Gad” ifadesini kullanmaktadır. Bir peygambere kimse “bilici” olamaz, ancak peygamberler diğer insanlara “bilici” olur. Allah Davud’a bir mesaj iletmek istediğinde, bunu peygamberi Gad’a bildiriyor, Gad da Allah’tan aldığı mesajı Davud’a aktarıyor. Çünkü peygamber olan Gad’dır, Davud değil. Aşağıda sunacağımız Tevrat âyetlerini lütfen büyük bir dikkatle okuyunuz. İkisi arasındaki münasebet, bir peygamber (Gad) ile sahabesi (Davud) arasındaki münasebetten başka birşey değildir:

     “Ertesi sabah Davud uyandığında, Rabb Davud’un bilicisi Peygamber Gad’a şöyle dedi: ‘Gidip Davud’a de ki, ‘Rabb şöyle diyor: Önüne üç seçenek koyuyorum. Bunlardan birini seç de sana onu yapayım.’

     Gad Davud’a gidip durumu anlattı ve şöyle dedi: ‘Ülkende yedi yıl kıtlık mı olsun? Yoksa seni kovalayan düşmanlarının önünden üç ay kaçmak mı istersin? Ya da ülkende üç gün salgın hastalık mı olsun? Beni gönderen Tanrı’ya ne yanıt vereyim, şimdi iyice düşün.”

     Davud, ‘Sıkıntım büyük’ diye yanıtladı, ‘İnsan eline düşmektense, Rabb’in eline düşelim. Çünkü O’nun acıması büyüktür.’

     Bunun üzerine Rabb o sabahtan belirlenen zamana dek İsrail ülkesine salgın hastalık gönderdi. Dan’dan Be’er-Şeva’ya dek halktan yetmişbin kişi öldü. Melek Yeruşalim’i yok etmek için elini uzatınca, Rabb göndereceği yıkımdan vazgeçti. Halkı yok eden meleğe, ‘Yeter artık, elini çek!’ dedi. Rabb’in meleği Yevuslu Aravna’nın harman yerinde duruyordu. Davud, halkı öldüren meleği görünce, Rabb’e, ‘Günah işleyen benim, ben suç işledim’ dedi, ‘Bu koyunlar ne yaptı ki? Ne olur beni ve babamın soyunu cezalandır.’

     O gün Gad Davud’a gitti. Ona, ‘Gidip Yevuslu Aravna’nın harman yerinde Rabb’e bir sunak kur’ dedi. Davud Gad’ın sözü uyarınca Rabb’in buyurduğu gibi gitti.” (1531)

     Diğer bir husus, “Zebur” konusunda Yahudîler / Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki inanç ayrılığı ve düşünce farklılığıdır.

     Yahudîler’in kutsal kitabı Tevrat’ın (Tanah’ın) “Ketuvim” kısmında bulunan bir bölümün ismi olan ve İbranice ismi “Tehillim” (תהילים) olan “Zebur”, Müslümanlar’ın inancına göre ayrı bir kutsal kitaptır.

     “Zebur” kelimesi Kur’ân’da bilhassa Davud’a nisbetle 3 âyette (1532), çoğul şekli olan “Zubur” ise 6 âyette (1533) geçer.

     Kur’ân-ı Kerîm’de Zebur’dan şu şekilde bahsedilir:

     “Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur verdik.” (1534)

     “Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud’a da Zebur verdik.” (1535)

     “Nisa” ve “İsra” sûrelerinde yer alan “Davud’a da Zebur’u verdik” ifadesiyle ilgili olarak büyük İslam âlimi Mazenderî tarihçi Taberî, kıraat âlimlerinin çoğunluğunun kelimeyi “Zebur isimli kitap” mânâsında (özel isim olarak) okuduğunu, ancak kıraat-i sebâ imamlarından Fars âlim Hamza bin Habib ya da tam adıyla Ebû İmare Hamza bin Habib bin Umare ez- Zaiyyat et- Teymî el- Kufî (699 – 773)’nin okuyuşuna tabi olan bir kısım Kufeli kurrânın ise aynı kelimenin “kitaplar ve yazılı sayfalar” anlamında (cins isim olarak) “Zubur” şeklindeki okunuşunu tercih ettiğini belirtmiştir. Taberî’ye göre; Musa’ya verilen kitaba “Tevrat”, İsa’ya verilene “İncil”, Muhammed’e verilene “Furqan” dendiği gibi Davud’a verilen kitaba da “Zebur” ismi verilmiş, bu sebeple Araplar arasında “Davud’un Zebur’u” tabiri kullanılmıştır. (1536) Taberî, Zebur’un Davud’a öğretilmiş dûâ, hamd ve övgü sözlerinden oluştuğunu, helâl ve haramla farz ve ceza bahislerini içermediğini söylemektedir. (1537)

     İslam tarihinin en büyük tarihçileri arasında gösterilen Arap tarihçi İbn-i Kesir ya da tam adıyla Ebû’l- Fidâ İmaduddîn İsmail bin Umer ibn-i Dawud ibn-i Kesir el- Qureşî el- Dimeşkî el- Busrewî (1301 – 73) de bu konuda Taberî ile aynı görüştedir. (1538)

     Aynı şekilde Endülüslü ünlü Berberî muhaddis, müfessir, fakih, dilbilimci ve kıraat âlimi Kurtubî ya da tam adıyla Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed bin Ebibekr bin Farac el- Ensarî el- Hazrecî el- Endelusî el- Kurtubî (1214 – 73) de, Davud’a nisbet edilen Zebur’un ahkâm ve helâl – haram konularını içermeyen bir hikmet ve öğüt kitabı olduğunu ve 150 sûreden meydana geldiğini bildirmiştir. Yine Kurtubî’nin iddiâsına göre kelimenin aslı “sağlamlaştırma” (tevsîk) mânasındadır; bağlantısının kuvvetli oluşu dolayısıyla Davud’un kitabına “Zebur” ismi verilmiştir. Davud, Zebur’u okuduğunda güzel sesini duyan herkes, insanlar, cinler, kurt, kuş bütün hayvanlar etrafında toplanırdı. (1539)

     İslam âlimleri tarafından, Davud’un Zebur’u 70 ayrı makamda okuduğu, bu esnada İsrailoğulları’nın âlimlerinin, halkın, cinlerin ve şeytanların gelip sıralar halinde arkasında durduğu, yabanî ve yırtıcı hayvanların O’nun yakınına kadar geldiği, kuşların O’na gölge yaptığı, hatta o sırada suların akmayı ve rüzgârın esmeyi kestiği rivayet edilmiştir. (1540) Benzer betimlemeler, bizzat Kur’ân’da da mevcuttur. (1541)

     “Enbiyâ” sûresinde geçen, “Zikirden sonra Zebur’da yazdık ki yeryüzüne sâlih kullarım mirasçı olacaktır” meâlindeki âyette (1542), Zebur ve “zikr” kelimeleriyle ilgili İslam âlimleri tarafından farklı yorumlar yapılmıştır. Söylediklerine göre; “Zebur”, Allah tarafından peygamberlere indirilen bütün kutsal kitaplar, Tevrat, İncil ve Kur’ân veya sadece Kur’ân yahut Musa’dan sonraki peygamberlere indirilen kitaplar veya Davud’un Zebur’u şeklinde, “zikr” ise içinde herşeyin yazılı olduğu, semâda Allah katında bulunan kitapların aslı yani ilk kitap, levh-i mahfûz, ilim veya Tevrat, Musa’nın Tevrat’ı olarak anlaşılmalıdır. (1543)

     Bununla birlikte, ilgili âyete, “imân ve itaat üzere olanların Cennet yurduna hak kazanması” anlamını vermenin yanısıra genellikle son ümmet olan Hz. Muhammed ümmetini müjdeleyen bir ifade şeklinde, ayrıca İsrailoğulları’nın kutsal topraklara yerleşmesi şeklinde yorumlamalar da yapılmıştır. (1544)

     Öte yandan İslam kaynaklarında hadis olduğu rivayet edilen, “Hikmetin başı Allah korkusudur” sözünün (1545) aynısı “Mezmurlar”da da geçmektedir. (1546)

     İslam âlimlerine göre “Zebur” kelimesinin kökeni “yazmak” anlamındaki “zebr” mastarıdır. (1547) “Zebr”, “akıl, düşünce; yazı, taşa nakşetme” gibi mânâlara gelmekte; “zibr” (çoğulu “zubur”) ve “Zebur” ise “yazılı metin, kitap” anlamı taşımaktadır. (1548) “Zebur” ismi herhangi bir kitabı, genellikle de hikmetli sözlere hasredilmiş, şer’î hüküm içermeyen kitapları ve bilhassa Davud’a “indirilen” kutsal kitabı ifade etmek için kullanılmıştır. (1549) Bir başka görüşe göre ise, yazısı ağır olan kitaplarla kutsal kitaplar içinde anlaşılması güç olanlar “Zebur” diye adlandırılmıştır. (1550)

     Kimi Batılı araştırmacılar, Arapça’daki “Zebur” kelimesinin “zebr” ile bağlantılı olmakla birlikte, “Mezmurlar” (Psalter) için kullanılan Yahudî veya Hristiyan kaynaklı bir kelimenin bozulmuş hali olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu Batılı araştırmacılar ayrıca bazı Şarkiyatçılar tarafından öne sürülen, kelimenin İbranice’de “melodi, şarkı, övgü” anlamlarına gelen “zimra”, Aramice’de “mizmor”, Süryanî ve Etiyopya dillerinde “mazmour” veya – fazla kabul görmese de – İbranice’de “kitap” anlamına gelen “sefer” kelimelerinin bozulmuş şekli olduğu tezlerine karşı, gerek “zebere” fiilinin gerekse “Zebur” kelimesinin İslamöncesi dönemde eski Arap şiirinde “yazı” mânâsında yaygın kullanıma sahip olmasının, bu kelimenin “mazmor” (mizmor) ve dolayısıyla “zimra” kelimesine dayandığı görüşünü zayıf bir ihtimal haline getirdiğini belirtmişlerdir. (1551)

     İbranice’de “Tehillim” (תהילים) veya “Mizmor” (רמזמו), Arapça’da “Zebur” (زبور) veya “Sefer’el- Mezmur” (سفر المزامير), Yunanca’da “Psalmós” (Ψαλμός) olarak anılan Zebur, ayrı bir kutsal kitap olmayıp, Tevrat (Tanah)’ın bölümlerinden biridir, Tevrat’ın sonundaki şiirlerdir.

     Bu şiirler, bırakın Tanrı kelamı olmasını, peygamber kelamı dahi değildirler. İnsanların yazdıkları kahramanlık şiirleri ve ilahîlerdir. Toplam 150 şiirden oluşur. (1552)

     “Kudüs Talmudu”, bu şiirlerin sayısını 150 değil, 147 olarak verir. (1553)

     Zebur’daki şiirler, Yahudî kâhinler ve şairler tarafından çoğunluğu M. Ö. 560 yıllarında yazılmaya başlanmış (1554) ve M. Ö. 150 yılında tamamlanmış (1555) ilahî formundaki kahramanlık ve övgü şiirleridir. Bilimsel ve arkeolojik çalışmalar, Zebur’un İkinci Tapınak (Beyt HaMikdaş HaŞeni) döneminde, yani M. Ö. 516 – M. Ö. 70 yılları arasında tek bir koleksiyona dönüştürüldüğünü ortaya çıkarmıştır. (1556)

     Bu kahramanlık ve övgü şiirleri, M. Ö. 1010 – M. Ö. 970 yılları arasında İsrail Krallığı yapmış olan Kral Davud (Müslümanlar’ın peygamber kabul ettiği Hz. Davud) için ve M. Ö. 970 – M. Ö. 931 yılları arasında İsrail Krallığı yapmış olan oğlu Kral Süleyman (Müslümanlar’ın peygamber kabul ettiği Hz. Süleyman) için yazılmış şiirlerdir. (1557)

     Bu şiirler, M. Ö. 6. yy – M. Ö. 2. yy arasında yazılmış şiirlerdir ve bunlar yazılırken Davud da oğlu Süleyman da çoktan ölmüş, Hakk’ın râhmetine kavuşmuşlardır. Tıpkı Tevrat yazılırken Musa’nın çoktan ölmüş ve Hakk’ın râhmetine kavuşmuş olduğu gibi (ki Tevrat’ta Musa’nın ölümü ve cenaze töreni anlatılır), tıpkı İncil yazılırken İsa’nın çoktan ölmüş ve Hakk’ın râhmetine kavuşmuş olduğu gibi.

     Zebur’daki şiirlerin (mezmurların) üçte ikisinin başlangıç cümlesinde kime ithaf edildikleri belirtilmiştir. Bunların 73’ü Davud’a (bunların 13’ü Kral’ın yaşamındaki olaylarla ilgilidir) (1558), 18’i oğlu Süleyman’a (1559), 12’si Asaf’a (1560), 11’i Korah (Karun)’a (1561), 1’i Ethan’a (1562), 1’i Hâmân’a (1563), 24’ü de ibadet sırasında çalgı çalmakla görevli olan Levililer’e (1564) atfedilmiştir. Sözkonusu başlangıç cümlelerinde çoğunlukla mezmur, meselâ “Mizmor le David” (Davud’un mezmuru), “şir” (şarkı) ve “Rabb’i övün” mânâsında “Halleluyah” gibi ifadeler kullanılmakta, daha seyrek olarak “tefila” (dûâ) vb. İbranice kelimeler bulunmaktadır. (1565)

     Zebur, beş bölüme ayrılmıştır. Bunun sebebi, teolog ve araştırmacıların yorumuna göre, Tevrat’ın beş bölümden oluşmuş yapısını taklit etmek için Zebur editörleri tarafından yapılan redaksiyonun bir sonucudur. (1566)

     Zebur’un bölümleri şunlardır:

    ● 1. Bölüm: 1. – 41. mezmurlar (1567)

    ● 2. Bölüm: 42. – 72. mezmurlar (1568)

    ● 3. Bölüm: 73. – 89. mezmurlar (1569)

    ● 4. Bölüm: 90. – 106. mezmurlar (1570)

    ● 5. Bölüm: 107. – 150. mezmurlar (1571)

     Mezmurlardan bazıları Hacc şarkıları (1572), bazıları tarihî olayları anlatan şiirler (1573), bazıları yaratılışı anlatan şiirler (1574), bazıları Mısır’dan Çıkış’ı anlatan ve Fısıh Bayramı üzerine yazılmış şiirler (1575), bazıları kurtuluş ve bağımsızlık üzerine yazılmış şiirler (1576), bazıları Tanrı’nın Krallığı’na vurgu yapan şiirler (1577), bazıları kraliyet şiirleri (1578), bazıları Elohistik şiirler (1579), bazıları Kudüs (Yeruşalayim) üzerine yazılmış şiirler (1580), bazıları tevbe şiirleri (1581), bazıları şükran şiirleri (1582), hatta bazıları da akrostij şiirlerdir (1583).

     Gördüğünüz gibi Zebur, ayrı bir kitap değil, Tevrat (Tanah)’ın bir bölümüdür ve Tevrat (Tanah)’ın sonundaki şiirlerdir. Allah tarafından gönderilmiş bir kitap hiç değildir. Zebur, bırakın Allah kelamı olmasını, peygamber kelamı bile değildirler. Bunlar bir toplumun içinde, sizin benim gibi insanların yazdıkları şiirlerdir. Ulusal (millî) temalı şiirlerdir. Ve üstelik Musa’dan binlerce, Davud ve Süleyman’dan yüzlerce yıl sonra yazılmıştır, bu şiirler.

     Bir milletin / ulusun içindeki şairlerin millî / ulusal temalı şiirler yazması, yaşadığımız gezegende sadece Yahudî toplumuna özgü ve yalnızca onların yaptığı bir şey de değildir. Dünya üzerinde ne kadar millet yaşamışsa, dünya üzerinde ne kadar ulus varsa, hepsinde de bu yapılmıştır. Türk toplumu içinde de şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar. Kürt toplumu içinde de şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar. Fars toplumu içinde de şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar. Arap toplumu içinde de şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar. Alman toplumu içinde de şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar. İsveç toplumu içinde de şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar. Rus toplumu içinde de şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar. Japon toplumu içinde de şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar. Dünyadaki her toplumda şairler vardır ve bunlar binlerce yıldır millî / ulusal temalı şiirler yazmışlardır ve halen de yazıyorlar.

     Mezmurlar geleneksel Yahudî ibadetinde kullanılır. “Şaxarit” olarak adlandırılan sabah namazında özellikle bu şiirler okunur. Günde üç kez okunur. Ayrıca bayram günlerinde de okunur. Bir Yahudî öldüğünde, vücûdun üzerinde bir saat tutulur ve mezar hizmetine kadar güneş veya mum ışığı ile sürekli olarak Zebur şiirleri okunur. Birçok Yahudî, Zebur’u haftalık veya aylık olarak tamamlar.

     Zebur’un okunması, Yahudî geleneğinde Tanrı’nın lehine bir araç olarak görülmektedir. Bu nedenle, genellikle yoksulluk, hastalık veya fiziksel tehlike gibi sıkıntılı zamanlarda, birçok sinagogda, hatta İsrail Devleti’nin güvenliğine yönelik hizmetlerden sonra Zebur okunmaktadır.

     Musevî dînî metinlerinden biri olup Tevrat’ın 613 emrini sistematik olarak tartışan / etüd eden ve 13. yy’da Endülüs’te (günümüzde İspanya) anonim olarak yayınlanan “Eğitim Kitabı” veya İbranice orijinal adıyla “Sefer ha-Xinux” (החינוך ספר), bu uygulamanın herhangi bir iyilik veya çıkar elde etmek için değil, Tanrı’ya olan inancı kişinin bilincine aşılamak için tasarlandığını kaydetmektedir. (1584)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Bu açıklamaları yaptıktan sonra, şimdi kadın peygamber Abigail’in – ve aynı anda kocası Davud’un – yaşamını ve mücadelesini anlatmaya başlayabiliriz…

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(1487): Bkz. Elinizdeki bu kitabın “Hz. Sara (as)” bölümü

(1488): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 92

(1489): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 330, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(1490): Tevrat, Tekvin, 12:11 – 20

(1491): Tevrat, Tekvin, 12:14 – 15

(1492): Talmud, Megillah 14 a

(1493): Talmud, Baba Batra 58 a

(1494): Tevrat, I. Samuel, 25:3

(1495): Talmud, Megillah 15 a

(1496): Talmud, Megillah 14 a

(1497): Catholic Biblical Quarterly, “1 Samuel 25 as Literature and History”, Jon Douglas Levenson, sayı 40, s. 20, Catholic Biblical Association of America, Washington 1978

(1498): Tevrat, I. Samuel, 25:3

(1499): Tevrat, I. Samuel, 16:1 – 13; 23:16 – 17; 28:16 – 17; II. Samuel, 2:1 – 11; 8:1 – 8 ve I. Tarihler, 18:1 – 8 / İncil, Yuhanna, 7:40 – 43; Romalılar, 1:3 ve II. Timoteos, 2:8

(1500): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 251; Nisa 163; Maide 78; En’âm 84; İsra 55; Enbiya 78 – 79 ve 105; Sebe 10 ve Sâd 17 – 19

(1501): Tevrat, I. Samuel, 25:39 – 42

(1502): Tevrat, I. Samuel, 25:43

(1503): Tevrat, I. Samuel, 18:27

(1504): Tevrat, I. Samuel, 25:43 ve 27:3

(1505): Tevrat, II. Samuel, 5:13

(1506): Cengiz Duman, Kur’an Tefsirlerindeki Hz. Davud’a Yönelik Zina ve Adam Öldürttürme İfti, Haksöz Haber, 6 Haziran 2011

(1507): Estreya Seval Vali, Yahudilik’in Kadın Peygamberleri – 6: Kral David’in Âşık Olduğu Avigail, Şalom Gazetesi, 2 Kasım 2011

(1508): Tevrat, I. Krallar, 11:3

(1509): Tevrat, II. Samuel, 3:2 – 5 ve I. Tarihler, 3:1 – 3

(1510): Tevrat, II. Samuel, 21:8

(1511): Tevrat, II. Samuel, 3:2 – 5 ve I. Tarihler, 3:1 – 3

(1512): Tevrat, II. Samuel, 3:3

(1513): Tevrat, I. Tarihler, 3:1

(1514): Augustine Calmet, Dictionary of the Holy Bible, cilt 1, s. 11, Londra 1847 / Carol L. Meyers – Toni Craven – Ross Shepard Kraemer, Women in Scripture: A Dictionary of Named and Unnamed Women in the Hebrew Bible, the Apocryphal / Deuterocanonical Books and the New Testament, “Abigail”, Adele Berlin, s. 43, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2000 / G. Johannes Botterweck – Helmer Ringgren, Theological Dictionary of the Old Testament, cilt 2, s. 469 – 471, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 1975 / Isebell Gauché, The A to Z of Names, “Abigail”, New Holland Publishing, Kap 2012

(1515): Wilhelm Gesenius, Hebräisches und Aramäisches Handwörterbuch über das Alte Testament, s. 480 – 481, Springer Verlag, Berlin & Göttingen & Heidelberg 1962 / Joseph Lozovyy, Saul, Doeg, Nabal and the “Son of Jesse”, s. 67, 73, 79 ve 157 – 158, T & T Clark Publishing, Londra & New York 2009 / Tremper Longman – David E. Garland, The Expositor’s Bible Commentary, cilt 3, 1 Samuel 2 Kings, s. 247, Zondervan Publishing, Grand Rapids 2010 / Tremper Longman III – Peter Enns, Dictionary of the Old Testament, s. 223 – 225, Inter Varsity Press Academic Publishing, Downers Grove & Nottingham 2008 / John Goldingay, 1 & 2 Samuel for Everyone, s. 102 – 103, Westminster John Knox Press, Louisville 2011 / John MacArthur, Bible Commentary, s. 321, 339 – 341 ve 346, Thomas Nelson Publishing, Nashville & Dallas & Ciudad de México & Rio de Janeiro 2005

(1516): Tevrat, I. Samuel, 25:3 – 39

(1517): Buharî, Mecazî 2, 7, 8, 10 ve 12 / Waqidî, El- Mecazî, cilt 1, s. 9, 29 – 46 ve 64 – 71 / Belazurî, Ensab, cilt 1, s. 124 – 133, 142, 158 – 160 ve 208 / Diyarbekrî, Tarih’ul- Xamis, cilt 1, s. 356 / Halimî, El- Minhac, cilt 2, s. 90 / Ziriklî, el- Âlâm, cilt 5, s. 87 / İbn-i Hazm, Cevâmi’us- Sîre, s. 53 – 54 ve 66 / İbn-i Habib, El- Muḥabber, s. 139 – 140, 160 – 161 ve 176 / İbn-i Saad, et- Tabaqat, cilt 1, s. 202 – 203, 209 ve 227 / İbn-i Esir, El- Kâmil, cilt 2, s. 56 – 73, 83, 101 – 106, 120 ve 129 / Taberî, Tarih, cilt 2, s. 323 – 325, 333 – 334, 370 – 379, 402 ve 437 – 444 / Şamî, Sûbûl’ul- Xwedâ we’r- Reşâd fî Siret-i Xeyr’il- İbâd, cilt 2, s. 551 – 552 ve cilt 4, s. 77 – 80, Kahire 1979 / İbn-i Hişam, Es- Sire, cilt 1, s. 273, 283, 315 – 320, 337 – 342 ve 370 – 383 ve cilt 2, s. 6, 16, 28 – 32, 118 – 132, 269 – 292, 321 ve 368, Kahire 1936 / İbn-i Kesir, El- Bidaye, cilt 3, s. 59 ve 287 – 288, Beyrut 1976

(1518): İbn-i Kuteybe, El- Maarif, s. 55 / Belazurî, Ensab, cilt 1, s. 90 – 96, 118 – 122, 130 – 131, 237 ve 401 / Ziriklî, el- Âlâm, cilt 3, s. 12 / İbn-i Hazm, Cevâmi’us- Sîre, s. 52 ve 64 / İbn-i Saad, et- Tabaqat, cilt 1, s. 93 ve 200 / Taberî, Tarih, cilt 2, s. 282 – 286, 319 – 320, 328, 336, 349, 430 ve 461 – 462 / İbn-i Hişam, Es- Sire, cilt 2, s. 57, 261 ve 301, Kahire 1936

(1519): Kur’ân-ı Kerîm, Tebbet 1

(1520): Tevrat, I. Samuel kitabının ikinci yarısı ile II. Samuel kitabının tamamı

(1521): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 251; Nisa 163; Maide 78; En’âm 84; İsra 55; Enbiya 78 – 79 ve 105; Sebe 10 ve Sâd 17 – 19

(1522): Wilhelm Gesenius – Samuel Prideaux Tregelles, Hebrew and Chaldee Lexicon to the Old Testament Scriptures, s. 191, Samuel Bagster and Sons Publishing, Londra 1846 / Sharon D. C. Rich, Unity – The Place of Commanded Blessing, s. 45, Xulon Press, Oxford 2008

(1523): Tevrat, I. Samuel, 16:1 – 13; 23:16 – 17; 28:16 – 17; II. Samuel, 2:1 – 11; 8:1 – 8 ve I. Tarihler, 18:1 – 8

(1524): İncil, Yuhanna, 7:40 – 43; Romalılar, 1:3 ve II. Timoteos, 2:8

(1525): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 251; Nisa 163; Maide 78; En’âm 84; İsra 55; Enbiya 78 – 79 ve 105; Sebe 10 ve Sâd 17 – 19

(1526): Talmud, Megillah 14 a

(1527): Kur’ân-ı Kerîm, En’âm 84

(1528): Tevrat, I. Samuel, 23:16 – 17

(1529): Tevrat, II. Samuel, 2:4

(1530): Tevrat, I. Samuel, 22:3 – 5

(1531): Tevrat, II. Samuel, 24:11 – 19

(1532): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 163; İsra 55; Enbiyâ 105

(1533): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 184; Nahl 44; Şuarâ 196; Fatr 25; Qamer 43 ve 52

(1534): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 163

(1535): Kur’ân-ı Kerîm, İsra 55

(1536): Taberî, Cami’ul- Beyan, cilt 7, s. 687 – 688, Riyad 2003

(1537): age, cilt 14, s. 626

(1538): İbni Kesir, Tefsîr’ul- Qur’ân’il- Âzim, cilt 4, s. 370

(1539): Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 7, s. 223, Kahire 1976

(1540): İbn-i Kesir, Qasas’ul- Enbiyâ, cilt 2, s. 251 – 252, Beyrut 1996 / Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 210, Kahire 1955

(1541): Kur’ân-ı Kerîm, Sâd 18 – 19

(1542): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 105

(1543): Fahreddîn er- Razî, Mefatih’ul- Ğayb, cilt 12, s. 229 – 230 / İbn-i Kesir, Tefsîr’ul- Qur’ân’il- Âzim, cilt 9, s. 457 / Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 14, s. 300 – 301, Kahire 1976 / Taberî, Cami’ul- Beyan, cilt 16, s. 431 – 434, Riyad 2003 / Zemahşerî, El- Keşşaf, cilt 2, s. 895, Kalküta 1276

(1544): İbn-i Kesir, age / Kurtubî, age / Taberî, age, s. 435 – 437 / Zemahşerî, age

(1545): Aclunî, Keşf’ul- Hafa, cilt 1, s. 507

(1546): Zebur, Mezmurlar, 111:10

(1547): Lisan’ul- Arab, “zbr” maddesi / Tac’ul- Arus, “zbr” maddesi / Fahreddîn er- Razî, Mefatih’ul- Ğayb, cilt 11, s. 109 / Taberî, Cami’ul- Beyan, cilt 7, s. 687, Riyad 2003

(1548): Lisan’ul- Arab, “zbr” maddesi / Tac’ul- Arus, “zbr” maddesi

(1549): Tac’ul- Arus, “zbr” maddesi / Rağıb el- İsfahanî, El- Müfredat, “zbr” maddesi

(1550): Rağıb el- İsfahanî, El- Müfredat, “zbr” maddesi

(1551): Arthur Jeffrey, The Foreign Vocabulary of the Qur’ān, s. 148 – 149, Baroda 1938

(1552): Tevrat, Zebur, “Mezmurlar”

(1553): Kudüs Talmudu, Sabbath 1, 15 c ve 16

(1554): Erich Zenger, Einleitung in das Alte Testament, s. 362, Kohlhammer Verlag, Stuttgart 2008

(1555): age, s. 366

(1556): Kevin Joseph Haley, “In The Midst Of The Congregation I Will Praise You” (Ps 22:23 B): The Reinterpretation of the Psalms of the Individual in Judaism and Christianity, A Dissertation Submitted to the Graduate School of the University of the Notre Dame in Partial Fulmillment of the Requirements for the Degree of Doctor of Philosophy, Graduate Program in Theology, Notre Dame – Indiana, Aralık 2012, https://pdfs.semanticscholar.org/7a74/b0479a58b227d8cb1f4f0656cc975c45c797.pdf

(1557): Adele Berlin – Marc Zvi Brettler – Michael A. Fishbane, The Jewish Study Bible, “Psalms”, s. 1282, Oxford University Press, Oxford 2004 / Adele Berlin – Maxine Grossman, Dictionary of the Jewish Religion, “Book of Psalms”, Lea Mazor, s. 589, Oxford University Press, Oxford 2011 / Michael David Coogan – Bruce Metzger, Companion to the Bible, “Psalms”, Roland E. Murphy, s. 626, Oxford University Press, Oxford 1993 / Michael David Coogan – Marc Zvi Brettler – Carol Ann Newsom, The New Oxford Annotated Bible with the Apocryphal/Deuterocanonical Books, “Psalms”, John S.  Kselman, s. 775, Oxford University Press, Oxford 2007

(1558): Zebur, Mezmurlar, 3 – 41, 51 – 72, 101 – 103, 108 – 110 ve 138 – 145

(1559): Zebur, Mezmurlar, 72:1 – 18

(1560): Zebur, Mezmurlar, 50 ve 73 – 83

(1561): Zebur, Mezmurlar, 42 – 49, 84 – 85 ve 87 – 88

(1562): Zebur, Mezmurlar, 89

(1563): Zebur, Mezmurlar, 88

(1564): Zebur, Mezmurlar, 50:1, 119:118 ve 135:20

(1565): Tevrat, Zebur, “Mezmurlar”

(1566): Hassell C. Bullock, Encountering the Book of Psalms: A Literary and Theological Introduction, s. 58, Baker Academic Publishing, Grand Rapids 2004

(1567): Zebur, Mezmurlar, 1 – 41

(1568): Zebur, Mezmurlar, 42 – 72

(1569): Zebur, Mezmurlar, 73 – 89

(1570): Zebur, Mezmurlar, 90 – 106

(1571): Zebur, Mezmurlar, 107 – 150

(1572): Zebur, Mezmurlar, 120 – 134

(1573): Zebur, Mezmurlar, 77 – 78, 105 – 106 ve 114

(1574): Zebur, Mezmurlar, 8, 19 a ve 104

(1575): Zebur, Mezmurlar, 113 – 118

(1576): Zebur, Mezmurlar, 136 ve 146 – 150

(1577): Zebur, Mezmurlar, 47 ve 93 – 100

(1578): Zebur, Mezmurlar, 2, 72, 89, 97 ve 110

(1579): Zebur, Mezmurlar, 42 – 83

(1580): Zebur, Mezmurlar, 46, 48, 76, 84 ve 87

(1581): Zebur, Mezmurlar, 6, 32, 38, 51, 102, 130 ve 143

(1582): Zebur, Mezmurlar, 7 – 10, 15, 24, 66, 118 ve 136

(1583): Zebur, Mezmurlar, 9 – 10, 25, 34, 37, 111, 112, 119 ve 145

(1584): Sefer ha-Chinuch, https://hebrewbooks.org/pdfpager.aspx?req=40631&st=%D7%97%D7%95%D7%91%D7%A8%20%D7%97%D7%91%D7%A8%20&pgnum=637&hilite=08237f9e-6332-4061-a63c-157a27ad0270

     SEDİYANİ HABER

     17 ŞUBAT 2020

Bir düş kurdum, tan vakti kalkarken sahura
coğrafyalar bağrına sakladı gecenin karanlığıyla paylaştığım sırlarımı
yağan yağmur altında ıslandılar senin için biriktirdiğim sevgi sözcükleri
çocukların iki memesi arasında yaprak açtılar toprağa diktiğim fidanlar
üç karınca birden paylaşıyordu yeşil bir yaprağın üzerindeki tek damla suyu
yıldızlar yol gösteriyordu Herkül’ün direklerinin arasına yelken açan gemilere
bir meyvâ kopardım kader ağacının henüz olgunlaşmamış dalından
kalabalıklar gösteri yapıyordu geceleri üşüdüğüm şehirlerin meydanlarında
korkmuyordum ama artık ben, sen vardın diye
yirmidokuz ülke, altı kitap ve on cilt seyahatname yükleyerek sırtıma
yüksek bir dağın zirvesine çıkmaya çalıştım
ben yürüdükçe daha da büyüyordu sanki koca dağ
ben yükseldikçe uzaklaşıyordu zirvesi benden
bir dağ ki, heybetli mi heybetli
bir dağ ki, aman da aman, büyük mü büyük
bir yamacı Kafkasya, hüzün ve gözyaşı taşır Adiğe sürgününe
bir yamacı Trakya, sevdâ türküleri taşır Tuna boyundaki kavimlerin diline
bir yamacı Kapadokya, günışığı ve gökmavisi taşır ellibin kişilik yeraltı şehirlerine
bir yamacı Mezopotamya, sesli harfler taşır köylerin haritadan silinen isimlerine
korkmuyordum ama artık, çünkü sen vardın
ne Kartaca takmıştım ne de Kommagenê
gönül kapımı açtım sana, Bab’el- Mendeb gibi
kollarımı açtım sana, ey Fenike kızı Yelizabel
gel sarıl bana
sağ kolum bilim, sol kolum sanat
bunlarla besleyeceğim seni
ve bu ikisinden başka da hiçbir şey vaad etmiyorum sana.
 
(“Fenike Kızı Yelizabel” şiirinden, İbrahim Sediyani)
* * * 
932 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir