Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 15

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

El que con ropa ajena se viste, en la calle lo desvisten.

(Başkalarının kıyafetini giydiren, onu sokakta soyar.)

Arjantin atasözü

     Arjantin’in başkenti Buenos Aires’in gözde sanat merkezlerinden biri ve kısa adı MAMBA olan Buenos Aires Modern Sanatlar Müzesi (İsp. Museo de Arte Moderno de Buenos Aires)’ni gezdikten sonra, müze binasından dışarı çıkıyoruz ve şehir sokaklarında yürümeye devam ediyoruz.

     Müzenin hemen yan sokağı olan Rincón Caddesi’nde pazar kurulmuş. Gezi arkadaşım sevgili Yaşar Gülen ile birlikte sokağa girip biraz pazara bakıyoruz. Neler satıyorlar, halk ne tür ürünleri alıyor, öylesine gözlemliyoruz. Sonra geri dönüp tekrar San Juan Caddesi (Avenida de San Juan)’ne çıkıyoruz.

     San Juan Caddesi’nde yürümeye başlıyoruz… Sol tarafımızda bulunan Santa Lucia Hastanesi (İsp. Hospital de Santa Lucía)’nin, daha sonra sağ tarafımızda bulunan Güneyin Büyük Eczanesi (İsp. Gran Farmacia del Sud)’nin önünden geçiyoruz. Biraz daha yürüyünce, yolumuzun sağ tarafında karşımıza Buenos Aires Üniversitesi Residansı (İsp. Residencia Universitaria en Buenos Aires) binası çıkıyor. Onun da biraz ötesinde kısa adı BNA olan Arjantin Millet Bankası (İsp. Banco de la Nación Argentina) bulunuyor. (Arjantin Millet Bankası hakkında geniş bilgi için bkz. Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 10)

     Devam ediyoruz yürümeye…

     Biraz sonra Alfonsina Storni Meydanı (İsp. Plaza de Alfonsina Storni)’na varıyoruz. Yolumuzun sağ tarafındaki bu parkın hemen yanında da Lola Mora Parkı (İsp. Plaza de Lola Mora) var. İki güzel park, yanyana…

     Oldukça işlek olan ve karşılıklı dizilmiş farklı işyerlerinin arasından yürüdüğümüz yol boyunca, karşımıza sürekli olarak birbirinden güzel parklar, anıtlar, heykeller, önemli kurum ve kuruluşların merkez binaları çıkıyor. Ama sadece bu da değil. Özellikle “bizim kültürden gelenlerin” durup bakmadan geçmeyeceği dükkânlar da var. Örneğin, sadece bugün iki defa karşımıza çıkan “döner dükkânları”…

     Evet, Arjantin’de, Buenos Aires’de döner görmek, bizim için hoş bir sürpriz olmuştu.

     Örneğin bunlardan biri, “Al Wasim” (El- Wasim) isimli bir döner dükkânı oldukça ilgimizi çekiyor. Dükkânın üzerinde “Al Wasim – Comidas y Dulces Arabes” yazıyor. Yani, “El- Wasim – Arap Yemekleri ve Tatlıları”.

     Bendeniz araştırmacı, gazeteci, yazar, şair, edebiyatçı, seyyah, Müslüman aydın, Kürt aydını, filozof, düşünür ve antik tarih uzmanı olmanın yanında aynı zamanda dönerci olduğum için, hemen içeri giriyoruz…

     İçeride menüyü inceliyor ve dükkân sahipleri ile tanışıyoruz. Menü oldukça zengin. Almanya ve İsviçre’deki dönercilerde bulunan döner, lahmacun, dürüm, felafel, baklava gibi lezzetleri burada da bulabilirsiniz. Fakat aynı lezzet var mıdır, bundan emin değiliz doğrusu.

     – Abi ne yapıyoruz?, diye soruyor Yaşar.

     – Hast du hunger? (Aç mısın?)

     – Ja-in. 🙂 (Ha-vet. 🙂 )

     – İstersen hafif bir atıştırma yapalım, birer ekmek arası alalım.

     – Olur abi, merak ettim hele dönerleri nasıl…

     – Tamam.

     – Hem Arjantin’de döner yemiş oluruz, bu da bir güzelliktir. 🙂 🙂

     – 🙂 🙂

     İki tane ekmek arası döner istiyoruz. Yanında da iki şişe cola. Onları alıp yukarıya, tepsiyle üst kata çıkıyoruz.

     Dükkân iki katlı. Hem alt katta, satışın olduğu yerde masalar varken, üst kat ise tamamen masalardan ibaret. Oraya daha çok aileli müşteriler çıkıp oturuyor.

     Üst kat neredeyse boştu. Sadece masalardan birinde bir kadın oturmuş yemek yiyordu. Biz de geçip masalardan birine oturuyoruz.

     Dönerlerimizi yemeye başlıyoruz. Fena değilmiş hani. Lezzet olarak iyi.

     Ötemizdeki masalardan birinde tek başına oturmuş yemek yiyen kadın ile bir şekilde tanışmanın yolunu buluyoruz. Masadan masaya sohbet ediyoruz.

     Kadın Arjantinli değil, Venezuelalı imiş. Bunu öğrenince seviniyoruz ve başlıyoruz kadınla Venezuela hakkında sohbet etmeye…

     Bir de bu Venezuela’nın kadınları hep mi böyle güzel olur, arkadaş?

     Sohbet etmesine etmeye çalışıyoruz da, bu da o kadar kolay değil. Çünkü biz İspanyolca bilmiyoruz, kadın da ne Almanca ve İngilizce biliyor, ne de Kürtçe ve Türkçe.

     Fakat bildiğimiz çat pat İspanyolca’yla duygularımızı ifade etmeyi yine de başarıyoruz. “Hugo Chávez es un hombre muy amable” (Hugo Chávez çok güzel adamdır), “Nicolas Maduro es el hombre hermoso” (Nicolas Maduro güzel adam), “Venezuela es un país revolucionario, nos encanta” (Venezuela devrimci ülke, çok seviyoruz), “América es el diablo” (Amerika şeytandır), “Abajo los imperialistas” (Kahrolsun emperyalistler) gibi şeyler söylüyoruz.

     Kadın gülüyor. Bizi anlıyor ve mutlu oluyor. Venezuelalılar’dan daha fazla Venezuelacılık yapan yabancı birilerini görünce, şaşırıyor o da.

     Yemeklerimizi hızlıca bitirdikten sonra, Venezuelalı kadına “Adios” (Hoşçakalın) deyip alt kata iniyoruz. İçten bir tebessümle karşılık veriyor o da.

     Alt katta, dükkân sahipleri ile tanışıp biraz konuşuyoruz.

     Lübnanlı bir adam ile Kübalı olan karısı işletiyor, bu dükkânı. Adam dükkânda değildi, sadece hanımı ordaydı. Kendisiyle tanışıp kısa bir sohbetten sonra “Buen trabajo” (Hayırlı işler) dileyip ayrılıyoruz ordan.

     Avenida de San Juan (San Juan Caddesi) üzerindeki yürüyüşümüze devam ediyoruz…

     Biraz sonra dünyaca meşhur 9 Temmuz Caddesi (İsp. Avenida 9 de Julio) üzerinden karşıya geçiyoruz. 9 Temmuz Caddesi, dünyanın en geniş 2. caddesi ve dile kolay, tam 14 şeritli. (Dünyanın en geniş 2. caddesi olan 9 Temmuz Caddesi hakkında geniş bilgi için bkz. Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 6)

     14 şeridi bulunan 9 Temmuz Caddesi’nde karşıdan karşıya geçince, San Juan Caddesi devam ediyor…

     Karşıya geçer geçmez, San Telmo semtine girmiş bulunuyoruz ve yolun sol tarafında kısa adı UAI olan Amerika Kıtası Çapındaki Açık Üniversite (İsp. Universidad Abierta Interamericana) binası karşılıyor bizi.

     Uzunca bir süre yürüdükten sonra, üzerinde bulunduğumuz San Juan Caddesi’nin Paseo Colón Caddesi (İsp. Avenida Paseo Colón) ile kesiştiği noktada San Juan Caddesi’ni terkediyoruz ve sağa doğru dönüp Paseo Colón Caddesi üzerinde güneye doğru yürümeye başlıyoruz.

     Bu yol üzerinde birkaç dakika yürüyünce, karşımıza güzel bir park çıkıyor: Lezama Parkı (İsp. Parque Lezama)…

     Buenos Aires şehrinin güzide mekânlarından biri, burası.

     San Telmo mahallesinde bulunan bir kamu parkı olan Lezama Parkı, kuzeyindeki Barracas semti ile güneyindeki – bizim yürüyerek gitmeye çalıştığımız – La Boca semtinin arasında yer alıyor.

     Ağaçlarla kaplı caddeleri, Martín García ve Poseo Colón caddelerine doğru uzanan dağ geçidi, içinde barındırdığı bir amfi tiyatrosu ile karakteristik bir özelliğe sahiptir. Arazisi üzerinde ayrıca Ulusal Tarih Müzesi (İsp. Museo Histórico Nacional) bulunuyor.

     Arjantinli tarihçiler, parkın doğu kısmındaki geçidin, Buenos Aires şehrinin ilk kurucusu olarak kabul edilen İspanyol sömürgeci (onlar “kâşif” diyorlar) Pedro de Mendoza y Luján (1487 – 1537)’ın 1536 tarihinde Buenos Aires’e ilk indiği nokta olduğuna inanıyorlar. Bu, Mendoza’nın başarısız olan ilk denemesiydi. Bu nokta, “Punta de Buenos Aires” olarak anılır. Bu ilkel yerleşim ve konumu, Arjantin’de tarihçiler ve arkeologlar arasında tartışma konusu olan bir mıntıkadır.

     Parkın bugün kapladığı arazi, 1580 yılında Basklı komutan ve işgalci (onlar “fatih” anlamında “conquistador” diyorlar) Juan de Garay (1528 – 83) tarafından Perulu komutan Alonso de Vera y Aragón el Tupí (1555 – 1611)’ye dağıtıldı ve her zaman merkezî şehir düzeninin dışında kaldı.

     O dönemki popüler ismi “Punta de Santa Catalina” olan arazi, 1739 yılında Arjantinli kadın çiftçi María Bazurco (? – ?) tarafından satın alındı. Mevcut parkın bir kısmı, 18. yy’ın sonlarına doğru köle satıcısı olan bir Filipinler şirketi tarafından kullanıldı. 1802 yılında da İspanyol asıllı çiftçi Manuel Gallego y Valcárcel (1754 – 1808) araziyi satın aldı.

     1808 yılında arazinin sahibi Manuel Gallego y Valcárcel ölünce, 1812 yılında yapılan bir “açık arttırma” ile İrlandalı tüccar Daniel Mackinlay (1772 – 1853) araziyi satın aldı. Mackinlay, parkı “La Residencia” olarak adlandırdı.

     Arazinin yeni sahibi, 1846 yılında İngiliz jenealog Charles Ridgley Horne (1800 – 84) oldu. Horne, mülkü geliştirip genişleterek arsanın batı kenarında barok bir konak inşâ etti. Bu konak, bugün “Calle Defensa” adıyla anılır. Arazinin sahibi İngiliz Charles Ridgley Horne, dönemin Buenos Aires Valisi Juan Manuel José Domingo Ortiz de Rozas y López de Osornio (1793 – 1877) ile yakın bir ittifak kurmuş, O’nunla çok iyi dost olmuştu (tipik İngiliz kurnazlığı). Ancak 1852 yılında Buenos Aires Valisi Juan Manuel de Rosas görevden alınınca arazi sahibi ve yakın dostu Charles Ridgley Horne sürgüne gönderildi ve Uruguay’a kaçmak zorunda kaldı, Montevideo’ya yerleşti.

     19. yy’da yaşamış olan dünyaca ünlü Arjantinli tarihçi İbrahímos Sediyanás, bu hadiseyi naklederken, “İktidardakilere yardakçılık yapıp yanaşanlar ve bu şekilde mal mülk edinenler, muhakkak bir gün gelecek, biriktirdikleri servetlerini de bırakarak artlarına bakmadan ülkeden kaçmak zorunda kalacaklardır” tespitinde bulunmaktadır.

     Bu olaydan beş yıl sonra, 1857 yılında arazi, Arjantinli tüccar, toprak sahibi ve politikacı José Gregorio de Lezama y Quiñones (1802 – 89)’e satıldı. Ki Lezama Parkı, halen O’nun adını taşır.

     Lezama konağı yeniden şekillendirdi, parkı süsledi ve botanik peyzajının büyük bir hayranı olduğu için, Belçikalı peyzaj tasarımcısı Charles Vereecke (? – ?)’yi görevlendirerek, parkı özel bir botanik parkına dönüştürdü. Bahçeye tipuana ve jakaranda ağaçları dikildi.

     Çiftçi Lezama’nın 1889’daki ölümünden sonra, dul eşi Angela de Álzaga (? – ?), sekiz hektarlık (yirmi dönümlük) parkı 1894 yılında 1, 5 milyon Dolar’a şehir belediyesine satmış, ancak vefat eden kocasını anmak için parka O’nun adını vermiştir. Böylece park “Lezama Parkı” ismini almıştır ki halen ismi budur.

     1896 yılında onlarca yıldır Buenos Aires Belediyesi için çalışan Fransız peyzaj tasarımcısı Jules Charles Thays (1849 – 1934), parkın yeni müdürü oldu. O’nun direktörülüğünde parkın tasarımı yeniden gerçekleştirildi, yeni yapılar ve düzenlemeler yapıldı, bahçe genişletildi.

    Calle Defensa’daki villa, 1897’de Ulusal Tarih Müzesi (İsp. Museo Histórico Nacional)’ne dönüştürüldü. Ki bu tarih müzesinin odalarında, 1950 yılına kadar Arjantin tarihiyle ilgili 50.000’den fazla eser sergilenmiştir.

     1900 yılında Brezilya ve Balcarce caddelerinin kesiştiği noktada değirmen şeklinde bir restoran inşâ edildi.

     1904 yılında parkın içinde bir gül bahçesi (gülistan) ve bir de heykel bahçesi kuruldu.

     1908 yılında parkın içinde çocuk istasyonu olan bir tren, açık bir tiyatro, gondollu bir göl, bir laktaryum ve bir paten pisti oluşturuldu. Ayrıca binicilik okulu açılarak bir de sirk kuruldu.

     1914 yılında gölün yerini önce ahşap ayakları olan bir açık hava amfi tiyatrosu, sonra da parke taşı çimento tesisatları aldı.

     1931 yılında parkı çevreleyen ve Lezama zamanının mirası olan çit, Buenos Aires Belediye Başkanı José Guerrico (? – ?)’nun emriyle yıkıldı ve böylece park kalıcı olarak halka açıldı.

     Parkı sizlere anlatmaya başlarken söylediğimiz üzere, Arjantinli tarihçiler, parkın bulunduğu mıntıkanın, Buenos Aires şehrinin ilk kurucusu olarak kabul edilen İspanyol sömürgeci (onlar “kâşif” diyorlar) Pedro de Mendoza’nın 1536 tarihinde Buenos Aires’e ilk indiği nokta olduğuna inanıyorlar. 1937 yılında, başka bir ifadeyle 1537’de ölmüş olan Mendoza’nın ölümünün 400. yıldönümünde, parkın girişine Pedro de Mendoza’nın bir heykeli dikildi.

     Bizim şu anda önünde bulunduğumuz ve hatırâ fotoğrafı çektirdiğimiz Mendoza heykeli, Arjantinli heykeltraş Juan Carlos Oliva Navarro (1888 – 1951)’nun eseridir ve 23 Haziran 1937 tarihinde, başka bir ifadeyle 23 Haziran 1537’de ölmüş olan Mendoza’nın ölümünün 400. yıldönümünde dikilmiştir.

     Anıt, Guadalquivir Nehri’ni ve keşiflerin başladığı ve bittiği Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’i simgeleyen iki dökümlü kare bir çeşme tarafından oluşturulmuştur. Mendoza heykelinin önünde yerli bir figürü temsil eden kısmalarla mermer kaplı bir duvar vardır. Kısmalardan birinde, seferin tüm üyelerinin isimleri kazınmıştır. Pedro de Mendoza, toprakları ele geçirmenin bir sembolü olarak, kılıcı yere çiviliyor gibi görünüyor.

      1931’den beri halka açık olan park, 1990’ların sonlarına doğru, Buenos Aires’teki kamusal alanların özellikle geceleri uğradığı saldırılar, güvenlik sorunları ve artan vandalizm nedeniyle yeniden halka kapatılmıştır.

     Biri 1999 yılında, biri de 2003 yılında olmak üzere Buenos Aires Belediyesi tarafından parkta iki ayrı restorasyon çalışması yapılmıştır. Belediye Başkanı Aníbal Ibarra (1958 – halen hayatta) tarafından gerçekleştirilen bu restorasyon çalışmalarında, parka üç hamam, iki futbol sahası, yeni sepetler ve banklar, daha fazla ışık, amfitiyatrodaki fenerler, yeni ekilen 20.000 m² çim ve çitler dahil edildi.

     Bir restorasyon çalışması da 2008 yılında yapıldı. Belediye Başkanı Mauricio Macri (1959 – halen hayatta) tarafından gerçekleştirilen bu restorasyon çalışmalarında tüm iç katmanlar ve çevre yolları yenilendi.

     Buenos Aires şehrinin güzide mekânlarından biri olan Lezama Parkı (İsp. Parque Lezama)’nda halen geleneksel olarak her haftasonu iki ayrı fuar düzenleniyor. Kermes türü bu fuarlarda el sanatları, tasarımcı kıyafetleri ve diğer süs eşyaları sergilenip satışa sunuluyor.

    Parque Lezama (Lezama Parkı), yalnızca Pedro de Mendoza, Juan de Garay gibi “tarihî gerçek kahramanların” değil, aynı zamanda roman ve filmlerdeki “hayâlî kahramanların” de mekânı. Örneğin İspanyol asıllı Arjantinli yazar Andrés Neuman Galán (1977 – halen hayatta), romanı “Bariloche”nin kahramanı Demetrio Rota’yı bu parkta gezdiriyor. Arjantinli yazar, sanatçı ve bilim adamı Ernesto Sabato (1911 – 2011)’nun 1961 yılında yayımlanan “Sobre Héroes y Tumbas” (Kahramanlar ve Mezarlar Hakkında) adlı romanı büyük ölçüde bu parkın içinde ve yakınında geçiyor. Ayrıca Arjantinli film yapımcısı ve yönetmen Juan José Campanella (1959 – halen hayatta)’nın bir oyunu da “Parque Lezama” (Lezama Parkı) adını taşır ve 2014 yılında sahnelenmiştir. Komedi türü bu film, parkın içindeki iki arkadaşın başına gelenleri anlatmaktadır.

     Biz o konularda daha fazla ayrıntıya girmeyip, biri Elazığ – Karakoçanlı biri Muş – Vartolu iki arkadaşın maceralarını anlatmaya devam edelim…

     Parkın önünde başlayarak yukarıdan aşağıya doğru akan uzunca bir yol olan Avenida Regimiento de Patricios adlı caddeye girerek, aşağıya doğru yürümeye devam ediyoruz.

     Yol boyunca her iki tarafta karşıklıklı olarak yanyana dizilmiş birbirinden ilginç dükkânlar, alışveriş yerleri var. Sağa sola baka baka ve bir yandan da sobet ede ede yürüyoruz.

     Bazı dükkânların duvarlarında ve kepenklerinin üzerinde, “Madres de Plaza de Mayo” (Mayıs Meydanı Anneleri) veya “Madres con Pañuelo Blanca” (Beyaz Başörtülü Anneler) olarak anılan annelerin başörtü sembolü var. Arjantin’de 42 yıl önce gerçekleşen askerî darbede izlerini kaybettikleri yakınlarının bulunması için 41 senedir her hafta eylem yapan Arjantinli anneler, şehrin adetâ canı, yüreği.

     Devam ediyoruz yürümeye…

     Çok susadık.

     – Bir yerde oturup birşeyler içelim mi?, diye soruyorum Yaşar’a.

     – Olur abi, diyor. Ve ekliyor: Hem, enerji depolamış oluruz. 🙂

     – 🙂

     – Çok güzel bir gün İbrahim abi yaa, çok mutluyum. 🙂

     – Ben de. 🙂 Kaç saattir yürüyoruz?

     – Tam 3, 5 saattir yürüyoruz abi. 🙂

     – Helal olsun bize valla. 🙂

     – Evet, ikimize de helal olsun. 🙂

     Üzerinde yürümekte olduğumuz Avenida Regimiento de Patricios adlı caddenin 901 nolu adresinde güzel bir café gözümüze çarpıyor.

     İsmi, “Del Rededor”. Anlamı, “Muhit, Çevre”.

     İçeri giriyoruz…

    Kafenin içi, beklediğimiz gibi, çok güzelmiş. Önce tezgâhtan, beğendiğimiz yaş pastaları seçiyoruz, sonra yanında içecek de isteyerek geçip boş bir masaya oturuyoruz. Birazdan pastalarımız ve içeceklerimiz geliyor.

     Pastanede yarım saat kadar oturuyoruz. Böylece hem susuzluğumuzu giderdik, hem de yorgunluğumuzu üzerimizden attık.

     Daha sonra dışarı çıkıp yolumuza devam ediyoruz…

     Avenida Regimiento de Patricios adlı cadde üzerinde aşağıya doğru devam ediyoruz. Biraz yürüdükten sonra, sola dönüp bu yolu sol taraftan kesen Olavarría Caddesi’ne sapıyoruz. Bu cadde üzerinde de 300 m kadar yürüdükten sonra tekrar sağa sapıp Dr. del Valle Iberlucea Caddesi’ne giriyoruz. Bu cadde üzerinde de 100 m kadar gittikten sonra sağa sapıp Gral. Gregorio Araóz de Lamadrid Caddesi’ne adım atıyoruz. Bu cadde üzerinde dümdüz gidince de, nihayet menzile varıyoruz ve yaklaşık 4 – 4, 5 saattir yaptığımız yürüyüşü tamamlıyoruz.

     Buenos Aires’te Arjantin geleneksel kültür ve mimarisinin hâlâ yaşatıldığı, dışarıdan gelen turistlerin de en gözde ziyaret mekânı olan yere vardık nihayet:

     La Boca semtinin Caminito mahallesindeyiz.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 11

FOTOĞRAFLAR:

Müzenin hemen yan sokağı olan Rincón Caddesi’nde pazar kurulmuş. Gezi arkadaşım sevgili Yaşar Gülen ile birlikte sokağa girip biraz pazara bakıyoruz. Neler satıyorlar, halk ne tür ürünleri alıyor, öylesine gözlemliyoruz. (ARJANTİN)

Oldukça işlek olan ve karşılıklı dizilmiş farklı işyerlerinin arasından yürüdüğümüz yol boyunca, karşımıza sürekli olarak birbirinden güzel parklar, anıtlar, heykeller, önemli kurum ve kuruluşların merkez binaları çıkıyor. Ama sadece bu da değil. Özellikle “bizim kültürden gelenlerin” durup bakmadan geçmeyeceği dükkânlar da var. Örneğin, sadece bugün iki defa karşımıza çıkan “döner dükkânları”…

Evet, Arjantin’de, Buenos Aires’de döner görmek, bizim için hoş bir sürpriz olmuştu.

Örneğin bunlardan biri, “Al Wasim” (El- Wasim) isimli bir döner dükkânı oldukça ilgimizi çekiyor. Dükkânın üzerinde “Al Wasim – Comidas y Dulces Arabes” yazıyor. Yani, “El- Wasim – Arap Yemekleri ve Tatlıları”. (ARJANTİN)

Bendeniz araştırmacı, gazeteci, yazar, şair, edebiyatçı, seyyah, Müslüman aydın, Kürt aydını, filozof, düşünür ve antik tarih uzmanı olmanın yanında aynı zamanda dönerci olduğum için, hemen içeri giriyoruz…

İçeride menüyü inceliyor ve dükkân sahipleri ile tanışıyoruz. Menü oldukça zengin. Almanya ve İsviçre’deki dönercilerde bulunan döner, lahmacun, dürüm, felafel, baklava gibi lezzetleri burada da bulabilirsiniz. Fakat aynı lezzet var mıdır, bundan emin değiliz doğrusu. (ARJANTİN)

San Telmo mahallesinde bulunan bir kamu parkı olan Lezama Parkı, kuzeyindeki Barracas semti ile güneyindeki – bizim yürüyerek gitmeye çalıştığımız – La Boca semtinin arasında yer alıyor.

Ağaçlarla kaplı caddeleri, Martín García ve Poseo Colón caddelerine doğru uzanan dağ geçidi, içinde barındırdığı bir amfi tiyatrosu ile karakteristik bir özelliğe sahiptir. Arazisi üzerinde ayrıca Ulusal Tarih Müzesi (İsp. Museo Histórico Nacional) bulunuyor.

Arjantinli tarihçiler, parkın doğu kısmındaki geçidin, Buenos Aires şehrinin ilk kurucusu olarak kabul edilen İspanyol sömürgeci (onlar “kâşif” diyorlar) Pedro de Mendoza y Luján (1487 – 1537)’ın 1536 tarihinde Buenos Aires’e ilk indiği nokta olduğuna inanıyorlar. Bu, Mendoza’nın başarısız olan ilk denemesiydi. Bu nokta, “Punta de Buenos Aires” olarak anılır. Bu ilkel yerleşim ve konumu, Arjantin’de tarihçiler ve arkeologlar arasında tartışma konusu olan bir mıntıkadır. (ARJANTİN)

Bizim şu anda önünde bulunduğumuz ve hatırâ fotoğrafı çektirdiğimiz Mendoza heykeli, Arjantinli heykeltraş Juan Carlos Oliva Navarro (1888 – 1951)’nun eseridir ve 23 Haziran 1937 tarihinde, başka bir ifadeyle 23 Haziran 1537’de ölmüş olan Mendoza’nın ölümünün 400. yıldönümünde dikilmiştir.

Anıt, Guadalquivir Nehri’ni ve keşiflerin başladığı ve bittiği Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’i simgeleyen iki dökümlü kare bir çeşme tarafından oluşturulmuştur. Mendoza heykelinin önünde yerli bir figürü temsil eden kısmalarla mermer kaplı bir duvar vardır. Kısmalardan birinde, seferin tüm üyelerinin isimleri kazınmıştır. Pedro de Mendoza, toprakları ele geçirmenin bir sembolü olarak, kılıcı yere çiviliyor gibi görünüyor. (ARJANTİN)

Bazı dükkânların duvarlarında ve kepenklerinin üzerinde, “Madres de Plaza de Mayo” (Mayıs Meydanı Anneleri) veya “Madres con Pañuelo Blanca” (Beyaz Başörtülü Anneler) olarak anılan annelerin başörtü sembolü var. Arjantin’de 42 yıl önce gerçekleşen askerî darbede izlerini kaybettikleri yakınlarının bulunması için 41 senedir her hafta eylem yapan Arjantinli anneler, şehrin adetâ canı, yüreği. (ARJANTİN)

Buenos Aires hatırâsı, 21 Nisan 2019

298 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir