Türkler Viking Kökenli mi?

 

Özgür İşkar

 

 

 

 

 

    Makalemiz, Vikingler hakkındaki temel bilgilerden, inanç sistemlerindeki bazı örneklerden ve Türkler ile olan bağlantıları olmak üzere 3 ana kısımdan oluşuyor.

     Öncelikle “Vikingler kimdir?” sorusuyla başlarsak…

     Vikingler, 8. yy ile 11. yy arasında, Avrupa’nın pekçok coğrafyasını istilâ ederek egemenlik kurmuş bir halktır. Bu döneme “Viking Devri” de denilir. (1) Günümüzde Danimarka, İsveç, Norveç, İzlanda ve Faroe Adaları’nda yaşayan İskandinav halkı olarak bilinirler.

     Vikingler’e “Kuzeyliler” anlamına gelen “Nors” da denir. Normanlar ve Varyaglar olarak iki büyük kola ayrılırlar. Varyaglar’ı İsveçliler oluştururken, Normanlar’ı Norveçliler ve Danimarkalılar oluşturur. “Viking” adının kökeni ise şöyledir. Yine Norveç’in bugünkü Oslo Fiyordu ve çevresinin eski adı olan, tarihî Viken bölgesinden (2) türediğini ortaya atanlar olmuştur. Eski Norveç diline göre “vika”, “deniz seyahati” demek iken “Viking” ise “evden uzakta yolculuk yapan kişi” anlamına gelir. Cermenler ise “Vik” kelimesinden türeyen “büyük ve geniş koylarda yaşayan insanlar”ı vurgulamak için “viklam” ifadesini kullanmıştır. Ancak Rus dilbilimci ve İskandinavolog Anatoly Simonoviç Liberman (1937 – ), Eski Cermen yani Alman dilindeki “Wîkan” kelimesinin ve eski İzlanda dilindeki “vikja” ya da “vikva” şeklinde kullanılan kelimelerin “deniz seyahati yapan kişi” ya da “deniz seyyahı” anlamına geldiğini söylemektedir. (3) Danimarkalı tarihçi ve arkeolog Else Roesdahl’a göre “Viking” adı, “denizde savaşan kişi” ya da “denizde kavga eden kişi” (4) anlamına gelen deniz korsanıydı.

     Avrupa’da henüz Hristiyanlık yaygın değilken Vikingler’in İsveçli olan kolu Varyaglar doğuya doğru yayılarak, Rus topraklarını egemenlikleri altına aldı (5), hatta 11. yy’da Karadeniz kıyılarına (6), Kafkasya’ya ve Kürdistan’a kadar uzandılar (7). Rusya’da Novgorod civarına (8), Ukrayna’da Kiev ve çevresine yerleştiler (9). Viking Prensi Rørik (830 – 879)’in kurduğu Rurik Hanedanı (862 – 1610), Rusya’da 9. yy’dan 17. yy’a kadar hüküm sürdü (10). “Rørik” adı, eski Viking dilinde “ünlü hükümdar” anlamına gelmektedir.

     Bu arada, ilginç bir bilgiyi de aktaralım: Bugün “Rusya” adlı ülkenin ve bu ülkede yaşayan halkın ismi olan “Rus” kelimesi, aslında o dönemde bu coğrafyada yaşayan halkın, kendi topraklarına gelip yerleşen İsveçli Vikingler için kullanılan bir nitelemeydi. Yani bugünkü Rusya topraklarında yaşayan İsveçliler’e “Rus” denirdi. Dolayısıyla “Rusya”, aslında “İsveçliler’in ülkesi” demektir. (11)

     İskandinav ve Cermen halklarının mitolojisi aynıdır. Aynı tanrılara inanan ortak dînî ritüellere sahiptirler. Bu mitlerde tanrıların kralı Odin’di. Diğer tüm inançlarda olduğu gibi Tanrı’nın rakamsal değeri birdir. Slav dillerinde 1 rakamı Adin şeklinde okunur. Odin ve Adin benzerliği inanılmaz. Ruslar’ın Kiril Alfabesi öncesi kullandığı alfabe Runik Yazı (12) biçimidir. Runik Alfabe tüm paganların ortak dili gibiydi.

     Hıristiyanlık ile birlikte Latince (13) gelişti ve bir Hristiyanlık dili haline geldi. Bir toplumu dönüştürmenin en kolay yolu, dil değişimidir. Burada anahtar, Latin Alfabesi olmuştur. Latince’ye bağlı dillerin geliştirilmesi ve Runik Alfabe’nin tasfiye edilmesi, ayrıca inançların Hristiyanlık’a entegre edilmesiyle de yakından ilgiliydi. Slavlar’ı Hristiyan’laştıran Azîz Kiril ve kardeşi Methodius (14), pagan dînin etkilerini kırmak için, Runik Alfabe üzerinde çalışarak Kiril Alfabesi’ne dönüştürdü.

     Hristiyanlık öncesi Pagan Avrupa’da Runik Alfabe kullanıldığı ortada. Öyleyse o dönemde İskandinav / Cermen mitleri Yunan mitleriyle yarışıyordu. Yunan Medeniyeti’nden türeyen Roma’nın imparatorluğa yükselmesiyle Roma pagan inançlara geçişler yaşanmış olabilir. Bunda Roma tapınaklarının kurulması etkilidir. Ancak Keltler ve Cermenler bu duruma çok sert tepki gösterdi. Hristiyanlık’ın ortaya çıkmasıyla pagan Batı Roma yıkıldı. M.S. 2. yy’da Avrupa, papaz misyonerler aracılığıyla yavaş yavaş Hristiyan’laşmaya başlamıştı ve M. S. 7. yy’da İskandinav ülkeleri haricinde tüm Avrupa kanlı bir şekilde bastırılarak Hristiyan’laştırılmıştı.

     Pagan Slavlar, eski yılın son gününe “Büyük Gece” anlamına gelen “Velja Noc” ya da “Velja Notj” derken, yeni yılın ilk gününe “Büyük Gün” anlamına gelen “Velik Dan” ya da “Velikŭ Dĭnĭ” diyorlardı. Hristiyanlık ile birlikte festivalin adı “Paskalya” olmuştur. Paskalya, Ortodoks mezhebine mensup Slav ülkelerinde “Velik Dan” (Büyük Gün) olarak bilinirken, Katolik Slavlar’da “Velika Noc” (Büyük Gece) olarak bilinir. Görüldüğü üzere eski isimler kullanılmakta ama Hristiyanlık ile harmanlanmıştır.

     Bu festival, paganik dönemde Cadılar Bayramı’na muhtemelen çok benziyordu. Şaman inancına mensup bazı insanlar (Samhain / Şamanlı) garip maskeler ve koyun postları giyerek etrafta dolaşırdı. Çünkü Büyük Gece’de ölmüş ataların rûhlarının, yaşayan akrabalarıyla, yeni yılı kutlamak için yeryüzüne geldiklerine ve köylere girdiklerine inanılırdı.

     Pagan Slavlar diğer Avrupa halkları gibi Şaman inancını da benimsemiş, Hristiyanlık öncesi dönemde ritüel olarak kutluyorlardı.

     Slavlar’ın kökeni İsveçli Varyaglar’a dayanıyorsa, Orta Asya steplerine kadar uzanan Ruslar’ın, Runik Alfabe, İskandinav mitleri ve Şaman inancını da buralara taşımış olması normaldir. Rus, Bulgar, Sırp, Karadağlı, Boşnak, Hırvat, Sloven gibi Balkan kökenli halkların özellikle Müslüman’laşanlarının 1. Dünya Savaşı sonunda Anadolu’ya göç ettiği biliniyor. Tam bu noktada imdadımıza bilim yetişiyor. Günümüz DNA’ları incelendiğinde gen haritası içinde Orta Asya Türkîleri ve Uzakdoğu milletleriyle gen bağı, % 2 ile % 8 arasında değişirken, Anadolu, Balkanlar ve Avrupalılar’la olan gen bağı % 92 ile % 98 aralığında değişmekte. O zaman Asya ülkeleri genel olarak Şaman inancı ve Runik Alfabe’yi Hristiyanlık öncesi dönemde Slavlar’dan aldılar.

     Peki Hristiyanlık ile birlikte tüm bu Tanrılar bir gecede yok oldu mu? Bu mümkün değil. Çünkü kripto paganlar (15) ilahî dînlere inanmadılar ve belki de hâlâ günümüzde inançlarına devam ettirmekteler. Kriptolarında etkisiyle çoğunluk halk, Bocuk Gecesi (16) tarzında geleneklerini devam ettirdi. Birçok Tanrı ismi hâlâ köylerde isim olarak yaşamakta. Hristiyanlık’tan sonra İslam’ın gelmesiyle, Hristiyan ve Müslüman ayrışması da oldu. Yüzyıllarca süren dîn savaşları birbirini izledi. Buna modern alfabe değişimleri de eklenince milletler eskiyi unuttu ve bölündükçe bölündü.

     Sonuçta günümüzdeki bu karma karışık milletler topluğu yekün olarak kaldı. “Türkler Viking kökenli mi?” sorusuna cevap verecek olursak: Bunu Cermen (17), Slav (18) ve Helen (19) üçgeninde değerlendirmek daha sağlıklı olur. Mezopotamya kültürü Mısırlılar’ı, Mısırlılar Helenler’i, Helenler Romalı paganları etkiledi. Avrupa’nın geri kalan bölgelerini de Cermenler şekillendirmiş gibi görünmekte. Çünkü Slavlar’ın kökeni İskandinav ülkelerinden İsveçliler’e dayanırken, İskandinav ve Keltler’in kökeni de Cermenler’e dayanmaktadır.

     Ortaçağ’dan itibaren Balkanlar’da kutlanmaya başlayan bir festivalden bahsetmek istiyorum. Asıl ismi Bojic olan bu festival günümüzde Türkçeleşmiş haliyle Böcük ya da Bocuk Gecesi olarak bilinmekte. Avrupa’da Cadılar Bayramı (20) ya da Halloween (21) isimleriyle anılmakta olan bu festival her yıl Ocak ayında Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Çamlıca köyünde geleneksel olarak kutlanmakta.

     Ortaçağ’dan kalma bir gelenek olan Bocuk Gecesi’nde, her evde mutlaka kabak pişirilir. Gecede kabak tatlısı, ince akıtma, kar suyunda haşlanmış mısır, armut, ayva, çekirdek, badem, fırınlanmış yerfıstığı, ceviz gibi yiyecekler yenir. İnanışa göre, “Bocuk” adı verilen varlık, kabak pişen eve gelmez ve kötülük yapmazmış. Cadılar Bayramı ya da Halloween kültürünün hâkim olduğu ülkelerde de balkabaklarının içleri oyularak korkunç dişler yapılır ve içine mum konularak gelenek yaşatılmaktadır.

     Yılın en soğuk günlerinde, kabak pişirilerek festival havasında kutlanan bu gecede, Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, İstanbul gibi şehirlerde yaşayan ve bu kültürden gelen yüzlerce kişi, Çamlıca köyünde yüzlerini boyar, kabak tatlısı yer ve sonra evlerin pencerelerini tıklatarak, insanları korkuturlar.

     Balkanlar’da kutlanan kötü rûhları kovma, bolluk ve bereket isteme ritüeli Bojik ve Kuker (22) etkinliklerini andıran Bocuk Gecesi’nde kötü huylu, beyaz çarşaf giymiş yaşlı kötü rûhun, sırtına bindiği kişi ya da hayvanın bereketini aldığına inanılıyor.

     Edirne Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Bocuk’un bin yıllık bir Türk kültür öğesi (23) olduğunu ve Avrupa’daki Bojic, Cadılar Bayramı ya da Halloween benzetmelerine karşı çıkar. Aslında haklıdır ama Türk kültürü öğesi mi işte orası tam belli değil. Çünkü Böcük Gecesi’nin kökeni başta İskandinav mitleri ve Tanrıları’na inanan pekçok kültürün pagan inanç döneminde zaten kutlanıyordu.

     Ünlü “Vikingler” dizisini izleyenler hemen hatırlayacaktır: İskandinav ülkeleri olan Danimarka, İsveç ve Norveç çok soğuktur. Pagan Tanrılar’a inandıkları dönemde çeşitli dînî ritüeller uygularlardı. Kışın uzun geçmesinden dolayı bu ülkelerde baharın başlangıcı, Mayıs ayında denk gelmekteydi. İşte Ortaçağ ve öncesi dönemde İskandinavlar, 13 Mayıs’ta baharın gelişini görkemli bir şekilde festival havasında kutluyorlardı. Yeni yılın bolluk ve bereket içinde geçmesi için Bereket Tanrısı Freyja’ya ve Bolluk Tanrısı Njord’a kurban vermeleri gerekiyordu. Kurban verilmezse kıtlık ile cezalandırılabilirlerdi. Tanrılar’ın daha fazla kızmaması ve memnun kalmaları için de kurban ritüeli, festival havasında yapılırdı. Festivale katılanların yüzleri ve vücûtları korkutucu şekillerde boyanır, Şiir Tanrısı Bragi’nin öğrettiği şiirler tekrarlanırdı. Kurban ayininden sonra sokaklarda gezip insanları korkutmak isteyenlerin yüzüne kurban kanı serpilirdi. Trakya krallarının bazı sikkelerinde, dil çıkaran insan figürü çok ilginçtir. Bu sikkeler, insanları korkutmak amacıyla yapılan festival ve gecelerin bir ifadesi olabilir.

     Ortaçağ’da her yıl 13 Mayıs’ta kutlanan Azîzler Günü (24) (25) daha önceden Pagan İskandinav inancında Bahar Bayramı olarak kutlanıyordu. Vatikan merkezli Katolik Hristiyanlar’ın pagan inançlara karşı savaşı yüzyıllarca sürmüş, ancak başarılı olamıyorlardı. Sonunda Hristiyanlık’ın yayılabilmesi için mevcut pagan inancını modernize ederek Hristiyanlık’a entegre etmeleri gerektiğini anladılar. Önce Bahar Bayramı’nın adını Azîzler Günü olarak değiştirdiler ve 13 Mayıs’ta kutlanan Azîzler Günü, muhtemelen pagan festivalinin yerini alması için (21) Papa IV. Boniface tarafından, 7. yy’da 1 Kasım’a taşındı. Azîzler Günü’nün arifesi 31 Ekim kutsal kabul edildi. Sonra Hristiyanlık ile bütünleştirerek pagan kurban ritüellerini kaldırdılar.

     Cadılar Bayramı’nın kökeni antik Britanya’da pagan Keltler’in kutladığı Samhain / Şaman Festivali’dir. (26) Efsaneye göre, Samhain aslında bu festivallerin oluşumunu sağlayan bir çeşit şeytandır. Keltler’e göre, 31 Ekim gecesi, yılda bir kere ölüler âlemi ve canlılar arasındaki sınırları oluşturan perde incelmektedir; o gece, Samhain’in gecesidir. Samhain’in uyandırılması için 29 – 30 ve 31 Ekim’de üç ayrı kurban verilmesi gerekmektedir. Böylelikle Samnhain yeryüzüne çıkar, buradaki ölüleri diriltir, hayaletleri canlandırır ve bu şekilde kıyamet başlar. Cadılar Bayramı’nda kullanılan tüm ritüeller aslında bu antik çağlarda yaşanılan efsanelerin dönüştürülmüş halidir.

     Bir başka ilginç tespit ise İskandinav mitlerinde her 9 yılda bir Odin (27) ve Aesir (28) Tanrıları’na verilmesi gereken kurbanlardı. Hayvan çeşitlerinden 9’ar adet kurban edilmekteydi. Aynı zamanda 9 tane de insan kurban ediliyordu. Özellikle insanların kurban edilişi sırasında bağırmaması önemliydi. Çünkü bu cennet boyutu Asgard (29)’a gitmesi ya da gitmemesiyle ilgiliydi. Kurban edilirken bağıran kişinin Asgard’a gitmeyeceğine inanıyorlardı. İşte tüm bu kurbanların verildiği dînî mabede “Uppsala” (30) adı verilmekteydi. Uppsala’da verilen kurbanlar ile Odin ve diğer Tanrılar’ın 9 yıl memnun kalacağı ve onları koruyacağına inanırlardı.

     Günümüzde İsveç’te Uppsala adında bir şehir ve üniversite bulunmaktadır. Peki Vikingler hakkında konuşuyoruz ve Viking kökenli Türkler’den bahsediyoruz. O halde ülkemizde de böyle bir dînî mabedin olması gerekir. Peki Uppsala mabedi varsa nerededir? Tabi ki Edirne İpsala (31)’da. Videonun başında İsveçliler’in Slav ve Ruslar’ın atası olduğunu açıklamıştım. Öyleyse bu bir isim benzerliği mi? Mümkün değil. Çünkü bu isim binlerce yıldır kullanılıyor ve hiç değişmemiş. Böylece İpsala’da Ortaçağ’a kadar İskandinav mitlerinin etkin olduğunu anlıyoruz. Neden böyle kesin konuşuyorum? Çünkü Ortaçağ’dan itibaren Balkanlar’da kutlanılan bu Bocuk Gecesi bunun en büyük delilidir. “Uppsala” kelimesinin etimolojisi şöyledir; İskandinav dili olan İsveççe’de “Upp”, “Yukarı”, “Sol”, “Güneş” demektir. Modern Danca ve Norveççe’de de “Güneş ışığı”, “Solys” demek. Öyleyse eski İskandinav dilindeki “Sala”ya eşit. O halde “Uppsala” mabedi “Yüksek aydınlanma” anlamına gelmekteydi.

     Bir başka önemli tespit de şöyledir: Sınır kasabamız olan İpsala, M. Ö. 400 – 300 yılları arası Trak devleti Odrys’un başkentliğini yapmıştır. “Odirys” (32) kelimesinde “Odi” kelime kökü Tanrı Odin isminden gelirken, “Rus” kelimesi antik İsveç halkını temsil ediyor. Videomuzun en başında “Rus’” kimliğinin, bölgeye gelip yerleşen İsveçli Vikingler için kullanılan bir niteleme olduğundan ve bu topraklarda yaşayan İsveçliler’e “Rus” denildiğinden bahsetmiştim. İki kelimenin birleşimiyle oluşan Odirus devlet ismi, “Tanrı Odin’in Halkı” anlamına gelmektedir. Tanrı Odin ve Rus halkı bileşimi sizce de büyüleyici değil mi? Bakınız eski pagan inançlarında Tanrı ismini, yerleşim yerlerine vermek adetti. Örneğin Edirne’nin Keşan ilçesine bağlı Mecidiye bucağında Barağı köyünün ismi şiir Tanrısı Bragi’den gelmekteyken, Uzunköprü ilçesinin Çöpköy bucağında bulunan Bıldır köyünün ismi de Aydınlık, Barış, Yeniden Doğum ve Adalet Tanrısı Balder’den gelmektedir.

     Prof. Sven Lagerbring’in “İsveççe’nin Türkçe Benzerlikleri” kitabının 71. sayfasında Turkland’daki Odin’den ve İpsala’dan bahseder. Ancak neresi olduğunu bilmemektedir. Turkland olarak düşündüğü yer Truva’dır. Oysa gerçek yerimiz Edirne İpsala’dır. Kitabın 75 ve 76. sayfalarından başlayarak Truva ve Frig isimlerine de yer verir.

     İlkçağ’da yaşayan Frig kabilelerin Trakya ve Truva bölgesinde yaşadığı ve daha sonra Frigya (33) devletini kurduğu biliyor. Tam olarak M. Ö. 12. yy başlarında Boğazlar üzerinden Anadolu’ya giren deniz kavimlerinin istilâsıyla Hitit İmparatorluğu parçalanmıştır. Ankara ve çevresine Frigler egemen olmuşlardı. “Frig” isminin kökeni de İskandinav Evlilik ve Annelik Tanrıçası Frigg’den gelmekte. Ayrıca Tanrı Frey ve Tanrıça Freyja yine Tanrıça Frigg ile ilişkilidir. Frigler Runik Alfabe’yi kullandılar ve Şaman Kelt inanancını da benimsediler. “Galat” ismi “Kelt” isminin dönüşmüş halidir. Galatlar (34), Kimmerler’in Frigler’i yenmesiyle Orta Anadolu’ya göçmüş ve yerleşmiş Kelt kökenli bir milletti. Tarihçi Pausanias, Galatlar’ın Ankyra’yı aldığından bahseder. Keltler’in Runik Yazı kullandığı ve Şaman inancı hakkındaki bilgileri vermiştik. Burada bir Frig – Kelt kaynaşması da vardır. Öyleyse Türkler Anadolu’ya M. S. 1071’de Orta Asya’dan değil, Balkanlar üzerinden Frigler ve Keltler vasıtasıyla 1600’lü yıllardan itibaren gelmeye başlamışlardı.

      Çağımızda Anadolu’nun doğusundaki Kürt varlığı ve batısındaki Türk varlığını ortaya koyduğumuzda bu tez daha da güçlenmekte.

      Kısaca Türkler’deki Viking etkisi tartışılmazdır.

      KAYNAKLAR:

     (1) İbrahim Sediyani, Vikingler Kimdir?, 28 Aralık 2017, http://www.sediyani.com/?p=20547

     (2) Maria Kvilhaug, The Tribe that Gave Vikings Their Name?, Freyia Völundarhúsins, 17 Mart 2015

     (3) Kulturhistorisk Leksikon for Nordisk Middelalder fra Vikingtid til Reformasjonstid, s. 23, Gyldendal, Oslo 1976

     (4) Anatoly Liberman, What Did The Vikings Do Before They Began To Play Football?, Oxford University Press’s Academic Insights for the Thinking World, 15 Temmuz 2009

     (5) Wladyslaw Duczko, Viking Rus, s. 10 – 11, Brill Publishers, Leiden 2009

     (6) Stephen Turnbull, The Walls of Constantinople (AD 324 – 1453), Osprey Publishing, Oxford 2004

      (7) Colleen E. Batey – James Graham Campbell, Cultural Atlas of the Viking World, s. 198, Facts on File, New York 1994

     (8) Encyclopædia Britannica, “Viking” maddesi

     (9) Fjodor Andrushchuk, The Vikings in the East, s. 553, Routledge Books, Londra 2008

     (10) Encyclopædia Britannica, “Rurik Dynasty” maddesi

     (11) İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 33, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

     (12) Runik Yazı; İlkçağ Orta Asya toplumları, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemidir.

     (13) Latince, Hint – Avrupa dil ailesinin İtalik diller grubuna aittir ve Latium bölgesinin dilidir. Yazımında kullanılan alfabenin kökeni ise Etrüsk Alfabesi ile Yunan Alfabesi’ne dayanır. Roma Cumhuriyeti’nin yükselişe geçmesiyle ilk olarak İtalya’da daha sonra ise Roma’nın siyasal olarak İtalya dışında da gitgide genişlemesiyle Latince oldukça geniş bir alana yayılmıştır.

     (14) Kiril ve Metodius (Yunancası: Κύριλλος και Μεθόδιος, Eski Slavca: Кѷриллъ и Меѳодїи), M. S. 9. yy’da Selanik’te doğmuş olan Bizanslı Yunan kardeşler, Moravya ve Panonya’da Slavlar arasında Hristiyanlık’ın yayılmasını sağlayan misyonerler. Misyonerlik görevleri sayesinde Slav halklarının kültürel gelişmelerini etkilemiş ve “Slavların Önderleri” ünvanına layık görülmüşlerdir. Glagolitik Alfabe’yi geliştirmişlerdir. Bu alfabe Eski Slav dilinin yazılabilmesi için geliştirilen ilk alfabedir. Kiril Alfabesi bu alfabeyi temel almıştır ve bugün Slav dillerinde kullanılmaktadır. Ölümlerinden sonra Slav halkları arasındaki çalışmalarına öğrencileri tarafından devam edilmiştir. Ortodoks Kilisesince iki kardeş de “Havarilere denk” azîz ilan edilmiştir. 1880 yılında Papa XIII. Leo kardeşlerin bayramını Roma Katolik Kilisesi takvimine dahil etmiş, 1980 yılında ise Papa II. Jean Paul kardeşleri Benedict ile birlikte Avrupa’nın koruyucuları ilan etmiştir.

     (15) Lankila, Tuomo (2011). “The Corpus Areopagiticum as a Crypto-Pagan Project” (PDF). Journal for Late Antique Religion and Culture 5. ISSN 1754-517X. Retrieved 28 December 2012

     (16) Bocuk Gecesi, halk takviminde Kasım günleri olarak ifade edilen ve kış devresinin 62. gecesine denk gelen gece yörede “Bocuk Gecesi” olarak isimlendirilmektedir. Hürriyet Gazetesi, “Bocuk Gecesi Nedir ve Ne Zaman Yapılır?”, 3 Ocak 2019, http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/bocuk-gecesi-nedir-ve-ne-zaman-yapilir-41072002

     (17) Cermenler, bugünkü Almanya, Avusturya, Bohemya ve Polonya’nın batı bölümünü kapsayan Cermanya’da M. Ö. 3. yy’dan 9. yy’a kadar yaşayan halk veya bu halktan olan kimse.

     (18) Slavlar, Avrupa’da yaşayan en kalabalık etnik topluluktur. Daha çok Avrupa’nın doğusunda ve güneydoğusunda yaşarlar. Ayrıca Asya’nın kuzey kesimlerinde de yaşamaktadırlar. Slavlar; Doğu Slavları, Batı Slavları ve Güney Slavları olmak üzere üç gruba ayrılırlar.

     (19) Helenler, daha çok Yunan soyundan gelenler için ifade edilmiş bir nitelemedir. Ancak genel olarak Yunan Alfabesi’ni benimsemiş halklarda Helen olarak kabul görmüştür.

     (20) Cadılar Bayramı, her sene 31 Ekim’de kutlanan, öncelikle Pagan ve sonrasında Hristiyan kökleri olmasına rağmen günümüzde seküler bir kutlama halini almış bayram.

     (21) “Halloween”. Encyclopædia Britannica Ultimate Reference Suite. Chicago: Encyclopædia Britannica, 2012.

     (22) Kukerlandia Festivali olarak da bilinir. Bulgaristan’ın Yambol şehrinde geleneksel olarak kutlanır. Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’dan Trak kökenlilerin katıldığı festivalde antik Trak savaşçıları canlandırılır, https://www.trthaber.com/haber/yasam/bulgaristanda-kukerlandia-festivali-237246.html

     (23) Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu’nun 7 Ocak 2018 tarihli röportajı, https://edirne.ktb.gov.tr/TR-199874/il-mudurumuzun-bocuk-gecesi-hakkinda-aa-yapmis-oldugu-r-.html

     (24) Azizler Günü, Hristiyanlık’ta bilinen ve bilinmeyen tüm azîzlerin anıldığı kutsal gün. Batı kiliselerinde 1 Kasım’da, Doğu kiliselerinde Hamsin’den (Pentekost) sonraki ilk Pazar günü kutlanır. Kökeni kesin olarak bilinmemektedir ancak Ephraam Syrus’a göre (yak. M. S. 373) Doğu kiliselerinde 13 Mayıs, “Şehitler Günü” olarak kutlanırdı. Papa IV. Boniface, 13 Mayıs 609 tarihinde Roma’daki Panteon Tapınağı’nı Kutsal Bakire ve tüm şehitlere adanmış bir kilise haline getirdi.

     (25) “All Saints’ Day”, Encyclopædia Britannica. Encyclopaedia Britannica Ultimate Reference Suite.Chicago: Encyclopædia Britannica, 2010.

     (26) Samhain, her yıl 31 Ekim’de kutlanılan Cadılar Bayramı’nın kökenini oluşturan bir Kelt festivalidir. “Yaz” ve “Son” kelimelerinden oluşur.

     (27) Odin, İskandinav mitolojisinde ve paganizminde en büyük Tanrı’dır.

     (28) Aesir (İskandinav dillerinde Æsir); İskandinav mitolojisinde başlıca Tanrı topluluğunun genel adı. Diğer topluluğun adı Vanir’dir ve Odin’le birlikte ölümlü insanların hayatlarını yönetirler. Asgard’da yaşarlar.

     (29) İskandinav mitolojisinde yer alan Ásgard, savaş tanrıları Aesir’ın mekânı, dokuz âlemden biri olarak bilinir. Evrende en yüksek seviyede bulunduğu, sıkıca yerleştirilmiş taş bloklardan örülü yüksek bir duvarla çevrili olduğu belirtilir. Bu seviyede Alfheim, Vanaheim ve Valhalla bulunur. Asgard, Savaş Tanrıları’nın kralı olarak bilinen Odin tarafından yönetilir. Oğlu Thor dünyayı yönetmek için görevlendirilen Şimşek Tanrısı olarak da anılan bir karakterdir. Loki ise Odin’in kan kardeşi, Kötülük ve Hilebazlık Tanrısı olan bir buz devidir. Heimdall ise Asgard’ın bekçisi ve koruyucusudur. Anlatılana göre 9 diyarın tamamını görebilecek gözlere sahiptir ve olan bitenleri sürekli izler. Bu efsanede yer alan bilinen nesneler vardır. Örneğin Thor’un çekici olan Mjöllnir, kemeri olan Megingjord. Nesnelerin dışında âlemlerin sonu olarak bilinen (mahşer günü) Ragnarok ismi dikkat çekmektedir. Ragnarok geldiğinde, Loki, Heimdall ile dövüşecek ve her ikisi de savaşta ölecektir. Ragnarok’un ardından yeni yaşam başlayacaktır.

     (30) Eski Uppsala, Ortaçağ yazarı Bremenli Adam’a göre pagan merkezlerinden biri olup, Uppsala Tapınağı ise büyük Æsir Tanrıları’nın putları yer almaktaydı. İskandinav Tanrıları inancının bitişiyle Uppsala, zamanla bir Hristiyan merkezi oldu.

     (31) Edirne ilinin bir ilçesidir. İlçenin bulunduğu bölge çok eski bir yerleşim bölgesidir. Bölgeye ilk gelenlerin M. Ö. 4000 yıllarında Trak kavimleri olduğu bilinmektedir. Başkenti Kypsala (İpsala) olan Trak boyu (Odrysler) bu bölgede yıllarca egemenlik sürmüşlerdir. Edirne ilini de başkenti Kypsala (İpsala) olan Odrysler kurmuşlardır.

     (32) Odrys Krallığı; M. Ö. 5. binyıla uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. Karadeniz kıyısındaki Varna kenti civarında, 1971 yılında 294 mezar barındıran bir nekropol bu krallığa aitti. Roma’nın imparatorluğa yükseldiği dönemlerde siyasî gücünü yitirerek Romalılar’ın boyunduruğuna girdiler, http://mustafaasir.blogspot.com/2017/01/odrys-krallg.html

     (33) Frigya, günümüzdeki Makedonya – Yunanistan bölgesinin Ege Denizi hattındaki topraklar üzerinde M. Ö. 3000 yıllarında egemenlik kurmaya başlayan Trak kökenli halktı. M. Ö. 900 yıllarından itibaren Anadolu’da bir güç haline gelmeye başladılar.

     (34) Galatlar, M. Ö. 280 – 274 yıllarında Balkanlar ve Batı Anadolu’da yaşadıktan sonra Orta Anadolu’da Ankara ve Çorum, Yozgat yöresine yerleşen Orta Avrupa kökenli Kelt kavmine mensup Galyalılar’a, Yunanlar’ın ve Romalılar’ın verdiği ad.

     ACADEMIA.EDU

     29 HAZİRAN 2019

 

656 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

3 Cevap Türkler Viking Kökenli mi?

  1. İskender dedi ki:

    Frigler,Doğu ve Güneydoğu merkezli MUŞKİLER’dir. Frat nehri havzasından, Bağlaşıkları Htit’ler’in zayıflamasından va Asurluların baskısı sonucu M.Ö 1.Yılın başından itibaren geldikleri Anadolu’nun batısında Fırat nehri isminden esnlenilerek FRİGLER olarak tanımlanmışlardır.Nitekim Kralları Midas, bir çok tarihçi tarafından Doğu ve Güney doğu hakimi MİTA ile aynı şahıs olduğu belirtilmiştir.Ve Frigler, Luvi dilini kullanmışlardırYani Frigler’in Traklarla hiç bir ilgileri yoktur.

  2. Mahmut dedi ki:

    Frigler,Doğu ve Güneydoğu merkezli MUŞKİLER’dir. Frat nehri havzasından, Bağlaşıkları Htit’ler’in zayıflamasından va Asurluların baskısı sonucu M.Ö 1.Yılın başından itibaren geldikleri Anadolu’nun batısında Fırat nehri isminden esnlenilerek FRİGLER olarak tanımlanmışlardır.Nitekim Kralları Midas, bir çok tarihçi tarafından Doğu ve Güney doğu hakimi MİTA ile aynı şahıs olduğu belirtilmiştir.Ve Frigler, Luvi dilini kullanmışlardırYani Frigler’in Traklarla hiç bir ilgileri yoktur.
    yanı sıra ODİN VEYA ADİN’in anlamı hem İsveç asıllı ve Runik alfabeli Ruslar hem de İskandinav toplumları tarafından “Tek Tanrı”olarak belirtilirken Doğu Perinçek ve Aydınlık gazetesi yazarları tarafından ODİN kelimesiNİN, Uzak doğu’nun göçebe toplumları tarafından “OD=ATEŞ”kelimesinden türediği ve bu doğrultuda “ODİN” isimli tanrının da Uzak Doğu kökenli olduğu ve bu doğrultuda WİKİNGLER’in de Uzak Doğu kökenli oldukları ileri sürülmektedir.

  3. Mahmut dedi ki:

    Frigler,Doğu ve Güneydoğu merkezli MUŞKİLER’dir. Frat nehri havzasından, Bağlaşıkları Htit’ler’in zayıflamasından va Asurluların baskısı sonucu M.Ö 1.Yılın başından itibaren geldikleri Anadolu’nun batısında Fırat nehri isminden esnlenilerek FRİGLER olarak tanımlanmışlardır.Nitekim Kralları Midas, bir çok tarihçi tarafından Doğu ve Güney doğu hakimi MİTA ile aynı şahıs olduğu belirtilmiştir.Ve Frigler, Luvi dilini kullanmışlardırYani Frigler’in Traklarla hiç bir ilgileri yoktur.
    yanı sıra ODİN VEYA ADİN’in anlamı hem İsveç asıllı ve Runik alfabeli Ruslar hem de İskandinav toplumları tarafından “Tek Tanrı”olarak belirtilirken Doğu Perinçek ve Aydınlık gazetesi yazarları tarafından ODİN kelimesiNİN, Uzak doğu’nun göçebe toplumları tarafından “OD=ATEŞ”kelimesinden türediği ve bu doğrultuda “ODİN” isimli tanrının da Uzak Doğu kökenli olduğu ve bu doğrultuda WİKİNGLER’in de Uzak Doğu kökenli oldukları ileri sürülmektedir.Bu farklı yorumlar büyük çelişkilere yol açtığı için doğru olan yorumu yapmak gerekir.Doğru olan da,”ODİN” kelimesinin Runik alfabeye sahip Rus ve İskandinav kökenlilere ait olduğu ve “Tek Tanrı” anlamına geldiğidir.Ayrıca,İskandinav toplumlarının Uzak Doğu göçebelerinin hiç birisi ile bir alakası yoktur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir