2019’da Kürdistan’da Gerçekleştirilen Ekolojik Keşifler

 

isediyani

Doğal güzellikleri, bitki ve hayvan türlerinin zenginliğiyle bir yeryüzü cenneti olan Kürdistan topraklarında 2019 yılında gerçekleştirilen en önemli ekolojik keşifler

 

 

     Doğal güzellikleri, bitki ve hayvan türlerinin zenginliğiyle bir yeryüzü cenneti olan Kürdistan topraklarında 2019 yılında gerçekleştirilen en önemli ekolojik keşifler

     Nadir Görülen Beyaz Gelincik Dersim’de Görüntülendi

     (15 Şubat 2019)

     Nesli tükenme tehlikesi altında olduğu için koruma altında bulunan ve nadir görülen beyaz gelincik, Tunceli (Dersim) ilimizin Ovacık (Facixe) ilçesine bağlı Koyungüdü (Kedek) köyünde görüntülendi.

     Köyünde yaşayan Mutlu Akın, nesli tükenme tehlikesi altında olduğu için koruma altına alınan sansargiller ailesinden beyaz kürklü gelinciği farkettikten sonra, çok hızlı hareket eden gelinciği cep telefonu ile görüntülemeyi başardı. Mutlu Akın yaptığı açıklamada, gelinciği birkaç yıldır aynı bölgede gördüğünü ancak daha önce görüntülemeyi başaramadığını ifade etti. Akın, “Bu sefer şansım yaver gitti ve görüntülemeyi başardım. Son derece hızlı ve çevik bir hayvan. Yoğun kar yağışı nedeniyle muhtemelen aç kaldığı için köy içine kadar geldiğini düşünüyorum. Nadir görüntülenen bu türlerin korunması için herkesi duyarlı olmaya davet ediyorum” dedi. Akın, “Ben özellikle son 5 yıldır her kış beyaz gelinciği köyde görüyorum. Çok hızlı hareket ettiği için bir türlü görüntüleyememiştim. Çok güzel bir hayvan, köyde birçok kişi varlığından haberdar ama kimse dokunmuyor” açıklamasında bulundu.

    Daha çok yeraltında yaşayan ve dışarı çok az çıkan beyaz gelincik, genellikle fare avlayarak ve kuş yumurtaları ile besleniyor. Ayrıca yaşadığı bölgelere yakın yerleşim yerlerindeki kümes hayvanlarını da avlıyor. Uzun gövde ve kuyruğu olan beyaz gelincik, çok hızlı hareket edip, çok küçük deliklerden içeri girebilme yeteneğine sahip.

     Dünyanın En İlginç 19 Hayvanından Biri Olan Kanguru Faresi Dersim’de Görüntülendi

     (19 Şubat 2019)

     Dünyanın en ilginç 19 hayvanından biri kabul edilen ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kanguru faresi, Tunceli (Dersim) ilimizin Ovacık (Facixe) ilçesine bağlı Akyayık (Solhesen) köyünde görüntülendi.

     Akyayık (Solhesen) köyünde yaşayan Kamuran Gülmez adlı köyü, Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN)’nin “kırmızı” listesinde bulunan kanguru faresini Mercan Vadisi’nde cep telefonu kamerasıyla görüntüledi.

     Dünyada nesli tükenme tehlikesi altında olduğu için IUCN’nin “kırmızı” listesinde yer alan ve birinci derecede korumaya alınan kanguru faresi, su içmeyerek doğada hayatta kalabilen ender hayvanlardan biri. Dünyanın en ilginç 19 hayvanından biri olarak kabul ediliyor.

     Kanguru faresini cep telefonunun kamerasıyla görüntüleyen Kamuran Gülmez, “Elimizdeki fenerlerle ışık tutarak, bir süre izledik. Baktık, normal bir fare değil. Bizimle oynamak istiyor gibi duruyordu. Hatta benim ayakkabılarımı kemirmeye çalıştı. Farklı bir tür olduğundan ben de bunu kayda almak için cep telefonumla kameraya kaydettim. Bizim yörede bu fareye ilk kez rastladık” dedi.

     Diyarbakır’da Boynuzlu Baykuş Görüldü

     (25 Mayıs 2019)

     Nesli tükenmekte olan boynuzlu baykuş, Diyarbakır (Diyarbekir) ilimizin Çınar (Çînar) ilçesine bağlı Ortaşar (Elwendî) köyünde görüldü. Boynuzlu baykuş kısa bir süre önce de Mardin (Mêrdîn) ilimizin Mazıdağı (Şemrex) ilçesine bağlı Engin (Zeznê) köyünde görülmüştü.

     Sabah saatlerinde ilçeye yaklaşık 26 km uzaklıkta bulunan Ortaşar (Elwendî) köyü sakinleri, boynuzlu baykuş gördü. Ağacın üzerinde görülen boynuzlu baykuş görenleri şaşırttı. Köylüler, ilk defa bu türden bir baykuş gördüklerini belirtti. Boynuzlu baykuş, bir süre sonra uçarak gözden kayboldu.

     Hayvanı bulan köy sakinlerinden Şeyhmus Yabu, ilk defa boynuzlu baykuş gördüğünü belirterek, “Hayvan yaralı olarak yerdeydi. Elime aldım, yarası ağır değildi, uzak bir yerden geldiği belliydi. Beni görünce uçmak istedi ama yaralı olduğu için uzaklaşamadı. Çok susamıştı, kuyudan su çıkarıp içirdim, sonra yem verdim. Ardından da tekrar doğaya saldım” dedi.

     Urfa’da Çöl Varanı Bulundu

     (14 Haziran 2019)

     Şanlıurfa (Riha) ilimizde bir evin bahçesinde bulunan ve nesli tükenme tehlikesi altında olan çöl varanı, korunma altına alındı.

     Karaköprü Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, Hamurkesen mahallesinde bir evin bahçesinde çöl varanı olduğunu fark edenler, durumu belediye ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine mahalleye giden ekipler, çalışma sonucunda evin bahçesinde yakaladığı çöl varanını Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü Gölpınar Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’ne teslim etti.

     Rehabilitasyon görevlileri tarafından kontrolleri yapılan çöl varanının bir süre sonra doğal yaşam alanına bırakılacağı belirtildi.

     Sadece Van Gölü Havzasında Uçabilen Kelebek: Polyommatus Rosei

     (19 Haziran 2019)

     Birçok kelebek türüne evsahipliği yapan Kürdistan’da, kelebek gözlemcileri, sadece Van (Tuşba) ilimizde yaşadığı bilinen “Rose’nin Çokgözlüsü” (Polyommatus Rosei)’nü kayıt altına almak için kilometrelerce geldi. İklim özellikleri, zengin florası, yüksek rakımı ve eşsiz doğasıyla çok sayıda canlıya evsahipliği yapan Van Gölü havzası, birçok bitki çeşidinin birarada bulunduğu doğada, yüzlerce kelebek türünü de barındırıyor.

     Birbirinden farklı ve güzel 220 kelebek türüne yaşam alanı sunan havza, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan endemik türlerle doğaseverlerin ilgisini çekiyor. Başta İstanbul, İzmir ve Antalya olmak üzere çok sayıda ilden kente gelen kelebek gözlemcileri, daha önce Alman bilim adamları tarafından sadece Van’ın Kurubaş Geçidi’ndeki 4 km²’lik alanda yaşadığı tespit edilen “Rose’nin Çokgözlüsü”nü kayıt altına almak için çalışma başlattı. Kilometrelerce yol katedip geldikleri bölgede “Rose’nin Çokgözlüsü”nü görüntülemek için doğayı baştan başa tarayan gözlemciler, nadiren de olsa kelebeği görüntülemenin sevincini yaşadı.

     Uzun zamandır kelebek türleri üzerine araştırma yapan Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Tatvan Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Oktay Subaşı, yaptığı açıklamada, sözkonusu kelebek türünü görüntülemek için gözlemcilerle kente geldiklerini söyledi. Bu kelebeğin sadece Van’da görülmesinin, yediği besinle ilgili olduğunu anlatan Subaşı, “Ülkemizde görülen kelebekler arasında ‘Rose’nin Çokgözlüsü’nün özel bir yeri var. Çünkü sadece Van’da uçabilen bir kelebek türü. Bu kelebeğin çok dar bir uçuş alanı var. Haziran’ın ortalarında uçmaya başlıyor. Alanda çok az görüntüleyebildik. Bunun için arkadaşlarımız çok mutlu bir şekilde dönecekler” dedi. Bu bölgede en ciddi kelebek araştırmasını 1980’lerde Almanlar’ın yaptığını anlatan Subaşı, “Alman kelebekçilerin kayıtlarında bu kelebeğin görüldüğü bölgeyle ilgili bilgiler var. Bizler de bu bilgileri takip ederek kelebeğin uçtuğu bölgeyi bulduk” diye konuştu. Subaşı, şunları kaydetti: “Ülkemizdeki birçok kelebek gözlemcisi bu kelebeği çekip arşivlemek istiyor. Yoğun emek sarfedilerek buralara geliniyor. Az görülen türleri çekmek her zaman önemli. Bu açıdan Van Gölü havzası, birçok kelebek gözlemcisinin ilgisini çekmeye devam ediyor. Havza, endemik başka kelebek türlerine de evsahipliği yapıyor. Burada kayıt altına alınmış 220’nin üzerinde tür var. Hepsi aynı dönemde uçan türler değil. Yine Van’da kelebek gözlemcileri açsından önemli bir tür de ‘mirza’ denilen ‘şehzâde’ kelebeğidir. Bunu da Çatak Vadisi’nde kayıt altına alabildik.”

     Batman ve Mardin’de Dev Büyüklükte Etçil Çekirgeler Görüldü

     (27 Haziran 2019)

     Batman (Élih) ilimizin Gercüş (Kercowsê) ilçesinde ve Mardin (Mêrdîn) ilimizin Mazıdağı (Şemrex) ilçesinde görülen etçil çekirgeler, büyüklüğüyle dikkat çekiyor.

     Gercüş’ün Akyar (Merwanî) köyünde pirinç ekimi yapan çiftçi Mustafa Kavak, arazide 20 cm uzunluğunda çekirge buldu. “Otların arasında bir şeyin yürüdüğünü fark ettim. Başta yengeç sandım, yanına yaklaştığımda dev bir çekirge olduğunu gördüm” diyen Kavak, daha önce hiç bu kadar büyük bir çekirgeyle karşılaşmadığını belirtti.

     Veteriner Tuba Gökalp Bozan, Kürdistan’da yaygın görülen çekirgelerin boyunun 20 cm’ye kadar ulaşabildiğini ifade ederek, bu türün özellikle geceleri avlanan etçil çekirgeler olduğunu söyledi. Anız yakılmasının da çekirgelerin görülmesinde artışa neden olduğunu dile getiren Bozan, “İnsanlara zarar vermeyen bu çekirgeler ekinlere zarar veren böceklerle besleniyor. Anız yakılması bu çekirgelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Anız yangınıyla yiyecek bulamayan çekirgeler bu kez farklı noktalara yöneliyor, yerleşim yerlerine geliyor” dedi.

     Mardin’in Mazıdağı ilçesinde yaşayan Aydın Temiz de ailesiyle ilçe merkezinde gezerken 20 cm uzunluğunda çekirge ile karşılaştı.

     Diyarbakır Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Satar, yaptığı açıklamada, Kürdistan’da yayılış gösteren “Saga Ephippigera” çekirge türünün, tarım arazilerine zarar veren böceklerle beslendiğini söyledi. Satar, bu çekirge türünün faydalı olduğunu, insanların zarar vermemesi gerektiğini belirterek, şunları ifade etti: “Bu çekirge kendisini tehlikede hissedince karşıdakini korkutmayı amaçlıyor. Diken benzeri yapılarını gösteriyor. Bu yararlı bir tür. Bu türün korunması için insanların bilinçlenmesi gerekiyor. Zararlı olmamasına rağmen, zararlı diye bu türü öldürenler var. Zararlı böceklerle beslendiklerinden tarıma faydalı türlerdir. Bu dev çekirgeleri merak edenler Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Müzesi’ne gelerek görebilirler.”

     Hakkari’de Doğada Nadir Görülen Sakallı Akbaba Bulundu

     (4 Eylül 2019)

     Hakkari (Çolamerg) ilimizin Yüksekova (Gever) ilçesindeki Cilo Dağı eteklerinde, nadir akbaba türlerinden olan sakallı akbaba, bir çoban tarafından yaralı halde bulundu.

     Atmacagiller familyasından Gypaetus cinsine ait tek tür olan sakallı akbabaya Yüksekova (Gever) ilçesinde rastlandı. 4135 m rakımlı Cilo Dağı eteklerinde hayvanlarını otlatan bir çoban tarafından yaralı halde bulunan sakallı akbaba veterinere gönderildi. Belediye kliniğine götürülen sakallı akbaba buradaki tedavisinin ardından Van Doğa Kuruma ve Millî Parklar Müdürlüğü’ne teslim edilecek.

     Veteriner Hekim Kaçan, yaralı olarak kendilerine getirilen sakallı akbabanın ayağının kırık olduğunu tespit ettiklerini belirterek, açıklamalarda bulundu. Kaçan, “Sakallı akbabanın ayağında ciddi bir kırılma meydana gelmiş. Şu an çok kötü bir durumda ve bacağı kopmak üzere. Biz ön tedavisini yaptık. Yarasını temizledik. Van Doğa Kuruma Millî Parklar Müdürlüğü’ne göndereceğiz. Bu sakallı akbaba ülkemizde çok nadir görünen 4 türden bir tanesi olarak biliniyor” dedi.

     Kürdistan coğrafyasında yaklaşık 400 ile 500 çift arasında olduğu düşünülen akbabanın bu türü nadiren canlı hayvanlarla besleniyor. Doğanın çöpçüsü olarak bilinen akbaba tamamen kemiklerle besleniyor. Akbabanın yaklaşık 10 ile 12 kg ağırlığında olduğu biliniyor.

     Hakkari’de Yeni Bir Çekirge Türü Keşfedildi

     (5 Eylül 2019)

     Hakkari (Çolamerg) ilimizde yeni bir çekirge türü keşfedildi. Hakkari Üniversitesi tarafından başlatılan “Hakkari İli Orthoptera Faunasının Tespiti Projesi” kapsamında kırsal alanlarda yürütülen çalışmalarda yeni bir çekirge türü tespit edildi.

     Hakkari Üniversitesi öğretim üyeleri, kentin yüksek bölgelerinde yürüttükleri araştırmalar sırasında yeni bir çekirge türünü keşfederek literatüre kazandırdı. Üniversite, il topraklarındaki biyoçeşitliliğin ortaya çıkarılması amacıyla “Hakkari İli Orthoptera Faunasının Tespiti Projesi” başlattı.

     Biyolojik Çeşitlilik Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde görevli öğretim üyeleri, yüksek rakımlı bölgelerde yürüttükleri araştırmalar sırasında yeni bir çekirge türü tespit etti. “Et yiyen büyük çekirge” olarak da bilinen saga cinsine ait türe “Saga Hakkarica” ismi verilerek tescillendi.

     Hakkari Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Sait Taylan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, il topraklarındaki doğal güzellikleri, zengin bitki örtüsüyle biyoçeşitlilik anlamında önemli bir il olduğunu söyledi. İlin yüksek rakımlı dağ sisteminde yer aldığını belirten Taylan, şu bilgileri verdi: “Bölgede biyoçeşitlilik anlamında daha fazla araştırma yapılması lazım. Bu amaçla rektörümüz Prof. Dr. Ömer Pakiş’in desteğiyle Biyolojik Çeşitlilik Araştırma ve Uygulama Merkezi kurduk. Amacımız ildeki biyoçeşitliliğe yönelik araştırmaları daha yoğun yürütmek. Bu çalışmalardan biri de çekirge faunasının tespitiydi. Hakkari’de yaklaşık 3 yıldır bu çalışmayı yürütüyoruz. Yaptığımız çalışmalarda, dünyada sadece Hakkari’de bulunan ‘Saga Hakkarica’ türünü bulduk ve bilim dünyasına tanıttık. Bu çalışmadan elde edilen veriler uluslararası bir dergide yayımlandı.” Alanında uzman akademisyenlerle ildeki potansiyeli ortaya çıkarmak için çaba gösterdiklerini vurgulayan Taylan, şunları kaydetti: “Tespit ettiğimiz türe yöreye has olduğu için ‘Saga Hakkarica’ ismini verdik. Coğrafyamızda özellikle Şanlıurfa ve Adıyaman’da ‘Saga Syriaca’ var. Bizim tespit ettiğimiz bu cinsin başka bir türü. Bu türü ilk olarak Bay köyünde gördük ama Bağışlı ve Durankaya’da da var. Bu çekirge ekosistem için oldukça önemli bir tür. Etçil ve avcı olduğu için tarım alanlarında zararlı böceklerle besleniyor. Çiftçilerimiz ve halkımız bu tür için daha duyarlı olmalı. Hakkari endemik tür açısından büyük potansiyele sahip. Bundan sonra da değişik canlı türlerine rastlayabileceğimizi düşünüyorum.”

     12.000 Yaşındaki Kelebek Türü Kuzeyli Nazuğum, Ağrı Dağı’nda Görüntülendi

     (22 Eylül 2019)

     Ağrı (Ararat) Dağı’nın 4000 m rakımında nesli tükenmekte olan 12 bin yıllık kuzeyli nazuğum isimli kelebek türü görüntülendi. Nesli tükenmekte olan bu kelebek türü en son 50 yıl önce görüntülenmişti.

     Son Buzul Çağı’ndan kaldığı bilinen, Kürdistan’da ilk kez 1970 yılında Ağrı Dağı’nın 4000 m rakımında kaydedilen kuzeyli nazuğum isimli kelebek türü, yaklaşık 50 yıl sonra yeniden görüntülendi. Latince ismi “Euphydryas iduna” olan, kalın kenar çizgileri ve beyaz benekleriyle görenleri kendine hayran bırakan kuzeyli nazuğum, dünyada nesli tükenme tehlikesi altına girebilecek canlılar kategorisinde yer alıyor.

     Yaygın olarak İskandinavya ülkelerinde yaşayan, ülkemizde ise yalnızca Ağrı Dağı’nın yüksek yamaçlarında bulunduğu düşünülen kelebeğin, Son Buzul Çağı’ndan bugüne kadar burada yaşamını sürdürdüğü biliniyor. Araştırmacıların 4 Ağustos 1970 tarihinde Ağrı Dağı’nın yaklaşık 4000 m yüksekliğinde kaydettiği ve o günden sonra hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamayan kuzeyli nazuğum, 50 yıl sonra doğa korumacı ve kelebek araştırmacısı Süleyman Ekşioğlu ile yaban hayatı uzmanı Emin Yoğurtcuoğlu tarafından tekrar görüntülendi.

     Süleyman Ekşioğlu, uzun yıllardır doğa koruma ve kelebeklerle ilgili çalışmalar yaptığını belirterek, özellikle haklarında çok az şey bilinen kelebekleri daha ilgi çekici bulduğunu söyledi. Kuzeyli nazuğumu da bu sebeple araştırmaya karar verdiğini vurgulayan Ekşioğlu, kuşlarla ilgilenen Emin Yoğurtcuoğlu’nun kendisine bu süreçte yardımcı olduğunu ifade etti. Ekşioğlu, 3 günlük bir yolculuğun ardından Yoğurtcuoğlu ile Ağrı Dağı’nın 3800 m yüksekliğine çıktıklarını, kelebeği bularak fotoğrafını çektiklerini anlattı. Hedeflerine ulaşmanın mutluluğunu yaşadıklarını vurgulayan Ekşioğlu, “İlk dakikalar gördüğümüz şeye inanamaz duruma geldik. Daha sonra tabiî bu türün başka bireylerini de gördük. İyi fotoğraflarını çektik” dedi. Ekşioğlu, kelebeğin bundan 12 bin yıl önce, Son Buzul Çağı’nda aşağıya indiğini, buzullar çekilmeye başlandığında da kuzey ikliminin yaşandığı Ağrı Dağı’nın kuzey yamaçlarında kaldığını belirterek, “Normalde kelebeğin doğal yaşam alanı burası değil ama Son Buzul Çağı’nda coğrafyamıza doğru geliyor ve burada kalıntı olarak kalıyor. Gidebileceği de hiçbir yer yok. Ağrı Dağı’nda sıkışmış bir tür” dedi. Kuzeyli nazuğumun soğuk iklimde yaşayan bir tür olduğunu aktaran Ekşioğlu, “Zaten o yüzden Ağrı’nın kuzey yamaçlarında yaşıyor. Bu, bir gösterge tür olabilir. İlerde bununla ilgili yapılacak çalışmalar bize küresel ısınmanın etkisiyle ilgili pekçok bilgi verebilir. Düzenli olarak izlenip küresel ısınmanın üzerinde ne kadar etkisi olup olmadığına bakılması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu. Kuzeyli nazuğumun soğuk iklimde yaşayan bir tür olduğunu aktaran Ekşioğlu, “Zaten o yüzden Ağrı’nın kuzey yamaçlarında yaşıyor. Bu, bir gösterge tür olabilir. İlerde bununla ilgili yapılacak çalışmalar bize küresel ısınmanın etkisiyle ilgili pekçok bilgi verebilir. Düzenli olarak izlenip küresel ısınmanın üzerinde ne kadar etkisi olup olmadığına bakılması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.

     Van Gölü’nde Dünyanın En Büyük Mikrobiyalitleri Görüntülendi

     (25 Eylül 2019)

     Bir grup sualtı araştırmacısı, Van Gölü’nde gerçekleştirdikleri dalış sonrasında dünyanın en büyük mikrobiyalitlerini keşfettiler. Üstelik keşfedilen mikrobiyalitlerin yaşı 70.000 yıla ulaşıyor.

     Dünyanın en büyük sodalı gölü ve Kürdistan’ın en büyük gölü olma niteliğini taşıyan Van Gölü’nde yeni bir keşif gerçekleştirildi. Yeni keşifle birlikte süre önce keşfedilen 18 m boyunda ve 50.000 yaşında olduğunu tahmin edilen dünyanın en büyük mikrobiyalitinin rekoru kırılmış oldu.

     Sualtı görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan ve dalış eğitmeni Serkan Ök tarafından gerçekleştirilen keşifte 23. 4 m boyunda ve 68.000 – 70.000 bin yaşında olduğu tahmin edilen yeni bir mikrobiyalit tespit edildi. Yine Van Gölü’nde gerçekleştirilen keşifle birlikte “dünyanın en büyük mikrobiyaliti” ünvânı da el değiştirmiş oldu.

     Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan sualtı görüntü yönetmeni Tahsin Ceylan, “Van Gölü ile ilgili hikâyem, Van Gölü Canavarı’nı aramakla başladı. Daha sonra Van Gölü ile ilgili birçok çalışma yaptık. ‘Van Gölü’nün Sırları’ konulu bir kitap çıkardık. Van Gölü’nde sadece bir dalış okulu var. Bu konuya üzüldüğümüzü belirtmek isteriz çünkü Avrupa’da küçücük yerlerde göllerin kıyılarında bile birçok dalış okulu var. Koca Van Gölü’’nde sadece bir dalış okulu var. Bizler de buradaki ekiple birlikte dünyanın en büyük mikrobiyalitini görüntüledik. Mikrobiyalitin kendisi bile tek başına bir ekosistem, yaşayan bir organizma. Dallanmış budaklanmış ve yüzeye yakın bir noktaya gelmiş” dedi.

     Keşfin heyecan verici olduğu belirten dalış eğitmeni Serkan Ök ise, “Van Gölü 1650 m yükseklikte bir irtifa dalış noktası. Biz burada dalış okulumuzu açtıktan sonra farklı bölgelerde dalışlar yaparak dalış noktaları belirlemeye çalışıyoruz. Yine yakın çevremizden aldığımız duyumla yüzeyden görülebilen bir mikrobiyalite gittik. Hazırlıklarımızı tamamlayıp dalış yaptık. Şu ana kadar bizim Van Gölü’nde yaptığımız çalışmalarda en büyük mikrobiyalit 18 m civarındaydı ve 50.000 yaşında olduğunu tahmin ediyoruz. Bunun ise en derin noktası 24, 5 m ve yüzeye olan seviyesi 1 m. Yani yaklaşık 23, 4 m boyunda bir mikrobiyalit. Dolayısıyla dünyanın en büyük mikrobiyalitlerini barındıran Van Gölü içerisinde de yine en büyük mikrobiyaliti bulmuş olduk.  Bu çok heyecan verici birşey. Ve tahminimize göre 68 – 70 bin yaşında. Mikrobiyalitin büyüklüğü heyecan verici. Yapısı Moskova´daki yapıları andırıyor. İnanılmaz güzel bir oluşumu var. Ekip olarak çok mutluyuz. Dünyaya bir katkı sağladığımıza inanıyorum. Van Gölü’nde dünyanın en büyük mikrobiyalitleri var. Sadece bunu görmek için bile çoğu insan buraya gelecektir” şeklinde konuştu.

     Bir sualtı fotoğrafçısı olan Mehtap Akbaş Çiftçi, keşifle ilgili olarak, “Mikrobiyalitler dünyanın enlerinden bir tanesi ama onun haricinde Van’ın sualtı turizmine katkı sunacak arkeolojik açıdan da çokça eserler var” dedi.

     Mikrobiyalit, siyanobakterilerin ve bazı mikroalglerin kalsiyum karbonat çökeltileri oluşturdukları kayaçlardır.

     Kürdistan Dağlarında 70 Üzüm Çeşidi Yetişiyor

     (1 Aralık 2019)

     Azad Kürdistan dağlarında 70 üzüm çeşidi yabanî bir şekilde yetişiyor.

     Kürdistan’da üzüm yetiştiriciliğinin uzun bir geçmişi var. Kürdistan’da çok eskiden beri doğal ortamda yabanî bir şekilde yetişen üzüm türleri bulunuyor. Yapılan araştırmalara göre Kürdistan dağlarında 70 tür yerel üzüm çeşidi yetişiyor. Özellikle Süleymaniye’de son yıllarda üzüm ekimi ve yetiştiriciliği önemli bir ticarî sektör oldu.

     Şeyh Sıddık Barawî, asıl iş olarak kumaş tüccarlığı yapıyor ancak yeni üzüm çeşidi yetiştirme merakından dolayı, Kürdistan’da yetiştirdiği güzel üzümlerle kısa bir zamanda bu sektörde tanınan bir isim haline geldi. Şeyh Sıddık Barawî’nin çiftliğinde yetiştirdiği güzel üzüm fidanlarına Kürdistan’ın farklı yerleriyle birlikte Arap ülkelerinden de büyük bir talep var. Rûdaw’a konuşan Şeyh Sıddık Barawî, “En büyük sevgi ve hayâlim yeni bir üzüm çeşidi yetiştirmek ve Kürdistan’a en güzel üzüm türlerini getirtmekti. Kürdistan’daki üzümlerden renk ve tat olarak farklı olan üzüm çeşitlerini yetiştirmeyi denemek istiyordum” dedi.

     Barawî, hayâllerini gerçekleştirmek için 11 yıl önce Süleymaniye’de bir tarla alarak işe başlıyor. Tarlayı aldıktan sonra Çin’e giderek 25 üzüm çeşidi fidanı getirten Barawî’nin denediği üzüm çeşitlerinden sadece 8’i Kürdistan’daki tarla ve hava koşulları için üretilmeye elverişli çıkıyor. Şeyh Sıddık, Bıxur, Subıryar, Şirî, Mıkyac, Mon Drup’un siyah ve kırmızı çeşidi, Gül ve Pencey Sihrawi (Sihirli Parmak) üzüm çeşitlerini kayıt altına almış. Barawî, “En son getirdiğim üzüm çeşidi Avustralya, Kanada ve Amerika’da geliştirilen Mon Drupe üzümüdür. Çok harika ve eski olan üzüm çeşidinin adı yok. Çin’de kilosu 56 dolardan satılıyor. Japonya menşeli olan şirî (süt) çeşidi üzümün kilosu ise Çin’de 113 dolara satılıyor. Tadı çok güzel ve gül kokulu. Bıxur üzümü de çok çabuk yetişiyor ve tadı çok harika” dedi.

     Yeni üzüm çeşidi yetiştirme konusunda firmalar arasında ciddi bir rekabet olduğunu belirten Barawi, “Mon Drup üzüm çeşidini bulana kadar çok büyük para harcadım. 5 kez Mon Drup çeşidi diye üzüm fidanı aldım ama hiçbirinde Mon Drup çıkmadı. Daha sonra Çin’deki bir çiftliği bana birkaç kez telefon açması, mail göndermesi ve hediye sunmasından sonra ziyaret etmeye razı oldum ve 50 aldım. Çünkü o çiftlik 2031 yılına kadar fidanlarının dünyada yayılmasını istemiyordu” ifadelerini kullandı. Mon Drup üzüm çeşidine tadı ve eski olmasından dolayı çok yüksek bir talebin olduğunu kaydeden Şeyh Sıddık Barawî, “Ürdün, Suriye, İran, Suudî Arabistan, Cezayir, Fas ve Ukrayna’da fidan talebinde bulundular ancak henüz hiçbir yere satmadım” dedi. Geçen yıl Kürdistan’daki çiftçilere 1000 üzüm fidanını tanesini 10 dolardan satan Şeyh Sadık, talepleri yetiştirebilmek için Çin’de kiraladığı tarlada 10 bin fidan dikti.

     Süleymaniye Tarım Müdürlüğü Geliştirme Birimi, Süleymaniye’de kendilerine ait tarlalarda bazıları yerel, bazıları da Avrupa ve Amerika’da yetiştirilen 37 üzüm çeşidi üretiyor. Süleymaniye Tarım Müdürlüğü Geliştirme Birimi Sorumlusu Zana Muhammed, “Şeyh Sıddık’ın bağındaki üzüm çeşitlerinin çoğu Kürdistan’da en iyi ve yeni çeşitlerdir. Sadece Gül çeşidi üzerinde yaptığımız incelemede farklı bir çeşit olduğunu tespit ettik ve kayıt altına aldık” diye konuştu.

     Dünyada en yaygın üzüm çeşitleri Avrupa ve Amerika olarak bilinen iki üzüm çeşididir. Dünya genelinde ekilen üzüm türlerinin % 90’ını bu iki çeşit oluşturuyor. Ama dünya genelinde kayıt altına alınmış 2000 üzüm türü bulunmasına rağmen Kürdistan’da 135 üzüm çeşidi kayıt altına alınmış.

     Kürdistan Tarım Bakanlığı, yerel üzüm çeşitlerinin arttırılması ve Kürdistan’a yeni üzüm çeşitlerinin getirilmesi amacıyla 2001 yılında Zuher Alamlî adında bir üzüm uzmanının aracılığı ve illerdeki personelin yardımıyla fidan çeşitlerini kurduğu bir çiftlikte topladı.

     Erbil Tarım Müdürlüğü Araştırma Birimi Sorumlusu Azuz Ahmed, “Uzmanların araştırma ve takip etmesiyle 128 üzüm tarzını biraraya getirebildik. Bunların bir kısmı Kürdistan’ın yerel üzüm çeşitleri, bir kısmı da Avrupa ve Amerika üzüm çeşitleriydi. Kürdistan’da üzüm bankası çiftliği kurmak amacıyla yaptık” dedi. Geçen yıllarda bütçenin azalmasından dolayı yeni üzüm çeşitlerini toplayamadıklarını belirten Azuz Ahmed, ancak çiftçilerin özel imkânlarıyla getirdiği üzüm çeşitleri arasından yaptığımız araştırmalar sonucu kayıt altına aldığımız üzüm türü sayısını 135’e çıkarabildiklerini söyledi.

     Babasıyla birlikte Erbil (Hewlêr)’in Ankawa semtinde 21 yıldır 10 dönümlük arazilerinde üzüm yetiştiren çiftçi Selwan Serdar Sake, 7 çeşitle başladığı bahçesinde şu anda 54 üzüm çeşidi yetiştiriyor. Selwan Serdar Sake, “Bahçemde yetiştirdiğim 54 üzüm çeşidinin bazılarını Erbil Tarım Müdürlüğü Araştırma Birimi’nden, bazıları Amerika’dan ve bazılarını da komşu ülkelerden getirttim. Yıllık 50 – 60 bin ton üzüm yetiştirerek pazara sunuyorum. Ayrıca, çiftçi ve fidancılara da binlerce fidan satıyorum” dedi. Güzel üzümlere çok ilgi gösterilmediğini kaydeden Selwan Sake, “Krimsun adında çekirdeksiz bir üzüm çeşidimiz var ve çok güzel. Avrupa’da kilosu 7 euroya satılıyor ama Kürdistan’da 1 dolardan fazlaya satılmıyor” ifadelerini kullandı.

     Üzüm geliştirme ve yetiştirme alanında doktora sahibi Dr. Şebeq Hewezî, “Kürdistan dünya genelinde çok eskiden beri dağlarda yabanî bir şekilde yetişen 70 yerli üzüm çeşidine sahip. Ancak bu üzümler daha sonra Avrupa’ya götürülerek yeni isimlerle Avrupa üzümleri olarak kaydedilmiş” diye konuştu. Hewezî, “Kürdistan toprağı fidan ekimine çok elverişli. Çiftçilerde fidan ekimi ve yetiştirilmesi konusunda iyi bir uzmanlığa sahip. Araştırma ve geliştirme çalışmaları ile birlikte yeni tür üzüm çeşitlerinin de getirilmesiyle Kürdistan onlarca üzüm çeşidine sahip olmalı” dedi.

     İbrahim Sediyani

     SEDİYANİ HABER

     31 ARALIK 2019

 

412 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir