Kadın Peygamberler – 20

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     İsrailoğulları’nın tarihindeki en önemli olaylardan biri olan “Mısır’dan Çıkış”, İbranice orijinal adıyla “Yetsiat Mitzrayim” (יציאת מצרים), İbrani milleti için bir dönüm noktasıdır ve adetâ tarihin yeniden başlangıcıdır.

     “Mısır’dan Çıkış”, İsraioğulları’nın Mısır Firavunu’nun köleliliğinden kurtuluşunun öyküsüdür. Böylece Tanrı Yehova ile İsrailliler’in özel tarihi başlar, Tanrı kendisini “kendi kavmine” tanıtır ve “antlaşma ortağı” olarak seçer. İsrail’in bu teolojik köken hikâyesi, Yahudîlik’in merkezî inancıdır.

     Kutsal kitaplar Tevrat’ta (1204) ve Kur’ân’da (1205) geniş bir biçimde bahsedilen bu hadise esnasında kadın peygamber Hz. Miryam (as) 87, kardeşleri Hz. Harun (as) 83, Hz. Musa (as) da 80 yaşındadır. (1206)

     Musa’yla Harun’un ablası Miryam (Meryem), “Mısır’dan Çıkış” hadisesiyle birlikte yeniden Tevrat’ta ve yine ana karakter olarak karşımıza çıkmaktadır. Mısır’dan çıkarken Miryam (Meryem) adetâ başroldedir ve hatta Musa’yla Harun’dan daha başat bir karakter olarak sahnededir.

     Tevrat’ta yazıldığına göre, İsrailoğulları Mısır’da toplam 430 yıl yaşamışlardı. (1207) 430 yılın sonuncu günü, “Rabb’in halkı” (İbraniler) “ordular halinde” (kitleler halinde) Mısır’ı terkettiler. (1208)

     Kitleler halinde Mısır’dan çıkan İbraniler’in toplam nüfûslarını Tevrat belirtmiyor. İlginç bir biçimde Tevrat, kadınların ve çocukların sayısını vermeyip sadece erkeklerin sayısını veriyor ve 600.000 (altıyüzbin) erkek olduğunu belirtiyor:

     “İsrailliler kadın ve çocukların dışında altıyüzbin kadar erkekle yaya olarak Ramses’ten Sukkot’a doğru yola çıktılar. Daha pekçok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı.” (1209)

     İsrailoğulları 430 yıl kaldıkları Mısır’dan çıkmak üzere gece vakti aceleyle yola koyulurlar. Mısır’dan getirdikleri hamurla mayasız pide pişirirler. Maya yoktu. Çünkü Mısır’dan kovulmuşlar, kendilerine azık hazırlayacak zaman bulamamışlardı. (1210)

     O gün Tanrı, kitleler halinde İsralioğulları’nı kölelik altında yaşadıkları Mısır’dan çıkardı. (1211)

     Kusal kitap Tevrat, kadın peygamber Miryam’ı, erkek peygamber kardeşleri Musa ve Harun’la beraber İsrailoğulları’nı Mısır’daki esaretten çıkarıp kurtaran öncü olarak takdim eder ve Miryam’ın da Tanrı tarafından gönderildiğini belirtir:

     “(Ey İsrail halkı!) Seni Mısır’dan ben çıkardım. Ben kurtardım seni kölelik diyarından. Sana öncülük etsinler diye Musa’yı, Harun’u, Miryam’ı ben gönderdim.” (1212)

     Musevîlik’teki kutsal metinlerin haftalık sinagog toplantılarında okunması ve dinleyicilere ders olarak verilen açıklamalarından oluşan külliyat olan “Midraşlar” (מִדְרָשִׁים)’da yazıldığına göre, Mısır’dan Çıkış esnasında İbrani erkeklerini Musa yönetip onlara Torah (Tevrat)’ı öğretirken, İbrani kadınlarını da Miryam yönetti ve onlara Torah (Tevrat)’ı öğretti. (1213)

     Tanrı Musa’yı ilk olarak Mısır’daki esaretten kurtarmakla müjdelediğinde, yukarıda da değindiğimiz gibi, İbrani erkekleri Musa’ya inanmamışlardı. Fakat aynı şeyi Miryam gidip de İbrani kadınlarına söylediğinde, İbrani kadınları Miryam’a inandılar. Çünkü kadınların inancı, erkeklerin inancından daha güçlüdür. (1214) İbrani kadınları, peygamber Miryam’ın verdiği kurtuluş ve Mısır’dan Çıkış müjdesiyle sevindiler ve ağır işlerden dönen kocalarını süslenerek, takılar takınarak karşıladılar. Hatta Miryam’ın talimatı üzerine tefler imâl ettiler. (1215)

     Mısır’dan çıktıktan sonra Tanrı, Musa’ya, “Bütün ilk doğanları bana adayın” dedi, “İsrailliler arasında insan olsun, hayvan olsun her rahmin ilk ürünü bana aittir.” Bunun üzerine Musa, halka, “Mısır’dan, köle olduğunuz ülkeden çıktığınız bugünü anımsayın” dedi, “Çünkü Rabb güçlü eliyle sizi oradan çıkardı. Mayalı hiçbir şey yenmeyecek. Bugün Aviv ayında buradan ayrılıyorsunuz. Rabb sizi Kenan, Hitit, Amor, Hiv ve Yevus topraklarına, atalarınıza vereceğine ant içtiği süt ve bal akan ülkeye götürdüğü zaman bu ay şu törelere uyacaksınız: Yedi gün mayasız ekmek yiyecek, yedinci gün Rabb’e bayram yapacaksınız. O yedi gün içinde yalnız mayasız ekmek yiyeceksiniz. Aranızda ve ülkenizin hiçbir yerinde mayalı birşey görülmeyecek. O gün oğullarınıza, ‘Mısır’dan çıktığımızda Rabb’in bizim için yaptıklarından dolayı bunları yapıyoruz’ diye anlatacaksınız. Bu elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak; öyle ki, Rabb’in yasası hep ağzınızda olsun. Çünkü Rabb güçlü eliyle sizi Mısır’dan çıkardı. Siz de her yıl belirlenen tarihte bu kuralı uygulamalısınız. Rabb size ve atalarınıza ant içerek söz verdiği gibi sizi Kenan topraklarına getirecektir. Orayı size verdiği zaman, ilk doğan erkek çocuklarınızın ve hayvanlarınızın hepsini Rabb’e adayacaksınız. Çünkü bunlar Rabb’e aittir. İlk doğan her sıpanın bedelini bir kuzuyla ödeyin. Bedelini ödemezseniz, boynunu kırın. Bütün ilk doğan erkek çocuklarınızın bedelini ödemelisiniz. İlerde oğullarınız size, ‘Bunun anlamı ne?’ diye sorduklarında, ‘Rabb bizi güçlü eliyle Mısır’dan, köle olduğumuz ülkeden çıkardı’ diye yanıtlarsınız, ‘Firavun bizi salıvermemekte diretince, Rabb Mısır’da insanların ve hayvanların bütün ilk doğanlarını öldürdü. İşte bunun için hayvanların ilk doğan erkek yavrularını Rabb’e kurban ediyoruz. İlk doğan erkek çocuklarımızın bedelini ise bir hayvanla ödüyoruz.’ Bu uygulama elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak; Rabb’in sizi Mısır’dan güçlü eliyle çıkardığını anımsatacak.” (1216)

     Firavun İsrailliler’i salıverdiğinde, Filist yöresi yakın olmasına karşın, Tanrı onları oradan götürmedi. Halkı çöl yolundan Kızıldeniz’e doğru dolaştırdı. (1217) Tevrat bunun sebebini, “Çünkü Tanrı, ‘Halk savaşla karşılaşınca, düşüncelerini değiştirip Mısır’a geri dönebilir’ diye düşündü” olarak açıklamaktadır. (1218) Yine Tevrat, İsrailliler’in Mısır’dan silahlı çıktıklarını da özellikle belirtir. (1219)

     Musa, Mısır’dan çıkarken Hz. Yusuf (as)’un kemiklerini yanına almıştı. Çünkü Yusuf İsrailoğullarına, “Tanrı kesinlikle size yardım edecek, kemiklerimi buradan götüreceksiniz” diye sıkı sıkı ant içirmişti. (1220)

     İsrailoğulları, Mısır’ın Ramses kentinden çıkıp Sukkot’a, oradan da Etam’a giderler. (1221) Çöl kenarında yer alan Etam’da konakladılar. (1222) Tevrat’ın anlattığına göre, “Gece gündüz ilerlemeleri için, Rabb gündüzün bir bulut sütûnu içinde yol göstererek, geceleyin bir ateş sütûnu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu. Gündüz bulut sütûnu, gece ateş sütûnu halkın önünden eksik olmadı.” (1223)

     Ancak Tanrı, birden karar değiştirir. Musa’ya, İsrailliler’e geri dönmelerini söylemesini, Pi – Hahirot yakınlarında, Migdol ile Kızıldeniz arasında, Baal – Sefon’un karşısında deniz kıyısında konaklamalarını ister. (1224)

     Zirâ bu durumda Firavun şöyle düşünecek: “İsrailliler ülkede şaşkın şaşkın dolaşıyorlar, çöl onları kuşatmıştır.” Tanrı, Firavun’u inatçı yapmak istemekte. Mısır Firavunu, İsrailliler’in peşine düşecek. Böylece Firavun’la ordusunu yenerek Tanrı yücelik kazanacaktır. Mısırlılar bilecek ki, Tanrı O’dur. (1225)

     İsrailliler söyleneni yaptılar. (1226)

     Halkın kaçtığı Mısır Firavunu’na bildirilince, Firavun’la görevlileri onlara ilişkin düşüncelerini değiştirdiler, İsrailliler’i bıraktıkları için pişman oldular. “Biz ne yaptık?” diye hayıflandılar, “İsrailliler’i salıvermekle kölelerimizi kaybetmiş olduk!” (1227)

     Firavun savaş arabasını hazırlattı, ordusunu yanına aldı. Seçme 600 savaş arabasının yanısıra, Mısır’ın bütün savaş arabalarını sorumlu sürücüleriyle birlikte yanına aldı. Rabb Mısır Firavunu’nu inatçı yaptı. Firavun zafer havası içinde ilerleyen İsrailliler’in peşine bu şekilde düşerken, Mısırlılar da Firavun’un bütün atları, savaş arabaları, atlıları, askerleriyle onların ardına düştüler ve deniz kıyısında, Pi – Hahirot yakınlarında, Baal – Sefon’un karşısında konaklarken onlara yetiştiler. (1228)

     Firavun yaklaşırken, İsrailliler Mısırlılar’ın arkalarından geldiğini görünce dehşete kapılarak Rabb’e feryâd ettiler. (1229)

     Tevrat’ı okurken, bir “tarihçi” ve “sosyolog” gözüyle okuduğunuzda, İsrailoğulları’nın sosyolojisiyle ilgili karakteristik bir özellikleri mutlaka dikkatinizi çekecektir. Genelde çok korkak, isyankâr ve hakikaten nankördürler! Bunu ben ve aşağılamak amaçlı söylemiyorum; İsrailoğulları ile ilgili bu profili bizzat Tevrat çiziyor. Tevrat bir yandan İsrailoğulları’nı “Tanrı’nın kavmi” olarak niteliyor ancak bir yandan da, bizzat kendi anlatımlarından, ne kadar isyankâr ve nankör olduklarını ortaya koyuyor. Hiçbir sıkıntıya, darlığa gelemiyorlar! En ufak bir sıkıntı anında, ne zaman güç duruma düşseler, hemen önderlerine, peygamberlerine hatta Tanrı’ya isyan ediyor, peygamberlerini ve hatta Tanrı’yı suçluyor, daha da ileri gidip resmen peygamberleri ve Tanrı’yı azarlıyorlar! Bunu Hz. İbrahim (as)’den tutun Hz. Musa (as)’ya, ordan diğer peygamberlere kadar, bütün bir tarihleri boyunca yaptıkları bir davranış olarak Tevrat anlatımlarında müşahade edebilirsiniz.

     Mısır Firavunu onların peşine düşünce ve onları Kızıldeniz önlerinde yakalayınca, yine aynı şeyi yapıyorlar. Hemen peygamberlerine hatta Tanrı’ya isyan ediyor, peygamberi ve hatta Tanrı’yı suçluyor, daha da ileri gidip resmen Musa’yı ve Tanrı’yı azarlıyorlar!

     İsrailoğulları, Musa’ya, “Mısır’da mezar mı yoktu da bizi çöle ölmeye getirdin?” diyorlar, “Bak, Mısır’dan çıkarmakla bize ne yaptın! Mısır’dayken sana, ‘Bırak bizi, Mısırlılar’a kulluk edelim’ demedik mi? Çölde ölmektense Mısırlılar’a kulluk etsek bizim için daha iyi olurdu” diyerek peygamberleri Musa’yı azarlıyor, Musa’dan hesap soruyorlar. (1230)

     Musa, onlara “Korkmayın” dedi, “Yerinizde durup bekleyin, Rabb bugün sizi nasıl kurtaracak görün. Bugün gördüğünüz Mısırlılar’ı bir daha hiç görmeyeceksiniz. Rabb sizin için savaşacak, siz sakin olun yeter.” (1231)

     Tanrı, Musa’ya şöyle vahyeder: “Niçin bana feryâd ediyorsun? İsrailliler’e söyle, ilerlesinler. Sen değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat. Sular yarılacak ve İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçecekler. Ben Mısırlılar’ı inatçı yapacağım ki, artlarına düşsünler. Firavun’u, bütün ordusunu, savaş arabalarını, atlılarını yenerek yücelik kazanacağım. Firavun, savaş arabaları ve atlılarından ötürü yücelik kazandığım zaman, Mısırlılar bilecek ki, ben Rabb’im.” (1232)

     İsrail ordusunun önünde yürüyen Tanrı’nın meleği yerini değiştirip arkaya geçti. Önlerindeki bulut sütûnu da yerini değiştirip arkalarına, Mısır ve İsrail ordularının arasına geldi. Gece boyunca bulut bir yanı karartıyor, öbür yanı aydınlatıyordu. Bu yüzden, bütün gece iki taraf birbirine yaklaşamadı. (1233)

     Musa elini denizin üzerine uzattı. Rabb bütün gece güçlü doğu rüzgârıyla suları geri itti, denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü. İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçtiler. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturdu. (1234)

     Mısırlılar artlarından geliyordu. Firavun’un bütün atları, savaş arabaları, atlıları denizde onları izliyordu. Sabah nöbetinde Tanrı ateş ve bulut sütûnundan Mısır ordusuna baktı ve onları şaşkına çevirdi. Arabalarının tekerleklerini çıkardı; öyle ki, arabalarını zorlukla sürdüler. Mısırlılar, “İsrailliler’den kaçalım!” dediler, “Çünkü Rabb onlar için bizimle savaşıyor.” (1235)

     Musa’nın Kızıldeniz’i nasıl ikiye yardığını Tevrat ve Kur’ân farklı şekilde anlatır.

     Tevrat’a göre Musa, denizi eliyle yarmıştır:

     “Rabb, Musa’ya, ‘Elini denizin üzerine uzat’ dedi, ‘Sular Mısırlılar’ın, savaş arabalarının, atlılarının üzerine dönsün.’ Musa elini denizin üzerine uzattı. Sabaha karşı deniz olağan haline döndü. Mısırlılar sulardan kaçarken Rabb onları denizin ortasında silkip attı. Geri dönen sular savaş arabalarını, atlıları, İsrailliler’in peşinden denize dalan Firavun’un bütün ordusunu yuttu. Onlardan bir kişi bile sağ kalmadı.” (1236)

     Kur’ân’a göre ise Musa, denizi âsâsıyla yarmıştır:

     “Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular. İki topluluk birbirini görünce Musa’nın arkadaşları, ‘Eyvah yakalandık’ dediler. Musa, ‘Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir’ dedi. Bunun üzerine Musa’ya, ‘Âsân ile denize vur’ diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. Ötekileri de oraya yaklaştırdık. Musa’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekileri suda boğduk.” (1237)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Musa, Kızıldeniz’i (Tevrat’a göre) eliyle veya (Kur’ân’a göre) âsâsıyla ikiye ayırarak arada yol oluşturur. İsrailoğulları o yoldan geçerek, yani denizin içinden geçerek kurtulurlar. Ancak Firavun ve ordusu suda boğulurlar. (1238)

     İsrailliler Kızıldeniz’i geçtikten sonra, kurtuldukları için sevinçten hep bir ağızdan ezgiler söylüyorlardı. Ezgilere kadın peygamber Miryam öncülük ediyordu. Tevrat’ta bu özel ân anlatılırken, Miryam’ın hem kadın peygamber olduğu hem de İsrailliler’e öncülük ettiği hususen belirtilir:

     “Harun’un kızkardeşi Peygamber Miryam tefini eline aldı. Bütün kadınlar teflerle, oynayarak O’nu izlediler. Miryam onlara şu ezgiyi söyledi: ‘Ezgiler sunun Rabb’e! Çünkü yüceldikçe yüceldi. Atları, atlıları denize döktü.’” (1239)

     “Meryem Ezgisi” veya “Deniz Ezgisi”, İbranice orijinal adıyla “Şirat Hayam” (שירת הים) denilen (1240) bu ezginin tamamı şöyledir:

א אָז יָשִׁיר מֹשֶׁה וּבְנֵי יִשְׂרָאֵל אֶת הַשִּׁירָה הַזֹּאת לַה’ וַיֹּאמְרוּ לֵאמֹר

אָשִׁירָה לַה’ כִּי גָאֹה גָּאָה סוּס וְרֹכְבוֹ רָמָה בַיָּם.

ב עָזִּי וְזִמְרָת יָהּ וַיְהִי לִי לִישׁוּעָה זֶה אֵלִי וְאַנְוֵהוּ אֱלֹהֵי אָבִי וַאֲרֹמְמֶנְהוּ.

ג ה’ אִישׁ מִלְחָמָה ה’ שְׁמוֹ.

ד מַרְכְּבֹת פַּרְעֹה וְחֵילוֹ יָרָה בַיָּם וּמִבְחַר שָׁלִשָׁיו טֻבְּעוּ בְיַם סוּף.

ה תְּהֹמֹת יְכַסְיֻמוּ יָרְדוּ בִמְצוֹלֹת כְּמוֹ אָבֶן.

ו יְמִינְךָ ה’ נֶאְדָּרִי בַּכֹּחַ יְמִינְךָ ה’ תִּרְעַץ אוֹיֵב.

ז וּבְרֹב גְּאוֹנְךָ תַּהֲרֹס קָמֶיךָ תְּשַׁלַּח חֲרֹנְךָ יֹאכְלֵמוֹ כַּקַּשׁ.

ח וּבְרוּחַ אַפֶּיךָ נֶעֶרְמוּ מַיִם נִצְּבוּ כְמוֹ נֵד נֹזְלִים קָפְאוּ תְהֹמֹת בְּלֶב יָם.

ט אָמַר אוֹיֵב אֶרְדֹּף אַשִּׂיג אֲחַלֵּק שָׁלָל תִּמְלָאֵמוֹ נַפְשִׁי אָרִיק חַרְבִּי תּוֹרִישֵׁמוֹ יָדִי.

י נָשַׁפְתָּ בְרוּחֲךָ כִּסָּמוֹ יָם צָלֲלוּ כַּעוֹפֶרֶת בְּמַיִם אַדִּירִים.

יא מִי כָמֹכָה בָּאֵלִם ה’ מִי כָּמֹכָה נֶאְדָּר בַּקֹּדֶשׁ נוֹרָא תְהִלֹּת עֹשֵׂה פֶלֶא.

יב נָטִיתָ יְמִינְךָ תִּבְלָעֵמוֹ אָרֶץ.

יג נָחִיתָ בְחַסְדְּךָ עַם זוּ גָּאָלְתָּ נֵהַלְתָּ בְעָזְּךָ אֶל נְוֵה קָדְשֶׁךָ.

יד שָׁמְעוּ עַמִּים יִרְגָּזוּן חִיל אָחַז יֹשְׁבֵי פְּלָשֶׁת.

טו אָז נִבְהֲלוּ אַלּוּפֵי אֱדוֹם אֵילֵי מוֹאָב יֹאחֲזֵמוֹ רָעַד נָמֹגוּ כֹּל יֹשְׁבֵי כְנָעַן.

טז תִּפֹּל עֲלֵיהֶם אֵימָתָה וָפַחַד בִּגְדֹל זְרוֹעֲךָ יִדְּמוּ כָּאָבֶן עַד יַעֲבֹר עַמְּךָ ה’ עַד יַעֲבֹר עַם זוּ קָנִיתָ.

יז תְּבִאֵמוֹ וְתִטָּעֵמוֹ בְּהַר נַחֲלָתְךָ מָכוֹן לְשִׁבְתְּךָ פָּעַלְתָּ ה’ מִקְּדָשׁ אֲדֹנָי כּוֹנְנוּ יָדֶיךָ.

יח ה’ יִמְלֹךְ לְעֹלָם וָעֶד.

יט כִּי בָא סוּס פַּרְעֹה בְּרִכְבּוֹ וּבְפָרָשָׁיו בַּיָּם וַיָּשֶׁב ה’ עֲלֵהֶם אֶת מֵי הַיָּם וּבְנֵי יִשְׂרָאֵל הָלְכוּ בַיַּבָּשָׁה בְּתוֹךְ הַיָּם

“Ezgiler sunacağım Rabb’e! Çünkü yüceldikçe yüceldi; atları da, atlıları da denize döktü.

Rabb gücüm ve ezgimdir, O kurtardı beni. O’dur Tanrım. Övgüler sunacağım O’na. O’dur babamın Tanrısı. Yücelteceğim O’nu.

Denize attı Firavun’un ordusunu, savaş arabalarını. Kızıldeniz’de boğuldu seçme subayları.

Derin sulara gömüldüler. Taş gibi dibe indiler.

Senin sağ elin, yâ Rabb, Senin sağ elin korkunç güce sahiptir. Altında düşmanlar kırılır.

Devrilir Sana başkaldıranlar büyük görkemin karşısında. Gönderir gazabını, anız gibi tüketirsin onları.

Burnunun soluğu karşısında, sular yığıldı bir araya. Kabaran sular duvarlara dönüştü. Denizin göbeğindeki derin sular dondu.

Düşman böbürlendi: ‘Peşlerine düşüp yakalayacağım onları’ dedi, ‘Bölüşeceğim çapulu, dileğimce yağmalayacağım, kılıcımı çekip yok edeceğim onları.’

Üfledin soluğunu, denize gömüldüler. Kurşun gibi engin sulara battılar.

Var mı Senin gibisi, ilâhlar arasında, yâ Rabb? Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybetiyle övgüye değer, harikalar yaratan var mı?

Sağ elini uzattın. Yer yuttu onları.

Öncülük edeceksin sevginle kurtardığın halka. Kutsal konutunun yolunu göstereceksin gücünle onlara.

Milletler duyup titreyecekler, Filist halkını dehşet saracak.

Edom beyleri korkuya kapılacak, Moav önderlerini titreme alacak, Kenan’da yaşayanların tümü korkudan eriyecek.

Korku ve dehşet düşecek üzerlerine, Senin halkın geçinceye dek, yâ Rabb, sahip olduğun bu halk geçinceye dek, bileğinin gücü karşısında taş kesilecekler.

Ya Rabb, halkını içeri alacaksın. Kendi dağına, yaşamak için seçtiğin yere, ellerinle kurduğun kutsal yere dikeceksin, yâ Rabb!

Rabb sonsuza dek egemen olacak.” (1241)

     Yahudî dûâ kitaplarında da yer alan bu şiir, günümüzde halen Yahudîler tarafından her gün sabah kalktığında kılınan sabah namazında söylenen “Şaxarit Dûâsı”nda tekrarlanır. (1242) Ki Yahudî inancında İbranice “Şaxarit” (שחרית) denilen sabah namazı, inanca göre, ilk kez Hz. İbrahim (as) Peygamber’in kıldığı bir namaz olup O’ndan miras kalmıştır. (1243) Bu şiir ayrıca Hristiyanlar’da da Doğu Ortodoks kanon müziğinin ilk ilahîsini oluşturur ve buna “Musa Kasidesi” veya “Musa Ezgisi” denir. (1244) Roma Katolikleri ve Doğu Ortodoksluğu da bunu âyinlerinde kullanıp buna “Musa’nın Ezgisi” derler. (1245)

     Tevrat’ın onaltı bölümlük Beşalax peraşasında yer alan bu ezgi (şiir), arkaik dili ile dikkat çekiyor. “Mısır’dan Çıkış” bölümünün geri kalanından çok daha eski bir İbranice ile yazılmıştır. Bazı akademisyenler, bu bölümü, monarşik döneme tarihlenen “Mısır’dan Çıkış” bölümünde geçen en eski metin olarak görmektedirler. (1246)

     Tevrat ve Talmud’un ilk kapsamlı tefsirlerinin müfessiri olan dünyaca ünlü Yahudî dîn âlimi Raşi ya da tam adıyla Rabbi Şlomo ben Yitzak (1040 – 1105)’ın meşhur eseri “Mexilta”da yaptığı yoruma göre, Musa erkekler için ilahîyi söyledi ve erkekler O’na cevap verdi. Miryam da ilahîyi kadınlar için söyledi. Diğer bir deyişle, “Deniz Ezgisi”, biri erkekler biri kadınlar olmak üzere paralel olarak iki kere söylendi. (1247)

     “Pesah’ın Yedinci Günü Ketubası” veya İbranice orijinal adıyla “Ketuba Leyom Haşebiişel Pesah” (כתובה ליום השביעי של פסח), Ladino dilinde âyinsel bir şiirdir ve Firavun’un Sazlıklar Denizi (Kızıldeniz)’nde yenilgisini anlatır. Başta Türkiye Yahudîleri olmak üzere bazı Sefaradlar, bu ezgiyi İbranî takvimine göre Pesah’ın yedinci günü olan 21 Nisan’da söylerler ve bu “Deniz Ezgisi Günü” veya İbranice orijinal adıyla “Yom Vayyoşa” olarak bilinir. Yahudî geleneğine göre, bu gün Firavun’un ordusunun Sazlıklar Denizi’nde boğulduğu gündür ve İsrailoğulları bu ezgiyi zafere şükranlık amacıyla söylediler. Bir ihtimale göre, metne “ketuba” (evlilik belgesi) denmesinin sebebi, geleneksel olarak Tanrı ile Yahudî halkının ilişkisinin bir evlilik olarak tasvir edilmesidir ve Kızıldeniz’in yarılması bu birliktelikteki önemli kilometretaşlarından biridir. En nihayetinde “evlilik” bundan 42 gün sonra Sina Dağı’nda gerçekleşti. (1248)

     İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçmişlerdi. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu. Tanrı o gün İsrailliler’i Mısırlılar’ın elinden kurtardı. İsrailliler deniz kıyısında Mısırlılar’ın ölülerini gördüler. Tanrı’nın Mısırlılar’a gösterdiği büyük gücü gören İsrail halkı Tanrı’dan korkup O’na ve kulu Musa’ya güvendiler. (1249)

     Kur’ân’ın anlattığına göre, Firavun boğulmak üzere iken pişman olup tevbe etmiş, “İsrailoğulları’nın imân ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına imân ettim. Ben de Müslümanlardanım” demiş, ancak Tanrı O’nun tevbesini kabul etmemiştir. (1250) Ayrıca yine Kur’ân’daki anlatıma göre, Tanrı âlemlere ve tüm insanlara ibret olsun diye Firavun’un cesedini kurtarmış, çürümesini ve yok olmasını önlemiştir. (1251)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     “Çıkış” (Exodus), İsrailliler’in tüzük mitidir. (1252) İsrail halkının ortaya çıkış meselesinin başlangıcıdır. (1253) Özellikle “bellek” üzerine yürüttüğü kültürel çalışmalar ile bilinen Alman Mısırbilimci, kültürbilimci ve dinbilimci Jan Assmann ya da tam adıyla Johann Christoph Assmann (1938 – halen hayatta), Tevrat’ta anlatılan, Yahudîler’in Mısır’dan çıkışını ve esaretten kurtuluşunu “Şimdiye kadar anlatılan en görkemli ve en etkileyici hikâye” olarak nitelendirmektedir. (1254)

     Mısır Firavunluğu egemenliği altında kölelik altında bulunan İsrailloğullları’nın Tevrat ve Kur’ân’da anlatılan “Mısır’dan Çıkış” hikâyesi, kölelikten kurtulma ve özgürlüğe kavuşma mücadelesi veren pekçok topluluğa örneklik teşkil etmiş, dînî ve manevî bir ilham kaynağı olmuştur. Özellikle geçtiğimiz 20. yy’da, beyaz ırkçılığın sistematik bir devlet politikası olarak uygulandığı ve siyahî halklara yönelik zûlüm ve ayrımcılığın had safhaya vardığı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) topraklarında, özgürlük ve sivil haklar için mücadele eden siyahîler (Afro – Amerikalılar), kendi mücadelelerini ve hikâyelerini bu hikâye ile özdeşleştirmişlerdir. ABD’deki siyahî mücadelenin önderleri Marcus Mosiah Garvey (1887 – 1940), Malcolm X (1925 – 65) ve Martin Luther King (1929 – 68), bu hikâyeyi miting ve konferanslarında sıklıkla işlemiş, siyahî halkları Firavun ABD’nin zûlmüne karşı mücadele etmek ve kölelikten kurtulmak için ayağa kaldırmaya çalışmışlardır. (1255)

     Özellikle 20. yy başında bu mücadeleyi onurlu bir biçimde veren, ABD’deki ilk önemli siyahî hareketi olup kısa adı UNIA olan Dünya Siyahlarını Geliştirme Birliği (Universal Negro Improvement Association) hareketinin kurucusu Jamaikalı lider Marcus Garvey, İsrailloğulları’nın Mısır’dan Çıkış (Yetsiat Mitzrayim) öyküsünü mücadelesinin kalkış noktası ve ilham kaynağı olarak almıştır. Marcus Garvey’in yaşamını ve mücadelesini anlatan tek kitap 1955 yılında ABD’de yayınlanmış ve bu kitabın ismi de zaten “Siyah Musa” (Black Moses)’dır. (1256)

     Ancak Tevrat ve Kur’an’da anlatılan “Mısır’dan Çıkış” hikâyesinin tarihsel gerçekliği, bilimsel çevrelerde kuşkuyla yaklaşılan bir konu olmayı sürdürmekte. Aslında Musa’nın – ve diğer peygamberlerin – gerçekten yaşayıp yaşamadıkları bilimsel çevrelerde yüzyıllarca tartışılan, sorgulanan bir konu olmayı hep sürdürmüştür. Batılı akademik çevreler, Musa’nın tarihsel bir kişilik değil, efsanevî bir figür olduğu konusunda uzlaşmıştır. (1257) Musa’nın gerçek bir kişilik olup olmadığı, bu çevrelere göre spekülatiftir. (1258) Kesin olarak Mısır’daki hiçbir tarihsel kaynak, Musa’dan veya Yahudîler’in bu ülkeden yaptığı “Çıkış” (Exodus)’tan bahsetmiyor. Bu öyküyü destekler mahiyette Mısır’da veya Sina vahşî yaşamında herhangi bir arkeolojik kanıt da bulunamamıştır. (1259)

     Yaşanan her türlü toplumsal ve siyasal olayın kayıt altına alındığı ve böylece yazılı olarak günümüze kadar geldiği Eski Mısır’da, “Exodus” gibi olağanüstü büyük bir toplumsal hadisenin, bir ulusun kitleler halinde ülkeden kaçışı, Kızıldeniz’in ikiye yarılması gibi muazzam bir hadisenin o döneme ait hiçbir yazıtta bahsinin dahi edilmemiş olması, insanın garibine gidiyor ve akıllarda kuşku uyandırıyor.

     Arkeolojik çalışmalar ve tarihsel kanıtların yokluğu, kutsal kitapların aktardığı “Mısır’dan Çıkış” hadisesinin tarihselliğini gösteremiyor ve öyküyü gerçek bir tarihsel temele oturtamıyor. Bu konuda ortaya konan ve konmuş bütün bilimsel ve tarihsel çalışmalar, Tevrat’ta anlatılan, Mısır devletinin ve halkının başına musallat olan “On Bela”, İsrailloğulları’nın kitleler halinde “Mısır’dan Çıkış”ı ve bu çıkış esnasında “Kızıldeniz’in İkiye Yarılması” hikâyelerinin birer efsaneden ibaret olduğunu göstermektedir.

     Mısır tarihî kaynakları, “Yeni Krallık” olarak adlandırılan ve M. Ö. 1500 – M. Ö. 1000 yılları arasına tekabül eden 18. – 20. Krallık döneminde, Habiru (Apiru) olarak adlandırılan Mezopotamya kökenli kimi Sami (İbrani) göçebelerin inşaat projelerinde zorla çalıştırıldıklarını, zaman zaman bu işçi gruplarının inşaatlardan kaçtıklarını kaydetmektedir. Bilim insanlarına göre, Kutsal Kitap’taki mitolojik öykünün arkaplanını burada aramak gerekir. (1260) Muhtemeldir ki, Mısır’da Firavunlar Dönemi’nde münferit olarak kimi zamanlarda yaşanan bu basit olaylar (zorla çalıştırılan Sami kökenli işçilerin işten kaçmaları), Kutsal Kitap’ta şişirilerek ve farklı biçime sokularak ulusal ve teolojik bir büyük hadise olarak sunulmuştur.

     Kürdistan (Mezopotamya) kökenli İbraniler’in henüz Musa’dan ve Tevrat’tan önce Mısır’da “Apiru” (Habiru) ismiyle anılıyor olmaları da oldukça dikkat çekicidir ve bunu atlayarak geçmemiz mümkün değildir. Kadın peygamber Hz. Sara (as) annemizi anlattığımız önceki bölümlerde, Hz. Sara ile Hz. İbrahim’in etnik kökenini irdelerken, hatırlayacaksınız, Kürdistan doğumlu (1261) ve Kürt olan (1262) Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın, Kürtler’in Habiru boyuna mensup olduklarını ve hatta Yahudîler’in etnik ismi olan “Hebrew / Hebräer” (İbrani) kelimesinin de işte bu “Habiru” isimli Kürt boyundan geldiğini belirtmiştik. Habirular, tarihteki en büyük Kürt medeniyetlerinden birini kuran Hurriler’in bir koludur. (1263)

     Tarihsel ve antropolojik gerçekler ışığında net bir hakikat olarak aslen Kürt kökenli olan İsrailoğulları’nın henüz Musa ve Tevrat’tan önce Mısır’da “Habiru” (Apiru) olarak isimlendirilmiş olmaları oldukça çarpıcı bir ayrıntıdır ve dikkatle incelenmesi gereken bir husustur.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(1204): Tevrat, Çıkış, 12. – 17. bölümler

(1205): Kur’ân-ı Kerîm, Âraf 137 – 141; Yunus 89 – 92

(1206): Tevrat, Çıkış, 7:7

(1207): Tevrat, Çıkış, 12:40

(1208): Tevrat, Çıkış, 12:41

(1209): Tevrat, Çıkış, 12:37 – 38

(1210): Tevrat, Çıkış, 12:39 – 40

(1211): Tevrat, Çıkış, 12:41 ve 12:51

(1212): Tevrat, Mika, 6:4

(1213): Midraşlar, Targum Micha, 6:4

(1214): Sifre, Bamidbar 133

(1215): Estraya Seval Vali, Yahudîlik’in Kadın Peygamberleri – 1: Miriam, Mısır’dan Çıkış’ın Kadın Peygamberi, Şalom Gazetesi, 22 Haziran 2011

(1216): Tevrat, Çıkış, 13:1 – 16

(1217): Tevrat, Çıkış, 13:17 – 18

(1218): Tevrat, Çıkış, 13:17

(1219): Tevrat, Çıkış, 13:18

(1220): Tevrat, Çıkış, 13:19

(1221): Tevrat, Çıkış, 12:37

(1222): Tevrat, Çıkış, 13:20

(1223): Tevrat, Çıkış, 13:21 – 22

(1224): Tevrat, Çıkış, 14:1 – 2

(1225): Tevrat, Çıkış, 14:3 – 4

(1226): Tevrat, Çıkış, 14:4

(1227): Tevrat, Çıkış, 14:5

(1228): Tevrat, Çıkış, 14:6 – 9

(1229): Tevrat, Çıkış, 14:10

(1230): Tevrat, Çıkış, 14:11 – 12

(1231): Tevrat, Çıkış, 14:13 – 14

(1232): Tevrat, Çıkış, 14:15 – 18

(1233): Tevrat, Çıkış, 14:19 – 20

(1234): Tevrat, Çıkış, 14:21 – 22

(1235): Tevrat, Çıkış, 14:23 – 25

(1236): Tevrat, Çıkış, 14:26 – 28

(1237): Kur’ân-ı Kerîm, Şuarâ 60 – 66

(1238): Tevrat, Çıkış, 14:21 – 28 / Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 50; Ârâf 136; Enfal 54; Yunus 90 – 92; İsra 103; Tâhâ 77 – 78; Şuarâ 52 – 53 ve 60 – 66; Qasas 40; Duhan 23 – 24; Zariyat 40

(1239): Tevrat, Çıkış, 15:20 – 21

(1240): Siddûr Tefillôt Yisrael, s. 96 – 101, Kauffman Verlag, Frankfurt am Main 1921 / Siddûr Schma Kolenu, s. 326, Israelitische Cultusgemeinde Zurich, Morascha Verlag, Basel 2011

(1241): Tevrat, Çıkış, 15:1 – 18

(1242): Mishneh Torah, Laws of Prayer, 1:4

(1243): Tevrat, Tekvin, 19:27 / ayrıca bkz. Jewish Prayers: The Daily Services, Jewish Virtual Library, https://www.jewishvirtuallibrary.org/the-daily-services-of-jewish-prayers

(1244): The Psalter According to the Seventy, Holy Transfiguration Monastery, Boston 1987

(1245): Methodist Worship Book, Methodist Publishing, Londra 1999

(1246): Thomas B. Dozeman, Exodus, s. 331, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2009

(1247): Isaac Levy, Antologiya shel Hazzanut Sefaradit, s. 409, Three Pilgrimage Festivals, 1965 / Sorel Goldberg Loeb – Barbara Binder Kadden, Teaching Torah, s. 117, A. R. E. Publishing, Denver 1997 / Stephen M. Wylen, Settings of Silver: An Introduction to Judaism, s. 163, Paulist Press, New York & Mahwah 2000 / Lori Stein – Ronald H. Isaacs, Jewish Food and Faith, s. 192, Rowman & Littlefield Publishing, Londra & Lanham & Boulder & New York 2018

(1248): Rashi, Mekhilta, Be-Shalah, ch. 10

(1249): Tevrat, Çıkış, 14:29 – 31

(1250): Kur’ân-ı Kerîm, Yunus 90 – 91

(1251): Kur’ân-ı Kerîm, Yunus 92

(1252): Thomas B. Dozeman, Methods for Exodus, Kenton L. Sparks, “Genre Criticism”, s. 73, Cambridge University Pres, Cambridge 2010

(1253): Rainer Albertz, Exodus – Zürcher Bibelkommentare, “Exodus 1 – 18”, s. 11, Theologicher Verlag Zürich, Zürih 2012

(1254): Jan Assmann, The Invention of Religion: Faith and Covenant in the Book of Exodus, s. 1, Princeton University Press, Princeton 2018

(1255): İbrahim Sediyani, Siyah Devrim, Parafiks Yayınları, Edirne 2015

(1256): Edmund David Crunon, Black Moses, University of Wisconsin Press, Madison 1955

(1257): Encyclopædia Britanicca, “Moses” maddesi, Chicago 2011

(1258): William G. Dever, What Did the Biblical Writers Know and When Did They Know It?: What Archeology Can Tell Us About the Reality of Ancient Israel, s. 99, Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2001 / George Ernest Wright – Frank Moore Cross – Edward Fay Campbell – Floyd Vivian Filson, The Biblical Archaeologist, Wiliam G. Dever, “What Remains of the House That Albright Built?”, American Schools of Oriental Research, sayı 56, bölüm 1, s. 25 – 35, Scholars Press, 2 Mart 1993

(1259): Carol Meyers, Exodus, s. 5 – 6, Cambridge University Press, Cambridge 2005

(1260): Israel Finkelstein – Neil Asher Silberman, Keine Posaunen vor Jericho: Die Archäologische Wahrheit über die Bibel, s. 118, Deutscher Taschenbuch Verlag, Münih 2001 / John L. McLaughlin, The Ancient Near East, s. 36, Abingdon Press, Nashville 2012 / Kurt L. Noll, Canaan and Israel in Antiquity, s. 124, Sheffield Academic Press, Londra & New York 2001 / Eerdmans Dictionary of the Bible, “Hapiru, Apiru”, Robert B. Coote, s. 549, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2000 / Anson F. Rainey, Who Were the Early Israelites?, Biblical Archaeological Review, sayı 34, s. 51 – 55, Kasım – Aralık 2008, http://individual.utoronto.ca/mfkolarcik/texts/ShasuorHabiruBiblicalArchaeologicalReview34_NovDec_2008.pdf

(1261): Tevrat, Tekvin, 11:29

(1262): Dawid McDowall, A Modern History of the Kurds, s. 4, I. B. Tauris Publishing, Londra & New York 2007 / Jaffer Sheyholislami, Kurdish Identity, Discourse and New Media, s. 48, Palgrave Macmillan Publishers, New York 2011 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75 – 76, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010 / Gina Lennox, Was Abraham a Kurd?, Jerusalem Post, 22 Temmuz 2004 / Hamma Mirwaisi, Who is Abraham? The Man Known as the Forefather of Jews, Ekurd Daily, 28 Temmuz 2010, https://ekurd.net/mismas/articles/misc2010/7/state4071.htm / Abraham was a Kurd, American in Kurdistan, 5 Ağustos 2015, https://americaninkurdistan.wordpress.com/2015/08/05/abraham-was-a-kurd/

(1263): Moshe Greenberg, The Hab/piru, American Oriental Society Published, New Haven 1955 / George E. Mendenhall, The Tenth Generation: The Origins of the Biblical Tradition, The Johns Hopkins University Press, 1973 / George E. Mendenhall, Israel’s Faith and History: An Introduction to the Bible in Context, Westminster John Knox Press, Louisville 2001 / Avner Falk, A Psychoanalytic History of the Jews, s. 80, Associated University Press, Londra 1996 / Israel Finkelstein – Neil Asher Silberman, The Bible Unearthed, Archaeology’s New Vision of Ancient Israel and the Origin of It’s Sacret Texts, The Free Press, New York 2001 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010 / Pia Pilroinen, Me Habirut Mahabharata, cilt 1, s. 2 – 3, BoD – Books on Demand, Helsinki 2018

     SEDİYANİ HABER

     13 OCAK 2020

Yaşam nerede başladıysa, orada bitsin artık
bitsin bu kaldıramadığım imtihan
bir yolculuktu benimkisi, menzilini kendim de bilmediğim
bir yanım Tevrat’ın Tekvin bölümü sanki
bir yanım Tibet Ölüler Kitabı
ve ben Kızıldeniz gibi ortadan yarılmışım…
 
Eleftia, ey Hitit güzeli Kürt kızı!
Kahveyeşili gözlerine tutsak olduğum!
Sen böyle mahzun, böyle çaresiz
ve ben eli kolu bağlı
seni yaşadığın o sıkıntılarından
o kâbus gibi hayattan kurtaramıyorum ya
kopacaksa kopsun artık kıyamet…
Oysa ne güzel düşlerim vardı, sana dair
ne güzel hayâllerim vardı
sana mor renkli elbiseler alacaktım Fenike ülkesinde
adını taş tabletlere kazıyacaktım Asur mekteplerinde
beraber fidan dikecektik Babil’in asma bahçelerinde
sana sevdâ türküleri okuyacaktım Urartu kalelerinde
toprağı ekip biçecektik deniz kenarındaki Frigya tarlalarında
seni beslemek için her gün çalışmaya gidecektim Lidya diyarına
ve bu bedenimi sana kurban edecektim Sümer tapınaklarında
oy ben öleydim, leylim leylim
başımı alıp nereye gideyim, derdo derdo
kendimi denizlere mi atayım Pier Gerlofs Donia gibi
ormanın içine girip saklanayım mı Dedan Kimathi gibi
yoksa kendimi dağlara mı vurayım Piranlı Şeyh Abdurrahîm gibi?
Yaşam nerede başladıysa, orada bitsin artık
bitsin bu kaldıramadığım imtihan.
 
Hakikat dedikleri, belki de söyleyemedikleridir insanın,
mârifet dedikleri de belki çaresizliğidir asıl;
belki de çaresizliğinde gizlidir en büyük erdemi insanın,
yalnız sevginin olduğu yerde vardır çünkü…
Sadece idealleri olan insanların zaafları olduğuna göre,
demek ki bizzat zaafın kendisidir insandaki en büyük güç.
 
(“Hattuşaşlı Eleftia” şiirinden, İbrahim Sediyani)
* * *
281 Total Views 5 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir