Baltık Kıyılarında Her Gün Bir Ülke – 4

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

    Letonya’nın başkenti Riga (Let. Rīga)’da, şehir merkezinin 13 km batısında Mārupe belediyesinde yer alan Riga Uluslararası Havaalanı (Let. Rīgas Starptautiskā Lidosta)’nda, havaalanı arsası üzerindeki oldukça geniş açıkhava otoparkında arabamızı teslim alıyoruz.

     Oto kiralama şirketi yetkilileri bize “iyi tatiller” dileyip ayrılıyorlar ordan ve havaalanının terminal binasına geri dönüyorlar.

     “LK – 644” plakalı ve gümüş renkteki 2018 model Toyota Avensis marka arabamıza biniyoruz. Nedim Yeşilfiliz ağabey direksiyon başına, Ali Sayan yanındaki koltuğa, bense – Elazığlı olduğum için – arka koltuğa…

     Nedim abi kontağı çalıştırıyor ve arabamız hareket ediyor.

     Baltık ülkeleri gezimiz başlıyor…

     Parktan çıkar çıkmaz, “Torna Iela” (Diken Caddesi) adlı caddeye giriyoruz ve Nedim abi direksiyonu sola kırıyor. Bizler keyifli ve heyecanlı bir şekilde “yeni arabamızla” bu yol üzerinde giderken, daha 300 m gitmemiştik ki, arkamızda bir polis aracının bizi takip ettiğini ve ışıkları bize yaktığını görüyoruz.

     Dakika bir, gol bir!..

     Arabayı sağa çekip duruyoruz. Polis arabası da arkamızda duruyor. Ne olduğunu anlayamamışız. Kemerlerimizi bağlamışız, ışıkları açmışız, niye durdurdular ki?

     Polisler araçtan inip bize doğru yürüyorlar. Arabamızın yanına gelince, şoför penceresinden bize ve arabanın içine bakıyorlar.

     Letonca konuşuyorlar, anlamıyoruz.

     Nedim abi Trakya Almancası konuşuyor, anlamıyorlar.

     Ali Urfa Rusçası konuşuyor, anlamıyorlar.

     Ben Kürtçe konuşuyorum, hayret, gene anlamıyorlar.

     “Turist” olduğumuzu anlayınca (çünkü arabamızın plakası yerli olduğu için arabadan anlaşılmıyor), bu kez İngilizce konuşuyorlar.

     Meğerse bu yol tek yönlü bir yolmuş ve biz de yola ters girmişiz…

     Kendimizi affettirebilmek için durumu dramatize ettik ve epey dil döktük. Letonya’ya henüz ayak bastığımızı, ilk kez bu ülkeye geldiğimizi, mutlu olduğumuz için heyecandan dolayı tabelaya dikkat etmediğimizi söyledik. Bundan sonra daha dikkatli olacağımızı ve bu seferlik bizi hoş görmelerini rica ettik.

     Letonya polisleri Komünist İngilizce’yle konuşup bize fırça çekiyorlar. Buna karşılık, Nedim abi Demokrat İngilizce’yle, Ali Feodal İngilizce’yle, bense Ekolojik İngilizce’yle konuşarak dil döküp derdimizi anlatmaya çalışıyoruz.

     Benim konuştuğum İngilizce biraz daha anlaşılır olduğu için, polislerin sorduğu her soruya anında cevap verebiliyorum:

     – Where are you from?

     – Elazığ Ferrikrom.

     – How many are there?

     – Tu xorti were der.

     Allah’tan Letonya polisleri vicdanlı ve anlayışlı çıktı. Bu seferlik affettiklerini söyleyip, bundan sonra daha dikkatli olmamız yönünde uyardılar. Ehliyet ve pasaportlarımızı kontrol ettikten sonra, “hayırlı yolculuklar ve iyi tatiller” dileyip bizi serbest bıraktılar.

     Üzerimizde bu “dakika bir, gol bir” şaşkınlığıyla başlıyoruz yeniden yolculuğumuza…

     Yolun sonunda direksiyonu sağa kırıp “Ziemeḷu Iela” (Kuzey Caddesi) adlı caddeye, sonra da o yolun sonunda direksiyonu sola kırıp P 133 adlı otobana giriyoruz.

     P 133 otoyolu üzerinde 1 km kadar gittikten sonra Mārupe belediyesinin sınırları bitiyor ve Rīga’nın büyükşehir sınırları başlıyor.

     Ülkenin başkenti Rīga’ya güneybatı tarafından giriyoruz ve buradan girince ilk semt, Zolitūde semti.

     Bu semtteyken P 133 otobanından çıkıp A 10 otobanına giriyoruz. Daha sonra sırasıyla Pleskodāle, Bierini, Zemgales Priekšpilsēta ve Atgāzene semtlerini geride bırakarak A 8 otobanına giriyoruz. A 8 otoyoluna girdikten sonra Tornakalns semtindeyiz.

     Nedim abi de direksiyona ve şoför koltuğuna dakikalar içinde alışmıştı. Artık özgüveni gelmişti, “sanki Letonya’da kırk yıldır araç kullanıyormuş gibi” rahat sürüyordu arabayı. O ilk dakikada yediğimiz golün şokunu atlatmıştık.

     Sonuçta ilk kez geldiğimiz ve dilini dahi bilmediğimiz yabancı bir diyarda, ilk kez gördüğümüz ve bindiğimiz bir araçla gezi yapıyorduk. Araba bize emanet, biz Nedim abiye emanet, Nedim abi de Allah’a emanet…

     Rahat ve sorunsuz geçen yolculukta, nihayet şehri ortadan ikiye bölen ve bu toprakların can damarı olan Daugava Nehri’nin kıyısına varmıştık.

     Rusya’da doğan, sonra Beyaz Rusya topraklarında akan ve Letonya’ya girerek akıntısını sürdüren 1020 km uzunluğundaki Daugava Nehri, Letonya’nın başkenti Riga’yı ikiye böldükten sonra sularını Baltık Denizi’ne bırakarak akıntısını tamamlıyor. (NOT: Yarın bu güzel ırmağın kıyısında yürüyüş yapacağız ve Daugava Nehri’ni siz sevgili okurlarımıza o bölümde anlatıp tanıtacağız.)

     Nehrin – bizim şu anda bulunduğumuz – batı yakası şehrin “Yeni Riga” (Let. Jaunrīga) kesimi olurken, nehrin – birazdan geçeceğimiz ve dört gün ikamet edeceğimiz – doğu yakası da şehrin “Eski Riga” (Let. Vecrīga) kesimi oluyor.

     Nehrin bir yakasını öbür yakasına bağlayan Ada Köprüsü (Let. Salu Tilts) adlı köprünün üzerinden geçerek, Daugava Nehri’nin batı yakasından doğu yakasına geçiyoruz. Başka bir ifadeyle, şehrin Jaunrīga (Yeni Riga) kesiminden Vecrīga (Eski Riga) kesimine.

     Nehrin tam ortasında iki tane ada var: Zaķusala (Tavşan Adası) ve Lucavsala (Lucav Adası). Ayakları bu adaların üzerine basan 3, 5 km uzunluğundaki köprüye “Ada Köprüsü” denmesi, bu yüzden. Köprünün 1991 yılındaki bağımsızlığa kadar, yani SSCB döneminde ismi “Moskova Köprüsü” idi. (NOT: Nehir üzerindeki adaları yarınki şehir gezimizde siz sevgili okurlarımıza anlatıp tanıtacağız.)

     Nehri geçip şehrin doğu yakasına geçince, ilk semt Maskavas Forštate (Moskova Önşehri) semti oluyor.

     Şehrin bu yakasında üzerinde seyrettiğimiz ilk yol olan “Lāčplēša Iela” adlı caddede süren uzun bir yolculuktan sonra Avotu Iela semtine varıyoruz ve bu semtin sonunda caddeden çıkıp direksiyonu sağa kırarak, otelimizin de bulunduğu “Aleksandra Čaka Iela” (Aleksandra Čaka Caddesi) adlı caddeye giriyoruz.

     Adresi bulduk: “Viktorija Hotel” (Zafer Oteli) adlı otelimiz, bu cadde üzerinde, 55 numaralı adresteki bina.

     “Aleksandra Čaka Iela – 55” (Aleksandra Čaka Caddesi – 55) adresindeki otelimizin hemen bir yan sokağında, “Bruņinieku Iela” (Şövalye Caddesi) üzerinde arabamızı parkedip dışarı çıkıyoruz.

     Yürüyerek otelimize gidiyoruz. 3 yıldızlı “Viktorija Hotel”in kapısından içeri giriyor ve resepsiyonda kayıt işlemlerimizi yapıyoruz. Sonra da anahtarı alıp eşyalarımızla birlikte odamıza çıkıyoruz.

     Otelin 5. katında, üç yataklı bir odada kalacağız. 3 kişiyiz zaten.

     Odaya sadece eşyalarımızı yerleştirmek için çıkmıştık. Bunu yaptıktan sonra hiç vakit geçirmeden tekrar aşağıya ve sonra da otelin dışına çıkıyoruz.

     İlk akşamdan, şehri biraz dolaşacağız ve bu arada uygun bir yerde akşam yemeği yiyeceğiz. Mâlum, uçakta yemek servisi yapılmadığı için Almanya – Köln’de öğle vaktinde içtiğimiz çorbalarla duruyoruz üçümüz de.

     Otelimizin bitişiğinde bir süpermarket var. Nedim abiyle Ali içeri girip, bisküvi, kek vb. aperatif şeyler alıyorlar, otel odasında atıştırmamız lazım. Marketin kapanmasına sadece 20 dakika kalmış olduğu için bunu hemen yapmak istiyorlar. Küçük alışverişi yapıp aldıkları şeyleri tekrar odaya çıkartıp geri geliyorlar. Bu süre zarfında ben dışarıda durup onları bekliyorum. Birkaç dakika içinde geri geliyorlar.

     Otelimizin bulunduğu ve aşağıdan yukarıya doğru uzanan Aleksandra Čaka Caddesi’nden aşağı doğru yürümeye başlıyoruz.

     Uzun bir yürüyüşten sonra – çünkü uzun bir cadde – Marijas Iela (Meryem Caddesi) adlı caddeye geliyoruz. Bu cadde üzerinde yaptığımız daha uzun bir yürüyüş ise, bizi Riga şehrinin merkez tren istasyonu olan Riga Yolcu İstasyonu (Let. Rīgas Pasažieru Stacija)’na ve burada yer alan, şehrin sembollerinden biri olan Riga Yolcu İstasyonu Saat Kulesi (Let. Rīgas Pasažieru Stacijas Pulkstenis)’nin yanına getiriyor.

     Riga Yolcu İstasyonu, Riga ve tüm Letonya’daki en büyük tren yolcu istasyonu. Küçük bir ülke olan Letonya’daki bütün tren yolcu rotaları bu noktada başlıyor. Bunlar da topu topu 5 istikamete doğrudur zaten: Saulkrastu, Siguldas, Salaspils, Jelgavas ve Jūrmalas.

     Merkezî konumu nedeniyle burası Riga’nın ana noktası olarak bilinir ve toplu taşıma araçlarının çoğu bu alanda durur. Binanın bir kısmı bir alışveriş merkezidir.

     Riga Tren İstasyonu, 1858 yılında inşaatına başlanan ve üç yılda tamamlanarak 1861’de faaliyete başlayan bir istasyon. İstasyonun inşâsı, ilk Riga – Daugavpils demiryolu hattı projesinin onaylanmasından sonra başladı. İngiliz girişimciler tarafından finanse edilen inşaat da İngiliz mühendisler tarafından yönetildi. İnşaatın temel taşı, 21 Mayıs 1858 günü, kendisi bir Rus diplomat ve general olan o zamanki Riga Valisi Aleksándr Arkádıeviç Suvórov (1804 – 82) huzurunda atıldı.

     İstasyonun açılışı, 12 Ekim 1861 tarihinde yapıldı. Bu tarihten sonra Daugavpils (Letonya) ve ayrıca St. Petersburg (Rusya) ve Varşova (Polonya)’ya trafiğin başlamasıyla istasyon faaliyete geçti.

     İlk istasyon binası, terminal istasyonu olarak düzenlenmiş ve Rigalı mimar Johann Daniel Felsko (1813 – 1902) tarafından yapılan iki katlı küçük bir binaydı. Demiryolu tesislerine ek olarak, bina bir telgraf ofisi, bir postane ve bir polis karakoluna da evsahipliği yapıyordu.

     1868 yılında Riga’dan Jelgava’ya, ardından Riga’dan Milgrävis’e ve 1873’te Riga’dan Aahaken – Bergshof’a giden hat açılınca, demiryolu ağının daha da genişlemesi nedeniyle eski bina çok küçük gelmeye başladı. 1885 yılında orijinal küçük iki katlı bina yeniden inşâ edildi ve genişletildi. Alman mimar Heinrich Carl Scheel (1829 – 1909) tarafından eski binanın her iki tarafına yeni büyük kanatlar eklendi.

     17 Ekim 1888 tarihinde burada gerçekleşen büyük bir tren kazasında Rusya İmparatoru III. Aleksander ya da tam adıyla Aleksándr Aleksándroviç Romanoff (1845 – 94)’un mucizevî bir şekilde kurtulmasından sonra, istasyonun önünde 1889 yılında bir “dûâ evi” olan şapel inşâ edildi. Ancak ölümden kaçış yok! Aynı imparator Aleksander, sadece beş yıl sonra eceliyle ölecektir.

     1892’de Riga – Pskov demiryolu hattındaki yolcu trafiğinin açılmasının ardından Riga istasyonu genişletildi. 1896’dan itibaren Kaliningrad (Rusya), Paris (Fransa), Berlin (Almanya) ve Hannover (Almanya) şehirlerine tren seferleri başlatıldı.

     1897’de yük ve yolcu trafiğinin ayrılmasına karar verildi. 1903’te yeni bir yük istasyonu ve 1907’de de başka bir yolcu istasyonu inşâ edildi. 1914 yılında ise Riga ve Daugavpils hatları birleştirildi.

     Ancak hemen ardından patlak veren I. Dünya Savaşı (1914 – 18), istasyondaki inşâ ve genişletme çalışmalarının duraksamasına sebep oldu.

     1918 – 20 yılları arasında iki yıla yakın süren Letonya Bağımsızlık Savaşı (Let. Latvijas Brīvības Cīņas)’nın sona ermesinden sonra, Riga Yolcu İstasyonu’ndan çeşitli ülkelere uluslararası yolcu treni trafiği kuruldu. Ancak 1937’de başlayan Sovyet işgali, sadece istasyonun değil tüm ülkenin kaderini bir anda değiştirdi.

     İstasyonun yenilenmesi çalışmaları 1957 yılından itibaren yeniden başlatıldı. Yeni bir cam ve beton bina inşâ edildi. Modern binanın kuzey tarafına çarpıcı bir kule dikildi. İstasyonun yeniden açılışı ise 21 Temmuz 1961’de gerçekleştirildi. Eski terminal istasyonu ise 1965’te yıkıldı.

     İstasyonun hemen önündeki bir kuleye düzenlenen ve şehrin sembollerinden olup bizim de Letonya’da önünde hatırâ fotoğrafı çektirdiğimiz ilk mimarî yapı olan Saat Kulesi (Let. Pulkstenis), 1965 yılında yapıldı. Bu saat kulesi, aynı zamanda istasyonun su temin sistemi için bir su kulesi olarak görev yapıyor. Kulenin meydana ve caddeye bakan saat yüzü, 1970’lerin sonunda 1600 lambadan oluşan elektronik bir ekrânla değiştirildi.

     2000 yılından itibaren istasyon kompleksi tekrar modernize edildi. Yeniden açılış ise 16 Ağustos 2001’de gerçekleştirildi. 2002 – 03 yılları arasındaki yeniden genişletme ve modernizasyon çalışmaları esnasında Saat Kulesi de yeniden inşâ edilmiştir.

     Riga Yolcu İstasyonu Saat Kulesi’nin yüksekliği 43 m’dir. Kulenin üzerinde ışıklarla şehrin ismi olan RĪGA yazmaktadır. Bu yazının yazılıp ışıklandırıldığı lambalar 4 m 20 cm uzunluğundadır ve onlarla birlikte hesaplandığında kulenin toplam yüksekliği 46 m olarak kabul edilir.

     Üzerinde lambalarla şehrin adının yazılı olduğu ve bunun gece karanlığında ışıklandırıldığı böyle bir saat kulesi, bizim gibi gezginler ve meraklılar için önünde hatırâ fotoğrafı çektirilecek en ideal yapılardan biriydi ve bu fırsatı kaçırmadık. Kulenin önünde bol bol fotoğraf çektik.

     Daha sonra yürüyerek şehrin en otantik yeri ve zaten kalbi olan Vecrīga (Eski Riga)’nın tam merkezine gittik.

     Orada biraz gezinti yaptık ve güzel bir restoranda oturup akşam yemeği yedik. Yemeğimiz tabiî ki, balık.

     Yemekten sonra tekrar onca yolu yürüyerek otelimize geri döndük. Otele döndükten sonra bir – iki saat internette “sörf” yaptıktan sonra ışıkları söndürüp mışıl mışıl uyuduk.

     Şehri asıl yarın gezecektik ve tadını çıkaracaktık.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 12

FOTOĞRAFLAR:

İstasyonun hemen önündeki bir kuleye düzenlenen ve şehrin sembollerinden olup bizim de Letonya’da önünde hatırâ fotoğrafı çektirdiğimiz ilk mimarî yapı olan Saat Kulesi (Let. Pulkstenis), 1965 yılında yapıldı. Bu saat kulesi, aynı zamanda istasyonun su temin sistemi için bir su kulesi olarak görev yapıyor. Kulenin meydana ve caddeye bakan saat yüzü, 1970’lerin sonunda 1600 lambadan oluşan elektronik bir ekrânla değiştirildi. (LETONYA)

2000 yılından itibaren istasyon kompleksi tekrar modernize edildi. Yeniden açılış ise 16 Ağustos 2001’de gerçekleştirildi. 2002 – 03 yılları arasındaki yeniden genişletme ve modernizasyon çalışmaları esnasında Saat Kulesi de yeniden inşâ edilmiştir. (LETONYA)

Riga Yolcu İstasyonu Saat Kulesi’nin yüksekliği 43 m’dir. Kulenin üzerinde ışıklarla şehrin ismi olan RĪGA yazmaktadır. Bu yazının yazılıp ışıklandırıldığı lambalar 4 m 20 cm uzunluğundadır ve onlarla birlikte hesaplandığında kulenin toplam yüksekliği 46 m olarak kabul edilir. (LETONYA)

Rīga hatırâsı, 22 Ekim 2019

 

 

338 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir